27 Mart 2013 Çarşamba 11:08
Milyonlarca Kürdü dışlayarak ulusal bütünlük korunamaz

Milyonlarca Kürdü yok sayarak ulusal bütünlüğün sağlanacağını iddia etmek gerçekçi değildir. 40 yıldır süren çatışmalar 40 bin can aldı. Barışı çözüm olarak görmeyenler açıkça söylemeliler, “biz askeri çözümden yanayız” diye.. Hiçbir çözüm yolu sunmadan vatan, millet, Sakarya nutukları ile barışa karşı çıkmak yurtseverlikle bağdaşmaz. Ölenler halkın çocukları.. Siz 40 bin kişi yetmez, daha çok insan ölmeli diyorsanız, sizin sol ile, halk ile de bir ilişkiniz, bağınız olamaz..

Bugün barışa karşı çıkanlar tekelci kapitalizmin yoksullaştırdığı milyonların sesine de kulak vermeyenlerdir. Son 10 yılda on binlerce KOBİ battı.. 13 milyon icra dosyası mevcut.. On binlerce kişi ekonomik suçlardan hapiste veya kaçak yaşıyor.. Milyonlarca insan haciz tehdidi altında kaçak yaşıyor.. Bu insanların alacaklıları bankalar, faktöringler, tefeciler.. Türkiye’de bankacılık büyük ölçüde yabancıları elinde..40 bin can yetmez, daha çok ölmeli diyenler küreselleşmenin ve tekelleşmenin yoksullaştırdığı, işsiz bıraktığı milyonların sorunlarına da biganedirler. Küreselleşmenin batırdığı on binlerce KOBİ’ye onlar ilkel bir kafa ile yaklaşırlar, onları suçlu ve dolandırıcı görürüler. Bunların kafa yapıları borç-alacak ilişkisinde hala feodal dönemdedir.. Her ne kadar aydınlanmadan bahsedip dursalar da kafalarının içi karanlıktır.. Bu karanlık kafalarla halkı cahillikle suçlamaktan da geri durmazlar..

Bugün bakınız, en koyu ulusalcı partinin oyu  % 1 in altındadır. Devrimler halkın desteği ile gerçekleşebilir.. Siz halka ne kadar yakınsanız, halk da size o kadar yakındır.. Halk desteği demek elbette % 51 oy demek değildir, ama % 1 de değildir.

Türkiye’de en tehlikeli ayrılıkçılık ırkçılıktır, ırkçı yaklaşımlar bu ülkeyi paramparça eder.. Türkiye’nin çimentosu laiklik ve bütünleştirici ulus ve vatandaşlık anlayışıdır. Irkçı, dinci yaklaşımlar ülkeyi böler, parçalar.

Halkın sorunlarına yabancı, ülke gerçeklerinden kopuk vatan, millet, Sakarya nutukları ile bolca alkış alabilirsiniz, ama ne halktan destek alabilirsiniz, ne de ülke bütünlüğüne katkı verebilirsiniz..

Türkiye’ni son on yılında, AKP iktidarında piyasa ekonomisi daha kararlı uygulanırken, özelleşme hız kazandı. Bu dönemde Dünya Ticaret Anlaşmasının genişlemesi, Çin’in anlaşmaya taraf olması küreselleşmeyi hızlandırdı. İşte bu dönem başta tekstil olmak bir çok sektörde iflaslara yol açtı.. Aynı dönemde bankacılık sektörüne yabancılar önemli oranda girdi ve bankacılık sektörü en karlı sektör oldu ve büyüdü.. Bütün bu gelişmeler on binlerce esnafın batmasına, KOBİ’lerin iflasına neden olurken milyonlarca kredi kartı mağduru ve ekonomik suçlardan milyonu aşan ceza davası dosyasına, on binlerce insanı hapse girmesine neden oldu. Adalet Bakanının açıklamasına göre son 5 yıl sırf taahhüdü ihlalden 85.000 kişi hapse girdi, bu suçtan kaçak olanlar hariç..

Ulusalcılar ve kendini  sol  olarak tanımlayanların önemli bir bölümü halkın bütün bu sorunlarına uzak durdular..

Tekelci kapitalizmin yarattığı bütün bu haksızlıklara karşı halka öncülük yapması gereken sosyal demokratlar, ulusalcılar sadece sessiz kalmadılar, bu haksızlıkları az da olsa gidermeye yönelik düzenlemelere karşı çıktılar.. İstanbul Barosu’nun da içerisinde bulunduğu Marmara Baroları toplanıp karşılıksız çek cezalarının kalkmasına ve haczedilmezliğin sınırlarının genişletilmesine karşı ortak açıklama yaptılar.

Ulusalcı barolar bu açıklamayı yaparken çokça kullandıkları anti emperyalizmi unutuverdiler.. Çünkü bu tutumları ile banka ve faktöringlerden yana tavır almışlardı. Onlar tekelleşmenin ve küreselleşmenin işsiz bıraktığı, yoksullaştırdığı ve bu nedenlerle kredi kartlarını ödeyemeyen insanlara karşı acımasız bir tutum sergilediklerinin farkında değillerdi. Gene küreselleşme ve tekelleşmenin iflasa sürüklediği on binlerce KOBİ’ye karşı duyarsız kaldıklarını düşünmüyorlardı..

Onlar bu acımasız karşı tavırları alırken AKP hükümeti karşılıksız çeki suç olmaktan çıkararak, ev hacizlerine sınırlama getirerek milyonların sempatisini kazanıyordu..  Diğerleri ise borçluları ilkel bir kafa ile suçlu olarak görmeye hala devam ediyorlar.. Onlar borçlunun evdeki bir televizyonunun, bir buzdolabının haczinden yanalar.. Hatta bebelerin oyuncaklarının bile haczinden yanalar.. Onlara göre bütün borçlular dolandırıcıdır, suçludur.. Borçluların yaşama hakkı yoktur veya buzdolabı, televizyon ihtiyaçtan sayılmaz..

İşte onlar, kapitalizmin yarattığı haksızlıklardan, tekelleşmeden, küreselleşmeden bihaber vatan kurtarıcılığına soyunuyorlar.. “Söz konusu olan vatansa”  Kürt doğmak suçtur, 40 bin kişi ölmüş, ne önemi var,40  bin daha ölsün.. Onlar için işin, aşın, barışın ve özgürlüğün vatan yanında ne önemi var!.. İşçileşen on binlerce avukatın sorunları da onların gündeminde yoktur..

Soyut bir antiemperyalizm, ruhsuzdur.. Gerçek antiemperyalizm halkın içinde olmak, halkın içinde örgütlenmekle mümkündür. Bunun için de halkın sorunlarına yabancı olmayacaksınız..

KOCASAKAL’ın dediği gibi Samsun, Amasya, Sivas ve Erzurum Kongreleri ile halkla kucaklaşmak, yeni bir antiemperyalist ruhla yola çıkmak gerekir, Türkiyle, Kürdüyle, lazıyla, emekçilerle, işçilerle, yoksullaşan milyonlarla bütünleşerek.. Aksi laf -ı güzaftır..


Son Güncelleme: 27.03.2013 11:37
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol