17 Nisan 2013 Çarşamba 21:48
MESLEKİ DEĞİL AMA İNSANİ(!) BİR HABER. BİZ NE YAPIYORUZ BÖYLE?
İstanbul'daki Galata Köprüsü'nde balık tutan bir vatandaşın, kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmesi ve vatandaşların hiçbir şey olmamış gibi balık tutmaya devam etmeleri tepkilerine neden oldu. Yaşlı adamın üzerine ceket örtülen cansız bedeni yerde yatarken yanındaki kişilerin balık tutmaya devam etmesi tartışma yaratırken biz de "insanlık öldü mü?" diye sorduk. Kimi toplumsal değerlerimizin büyük bir erozyona uğraması nedeniyle bu tür olaylarla karşılaştığımızı söylerken kimileri de balık tutanların zevk için değil ekmek parasının derdinde olduğu için avlanmaya devam ettiklerine dikkat çekti.

"Survivor gibi yarışmalar dayanışmayı yok ediyor"
Prof.Dr.Şebnem Korur Fincancı (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı)

Bir insanın ölmesi ve o insanların ölenle ilgili kaygı, üzüntü taşımıyor olmaları gerçekten çok üzücü. Büyük şehir, yaşamak daha zor olduğu için insanları daha bireyci ve yalnız hale dönüştürüyor. Birbirimize olan sevgimizi saygımızı yitirdik. Bunda özellikle ana akım iletişim araçlarının çok büyük payı var. Survivor gibi bir takım yarışma programlarında; insanların birbirini yenmelerinin desteklenmesi dostluk, sevgi, dayanışma gibi duyguları yok eden tutumlar. Yalnızlaşan, bireysel, çıkarları doğrultusunda davranan insanlara dönüştük. Değerlerimiz çok ciddi bizimde erozyona uğradı. Bunun geri planında; yıllar içindeki eğitimimizde yaşanan ciddi çöküş, ekonomik sistemin son derece düzensiz ve oynak olması, insanların kendilerini var edebilmek için değerlere özen göstermeden birbirini dolandırır hale gelmesi ve bunun onaylanması var. Kapitalist ekonomik sistemin kaçınılmaz sonucu bu. İnsanlık değerleri, üretim ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi gerekecek.

Artık insanlar ne ölüyle ne de diriyle ilgileniyor
Prof.Dr.Bayraktar Bayraklı (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi)

Bu olay manevi kültür açısından önemlidir. Ölülerle ilgilenmek gerekiyor. Bir Müslüman bir Müslümanın hem dirisi hem ölüsüyle ilgilenmek mecburiyetindedir. Ama bir manevi kültür erozyonu var. Artık ağaçlar kesilmiş, toprak cascavlak kalmış ve ufak bir yağmurda erozyon alıp götürüyor. Bizim manevi eğitimimiz çok zayıf. Malesef gittikçe kötüye gidiyor. Artık insanlar dirilerle ilgilinmiyor. Bir yalnızlaşma, bir ötekileştirme başlamıştır. Eskiden insanlar birbiriyle ilgileniyor, düşeni- öleni kaldırıyordu. Şimdilerde bu değerleri yavaş yavaş kaybediyoruz. O kişi yerde yatarken balık tutanlara "Yazıklar olsun insanlığınız öldü mü?" diyorum. Batı dünyasında bu yabancılaşma krizlerini varoluş felsefesiyle aşmaya çalmışmışlar. Varoluşçuluk felsefesi bir krizler tedavisidir. Oysa bizim elimizde Kuran gibi bir kitap olduğu halde bu yabancılaşıma krizlerini aşamıyoruz. Bunun sebebi din eğitiminde Kuran-ı Kerim-i kullanmamamız.

"İnsanlar vicdanlarını islah etmeli"
Avukat Fevzi Gümüş (Pir Sultan Abdal Derneği Eski Bşk.)

Genel olarak kapitalizmin insanları yabacılaştırıcı bir özelliği var. Son zamanlar bizim memlekette sık karşılaşır olmamız insanların bu kapatilazmin yabancılaştırıcı etkisinin yanı sıra kendi dışındaki sorunlara çok biraylsel bencil yaklaşmalarının etkisi olduğunu düşünüyorum. Vicdanı, insanı olarak kabul edilebilir bir tarafının olmadığı açık. Eskiden insanlar kapı komşularının başına bir hal gelse onun derdini kendi yüreklerinde hisseder, onlarla dayanışma içinde olmayı denerlerdi. Gemisini kurtaran kaptan anlayışı topluma hakim konuma gelmiş durumda. Her şeyden önce bizi var eden şeyin vicdani durumunuz olduğunu unutmamız lazım. İnsanların vicdanlarını islah etmelerinde fayda var.

İhtiyaçları olduğu için orada balık tutuyorlar
Murat Sarı (Konsensüs Araştırma ve Danışmanlık Genel Müdürü)

İnsanlık öldü diye yaklaşmayacağım ama normal de bulmuyorum. İnsanların bazı ihtiyaçları var. Balık tutmak da oradakiler için bir ihtiyaç. Muhtemelen oradaki insanlar bunu zevkine yapmıyor. Tuttukları balıkları ya satacak ya da akşam evlerine götürecekler. Adamcağız zaten vefat etmiş, biz işimize devam edelim diyorlar. Suç o ölen kişiyi orada saatlerce tutan otoritede. O vefat eden yaşlı insanı oradan hemen kaldırmak, götürmek lazım. Çünkü orası bir yaşam alanı. Hatta insanların yaşamsal ihtiyaçlarını giderdikleri bir alan. Balık tutmaya devam etmeleri görüntüsel olarak çok da normal değil. Onu garipsemeden yaptığınız işe devam ediyorsunuz. Bu da normal değil. İki ucu pis bir değnek misali. Eski değerlerimizde orada birisi vefat etse hemen köprü kapatılırdı. Ya da biri öldüyse koskoca sokak kapatılırdı. Ve bunu yapan da otorite değil orada yaşayan insanlardı. Ama bu değerler çok eskide kaldı.

"Ben oradan uzaklaşmayı tercih ederdim"
Prof. Dr. Gülden Güvenç (Işık Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı)

İnsanlar hangi nedenlerle bu kadar duyarız davranıyor, neden hayata devam ediyor diye araştırmak gerekiyor. Ben herhalde oradan uzaklaşmayı tercih ederdim. Çünkü birini ölmesi çok üzücü. Bu, insanda çaresizlik duygusu uyandırıyor. Çaresizlik hissetmişim, herhangi bir şey yapamamışım. Oradan uzaklaşmak bir tür kaçış gibi olurdu. Ama bu birey olarak benim hissetiğim duygu. Bireyler arası farklılık olabilir. Balık tutan kişinin aile çevresinden biri olsa onun reaksiyonu daha farklı olacaktı ama diğerleri tanımıyor. Bu bir duyarsızlık olarak nitelendiriliyorsa bu duyarsızlığın toplumsal yönlerinin araştırılması lazım. Ama bu duygusuzlaşma insanlık öldü mü sorusunu berberinde getirmemeli. İnsanların bu tavrı bir duyarsızlık olarak nitelendiriliyorsa bunun temellerinde toplumsal, kişisel nedenler olabilir. Aslında yapılması gereken en doğru şey o insanlara gidip 'Şu anki duygularınız nedir?' diye sormak.

"Ne ekiyoruz ki, ne biçeceğiz?"
Cenap Nuhrat (Sosyal Araştırmalar Merkezi Başkanı)

Bizim bir parçası olduğumuz bu evrenin yaşı 13.7 milyar yıl. İçinde yaşadığımız güneş sistemi 5 milyar yaşında. Dünyamızda yaşamın başlangıcı 3-4 milyar yıl öncesine gidiyor. İnsanın evrimleşme süreci milyonlarca yıl sürmüş ve halen sürmekte. Bir insan ömrü ortalama 70-80 yıl. Hayat bir mucize. Ve insan, hayatın baş eseri. İnsan çok değerli. Sürekli evriliyor. İçindeki sürüngenle mücadele ederek evriliyor. Beyninin yaklaşık üçte biri hâlâ sürüngen izleri taşıyor. İnsan içindeki sürüngenle mücadele ederek evrilecek ya da bir noktada mucize son bulacak, kendisiyle birlikte yeryüzündeki hayatı yok edecek. Evlerimizde, okullarımızda çocuklarımıza yaşamın nasıl inanılmaz bir armağan olduğunu anlatıyor muyuz? Başkasının kanına susamış sürüngenin değil, insanın değerlerini öğretiyor muyuz? Hepimizin canlı-cansız muazzam bir sistemle bir ve aynı şey olduğumuzu söylüyor muyuz? Milyarlarca yıldızla aynı kumaştan dokunduğumuzu anlatıyor muyuz? Hayata ve insana saygı duymayı öğretiyor muyuz? Ne ekiyoruz ki, ne biçeceğiz?

"Ölüm kanıksanmış"
Prof. Dr. Nilüfer Narlı (Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı)

"Ölümü çok kanıksadığını görüyorum. Çünkü başka örneklerde de bunu görebiliyoruz. İkincisi o kişi öldüğü için artık yapılabilecek bir şey olmadığını düşünüyorlar. Ama beni düşündüren yüzlerinde hiç üzüntü ifadesi olmamasıydı. İnsan bir bakar, döner, üzüntü hisseder ama onlarda hiç bir üzüntü ibaresi görülmüyor. Bu da insanların ölümü çok kanıksadığını gösteriyor. İnsanlar eğer kendi ailesi, akrabasının bir sorunu olursa hemen koşuyorlar fakat diğer bir insana yardım etmekten uzak duruyorlar. Bunu 1999 depreminde de gördük. Birçok insan komşusu evinden çıkabildi mi bununla ilgilenmedi. Bu çok düşündürücüydü. Ölümü bu kadar kanıksamak olumsuz bir duygu. İnsanlar televizyonda ölümü ve şiddeti görüyor acaba bunlar normalleşip sıradanlaştı mı? Belki de öyle bir sorun yaşıyor.



Son Güncelleme: 17.04.2013 21:56
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol