07 Kasım 2011 Pazartesi 12:04
KARŞILIKSIZ ÇEK DÜZENLEMEK SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILIYOR!
I. GENEL BAKIŞ
             Ticari hayatta kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak çekin karşılığı olmadan düzenlemesine de giderek daha fazla rastlanmaktadır. Ülkemizde bu konuda ilk düzenleme 1929 yılına aittir. TBMM’nin 1929 tarihli tefsir kararı, karşılıksız çek düzenleme suçunun cezai yaptırımını düzenleyen ilk kaynaktır. 3167 sayılı (Eski) kanun yürürlüğe girene kadar karşılıksız çek düzenleme suçu, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 503. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun özel bir şekli olarak kabul edilmiş ve buna göre cezalandırılmıştır.
       3167 sayılı (Eski) kanundan önce karşılıksız çek keşide edilmesinin dolandırıcılık suçu olarak kabul edilmesine; Almanya, Avusturya, İngiltere ve Danimarka gibi ülkelerde de rastlanmaktadır. Buna göre, dolandırıcılık suçunun unsurlarının varlığı halinde karşılıksız çek keşide etmek de suç olarak kabul edilmektedir. Karşılaştırmalı hukukta kabul gören bir diğer sisteme göre ise, karşılıksız çek keşide etme suçunda özel hüküm öngörülmektedir. Bu sistemi kabul eden ülkeler, Fransa, İtalya, İspanya ve 3167 sayılı (Eski) kanunla beraber Türkiye olmuştur.
       Başka bir suça ait unsur bulunmadıkça, modern ceza hukukunu uygulayan ülkelerde, genel olarak, karşılıksız çek keşide etme suçunun hapis cezası yerine çoğunlukla para cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir. Örneğin İtalya’da15/12/1990 tarihli kanunun 2. maddesiyle %10 para cezası, ancak önemli hallerde altı aya kadar hapis cezası; Japon Ticaret Kanunu’nun 536. maddesiyle 05-1000 Yen arasında değişen miktarda para cezası; Macaristan’da %2 para cezası; Brezilya ve Belçika’da %10 para cezası; Yunanistan’da 1000 Drahmi para cezası ve Venezüella’da başka bir suç bulunmadıkça %10 para cezası öngörülmektedir.
 
II. TÜRK HUKUKUNDA KARŞILIKSIZ ÇEK DÜZENLEME SUÇU
       Bir kambiyo senedi olarak “çek”, 01/01/1957 günü yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu’nun 692-735 maddelerinde düzenlenmiştir. 03/04/1985 günlü 3167 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden önce karşılıksız çek keşide etme fiilinin dolandırıcılık suçu hükümlerine göre cezalandırılacağı TBMM’nin 17/01/1929 gün ve 471 sayılı tefsir kararıyla kabul edilmiştir. TBMM’nin tefsir kararıyla uygulama 1985 yılına kadar bu şekilde devam etmiş, 1985’te ise bir ödeme aracı olarak çeke olan güvenin artırılması, çek kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun kabul edilmiştir.
       3167 sayılı kanunun tatbikinde zaman içinde ortaya çıkan sorunlar, kanunda bazı değişikliklere gidilmesi ihtiyacını doğurmuştur. 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi Ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 26/02/2003 tarihinde kabul edilmesiyle 3167 sayılı kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır.  Anılan kanunun genel gerekçesinde, karşılıksız çek keşide etme suçu ile ilgili ceza davası sayısında gün geçtikçe artış meydana geldiğine değinilerek, karşılıksız çek keşide etme suçuna öngörülen müeyyidede değişik yapılması ihtiyacı; çağdaş ceza hukukunda, ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucu bu ilişkilerden doğan ve netice itibariyle cezai müeyyideyi gerektiren eylemlere hürriyeti bağlayıcı cezanın başvurulacak en son çare olarak öngörülmesi anlamındaki “ekonomik suça ekonomik ceza” ilkesiyle açıklanmaya çalışılmıştır.
            3167 sayılı kanunun kabulü ile karşılıksız çek keşide etme fiili (suçu), TCK’nun dolandırıcılık suçuna ilişkin hükümlerine göre değil, 3167 sayılı kanunun 16. maddesindeki düzenlemeye göre cezalandırılmıştır. 3167 sayılı kanunun gerekçesinde; dolandırıcılık suçunun unsurlarının karşılıksız çıkan her çek yönünden tespiti mümkün olmadığından, bu şekilde çek keşide edenlerin bir kısmının cezasız kalması gibi durumların ortaya çıktığı ve bu durumun çeke olan güveni sarstığı ifade edilmiştir. 3167 sayılı kanunun 16. maddesiyle karşılıksız çek keşide etme suçunun “bağımsız suç” olarak düzenlenmesinin temel amacı, dolandırıcılık suçunun unsurlarını aramaya gerek kalmaksızın keşideciyi cezalandırabilmektir.
            3167 sayılı (Eski) kanunun yürürlükte olduğu dönemde Anayasa’nın, “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” şeklindeki 38/8 maddesine uygun olarak Yargıtay;
            “Çek anlaşması, her iki tarafa borç yükleyen bir akittir. Karşılıksız çek keşide etmek suçu iradi olarak düzenlenen çekin bankaya ibrazında oluşan, yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olan ve objektif sorumluluk esasına dayanan bir suç olduğundan, Anayasanın 38/8 maddesindeki kurallarla çelişmektedir. Üst norm olan ve lehe bulunan Anayasa hükmüyle çelişen bir kuralın uygulanabilirliğinden söz edilmesine olanak bulunmadığından, çelişkiyi gideren yeni bir yasal düzenleme yapılmasının beklenilmesinde ve buna göre sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.”
            şeklinde içtihat geliştirmiştir.[1]
       5941 sayılı (Yeni) Çek Kanunu ise, karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçunda yaptırım olarak (mükerrir olup olmadığına bakılmaksızın) adli para cezası ile güvenlik tedbiri olarak çek hesabı açma ve çek keşide etme yasağına yer vermiştir. 5941 sayılı kanunun 5/1 maddesine göre, her bir çekle ilgili olarak, bin beş yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak hükmedilecek adli para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Verilecek adli para cezası çekin karşılıksız kalan kısmından aşağı olamaz. Karşılıksız kalan miktar ise, bankanın ödemekle yükümlü miktar hariç olmak üzere çek bedelinden ibraz anında çek hesabında bulunan miktar düşüldükten sonra kalan kısımdır.
       5237 sayılı (Yeni) TCK’nun 52. maddesine göre adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarla çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibarettir. En az yirmi ve en fazla yüz lira olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarının takdirinde, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurulur. Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.
       Hâkim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Ancak taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.
       Adli para cezasını içeren ilâm, Cumhuriyet başsavcılığına verilir. Cumhuriyet savcısı (30) gün içinde adli para cezasının ödenmesi için hükümlüye bir ödeme emri tebliğ eder. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106/3 maddesine göre hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararıyla ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir. Hükümde adli para cezası taksite bağlanmamışsa, bir aylık süre içinde adli para cezasının üçte birini ödeyen hükümlünün isteği üzerine geri kalan kısmının birer ay arayla iki eşit taksitte ödenmesine izin verilir. İlk taksitin süresinde ödenmemesi halinde, ikinci takside ilişkin verilen izin hükümsüz kalır.
       Adli para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adli para cezalarına mahkumiyet halinde ise bu süre beş yılı geçemez. Hükümlü, hapis yattığı günlerin dışındaki günlere karşılık gelen parayı öderse hapisten çıkartılır. Adli para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz. Hapse çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olan adli para cezasıdır.
       İnfaz edilen hapsin süresi, adli para cezasını tamamıyla karşılamamış olursa, geri kalan adli para cezasının tahsili için ilam, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından mahallin en büyük mal memuruna verilir. Bu makamlar tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre kalan adli para cezası tahsil edilir.
 
       III. ELEŞTİRİ
 
       Çekin kambiyo senedi vasfı ve hukuki niteliği dikkate alındığında karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçuna adli para cezası ve ödenmediği takdirde bunun hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüşmesi doğru değildir. 5941 sayılı (Yeni) Çek Kanunu’nda üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibraz edilen çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında hamilin şikâyeti üzerine adli para cezası öngörülmesinin (adli para cezası ödenmediğinde hapis cezasına dönüşeceğinden) hiçbir esprisi yoktur.
       AB üyesi ülkelerde karşılıksız çekle ilgili olarak hürriyeti bağlayıcı yaptırım sistemi öngörülmemiştir. Bu ülkelerde karşılıksız çekle ilgili olarak hürriyeti bağlayıcı yaptırım yerine idari para cezası verilmektedir.
       Karşılıksız çek düzenleme fiili tek bir açıdan değerlendirilmemelidir. Gerçekten tipik dolandırıcılık fiili olduğu halde bazı olaylar karşılıksız çek keşidesi olarak değerlendirilmekte, böylece sırf ekonomik sebeplerle birçok kişi cezalandırılmış olmakta ve bu yolla işlenen dolandırıcılık fiilleri cezasız kalmaktadır. O halde yapılması gereken, çekin bir suç aracı olarak kullanılmasının önüne geçmek suretiyle bunun cezalandırılmasıdır. 3167 sayılı (Eski) kanun ve değişiklikleri böyle bir amaçla hazırlanmadığı gibi 5941 sayılı (Yeni) kanunda da böyle bir tedbir ve cezalandırma mekanizması öngörülmemiştir.   
       Ekonomik krizle birlikte ticaret hayatında yaşanan sıkıntılar kredi kartlarında olduğu gibi çek kullanımında da oldukça sorunlu bir döneme girilmesine sebep olmuştur. Ekonomik dalgalanmalarla birlikte karşılıksız çıkan çekler ve bu konuda açılan dava ve icra takibi sayısı her geçen gün artmıştır. 3167 sayılı (eski) kanunun son sekiz yıllık uygulaması göstermiştir ki, karşılıksız çek suçunun hürriyeti bağlayıcı cezaya bağlanmasının herhangi bir caydırıcılığı yoktur. Üstelik her geçen yıl karşılıksız çıkan çek sayısı artmış ve bu sebeple ceza alanlar, cezaevlerinin kapasitesini aşmıştır. Bir suçun ve bu suça uygulanacak ceza hükmünün, o suçu ortaya çıkaran şartlardan bağımsız olarak düşünülmesi mümkün değildir. Hiçbir basiretli ve dürüst tacir, “çekinin arkasının yazılması”nı istemez. Herkes ticari hayatını çeklerini ödeyebilmek, itibarını korumak ve geliştirmek arzusuyla sürdürmek ister. Ancak etkileri halen devam eden (küresel) ekonomik kriz dürüst, namuslu ve iyi niyetli tacirleri bile hapis cezasına muhatap etmiştir.
       Karşılıksız çek keşide etmek suçu için öngörülen hapis cezasından, ceza politikası bakımından beklenen sonuç elde edilememiştir. Kişileri uzun bir süre hapiste tutmak, bu kişilerin çalışmasını, kazanç ve borç ödeyebilme fırsatlarını engellemekten başka bir işe yaramamaktadır. Kaldı ki Yargıtay’ın 3167 sayılı (Eski) kanuna dair görüşlerinde ifade ettiği gibi, karşılıksız çek keşide etmek suçu, gerçek ve tüzel kişilerin ticari ilişkilerinden kaynaklanan ve edimin yerine getirilmesine yönelik yaptırımı içermektedir. Bir ticari ilişkiden kaynaklanan borcun yerine getirilmemesi ve suç olarak tanımlanması mümkün değildir. Suç genel teorisindeki sorumluluk esaslarına aykırı bir şekilde suç tipi tarif edilmektedir. Çek, kural olarak, özel hukuk alanını ilgilendiren bir kambiyo senedidir. Karşılıksız çek keşide etmenin hapis cezası yaptırımına bağlanmasının mantıklı hiçbir gerekçesi yoktur.
       Bu çerçevede, 5941 sayılı (Yeni) kanunun ceza yaptırımı bakımından 3167 sayılı (Eski) kanundan hiçbir farkı yoktur. Kişiler, verilen adli para cezasını ödeyemedikleri takdirde yine hapis cezasıyla karşı karşıya kalacaktır. Dikkat edilirse, bu cezanın karşılıksız çıkan çekin ödenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur. Zira para cezasına mahkum olanlar bir şekilde temin etmek suretiyle bunu devlet hazinesine ödeyebilseler de, karşılıksız çek alacaklısının eline bir kuruş dahi geçmeyecektir. Para cezasını ödeyemediği için hapis yatan kişiler işlerini ve para kazanma imkânlarını kaybettiğinden, alacaklılar paralarını tahsil ümidini hepten yitirmektedir. Borç-alacak ilişkilerinin yasal belgesi borç senedi, yani bonodur. Dünyanın her yerinde borç-alacak ilişkileri bonoyla yürür. Bonosunu (senedini) vadesinde ödemeyen hakkında kanuni takibat yapılır. Bu tür kanuni takibatta İcra ve İflâs Kanunu (İİK) uygulanır. Ancak bu türden takibatta bono (senet) borçlusunun hiçbir şekilde hapis cezasına muhatap olması ihtimali yoktur.
       Çekte yaşanan en büyük sorun, bankalara yeteri kadar sorumluluk yüklenmemesinden kaynaklanmaktadır. Bankalar, yeterli ve gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan neredeyse her başvuruyu kabul edip, kişilere çek hesabı açmaktadır. Çekte bankaların ve banka görevlilerinin hukuki ve cezai sorumluluğunun (yok denecek kadar) az olması, karşılıksız çek sorununun bu noktaya gelmesinin asıl sebebidir. Bankaların çek konusunda gerekli özen ve hassasiyeti gösterdikleri söylenemez. Bankaların sorumluluğunun en az düzeyde olması esasına dayanan sistem dikkate alındığında çek sorunlarının 5941 sayılı (Yeni) kanunla çözüme ulaşması iyimser bir tahminden öteye geçemez. Bu konuda, bir bütün olarak, toplumun ekonomik ve ticari hassasiyeti göz önünde bulundurulmak suretiyle yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu çok açıktır. Büyük umutlarla bekleyen binlerce çek mağduru vatandaşın hayalleri suya düşmüştür.
       Çek; genel olarak özel hukuk alanını ilgilendiren bir senet türüdür. Çek, tıpkı diğer kambiyo senetleri gibi, TTK’da düzenlenmiştir. Çek, belirli bir bedelin kayıtsız şartsız ödenmesi havalesini içeren bir kambiyo senedidir. Çek, bir ödeme aracı olup bunun dışında vadeli bir alışverişin aracı olarak kullanılamaz. Çekin fonksiyonu Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmıştır. Karşılıksız çek keşide etme suçları ticari ilişkiden kaynaklanan bir edimin yerine getirilmemesi eylemine dayanmaktadır. Yargıtay’ın Adalet Komisyonu’na gönderdiği görüşte de açıkça tespit edildiği üzere, bir ticari ilişkiden kaynaklanan borcun yerine getirilmemesinin suç olarak tanımlanması ve ceza yaptırımı getirilmesi, ceza hukuku genel ilkeleriyle çatışmaktadır. Suç genel teorisinde tanımlanan sorumluluk esas ve ilkelerine aykırı olarak suç tipi kurulması kabul edilemez.
       Komisyondaki görüşmeler sırasında karşılıksız çek keşide etmenin ceza yaptırımına bağlanmasının sebebi, “çekin karşılığının ödenmesini sağlamak” olarak ifade edilmiştir. Böyle bir anlayışla özel hukuk alanındaki bir ticari ilişkiden doğan alacağın ödenmesini sağlamak için ceza ihdas edilmesi, hukuken kabul edilebilir bir durum değildir. Kanun koyucunun, çekin karşılıksız çıkması şeklindeki ihlale hapis cezası veya hapis cezası sonucunu doğuracak yaptırımlar dışında hukuki yaptırımlar öngörmesi mümkündür.
       Çekin ekonomik işlevinin güçlendirilmesi ve çeke karşı güvenin yükseltilmesi için bankaların sorumluluğu alanında özel düzenleme yapılmalıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun çekle ilgili hükümleri, özellikle 695. maddesi uyarınca bankaların sorumluluğunun artırılması, hatta karşılıksız kalan çek bedelinin tamamından sorumlu olması öngörülmelidir. TTK’nun 695. maddesi uyarınca bankalar çek vermekle, çek hesap sahibine verdikleri çekin karşılığının bulunduğunu ve bu karşılık üzerinde hesap sahibinin tasarruf hakkı ve yetkisinin bulunduğunu açıkça kabul etmişlerdir. Bu hüküm görmezlikten gelinerek bankaların sorumluluğunu yok denecek düzeyde tutarak sorun aşılamaz. Çekin, TTK’da belirlenen hukuki niteliği dikkate alındığında karşılıksız çek keşide etmenin suç olarak tanımlanması ve bunun için hapis cezası öngörülmesi kabul edilemez.
       Karşılıksız çıkan her bir çek yaprağı için bin beş yüz güne kadar adli para cezasının öngörülmesinin, çek bedelinin karşılıksız kalan kısmından az olamayacağı da hüküm altına alındığına göre, adli para cezasının üst sınırının olmadığı ortadadır. 5941 sayılı (yeni) kanun, çek bedelini dahi ödeyemeyen borçluların her bir çek için hükmedilen adli para cezasını ne şekilde ödeyeceğine cevap verememektedir. Ödenmediği takdirde adli para cezası hapis cezasına dönüştüğünden 3167 sayılı (Eski) kanunla öngörülen sistemin 5941 sayılı (Yeni) kanunla da muhafaza edildiğini ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Kronikleşen sorunun çözümü için 5941 sayılı (Yeni) kanunda değişiklik yapılması zorunludur.
       Bu cümleden olmak üzere 5941 sayılı (Yeni) kanunun eksiklikleri şu şekilde sıralanabilir:
• Çek hesabı açılmasına dair kredi hesabına benzer kurallar öngörülmemiştir,
• Kaynağı çek karnelerinin verilmesi aşamasında banka müşterilerinden temin edilmek üzere bir Karşılıksız Çek Fonu oluşturulmamış ve karşılıksız çek olayları çeşitlendirilerek her bir durumda çek bedelinin belli oranda bu Fon’dan karşılanması öngörülmemiştir,
• Karşılıksız çek olayları kademeli ekonomik yaptırımlara bağlanmamış ve bu yaptırımların keşideci ve bankalar için uygulanması sağlanmamıştır.
       5941 sayılı (Yeni) kanunda sayılan hususların hiçbiri bulunmadığından çeklerle ilgili günümüzde yaşanan sıkıntıların aynen devam etmesi ve bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hal alması muhakkaktır.
       5941 sayılı (Yeni) kanunda çeke kendisinden beklenemeyecek işlevler yüklendiği görülmektedir. Bu düşünce doğru değildir. Zira kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, terörün finansmanının önlenmesi ve kara paranın aklanması gibi hususlar mali mevzuatta veya ilgili başka kanunlarda yapılacak düzenlemelere konu edilmelidir.
            5941 sayılı (Yeni) Çek Kanunu, 3167 sayılı (Eski) kanundan kaynaklanan sorunları aşabilecek niteliklere ve unsurlara sahip değildir. Piyasada karşılıksız çekin yaygın olmasının en önemli sorumlusu, bu konuda üzerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getirmeyen bankalardır. 5941 sayılı (Yeni) kanun genel olarak değerlendirildiğinde mahkemeler, bankaların yardımcı kuruluşları haline getirilmiştir.
       Yapılması gereken iş, askı modeli gibi geçici çözümler üretmek yerine, bankaların sorumluluğunun artırılmasıyla karşılıksızdır işlemine sebebiyet vermek fiilinden dolayı kişinin hürriyetinden mahrum bırakılmasını önleyecek mekanizmanın oluşturulmasıdır. Kasıt ve kötüniyet olmadığı sürece ekonomik suçlara hapis cezası öngörülmesi insan onuruyla bağdaşmadığı için bu yöntem, çağdaş dünya ve demokratik toplumlarda terk edilmiştir.
 
IV. TASARI HAKKINDA
             Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, 20/12/2009 günü yürürlüğe giren 5941 sayılı (Yeni) Çek Kanunu ile 3167 sayılı (Eski) kanundan kaynaklanan toplam dava sayısı 405.704’e ulaşmış olup, 2010 yılında sadece karşılıksız çekten dolayı 250.302 kamu davası açılmış ve bunların 224.986’sı mahkumiyetle sonuçlanmıştır. Diğer bir deyişle, ceza mahkemelerinde açılan toplam dava sayısının 3.344.599 olduğu değerlendirildiğinde, bunun %12’sini sadece çek kanunlarından kaynaklanan dava dosyaları oluşturmaktadır. Bu sayı, sulh ceza mahkemelerine açılan davaların ise yaklaşık yarısıdır.
 
TABLO-I
DAVA
SAYISI
KARŞILIKSIZ ÇEK DAVASI ORANI
3167 ve 5941 sayılı çek kanunlarından kaynaklanan davalar
405.704
%100
Özel kanunlar dolayısıyla ceza mahkemelerinde açılan davalar
1.119.617
%36,2
Ceza mahkemelerinin tümündeki davalar
3.344.599
%12
Yargıtay’daki karşılıksız çek dosyaları
217.165
%20
Kaynak: Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Verileri
 
TABLO-II
DÖNEM
MERKEZ BANKASI’NA BİLDİRİLEN

KARŞILIKSIZ ÇEK ADEDİ

2011 YILININ İLK 7 AYI
306.740
2010 YILININ İLK 7 AYI
572.973
2009 YILININ İLK 7 AYI
1.224.048
2010 YILI
900.272
2009 YILI
1.910.650
Kaynak: T. Cumhuriyet Merkez Bankası Verileri
             Yukarıdaki sonuçlar, karşılıksız çekten kaynaklanan davaların yargıya ciddi bir iş yükü getirdiğini, aynı zamanda yıllar itibariyle karşılıksız çek keşide etme suçunda nispi bir azalma olduğunu göstermektedir.
            Bakanlık, hukukta “ölçülülük” olarak nitelenen ekonomik suça ekonomik yaptırım ilkesini dikkate alarak karşılıksız çek düzenleme fiilini ceza hukukunun koruma alanından çıkartılmasına yönelik bir kanun tasarısı hazırlamıştır. Böylece artık bu fiil suç sayılmayacak ve cezalandırılmayacaktır. Para cezasının veya diğer idari yaptırımların uygulanabileceği durumlarda hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesi gerektiğine ilişkin yaklaşımdan hareketle hazırlanan Tasarı doğru ve yerindedir.
            5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinde karşılıksız çek düzenlemek suçu için adli para cezası öngörülmesine karşılık bu para cezasının ödenmemesi durumunda infazı para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesi suretiyle yerine getirilmektedir. Bu durum, kanunda yaptırım olarak adli para cezası öngörülmüş olmasını anlamsız kılmaktadır. Borcunu ödeyemeyen kişinin hapse girmesi, ticari hayatının sarsılmasına ve hatta sona ermesine neden olduğundan bu kişinin borcunu ödeyebilme ihtimali de ortadan kalkmaktadır.
            İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 4 Numaralı Protokol’ün 1. maddesi ile Anayasamızın 38. maddesine göre, hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz. 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin iptali istemi Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliğiyle reddedilmiş olsa da,[2] karşılıksız çek düzenleme suçu için öngörülen adli para cezasının infazı sırasında hapis cezasına dönüşmesi kamuoyunda sıklıkla eleştirilmiştir. Hatta Yargıtay, karşılıksız çek düzenleme fiilinin suç olmaktan tümüyle çıkarılması gerektiği görüşündedir.[3]
            Karşılıksız çekten kaynaklanan davaların yargının iş yükünü artıran ve adalet hizmetlerini yavaşlatan niteliği, Anayasa’nın[4] ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin[5] kabul ettiği adil yargılanma hakkının sağlanmasının ve devletin makul sürede yargılama yükümlüğünün yerine getirilmesini engellemektedir.
            Çekin ekonomik hayatta ifa ettiği görevde zafiyet yaşanmaması ve karşılıksız çek düzenlemenin yaptırımsız kalmaması düşüncesiyle tasarıda, karşılıksız çek düzenleme fiilinin yaptırımı olarak sadece idari nitelikte bir tedbir öngörülmüş ve bu fiilin karşılığı yaptırım, mevcut sistemde zaten var olan “çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” olarak öngörülmüştür. Yani karşılıksız çek düzenleme fiili suç olmaktan tümüyle çıkarılmış olsa da, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulamasına mevcut kanunda olduğu gibi devam edilecektir. 
            Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı tedbiri Cumhuriyet savcıları tarafından uygulanacaktır. Böylece bu tedbirin uygulanması bakımından mevcut sistemin işleyişinde herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır. Yürürlükteki 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5/8 maddesine göre, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na elektronik ortamda bildirilmektedir. Bu tedbirin adli makamlar tarafından uygulanmasına devam edileceğinden yeni bir sistemin kurulmasına gerek olmayacaktır.
 
            Tasarıya göre idari yaptırım süreci aşağıdaki şekilde işleyecektir:
 
            1- Karşılıksızdır işlemi yapılması üzerine hamil, Cumhuriyet savcısından çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilmesini talep edecektir,
 
            2- Cumhuriyet savcısı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre, idari yaptırımlara karar verirken uyguladığı usul çerçevesinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verecektir,
 
            3- Cumhuriyet savcısı tarafından verilen idari yaptırım kararı, hakkında yasaklama kararı verilen kişiye 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 26. maddesine uygun olarak tebliğ edilecektir,
 
            4- Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı uygulanan kişi, bu karara karşı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na uygun olarak “başvuru yolu”na[6] gidebilecektir,
 
            5- Yapılan başvurunun kabulü halinde yasak kaldırılacak ve durum T. Cumhuriyet Merkez Bankası’na bildirilecektir. 
           
            Halen yürürlükte olan düzenlemeden farklı olarak hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanabilecek kişi “çek hesabı sahibi” olarak düzenlenmiştir. Buna göre, tüzel kişiler hakkında da bu yaptırım uygulanabilecektir.
            Halen yürürlükteki düzenlemeye benzer şekilde karşılıksız kalan çek bedelini faiziyle birlikte tamamen ödeyen kişi hakkındaki çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak ve T. Cumhuriyet Merkez Bankası’na bildirilecektir. Tedbir kararının verildiği Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması halinde de çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak ve T. Cumhuriyet Merkez Bankası’na bildirilecektir.
            Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, kararın verildiği tarihten itibaren 10 yıl geçmesi üzerine başkaca bir işleme gerek kalmaksızın T. Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından kendiliğinden kaldırılacaktır.
            Yürürlükteki 5941 sayılı Çek Kanunu’nun mevcut uygulamasında da üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, suça bağlı olarak ayrıca çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilmektedir. Tasarının yasalaşması durumunda mevcut çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarının akıbetinin ne olacağı konusunda bir değerlendirme yapılması şarttır. Bu konuda hiçbir düzenleme yapılmaması durumunda mevcut yasaklılık kararları bir suça bağlı olarak koruma veya güvenlik tedbiri olarak verildiğinden fiilin suç olmaktan çıkarılmasıyla mevcut koruma veya güvenlik tedbirinin hukuki varlığının da sona ereceği düşünülebilir. Bunun önüne geçilmesini teminen mevcut çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamı için tasarıya aşağıdaki geçici madde eklenmiştir:
            “Geçici Madde 3- Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıtlar, bu kanun gereğince silinmesini gerektiren şartlar oluşuncaya kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulmaya devam olunur.”
           
            V. SONUÇ
             Tasarı’nın yasalaşması ile karşılıksız çek davalarından kaynaklanan iş yükünün ortadan kalkması, ceza hukuku yaptırımlarının orantılı olması ve ceza hukukunun son çare olması özelliğine (ikincillik ilkesi) uyum sağlanması, adli para cezasının ödenmemesi durumunda infazının hapis cezasına dönüştürülmesinden kaynaklanan sıkıntıların giderilmesi, uygulamada karşılıksız çek düzenleme fiilinin şekli bir suç olarak görülmesi ve esasen kasten işlenebilecek suçlardan olmasına rağmen failin kastının aranmamasından kaynaklanan olumsuzlukların giderilmesi, borçlu devlete para cezası ödemek zorunda olmayacağından alacaklının alacağına kavuşma ihtimalinin artması beklenmektedir.     
 
 karşılaştırma tablosu
YÜRÜRLÜKTEKİ KANUN
TASARI
MADDE 2- (1) Bankalar, çek hesabı açılması ile ilgili olarak bu Kanunla kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirirken, çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklı olup olmadığını bu Kanun hükümlerine göre araştırırlar; ayrıca ilgili kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterirler.
(2) Bankalar, çek hesabı açtırmak isteyenlerin yasaklılık durumuna ilişkin adlî sicil kayıtlarını, açık kimliklerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı, pasaport veya sürücü belgesi örneklerini, yerleşim yeri belgelerini, vergi kimlik numaralarını, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını, esnaf ve sanatkâr olanların ise esnaf ve sanatkâr sicili kayıtlarını almak ve çek hesabının kapatılması hâlinde bunları, hesabın kapatıldığı tarihten itibaren on yıl süreyle saklamakla yükümlüdür. Yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişiler, bankaya kendileri ile ilgili olarak Türkiye’de bir adres bildirmek zorundadır. Çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması hâlinde, çek düzenleyenin bankaca bilinen adresleri, talebi hâlinde hamile verilir.
(3) Çek hesabı ilgilinin, vekilin veya yasal temsilcisinin imzası olmadan açılamaz. Çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişi, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunur. Tüzel kişiler adına verilecek beyannamede ayrıca, tüzel kişinin yönetim organında görev yapan, temsilcisi olan veya imza yetkilisi olan kişilerin çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı belirtilir.
 
(4) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı bulunan gerçek kişinin, yönetim organında görev yaptığı, temsilcisi veya imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri verilmez.
(5) Çek defterleri bankalarca bastırılır.
(6) Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Maliye Bakanlığı, Türkiye Bankalar Birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin görüşü alınarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca Resmî Gazete’de yayımlanacak tebliğle düzenlenir. Tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çekler, açıkça ayırt edilebilecek biçimde bastırılır. Hamiline düzenlenecek çekler için sadece bu çeklere ilişkin işlemlerin işlendiği ayrı çek hesapları açılır. Hamiline düzenlenecek çeklerde, hamiline çek defteri yapraklarının kullanılması gerekir. Çek yapraklarının üzerinde “hamiline” ibaresi matbu olarak yer alır.
(7) Çek defterinin her bir yaprağına;
a) Çek hesabının numarası,
b) Çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı,
c) Çek hesabı sahibi gerçek kişinin adı ve soyadı, tüzel kişinin adı,
ç) Çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişinin vergi kimlik numarası,
yazılır.
(8) Tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadı, düzenlenen çek üzerine açıkça yazılır.
(9) Türk Ticaret Kanunundaki unsurları taşıması kaydıyla, düzenlenen çekin bu maddede yer alan koşullara aykırı olması çekin geçerliliğini etkilemez.
(10) Çek hesabı, ancak sahibinin veya yasal temsilcisinin yazılı talebi ya da mevduat veya katılım fonu zamanaşımı süresinin dolması üzerine kapatılabilir. Çek hesabı kapatıldıktan sonra, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibraz edilen çekler karşılıksızdır işlemine tabi tutulur.
(11) Esnaf ve sanatkâr odalarına kayıtlı olanlardan, tacir kişilere özgü çek hesabı açtıranlar hakkında bu Kanunun tacirlere ilişkin hükümleri uygulanır.
Bankanın araştırma yükümlülüğü, çek hesapları ve çek defterleri
MADDE 2- (1) Bankalar, çek hesabı açılması ile ilgili olarak bu Kanunla kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirirken, çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklı olup olmadığını bu Kanun hükümlerine göre araştırırlar; ayrıca ilgili kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterirler.
(2) Bankalar, çek hesabı açtırmak isteyenlerin yasaklılık durumuna ilişkin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kayıtlarını, açık kimliklerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı, pasaport veya sürücü belgesi örneklerini, yerleşim yeri belgelerini, vergi kimlik numaralarını, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını, esnaf ve sanatkâr olanların ise esnaf ve sanatkâr sicili kayıtlarını almak ve çek hesabının kapatılması hâlinde bunları, hesabın kapatıldığı tarihten itibaren on yıl süreyle saklamakla yükümlüdür. Yerleşim yeri yurt dışında bulunan kişiler, bankaya kendileri ile ilgili olarak Türkiye’de bir adres bildirmek zorundadır. Çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması hâlinde, çek düzenleyenin bankaca bilinen adresleri, talebi hâlinde hamile verilir.
(3) Çek hesabı ilgilinin, vekilin veya yasal temsilcisinin imzası olmadan açılamaz. Çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişi, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunur. Tüzel kişiler adına verilecek beyannamede ayrıca, tüzel kişinin yönetim organında görev yapan, temsilcisi olan veya imza yetkilisi olan kişilerin çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı belirtilir.
(4) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı bulunan gerçek kişinin, yönetim organında görev yaptığı, temsilcisi veya imza yetkilisi olduğu tüzel kişiye çek defteri verilmez.
(5) Çek defterleri bankalarca bastırılır.
(6) Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Maliye Bakanlığı, Türkiye Bankalar Birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin görüşü alınarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca Resmî Gazete’de yayımlanacak tebliğle düzenlenir. Tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çekler, açıkça ayırt edilebilecek biçimde bastırılır. Hamiline düzenlenecek çekler için sadece bu çeklere ilişkin işlemlerin işlendiği ayrı çek hesapları açılır. Hamiline düzenlenecek çeklerde, hamiline çek defteri yapraklarının kullanılması gerekir. Çek yapraklarının üzerinde “hamiline” ibaresi matbu olarak yer alır.
(7) Çek defterinin her bir yaprağına;
a) Çek hesabının numarası,
b) Çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı,
c) Çek hesabı sahibi gerçek kişinin adı ve soyadı, tüzel kişinin adı,
ç) Çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişinin vergi kimlik numarası,
yazılır.
(8) Tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadı, düzenlenen çek üzerine açıkça yazılır.
(9) Türk Ticaret Kanunundaki unsurları taşıması kaydıyla, düzenlenen çekin bu maddede yer alan koşullara aykırı olması çekin geçerliliğini etkilemez.
(10) Çek hesabı, ancak sahibinin veya yasal temsilcisinin yazılı talebi ya da mevduat veya katılım fonu zamanaşımı süresinin dolması üzerine kapatılabilir. Çek hesabı kapatıldıktan sonra, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibraz edilen çekler karşılıksızdır işlemine tabi tutulur.
(11) Esnaf ve sanatkâr odalarına kayıtlı olanlardan, tacir kişilere özgü çek hesabı açtıranlar hakkında bu Kanunun tacirlere ilişkin hükümleri uygulanır.
MADDE 3- (1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir.
(2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır.
(3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için;
a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde,
1) Çek bedeli altıyüz Türk Lirası veya üzerinde ise altıyüz Türk Lirası,
2) Çek bedeli altıyüz Türk Lirasının altında ise çek bedelini,
b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde,
1) Çek bedeli altıyüz Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı altıyüz Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı,
 
2) Çek bedeli altıyüz Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak altıyüz Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır.
(4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz.
(5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır.
(6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, Cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir.
(7) Banka;
a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi,
b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi,
hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz.
(8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır.
İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası
MADDE 3- (1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir.
(2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır.
(3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için;
a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde,
1) Çek bedeli altıyüz Türk Lirası veya üzerinde ise altıyüz Türk Lirası,
2) Çek bedeli altıyüz Türk Lirasının altında ise çek bedelini,
b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde,
1) Çek bedeli altıyüz Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı altıyüz Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı,
 
2) Çek bedeli altıyüz Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak altıyüz Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır.
(4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz.
(5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır.
(6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, Cumhuriyet başsavcılığına talepte bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir.
(7) Banka;
a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi,
b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi,
hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz.
(8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır.
Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı
MADDE 5- (1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Bu davalar, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.
(2) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.
(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezaî sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.
(4) Karşılıksız çek düzenleyen, adına karşılıksız çek düzenlenen ve ileri düzenleme tarihli çek üzerinde yazılı tarihe göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmayan gerçek ve tüzel kişi hakkında, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde resen mahkeme tarafından, karşılıksız çıkan her bir çekle ilgili olarak, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilir.
(5) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı sürece ilgilinin çek hesabı açtırırken bildirdiği adrese 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35 inci  maddesine  göre  derhal  tebligat çıkarılır. Adresin bankaya yanlış bildirilmesi veya fiilen terkedilmiş olması hâlinde de, tebligat yapılmış sayılır.
(6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz.
(7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste hâlinde vermekle yükümlüdür.
(8) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına elektronik ortamda bildirilir. Bu bildirimler ile bankalara yapılacak duyurulara ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığının uygun görüşü alınarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenir.
(9) Karşılıksız kalan bir çekle ilgili olarak yapılan soruşturma veya kovuşturma neticesinde;
a) Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına,
b) Mahkeme tarafından, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya davanın reddine,
karar verilmesi hâlinde, aynı kararda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına da karar verilir. Bu karar, kesinleşmesi hâlinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına sekizinci fıkradaki usullere göre bildirilir ve ilân olunur.
(10) Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına yapılan itirazın kabulü hâlinde, bu kararla ilgili olarak da sekizinci fıkradaki bildirim ve yayımlanma usulü izlenir.
(11) Birinci fıkrada tanımlanan suç nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, ön ödemeye ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 297 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki tebliğnamenin tebliğine ilişkin hükümler uygulanmaz.
MADDE 5- (1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, hamilin talebi üzerine, çek hesabı sahibi gerçek ve tüzel kişi hakkında, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri Cumhuriyet savcısı tarafından her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir.
 
 
 
 
 
 
 
 
(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.
 
 
 
 
 
 
 
 
(5) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı sürece ilgilinin çek hesabı açtırırken bildirdiği adrese 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35 inci  maddesine  göre  derhal  tebligat çıkarılır. Adresin bankaya yanlış bildirilmesi veya fiilen terkedilmiş olması hâlinde de, tebligat yapılmış sayılır.
(6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz.
(7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste hâlinde vermekle yükümlüdür.
(8) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına elektronik ortamda bildirilir. Bu bildirimler ile bankalara yapılacak duyurulara ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığının uygun görüşü alınarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MADDE 6- (1) Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında;
a) Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına,
b) Kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine,
c) Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra mahkeme tarafından hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına,
karar verilir.
(2) Şikâyetten vazgeçme hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kişi, mahkûm olduğu adlî para cezası tamamen infaz edildikten veya bu cezayı ödemediği için hakkında hapis uygulanıp serbest bırakıldıktan itibaren üç yıl ve her hâlde yasağın konulduğu tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, hükmü veren mahkemeden çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasını isteyebilir; mahkemenin vereceği karara itiraz edebilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına ilişkin karar kesinleştiğinde, yasağın kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir ve ilân olunur.
MADDE 6- (1) Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkındaki çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılır. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir.
 
 
 
(2) Tedbir kararının verildiği Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, kararın verildiği tarihten itibaren on yıl geçmesi üzerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kaldırılır.
 
 
 
GENEL GEREKÇE
            Anayasanın 13 üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında ölçülülük ilkesine riayet edileceği düzenlemiştir. Türk Ceza Kanununun 3 üncü maddesinde düzenlenen yaptırımların orantılı olması ve ceza hukukunun son çare olması özelliği (ikincillik ilkesi) bu anayasal ilkenin bir yansımasıdır. Türk Ceza Kanununun 3 üncü maddesinin gerekçesinde; “Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir.” denmektedir. Buna göre, ceza hukuku işlemleri yapılmasıyla sağlanması beklenen yarar ve verilmesi imkan dahilinde olan zarar arasında bir oranın bulunması, aksi takdirde işlemden vazgeçilmesi gerekmektedir. Yine ceza hukukuna son çare olarak başvurulmalıdır. Ceza hukuku, toplumsal barışın devamı bakımından başvurulması kaçınılmaz olduğu zaman devreye girmelidir. Medeni hukuk veya kamu hukuku gibi başka araçlar yeterli olduğu zamanlarda ceza hukuku arka plana çekilmelidir. Ceza hukukunun diğer hukuk dalları içinde son çare olmasına ilişkin bu ilke, yaptırımlar bakımından da geçerlidir. Buna göre para cezasının veya diğer idari yaptırımların uygulanabileceği durumlarda hürriyeti bağlayıcı cezalar verilmemelidir. Belli ağırlıktaki suçlar bakımından hürriyeti bağlayıcı cezaya değil, para cezası, mağduriyetin giderilmesi veya idari yaptırımlar gibi müesseselere başvurulması gerekmektedir. Ceza hukukunun son dönemde gelişen ve yukarıdaki açıklamalarla yakından ilgili olan önemli ilkelerinden biri de “ekonomik suça ekonomik ceza verilmesi” şeklindeki prensiptir. Buna göre, ekonomik nitelikteki suçların yaptırımı hapis cezasından ziyade ekonomik yaptırımlar şeklinde olmalıdır.
            5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinde, karşılıksız çek keşide etme suçu için adli para cezası öngörülmüş olmasına karşılık, bu cezanın ödenememesi durumunda infazı para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesi suretiyle yerine getirildiğinden, adli nitelikteki bu yaptırım, yukarıda saydığımız ilkeler gerekçe gösterilmek suretiyle gerek uygulamada gerekse doktrinde uzun zamandır eleştirilere maruz kalmıştır. Bununla birlikte borcunu ödeyemeyen kişi hakkında infaz aşamasında hapis cezası uygulanması bu kişinin ticari hayatının ciddi şekilde sarsılmasına veya sona ermesine neden olmakta ve borçlarını ödeyebilme ihtimalini neredeyse ortadan kaldırmaktadır.
            Öte yandan, Anayasanın 141 inci maddesinin son fıkrasında, “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” hükmüne yer verilmiş, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında da, herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının “makul süre içinde” görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Yargının iş yükünün aşırı şekilde ağırlaşması nedeniyle yargılama sürecinin yavaş işlemesi ve uzun sürmesi, Anayasamızın ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin kabul ettiği makul sürede yargılanma hakkı ve devletin makul sürede yargılama yükümlülüğünün gereğinin yerine getirilmesini önemli derecede engellemektedir.
            Bilindiği üzere, karşılıksız çek keşide etmek suçundan kaynaklanan uyuşmazlıklar ceza adalet sistemindeki iş yükünün önemli bir bölümünü teşkil etmekte ve bu fiil için adli nitelikteki yaptırım uygulanması ceza hukukunun yukarıda saydığımız ilkelerine uygun görülmemektedir. Bu nedenle, karşılıksız çek keşide etmenin suç olmaktan çıkartılmak suretiyle bu eylem için herhangi bir yaptırım öngörülmemesi düşünülebilir. Ancak çekin ekonomik hayatta ifa ettiği görevde bir zafiyet yaşanmaması için karşılık çek keşide etme eyleminin tamamen yaptırımsız bırakılması uygun olmayacaktır. Bu nedenle, karşılıksız çek keşide etme eylemi için çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı şeklinde idari nitelikte bir yaptırım uygulanması daha uygun bir çözüm olacaktır.
            Bu Tasarı, karşılıksız çek keşide etme eylemine adli nitelikte bir yaptırım uygulanması nedeniyle yaşanan sıkıntılara çözüm getirmek ve adaletin etkinleştirilmesini, süratli ve verimli çalışmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.  
 
MADDE GEREKÇELERİ
            MADDE 1- Kanunun 3 üncü maddesinde, 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanan adli nitelikteki yaptırım, idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürüldüğünden, Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bu kişilerin adli sicilde kayıtlarının bulunması hukuken mümkün olmayacaktır. Bu kayıtlar sadece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından tutulmaya devam edileceğinden, maddede yer alan “adli sicil” ibaresi “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak değiştirilmiştir.
            MADDE 2- Kanunun 3 üncü maddesinde, 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, şikayete tabi olarak uygulanan adli nitelikteki yaptırım, talebe bağlı idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürüldüğünden, 5941 sıyılı Kanunun 3 üncü maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “şikayette” ibaresi “talepte” şeklinde değiştirilmiştir.
            MADDE 3- 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanan adli nitelikteki yaptırım, Cumhuriyet savcısı tarafından uygulanacak idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürülmektedir. Yeni düzenlemede, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanabilecek kişi çek hesabı sahibi olarak belirlenmiştir. Buna göre, tüzel kişiler hakkında da bu yaptırımın uygulanması mümkündür.
            5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanabilecek kişinin çek hesabı sahibi olduğu açıkça düzenlendiğinden ve maddede ayrıca adli nitelikte bir cezaya yer verilmediğinden, 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan cezai sorumluluğa ilişkin düzenleme fıkradan çıkartılmıştır.
            İdari nitelikte bir yaptırım olan çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı kanun yolu olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27 nci maddesinde düzenlenen “başvuru yolu”na gidilmesi kabul edilmiştir. Bu başvurunun kabulü halinde, bu kararla ilgili olarak da 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki bildirim ve yayımlanma usulü izlenecektir.
            5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanan adli nitelikteki yaptırım idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürüldüğünden, bu değişikliğe uygun olarak Kanun 5 inci maddesinin ikinci, dördüncü, dokuzuncu ve onbirinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
            MADDE 4- 5941 sayılı Çek Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında adli nitelikteki bir yaptırım için öngörülen etkin pişmanlık hükmü idari niteliğe dönüştürülen yaptırım bakımından uygulanacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Karşılıksız kalan çek bedelini, faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkındaki çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak ve bu durum Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilecektir. Tedbir kararının verildiği Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması halinde de çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilecektir. Buna göre, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanacak olan idari tedbir, aynı zamanda bu kişiyi çek borcunu ödemeye zorlamak amacı da taşıyan bir yaptırım niteliğindedir.
            Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bakımından azami bir süre kabul edilmiştir. Buna göre, kararın verildiği tarihten itibaren on yıl geçmesi üzerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kaldırılacaktır.
            MADDE 5- Kanunun 3 üncü maddesinde, 5941 sayılı Çek Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanan adli nitelikteki yaptırım, Cumhuriyet savcısı tarafından uygulanacak idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürülmekte ve idari yaptırım olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanması öngörülmektedir.
            Kanunun mevcut uygulamasında da, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, suça bağlı olarak ayrıca çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarının akıbetinin ne olacağı konusunda bir değerlendirme yapılması zarureti ortaya çıkmıştır. Düzenlemeyle, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıtların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır.
            MADDE 6- Yürürlük maddesidir.
            MADDE 7- Yürütme maddesidir.       
 
 
ÇEK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR
KANUN TASARISI
 
            MADDE 1- 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “adlî sicil” ibaresi “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” şeklinde değiştirilmiştir.
 
            MADDE 2- 5941 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “şikayette” ibaresi “talepte” şeklinde değiştirilmiştir.
 
            MADDE 3- 5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin başlığı ile birinci ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; aynı maddenin ikinci, dördüncü, dokuzuncu ve onbirinci fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ve cezaî” ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
 
            “Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı
            MADDE 5- (1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, hamilin talebi üzerine, çek hesabı sahibi gerçek ve tüzel kişi hakkında, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri Cumhuriyet savcısı tarafından her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir.”
            “(10) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27 nci maddesindeki başvuru yoluna ilişkin hükümler uygulanır. Bu başvurunun kabulü hâlinde, bu kararla ilgili olarak da sekizinci fıkradaki bildirim ve yayımlanma usulü izlenir.”
            MADDE 4- 5941 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
            “Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılması
            MADDE 6- (1) Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkındaki çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılır. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir.
            (2) Tedbir kararının verildiği Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.
            (3) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, kararın verildiği tarihten itibaren on yıl geçmesi üzerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kaldırılır.”
            MADDE 5- 5941 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir:
            “GEÇİCİ MADDE 3- Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıtlar, bu Kanun gereğince silinmesini gerektiren şartlar oluşuncaya kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulmaya devam olunur.”
 
            MADDE 6- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
            MADDE 7- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.   

*   Dr., Avukat, Ankara Barosu Vergi ve İdare Hukuku Kurulu Başkanı.
[1] Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20/11/2001 tarih ve 2001/10-249-257 sayılı kararı.
[2] Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kararlarında da belirtildiği gibi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek, temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir. Hatır senetlerinde olduğu gibi taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda bile çek, başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir. Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir. O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde bir sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise çekte, bu ilişkiden bağımsız ve sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur. Borçlu, temel ilişki ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır. Bu nedenle çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin cezalandırılmasında Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı ve hafifleştirici nedenlerin belirlenmesi gibi konularda yasa koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu nedenle çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin ne şekilde cezalandırılacağı hususu yasa koyucunun takdir yetkisi içinde kalmaktadır. Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir.”, Any. Mah., 17/03/2011, E. 2010/6, K. 2011/54, RG, 06/07/2011, 27986.
[3] Karşılıksız çek suçları gerçek ve tüzel kişilerin ticari ilişkilerinden kaynaklanan ve edimin yerine getirilmesine yönelik yaptırımları içermektedir. Bir ticari ilişkiden kaynaklı borcun yerine getirilmemesi ve suç olarak tanımlanması mümkün görülmemektedir. Suç genel teorisindeki sorumluluk esaslarına aykırı bir şekilde suç tipi tarif edilmektedir. Karşılıksız çıkan çek nedeniyle milyonlarca şikâyet ve soruşturma sonucu kamu davası açılmaktadır. Bu durum Cumhuriyet savcılarının ve mahkemelerin ağır iş yükü altında kalmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle, çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluk; suç olmaktan çıkarılarak, idari para cezasını ve/veya idari tedbiri gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmelidir.”, Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın 5941 sayılı Çek Kanunu yasalaşmadan önce TBMM Adalet Komisyonu Başkanlığı’na gönderdiği 05/06/2009 tarih ve C.02.0.YBB.0.07/2009/3785-1074 sayılı yazı.
[4] Anayasa m. 36/1: “Herkes (…) adil yargılanma hakkına sahiptir.”; Anayasa m. 141/son: “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir.”
[5] İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m. 6/1: “Herkes, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul süre içinde görülmesini isteme hakkında sahiptir.”
[6] 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m. 27: “(1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.
               (2) Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabilir. Bu başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez; ancak, mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir.
               (3) Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir.
               (4) Başvuru dilekçesinde, idarî yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir. Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep dayanaklarıyla gösterilir.
               (5) İdarî yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir.
             (6) Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir.
             (7) Kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir.
             (8) İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür.”
 
 
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
sırrı özsoy 5 yıl önce

eger böyle deyişirse çok dogru bir karar olur şimdi bir iflas etmiş adamı içeri attıldıgı zaman bunun evdeki çocukları en azından bir yerde çalışır aç kalmazlar yanı adamı içeri atmayınnan kimin karnı doyacak ?

banner177