29 Mayıs 2012 Salı 09:56
Hastanelere şeriat geliyor: Her hastaneye bir din psikologu!

AKP'nin hayatın her alanını dinselleştirme ve her alanda imamları görevlendirme uygulamaları hızlanarak devam ediyor. Sağlık Bakanlığı, "din Psikologları Projesi" ile her hastaneye imamları atayacak. İlahiyat fakültelerinin "din psikolojisi" bölümünden mezun olanlar, bir süre sonra hastalara "manevi ve moral bakım"da bulunacak. Bakanlık, yeteri kadar "din psikologu" bulamazsa, diğer sağlık çalışanlarını eğitime alarak sertifika verip görevlendirecek.

Devlet yönetiminde, üniversitelerde, okullarda, mahallelerde, yani hayatın hemen her alanında istihdam edilen imamlar, artık hastanelerde de görev yapacak.

Din psikologu ne mi anlatacak: Kader deyip geçmek gerek!
Habertürk gazetesinden Kutlu Esendemir, Sağlık Bakanlığı'nın söz konusu proje ile ilgili olarak görevlendirdiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Din Psikolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Köse ile konuyu görüştü. Köse, "Kader deyip geçmek, hastalıkları, rahatsızlıkları kabullenmek zorlaştı. "Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna" inanmak, dertlerle sıkıntılarla, depresyonla boğuşan bir insan için en iyi terapidir" sözleri ile projenin amacını anlatırken, hastanelere bilim düşmanlığının yerleştirilmeye çalışılacağını, sağlık sistemindeki çarpıklıkların ve bu çarpıklıkların sonucunun "kader" olarak yutturulmaya çalışılacağını gösterdi. Sağlık hizmetinin giderek daha pahalı hale geldiği ve sağlık çalışanlarının AKP'ye tepkilerinin arttığı bir dönemde projenin gündeme gelmesi dikkat çekiyor.

Ne gerek var psikolojiye, imamlar her sorunu çözer!
Muhabir Esendemir'in "Sağlık Bakanlığı'nın hastanelerde din psikologlarını görevlendirme projesini nasıl tanımlarsınız?" sorusuna Ali Köse
"Biz bu konuya "manevi bakım" veya "dini danışmanlık" diyoruz. Ama işin aslını sanki "Sosyal Manevi Bakım ve Moral Hizmetleri" başlığıyla tanımlayabiliriz gibi geliyor bana" yanıtını veriyor. "Projenin dini temeli ne?" sorusuna ise Köse'nin yanıtı gericiliğin bilim dışı ve halk düşmanı yönünü açık biçimde ortaya koyuyor:

"İnsanlar hastanede bir rahatsızlık nedeniyle yatıyorlar. İnsan başına bir problem gelince hayatını ve inançlarını sorgular. Modern hayat felsefesi veya yaşam tarzımız bu sorgulamayı artırdı. İnsanların kader algısı artık eskisi gibi değil. Eskiden insanlar kaderlerine daha fazla razıydılar. Ama şimdi öyle değil. Kader deyip geçmek, hastalıkları, rahatsızlıkları kabullenmek zorlaştı. "Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna" inanmak, dertlerle sıkıntılarla, depresyonla boğuşan bir insan için en iyi terapidir."

Laiklik falan filan...
"Bakanlık bu uygulamaya ne zaman başlayabilir?" sorusuna ise Köse, tepkilerin geleceğini bilerek şöyle diyor:

"Bu iş bizim için çok yeni bir şey. Toplumun bir anda kabulleneceği bir şey değil. Karşı çıkanlar çok olacaktır. Laiklik açısından falan da karşı çıkanlar olacaktır. Ama din açısından da karşı çıkanlar olacaktır. Çünkü devletin böyle yeni bir mekanizma kurmasına, bu işi yapsın diye özel bir kişi görevlendirmesine toplum çok alışık değil. İnsanlar, "Böyle bir şeye ne gerek var?" diyecek."

"Belki aynı hastanede görev yapan psikologdan daha fazla konuşacağız"
"Hastanelerde din psikologları nasıl çalışacak?" sorusuna ise Köse şu yanıtı veriyor:

"Hastanelerdeki, okullardaki psikologlar nasıl çalışıyorsa öyle. İsteyen görecek, konuşacak, muhabbet edecek, dini konulardaki sorularını cevaplayacak. Biz hep uç düşünüyoruz bir konuyu konuşurken, tartışırken. Hep gözümüzün önüne şu görüntü geliyor: Bir hasta var; ölmek üzere ya da ölümcül bir hastalıktan muzdarip. "Hoca onun ölüm korkusunu yenmesini nasıl sağlayabilir ki?" diyoruz. Ya da hastanede ölmek üzere olan birisine Yasin okumak üzere çağırılmış bir hoca hayal ediyoruz. Ya da "Hocaya okutalım da şifa bulsun" falan diyoruz. Elbette bunlar da olabilir, ama olayın aslı bu değil. Orada görev alacak kişiyle hastalar, belki aynı hastanede görev yapan psikologdan daha fazla konuşacaklar. "Namaz nasıl kılınır"dan, "Abdest nasıl bozulur"a kadar, hemen hemen her gün medyada tartışma konusu olan birçok dini konuda sohbet edecekler."

"Klinik psikolog genel cerrahsa din psikoloğu plastik cerrah olacak"
"Din psikolojisiyle, klinik psikoloji arasında bilimsel bir fark yok mu?" sorusuna ise Köse'nin verdiği yanıt, insana "Zaytung haberi okuyor olmalıyım" hisse veriyor:

"Elbette var. Zaten din psikologları klinik psikologun görevini fazlaca üstlenmeyecek. Üstlendikleri görevler birbirinden farklı, tıpkı genel cerrahla plastik cerrahın görev ayrımı gibi düşünün. Klinik psikolog genel cerrahsa din psikoloğu plastik cerrah olacak. Din psikoloğu hastayla daha fazla vakit geçirecek. Belki birlikte namaz kılacaklar, Kuran okuyacaklar, yemekhaneye birlikte gidecekler falan. Bir yoldaş sanki. Bu nedenle daha özverili karaktere sahip kişilerden seçilecek."

Serbest piyasa yani... İsteyen medikal psikologa isteyen imama!
Köse, din psikologunun yapacaklarını ve gerçek bilimsel anlamıyla psikolog arasındaki farkı anlatırken "Dileyen dilediğine gider. Serbest piyasa yani" diyor:

"Bir öğrencimin yüksek lisans tezini hatırladım şimdi. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne gelen dini obsesyonlu hastalar üzerine çalışmıştı. Bir vaka vardı, inanılmaz. Adam dört tane dişini yok yere çektirmiş. Hem de genç birisiydi. Dişçiye gitmiş dört dişine dolgu yaptırmış. Sonra abdestliyken dolgu yaptırması gerektiğini öğrenmiş. Bu dolgular nedeniyle abdestinin geçerli olmadığına inanmış. Sonra gidip dolguları söktürüp abdestliyken yeniden dolgu yaptırmış. Ama yine içine bir kurt düşmüş. Dolguyla dişin renkleri aynı olduğu için, "Ya doktorun görmediği bir dolgu parçası kaldıysa dişin üzerinde" diye dört dişini birden çektirmiş. Şimdi dini konuları bilen bir psikolog, bu takıntılı arkadaşa daha fazla yardımcı olabilir. Buradaki esas nokta şu: Bu hasta din psikologunun hastasıdır, dolayısıyla diğer psikologlara değil, din psikologuna gitsin diyemez kimse. Ya da tam tersini diyemeyiz. Her ikisi de olur. Dileyen dilediğine gider. Serbest piyasa yani."

Hastanelerde "Kürtaj çağın hastalığı" diyen gericiler-kadın düşmanları gezinecek!
"Başbakan Erdoğan'ın "Kürtajı cinayet olarak görüyorum" sözlerine bir din psikoloğu olarak nasıl yaklaşırsınız?" sorusuna Köse, şaşırtıcı olmayan biçimde bilim ve kadın düşmanı bir yanıt veriyor:

"Kürtaj bence bu çağın hastalığı. Allah'a şükür bizde çok yaygınlaşmadı ama Batı'da bir hayat şekli haline geldi ve bazı Batı ülkelerinde normal bir şey olarak algılanıyor. Ama şimdi Avrupa parlamentoları da kürtaja belli aydan sonra müsaade edilmemesi konusunda sert adımlar atıyor. Tabii kürtajın ana nedeni evlilik dışı ilişkiler olduğu için, Batı'daki yeni dini akımlar, mesela Moon Tarikatı, Mormon Tarikatı, Yehova Şahitleri, Hare Krishna, Ananda Marga, birçoğu evlilik dışı ilişkiye müsamaha etmez. Zina aforoz nedenidir."


habersol


Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol