22 Temmuz 2011 Cuma 11:44
Hapishane kapısı

Darbeciler hapse atılsın mı?

Cevabım, kesinlikle evet.

Kendi halkına ihanet edenlerin, kendi halkına zulmedenlerin, askerliği bir rezilliğe döndürenlerin, bütün bir toplumun gelişimine set çekenlerin en ağır şekilde cezalandırılmalarını, bir daha kimsenin darbeyi aklından bile geçirmesine olanak vermeyecek bir örnek oluşturmalarını isterim.

En büyük arzularımdan biri bu sefilliğin hayatımızdan çıkartılıp atılmasıdır.

Sırf kendi iktidarlarına yol açmak için cinayetler işletenlerin, suikastlar düzenleyenlerin, iftiralar atanların birer “lanetli” olarak toplumun dışına fırlatılmaları gerektiğine inanırım.

Amma...

Darbecilerin cezalandırılması bir “intikam operasyonu” değildir, bir suçun hukuki karşılığının verilmesidir, darbeye heves edeceklerin bu hayallerinden vazgeçmelerinin sağlanmasıdır.

Bu insanların çoluğuna çocuğuna hayatı zindan etmek demek değildir “darbecilerin” cezalandırılması.

Önceki gün, şu anda tutuklu bulunan Albay Dursun Çiçek’in eşine yapılanları okuyunca içim sızladı, kendi yaşadıklarımızı hatırladım.

Albay Çiçek’in eşi, kocasını hapishanede ziyaret edebilmek ve ona yakın olabilmek için İstanbul’a tayinini istemiş.

Kalkıp onu Ardahan’a tayin etmişler.

Bu kararı kim, niye verdi bilmiyorum ama fevkalade insafsızca davranıldığını biliyorum.

Eminim ki o hanımı Ardahan’a göndermeyi haklı gösterecek bir sürü teknik detay sayabilirler.

Umurumda bile değil.

Vicdan diye bir şey var, kocası ne yapmış olursa olsun, karısını böyle cezalandırmazsın.

O adamın ailesinden intikam almaya kalkmazsın.

Kalkarsan, zihnen ve ruhen senin “darbecilerden” bir farkın kalmaz, onların çirkinliğini, küstah tehditkârlığını, elindeki gücü hoyratça kullanmasını aynen taklit etmiş olursun.

Bizim gençliğimizin önemli bir bölümü hapishane kapılarında geçti.

Canan Barlas, parasızlık yüzünden taşındığımız Küçükçekmece’ye gelir, bizi alır, babamın yattığı Maltepe Zırhlı Tugayı’ndaki hapishaneye götürür sonra tekrar geri getirirdi.

Annemin, güneşin altında nasıl sıra beklediği, tahta sıralarda bazen saatlerce nasıl oturduğu, çeşitli kabalıklar karşısında nasıl istifini bozmadan durduğu hâlâ gözümün önünde.

Genç bir teğmen vardı, adını hiç unutmadım, Fuzuli Teğmen, o, tutuklu yakınlarına kibar davranır, yardımcı olmaya uğraşırdı.

Başçavuşların bizi iteleyip kakaladığı, yüzbaşıların kibirli bakışlarla, iğneli sözlerle bizi aşağıladığı o bunaltıcı barakalarda, genç teğmenin kibarlığı unutulmaz bir anı olmuştu herkes için.

Sonra o teğmen tutuklu solcu kızlardan birine âşık oldu.

İnanılmaz işkencelerden geçirdiler genç subayı.

İçerdeki solcu çocuklarla birlikte bazı mafyacılar da vardı, onların ziyaretine gelenler, duvarların kenarlarına meyve kasaları dizerlerdi, yakınlarına verilmesi için.

İçerde “komün” usulü olduğu için “gelen” bütün yiyecekler paylaşılırdı.

Kocaları, çocukları, yaptıkları yemekten biraz yiyebilsinler diye kadınlar tepsilerle börekler pişirirler, köfteler yaparlar, dolmalar sararlardı.

Ziyaret gününden önceki geceyi bazen hiç uyumadan mutfakta geçirirlerdi.

Babamı, hapishanede ilk gördüğüm ânı, onun tel örgüler arasında, bir elini göğsüne koymuş, bize gülümseyerek bakışını ve içimdeki o acı dolu hiddeti hiç unutmadım.

Koğuşları hapishane merdivenine bakan tutuklu gençler parmaklıkların arasından gelenlere bakarlardı, neşelerini hiç bozmazlar, ziyaretçilere güç vermeye çalışırlardı, daha sonra vurulan Ömer Ayna’nın parmaklıklar arasından bakan yüzü hâlâ gözümün önünde.

Fısıltılı bir sesle kızı için “Acaba onları asarlar mı” diye soran annenin sesi de kulaklarımdan hiç eksilmedi.

Darbecilerin cezalandırılmasını istiyorum elbet ama benim annemin ve annem gibi diğer kadınların çektiklerini artık hiçbir kadın çeksin istemiyorum.

Kocası İstanbul’da olan bir kadını Ardahan’a sürmek “zulümdür, günahtır”, bunu kim yapabilir bilmiyorum ama biri bu kararı düzeltsin bence.

Darbecilere karşı bile “darbecilerin” hoyratlığıyla davranamazsınız.

Hapishane kapısında beklemek zaten yeterince büyük bir acı.

Bir de bu acıyı arttırmayın artık.

İntikamcılığın çirkinliğine düşmeyin.

Tutuklu insanların ailelerine saygısızca, küstahça, güçlünün kibriyle davranmayın.

Darbeciliği bitirin ama intikamcılığı, hoyratlığı, vicdansızlığı da bitirin.

Taraf/Ahmet Altan


Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177