16 Ağustos 2014 Cumartesi 10:46
Hakim ve savcıların mesleki güvence sorunları
 Yargı bağımsız ve tarafsızdır. Yargı mensubu olan hakim ve savcıların bağımsızlık ve tarafsızlıklarının esaslı dayanağını özlük hakları ve mesleki güvenceleri oluşturur.

Ancak Ülkemizde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, genelde sözlerde ve hatta yazılı metinlerde kalır. Bunun, başta hukuk kültürü bozukluğu olmak üzere birçok sebebi olabilmektedir. Yargı üzerinden güç savaşı, siyasi hesaplaşmalar, gücü elinde tutma, bir yerlere gelebilme veya bir yerlerde kalabilme, baskıdan kurtulma, denetimden ve gözden uzak kalma, siyasi iktidarın müdahale ve yönlendirme isteği, mesleki dayanışma eksikliği, bu sebepler arasında sayılabilir.

Hakim ve savcıların özlük hakları ile mesleki güvenceleri mutlaka iyileştirilmelidir;

1- Hakim ve savcı tayinlerinde objektif ve somut kriter yokluğu ve “liyakat” ilkesinin dikkate alınmaması, bir an önce düzeltilmesi gereken önemli bir sorundur.

2- HSYK’nın kendi çıkardığı Atama Yönetmeliğini uygulamayıp henüz süreleri dolmayan hakim ve savcıları, “hizmet gereği” (esasında “hizmet” kavramının yerine bir başka ibareye yer verilmesi daha isabetli olurdu, ancak burada kullanmak istemedim) gibi ne olduğu anlaşılamayan, içi doldurulamayan ve objektiflikten uzak bir gerekçe ile yerinden ayırması yanlıştır (oysa, beş bölgeden ibaret coğrafi belirlemede bir hakim veya savcı, birinci bölgede en az yedi yıl ve ikinci bölgede en az beş yıl kalabilmelidir). İster adına tabii hakim isterse kanuni hakim güvencesi denilsin, hakim ve savcılar için yer, yetki ve dosya güvencesi sağlanmalıdır.

3- Bölgelerin kendi içinde eşit olmaması. Örneğin, Bodrum ve Marmaris ile Kars ve Van ikinci bölge; İzmir ve Ankara ile Sivas ve Elazığ’ın birinci bölge kabul edilmesi hatalıdır.

4- Yetkilerin; tayin, yetki değişiklikleri veya kanunlar yoluyla sürekli değiştirilmesi suretiyle dosyaların etki altında bırakılmaması gerekir.

5- Terfi hesaplarında yapılan adaletsizlik. İlk beş terfide iki yılda, altıncı ve devamında gerçekleşen terfilerde üçer yılda bir yapılan terfi hesaplarında; dosyaların en az yüzde sekseninin karara bağlanması aranmaktadır. Yüzde seksen hesabı, bir yıl için de aynı, bir yıldan fazla süreleri kapsayan dosyalar için de aynı oranda kabul edilmiştir. Ayrıca, karara bağlamanın performans ve terfinin ölçütü sayılması, işin esasına girmeden birleştirme ve ayırma kararları vermek suretiyle de sağlanabilir.

6- Hakim ve savcıların maaşlarının en yüksek devlet memuruna endekslenip, en yüksek devlet memurunun maaşına zam yapılmaması suretiyle hakim ve savcı maaşlarının zamanla erimesi. Oysa yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının en önemli güvencesi, hakim ve savcılara sağlanacak mali imkan ve teminatlardan geçer. Adaletin mülkün temeli sayılıp, ekmek, su ve hava gibi bir ihtiyaç olduğu bir durumda, adalet adına hareket eden yargı mensuplarına ödenecek ücretlerin en üst seviyede olması gerekir. Bir yargı mensubu, deyim yerinde ise ay sonunu düşünmeden ve iktisadi sıkıntı çekmeden mesleki faaliyetlerini yerine getirebilmeli, yani maddi kaygı duymamalıdır. Bu aynı zamanda, millet adına hareket eden yargıya herkesin güven duymasını ve yargının tarafsızlığına inanmasını sağlar.

7- Coğrafi teminat mutlaka getirilmeli, hakim ve savcılar sübjektif gerekçe içeren ve hatta gerekçe içermeyen kararlarla oradan oraya gönderilememelidir. Bu çerçevede HSYK’nın coğrafi teminatı ilgilendiren kararları yargı denetimine açılması gerektiğini da ifade etmek isteriz. Milletin ve bireylerin hakkını koruyan ve uyuşmazlıkları çözen yargı mensuplarının, kendilerini ilgilendiren konularda hak arama hürriyetini kullanamamaları gibi tuhaf bir durumun izahı yapılamaz.

8- 6526 sayılı Kanunla delillerin toplanması konusunda kabul edilen zorluklar ile 6545 sayılı Kanunla düzenlenen mahkemeler ile hakimliklerde ortaya çıkan sorunların gözardı edilmemesi, yargı ve adaletin daha fazla bozulmasının önüne geçilmesi gerekir. Yap-boz tahtasına dönen ve bir sisteme kavuşmak yerine giderek sistemsizleşen, yargı mensuplarının mesleki isteksizlik ve ümitsizlik duygularını artıran parçalı yasa değişikliklerinden vazgeçilmeli, siyasi hesaplara ve güce göre yargı değil, millete, maddi hakikate ve adalete göre yargı şekillendirilmelidir. Senin mahkemen - benim mahkemem, senin hakimin – benim hakimim, senin savcın – benim savcım, kabulü mümkün olmayan, yargı birliğine, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına tümüyle ters bir anlayış ve korkunun topluma hakim olduğu bir durumda, adaletten ve toplum düzeninden bahsedilemeyeceği açıktır.

9- HSYK üyelerinin seçiminde blok oy, çarşaf liste uygulamasından acilen her seçmenin bir adaya oy vermesi usulüne geçilmesi gerekmektedir. Aksi halde, giderek artan bloklaşmanın tehlikeli boyuta gelmesi, siyasileşme, kazanan tarafın yanında yer alanların beklentileri ve kaybedenden yana tavır koyanlar için mesleki rahatsızlıklar kaçınılmaz olacaktır. Ayrışmaya ve küslüklere hizmet eden bu usulün, dört yılda bir yapılan seçim aralarında ortadan kaldırılabilmesi de pek mümkün değildir.

10- HSYK, “talebi olan varsa gelsin yerine getirelim” amacı ile kurulmuş ve bu yönde hizmet üreten bir kurul değildir. HSYK’nın özellikle yer, yetki ve disiplin kararlarında her hakim ve savcıya eşit uygulanan objektif kriterlere geçmesi ve her durumda bu kriterlere bağlı hareket etmesi isabetli olacaktır.

11- Yetki ve dosya dağılımında, mesleki bilgi ve özellikle tecrübenin mutlaka gözetilmesi gerekmektedir. Yeni tayin edilen genç bir hakimin, 700 civarında dosya bakmakla yükümlü kılınması, gerek hakim ve gerekse adalet açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.

12- Hakim ve savcı sayısının artırılması, niteliklerinin iyileştirilmesi, iş yükünün azaltılması, yargı birliği, aynı usul ve esaslarla yargılama yapan uzmanlaşmış mahkeme sistemine geçilmesi hususu da dikkate alınmalıdır.

Son Güncelleme: 16.08.2014 11:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177