17 Ekim 2012 Çarşamba 10:04
Fazıl Say etkinliğine katılan sanatçılar, aydınlar ne dedi?

Fazıl Say’ın yarın görülecek duruşması öncesi NHKM’nin çağrısıyla bir araya gelen aydınlar, sanatçılar, sanatseverler “Sesimiz seninledir” etkinliğini gerçekleştirerek duruşmaya katılma çağrısında bulundu. Etkinliğe katılarak Fazıl Say’a destek veren aydınlara, sanatçılara, yazarlara dava hakkında düşüncelerini ve AKP’nin sanatçılara yönelik saldırıları hakkında görüşlerini sorduk.

Aydınların, sanatçıların, yazarların değerlendirmeleri şu şekilde:

Cihat Aşkın: Fazıl benim çok eski, aziz, sevdiğim bir dostum. Onun başına gelen her şey bizim de başımıza gelmiş sayılır. İnanıyorum ki sanatçıların her anlamda birlikte ve dayanışma içerisinde olması ülkemizin sanatçılarının sorunlarını daha örgütlü bir biçimde, daha kısa süre içinde çözebilecek. Tabi ki hukuki bir süreç var, o hukuki sürece müdahalemiz söz konusu olamaz ama adalete her zaman inanıyoruz ve güveniyoruz. Sanatın da bu koşullar altında daha da ileriye gitmesi için sanatçılar olarak elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söyleyelim. Fazıl'la beraber bu etkinlikte olmak bana büyük onur veriyor.

Emre Peynircioğlu: Bu ülkede Fazıl Say’ın yargılanması çok şaşırdığımız bir şey olamadı. Düşüncelerin dürüstçe ve özgürce dile getiremediği bir ülkede yaşıyoruz bu durumdan dolayı yargılanması tepkilerimize neden oldu. Bu sürece karşı toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor. İnsanların birlik olup ses çıkarması gerekiyor. Sanatçıların, sanatseverlerin desteğiyle toplumu bilinçlendirmek gerekiyor.

Ertuğrul Mavioğlu: Fazıl Say sosyal medyada bir dörtlük paylaştı diye bir linç operasyonuna tabi tutuldu. Biz artık alıştık ki kim linç ediliyorsa sosyal medya ortamında bu bir davaya sebep oluyor. Başbakan hep şiirden cezaevinde yattığı iddiasındadır ama kitaplardan bomba üreten bir hükümet haline dönüştü. Zor bir dönemden geçiyoruz, gazeteciler, çok sayıda akademisyen içeride neyle suçlandığı konusunda fikirleri yok. Bir yandan Kürt siyasetçiler cezaevlerine atılıyor, hem de binlerle atılıyor.

Türkiye’de mevcut iktidar sadece Başbakan’ın sesinin çıktığı bir ülke yaratma peşinde. Bunun karşısında bas bas bağırmak, daha çok ses çıkarmak lazım. Susmaktan imtina etmek toplumun bütün herkesi yaptığı her işten alıkoymak anlamına gelecek. Ben gazetecilik yapıyorsam gazetecilik yapamaz hale getirileceğim. Birisi şarkı söylüyorsa şarkı söyleyemeyecek hale gelecek. Belki şarkı söyleyemeyecek ilahi söylemeye zorlanacak. Yazar, kitapları toplatılıyor diye yazamayacak duruma getirilecek. Bunlara sessiz kalmanın tek sonucu budur. Bunların karşısında itaatsiz olmak gerekiyor. İtaate mi davet ediyorlar? Hayır demeliyiz.

Güvenç Dağüstün: Düşünün bir sanatçı ya da insan bir şairin şiirini sosyal medya ortamında paylaşmış, bundan dolayı 1,5 yıl hapsi isteniyor. Kendi fikirlerini de söylemiş olabilirdi. Biz burada kuşlar, böcekler için ya da doğa kahrolmasın, hayvanlar ölmesin diye ya da sadece keyfimiz için şarkılar söyleyebilecekken böyle saçma sapan bir nedenle bir araya geldik. Bu saçmalıklarda da bir hayır var, farklı düşüncelerdeki insanları da bir araya getiriyor. Bize iyi geliyor, kaynaştırıyor, güçlendiriyor.

Yakın zamanda Menekşe’den Önce diye yönetmenliğini Soner Yalçın’ın, müziklerini Fazıl Say’ın benim de müzik danışmanlığını yaptığım bir belgesel varoldu, daha yönetmeni filmi göremedi. Film Altın Portakal festivalinden toplumsal vicdan onur ödülü alarak döndü. Ne acıdır ki 18 Ekim’de Fazıl Say hakim karşısına çıkıyor, Soner Yalçın 22 aydır hapiste 16 Kasım’da hakim karşısına çıkacak. Sözünü söylemek, şarkısını söylemek, şiirini, öyküsünü yazmak isteyen herkesin üstünde bir baskı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten korku toplumu oluyoruz. Böyle saçmalıklar olduğu sürece bizi daha çok uyandıracaklar ve bizler bu saçmalıklar etrafında birleşip güzel yarınlar için birlikte adım atabileceğiz.

Orhan Aydın: Benim ülkemde dünyada olmayan bir şey oluyor. Benim ülkemde uluslararası bir yaratıcıya sanal ortamda paylaştığı kendisine de ait olmayan bir dörtlük yüzünden dava açılıyor. Bu etkinlik Fazıl Say için, bu sayede biz de birer Fazıl Say’ız anlamını taşıyor. Çünkü bu bir gerici dayatma. Bu olanlar 10 yıllık AKP hükümetinin sürecinde gelip durduğu noktadır. Sanat düşmanlığında tanımadığı sınır, yargısının, yasalarının, kanunlarının sanata, sanat alanlarına ve sanatçıya nasıl yaklaştığının en yakın örneğidir. Bu etkinlik ve 18 Ekim’de yapılacak duruşma AKP hükümetinin kara yüzüdür.

AKP’nin sanat düşmanlığının çıktığı doruk noktalarından bir tanesi Başbakan’ın yine uluslar arası bir yaratıcıya, sevgili Mehmet Aksoy’a, Kars’taki İnsanlık Anıtı’na ucube demesiyle yaşandı. Arkasından tiyatrolara, sanat alanlarına yaptığı saldırı, yine dünyanın hiçbir yerinde olmayan 100’ün üzerinde gazetecinin cezaevinde olması gerçeği bulunuyor. Biz bu etkinlikle onurlarımızı birleştireceğiz, 18 Ekim’de Fazıl Say’ın duruşmasında olacağız. Dileyelim bu kara sayfa o gün orada bizim de desteğimizle kapanacak.

Ufuk Karakoç: Bu dava ülkede sanatçılara gösterilen muamele ile düşünülmelidir, bu dava siyasidir. Buna karşı siyasi, toplumsal duruş sergilenmeli ve sürdürülmelidir.

Zeynep Altıok: Sanatın giderek kuraklaştırılmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Kültüre, sanata karşı bir yönetime tanıklık ediyoruz. Sanat ve kültür toplumların aydınlanması, ileriye gitmesi için olmazsa olmazdır. Bu kadar çorak bir sanat ikliminde Türkiye’yi dünyada başarıyla temsil eden bir piyanist ve besteci olan Fazıl Say’ın fikirleri ve inançlarıyla yargılanıyor olmasını utançla karşılıyorum.

Susturmaların bu kadar yoğun devam ettiği bir dönemde sadece sanatçılar değil gazetecilerimiz, akademisyenlerimiz, hukukçularımız, öğrencilerimiz, muhalif olan konuşan kim varsa çok zorlu bir süreçten geçiyor. Bunlara rağmen bu dar boğazdan yine konuşarak, birlik olarak, yan yana durarak, sesimizi yükselterek çıkabileceğimize inanıyorum.

(soL - İstanbul)


Son Güncelleme: 17.10.2012 10:05
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177