07 Şubat 2012 Salı 23:03
Ev eşyalarının haczi
Zaman gazetesinin haberine göre; bunların önemli olanlarından biri de aileleri mağdur eden “ev hacziyle” ilgili getirilmek isteniyor. Yıllarca ailelerin dağılmasına, çocukların travma geçirmesine neden olacak derecede maddî ve manevî baskı nedeni olan ev eşyalarının haczi sınırlandırılıyor. 80 yıldır yürürlükte olan İcra İflas Kanunu’na göre borçlunun evinin talan edilmesi yeni yasal reform ile engelleniyor. Şu anda haciz memurları, sadece kıyafetleri, tencere ve ocağı evde bırakıyor, geri kalan her şeyi alıyor. Kıyafetler ortalığa saçılıp gardıroba el konuluyor. Reform yasalaşırsa bundan sonra evdeki buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, koltuklar, kıyafet dolapları, bilgisayarlara el konulmayacak. Süs, ziynet eşyaları, antika ve paranın da hepsi alınmayacak. Ev hanımının 3 küpesi varsa biri kalacak, 4 bileziği varsa mesela 3′üne el konulacak. Bu da haciz memuru ve avukatın insafına kalmış gibi görünüyor.

Vatandaşlar tarafından olumlu bulunan yeni düzenleme hukuk dünyasını ikiye böldü. Bazı hukukçular haciz konusunda “alacaklı-borçlu” dengesinin alacaklı aleyhine bozulduğu kanaatinde. Ancak diğer kesime göre, ev eşyasının haczi insanî değil, ev halkını, çocukları cezalandırma amacını taşıyor. Bu nedenle de kaldırılması iyi olacak. Bu düzelemenin yer aldığı yargı reform paketi önümüzdeki günlerde Meclis’e gidecek. Ancak hukukçular tarafından epey tartışılacak gibi görünüyor.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in geçtiğimiz günlerde kamuoyuna duyurduğu “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nda en çok dikkat çeken düzenlemelerden biri “haciz” konusu. “İcra İflas Kanunu’nda düzenleme yapan reform paketinin 9′uncu maddesinde ev halkının ihtiyacı olan eşyaların haczedilemeyeceği düzenlemesi yer alıyor. 1932 yılında kabul edilen İcra ve İflas Kanunu’ndaki düzenlemeye göre özellikle elektrik, telefon, doğalgaz gibi borçlardan dolayı evdeki televizyon, buzdolabı gibi eşyaların haczedildiği düşünülürse bu uygulamanın pek insanî olmadığı bir gerçek.

Taciz için sadece perdeyi alan avukatlar var

Ev haczinin en büyük amacı, borçluyu taciz etmek. Borcunu ödemezse, evine gidileceği, çoluk çocuğunun önünde, komşulara rezil olacağı korkusu insanları borçlarını ödemeye sevkediyor. Şartları zorlamasını sağlıyor. Ama diğer yandan bütün şartlara rağmen borçlarını ödemeyip evine haciz memuru gelince 7′nci kattan atlayıp intihar eden, ailesiyle birlikte kendini öldürmek isteyen çok sayıda borçlu var. Sık sık ajanslara, televizyonlara; eve gelen haciz memuruna, avukata saldıran, intihar eden kişilerin hikâyeleri düştü. Kanundaki bu uygulama bazen gerekli oldu bazen de taciz amaçlı kullanıldı. Bir avukat, stajyerken yanında çalıştığı avukatın hacze giderken, “Sadece perdeleri çek, getir.” dediğini aktarıyor. Bu durum da ev haczinin ne kadar kötü niyetli, tacize yönelik kullanıldığını da gösteriyor. Yasa koyucu da burada, borçlu her ne kadar kusurlu, kötü niyetli olsa da ev haczinin aileyi cezalandırmak anlamına geldiği için vazgeçilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Kadıköy esnafından ev eşyası satan Nevzat Bey de, kendilerinin kredi kuruluşu olmadığını, senetle çalışmadıklarını söylüyor. Müşterinin bankadan aldığı kredi ya da kredi kartı ile alışveriş yaptığı için yeni düzenlemenin kendisini bire bir etkilemediğini belirtiyor. Bu görüşten de anlaşılacağı üzere, büyük şehirlerdeki esnaf kredi kartı ile satış yaptığı için bire bir etkilenmeyecek görünüyor.
Avukat, tahsilatçı değil

Bu konuyu kendi aralarında tartışan hukukçular ve özellikle yıllardır hacze giderek dramlara şahit olmuş avukatlar var. Ev eşyasının haczinin kaldırılmasını onaylayan avukatlardan biri de Muhittin Köylüoğlu. “Ben avukatım ve tahsilatçı değilim. İnsanların ev eşyalarının haczedilmesi (ben de yaptım, bu yanlış olmasını değiştirmez) yanlıştır. Hukuka yasaya ve hatta insanlığa aykırıdır.” diyen Köylüoğlu, para kazanmak için hukuka aykırı düzenlemeler ve uygulamaların talep edilmesinin avukatlara yakışmayacağını savunuyor. Tencere-tava, buzdolabı haczederek para kazanmak yerine başka iş yapmayı tercih edeceğini söyleyen Köylüoğlu, “Hükümetin bu ve benzeri düzenlemeler için çalışmaları halkın yararına olup, halkın yararına hukuka uygun tasarruf ve düzenlemeleri kim yaparsa yapsın destek olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu düzenlemeler için hükümeti ve Meclis’i kutlayıp teşvik etmeliyiz. Ki biz avukatların sadece kendi sorunları için değil halkın sorunları ve menfaati için de çaba gösterdiğimiz görülsün.” diye konuşuyor. Köylüoğlu, hükümeti bu girişiminden dolayı da kutluyor.

Avukat Mehmet Ali Devecioğlu, “ev eşyalarının haczedilemeyeceği” kuralının kanunda zaten var olan bir kural olduğunu ancak hiç uygulanmadığını söylüyor. “Bu kuralı şimdiye kadar gereği gibi uygulatabilseydik bugün yeni bir kanunla ev haczinin kaldırılmasını konuşmayacaktık.” diyen Devecioğlu, “Ama sonuçta ev eşyalarının haczi, borçluya baskı uygulamaktan ziyade hanımını ve çocuklarını (ailesini) cezalandırmak sonucunu doğurmaktadır. Bu yanlıştır.” tespitinde bulunuyor.

Avukat Oktay Kocaman ise ev eşyasının haczine karşı olduğunu belirtirken, alacaklı için de bir şeyler düşünülmesi gerektiğinin altını çiziyor. Kocaman, “Kendi alacağına şahin devlet, vatandaşının alacağına karşı umarsız. İcra iflas hukuku bu noktada değişen dünya ve insanla örtüştürülmeli. Borçlunun borcundan dolayı intihar etmesini önleyeyim derken alacaklıyı bir süre sonra borçlu duruma sokmak değildir.” diyerek kaygısını dile getiriyor.

‘Haciz yapmadan ağlayarak evden çıktım’

İşin böyle hukukî-teknik boyutunun yanında bir de duygusal atmosferi var. Her gün onlarca hacze giden avukatlar da duygusal olarak çok etkilenebiliyor. Bunlardan biri de genç avukat Tayyibe Kaygısız, mesleğe başladığında uzun süre icra işi yapmış. Her gün haciz memuru ve nakliyecilerle evlerin kapısını çaldığını söyleyen Kaygısız, en çok buzdolabının boşaltıldığı anların kendisini üzdüğünü anlatıyor. Kaygısız, “Evin hanımı buzdolabının dondurucu kısmını kışlık yiyeceklerle doldurmuş, onların hepsini çıkartıp dolabı alıyorsunuz. O an çok rahatsız edici oluyor.” diyor. Hacze gittiği evde çocuklara bakan babanne ya da anneannenin ‘eşyaları almayın’ diye yalvardığını söyleyen Kaygısız, “Bir gün hiç unutmuyorum. Bağcılar’da bir eve gittim. Soba yanıyordu, üzerinde çamşırlar serili. Yanında bir masa, çocuklar ders çalışıyordu. Borçlu olan baba bir plazma televizyon almış, parasını ödeyememiş. Onu alacaktık, evin otistik çocuğu varmış, anne onu okula götürmüş. Sadece çocuklar vardı evde. O yoksulluk hali o kadar içime dokundu ki, televizyonu almadan ağlayarak çıktım evden. Haciz yapamadım.” diye başından geçen hikâyeyi böyle anlatıyor.

‘Mafya devreye girer’ endişesi

İlk bakışta İcra İflas Kanunu’nun “Haczi Kabil Olmayan Mallar ve Haklar” başlıklı 82′nci maddesine ilişkin yapılmak istenen yeni değişiklik hukukî ve insanî görünüyor. Ama olaya farklı açıdan bakan hukukçular da var. Borçluyu, en çok evine gelecek haciz ihtimalinin korkuttuğu ve bu nedenle borcunu ödediği belirtiliyor. Eğer bu yaptırım kalkarsa borçlunun borcunu ödemeyip, alacaklıyı mağdur edeceği ifade ediliyor. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İcra İflas Hukuku ve Medeni Usul Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, özellikle esnafın bu yeni yapılmak istenen düzenlemeden mağdur olacağını belirtiyor. Esnaf, bir kişiye ev eşyası sattığında parasını alamadığı gibi eşyaları da geri alma imkânından yoksun olacağını savunan Prof. Dr. Karslı, bu şekilde borçlu korunurken alacaklının mağdur edileceğini söylüyor. Hukuk içinde alacağını temin edemeyen kişilerin mafyaya bulaşacağını, sistemin de altüst olacağını belirten Karslı, hatalı düzenlemeden geri adım atılması gerektiğini kaydediyor. Avukat Vedat Özcan ise bu yasal düzenlemenin avukatlar aleyhine işleyeceğini düşünüyor.

Oluşacak sıkıntılar için çözüm önerileri de var..

Yeni düzenlemeye tam değil de kısmen karşı olup çözüm önerileri geliştirenler de var. “Yeni getirilecek düzenlemede, haczedilemeyecek şeyler tek tek sayılacak mı? Yoksa eve hacze gitmek tümden mi imkânsız hale gelecek?” şeklindeki soruların da yasa ile cevaplanması gerektiğine değiniliyor. Avukat Mahmut Asrağ da, bankaların ve diğer kredi kuruluşlarının yıllardır uyguladığı bilgi havuzu sistemi gibi özel kişiler arasında da “sabıka sicili” gibi borç ödeme sicilinin oluşturulabileceğine dikkat çekiyor. Mal satan kişinin, esnafın bu sicili elektronik ortamda görerek ona göre alışveriş yapabileceğinin altını çiziyor. Borcunu ödemeyenlere satış yapılmamasını öneriyor.


Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol