13 Ocak 2013 Pazar 22:00
Entegre Strateji...İlhan Cihaner
Ancak bu durum, sürece eleştirel yaklaşımlar getirmekten alıkoymamalı. Aksi taktirde AKP nin iyice derinleştirdiği ve uluslararası aktörlerin etkisine açık hale getirdiği bu “kırılgan ortam”, kalıcı bir çözümle sonuçlanmayacaktır. Gerçek çözüm ötelenecek, tüm dinamiklerin çözümün parçası haline getirilmediği bir süreç ise “nihai barışı” getiremeyecektir.

Öteden beri -özellikle müzakere yöntemi- çok örnek gösterilen Kuzey İrlanda – İRA örneğine ilişkin haber, tehlikeyi işaret etmekte : “Kuzey İrlanda' da 1998 yılında İngiliz hükümeti ile imzalanan barış anlaşması ile 30 yılı aşkın çatışma döneminin sona ermesinin ardından son yılların en şiddetli dönemi yaşanıyor. Kuzey İrlanda' nın başkenti Belfast' ta bir yandan birlik yanlıları gösteri yaparken ayrılıkçı İrlanda Cumhuriyet Ordusu (İRA) destekçileri son yıllarda görülmemiş şekilde eylemlerinin arttırdı...Molotof kokteylleri ve silahlar Belfast sokaklarına geri dönerken 'barış anlaşmasının ne kadar kırılgan olduğunun ortaya konduğu' ve ' bölgenin kanlı geçmişinden kurtulamadığı' yorumları yapılıyor. Kuzey İrlanda' da Belfast Belediye binasında Birleşik Krallık bayrağının asılmasına ilişkin geçen ay yapılan oylamada bayrağın binaya tüm yıl boyunca değil, seçilen 17 günde asılmasına karar verilmişti...Barışçıl başlayan gösterilere kısa süre sonra şiddet karıştı...eylemlerde 50' den fazla polis yaralandı, 107 kişi ise gözaltına alındı. Tablonun en çok endişe yaratan yönü ise gözaltına alınan kişilerin üçte birinin 18 yaşının altında olması.” (Milliyet, 11 Ocak)

Süreci yönetmeye çalışanlar ise durumu daha kırılgan hale getiriyor. Devleti ele alalım, şu Başbakanın kendisini “dahil etmediği” devleti...devlet dediğimiz aygıtın en kritik parçaları ya “kavgalı ya paralize” olmuş. Şu örnek yeterli sanırım: Müzakere sürecini yürüten MİT, düşen jetle ilgili şikayet dilekçesi veren bir avukatı ve soruşturma savcısını şikayet etti. Gerekçe ilginç: “Planlı bir psikolojik harekatın parçası olarak davranmak ve yabancı devlet yekilileri ile işbirliği yapmak”.

Devletin “özel yetkili savcısı”, devletin istihbaratı tarafından yabancı bir devletin psikolojik hareketinin parçası olmakla suçlanıyor! Zaten Başbakan da “bunlar devlet içinde devlet” demişti! Genelkurmay başkanları Kuvvet Komutanları terörist, hatta sürecin emanet edildiği MİT müsteşarı ve yardımcıları, pazarlık yürüteceği “terör örgütünün” soruşturmasında “şüpheli”! Önceki girişimler ele yüze bulaştırılmış, çok gizli ses kayıtları internete “düşmüş”...

Üç PKK lı kadının Fransa' da öldürülmesi ise vehameti ve Devletin diğer “bileşenlerinin” kafa karışıklığını daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkardı. Daha kimlikler resmen doğrulanmadan hükümet sözcüsü “örgüt içi infaz, arkası gelebilir” dedi. Bir başka yönetici “derin PKK yaptı” dedi. “Devlet içinde devlet” ise son zamanların olağan şüphelisini işaret etti: “yapsa yapsa İran yapmıştır”. Hatta Rusya' dan Çin' e kadar sorumlu olabilecekler devletler ima edildi.

Konuyla ilgili konuşan Reis-i cumhurun ne dediğini anlayamadım bir türlü. Meraklıların “derin” konuşmayı dinlemesini öneririm. Yasamanın başkanının teşhisi ise sorunu ne kadar iyi (!) kavradığının göstergesi: “terör altın yumurtlayan tavuktur!” ayrıca sorumlu olarak “müttefiklerimizi” işaret etti. Barışı engellemek isteyen bir ülke ile niye müttefik olduğumuz konusuna hiç girmedi tabii... haliyle böyle “entegre bir stratejiden” de çıka çıka Öcalan' a verilecek televizyonun entegreleri çıktı.
Pazarlığın karşı taraflarından Kandil ise cinayetlerden “Türk Gladyosu” nu sorumlu tutarak hükümeti “hedef saptırmakla” suçladı.
Bu arada yeterince sorgulanmayan iki önemli şey oldu:

Pazarlıklar sürerken PKK, Çukurca / Karataş Karakoluna baskın yaptı. Ve Fransa infazlarına/katliamına gösterilen, barış sürecinin baltalandığı tepkisi bu baskın için -yeterince- verilmedi, adeta geçiştirildi.

İrdelenmeyen diğer konu ise, Başbakanlıktan “iyi” haber alan bir yazar, yol haritasını ve pazarlıkları yazdı. Kritik olanı Suriye ile işbirliği. Anlaşılan Devletimiz (hangisiyse artık? 'derin' olanı mı?!) Suriye' de “sınırların kalkacağı” neo-Osmanlıcı hayallerini, “neo-Hamidiye Alaylarıyla” kotarma peşinde.

Yani pazarlıklar halk çocuklarının kanı üzerinden yürütülüyor.

Ne mi yapılmalı?

Barış talebi tüm toplum tarafından daha yüksek sesle dillendirilmeli,

Öncelikle kan üzerinden pazarlığa son verilmeli.

Süreç “derin devletce” değil, alabildiğine şeffaf, bize özgü bir modelle, siyasetin “tüm aktörleriyle” yürütülmeli.
Haklı talepler ve şiddet pazarlık unsuru olmaktan çıkarılmalı.

Silahlı olanla pazarlık, silahsız olana cezaevi formülünden vazgeçilmeli.

En, ama en önemlisi artık bir numaralı sorunumuzun, AKP nin kibirli gerginlik politikasının olduğunun farkına varılmalı


Son Güncelleme: 13.01.2013 22:04
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177