22 Aralık 2012 Cumartesi 10:39
Diktatörlüğün  Demokrasi Korkusu
 Rejimin biçimsel demokrasi olması ölçü olabilir mi? Demokratik düzenin geçerli kılınabilmesinde anayasal, yasal düzenlemelerde olmazsa olmaz ilkelerin güvence altına alınmış olması da yetmez. Hakların kullanılabilmesinde iktidar erkinden, haklarını kullanacak örgütlenmeler, bireylere uzanan bir halkada, toplumsal bilinç ve sorumlulukla içselleştirilmiş, gerçek demokratik düzen ve işleyişi geçerli kılacak düzenin varlığından söz edebilmek gerek.. Türkiyede başımızı ne yana çevirsek, diktatoryal düzenin egemen kılındığı, en sıradan demokratik temel insan haklarının gasp edildiği işleyişlerin birbirinden beter örnekleri ile yüz yüze kalıyoruz. Neden, nereye kadar?

Dün bizim 68’liler kuşağından Metin Eşrefoğlu’nun toprağa verilişinde, cami avlusunda bir araya gelen, en çok siyasette, toplumsal yaşamın her alanında deneyimli, askeri-sivil darbeler süreçlerinde soldan en ağır bedelleri ödemiş isimler, bedenen yaşlarından yaşlı ve yorgun, beyinlerinde sorgulama enerjilerini kaybetmemiş çok genç kalmış olarak, olup bitenleri, gündemi satır araları, perde arkasından kurcalayıp durdular.. Kaçınılmaz olarak, Başbakan’ın Çin üretimi olsa da bizim hizmetimizde olacak uydu fırlatma töreninde yaşananlar üzerinden bilgilendirmeler ağırlıktaydı...

ODTÜ kampusu içindeki demokratik düzenler için en doğal, sıradan bir öğrenci protesto eyleminden diktatörlük düzenlerinde bile az görülebilecek bir polis terörü, şiddeti, kaos üretmek nasıl bir akıl işiydi? İktidarlarının, tam yandaş YÖK yönetiminin yapılanmasında, üniversite öğretim üyelerini bile isyan ettiren polisin orantısız güç kullanması nasıl bir işti? Gelişmelerin yıllar içindeki ayrıntılarından da bilgi sahibi, toplumsal olayların siyasetin içinde, bu son gelişmelere tanık olmuş kişilerin bilgilendirme, değerlendirmelerinden birkaç satır arası..

***

İçişleri Bakanı’nın, içinde pot kırılmış cümlelerin de yer aldığı, “kolluğun gereğinden fazla güç kullanması sonucu ölüme sebebiyet verici şiddet..” uyarısı, emniyet en üst kademelerinin, iktidar siyasetçilerinin de yakındıkları ve kabul ettikleri bir yaygın uygulama.. Sık sık yinelenmesinde siyasi irade, doğrudan Başbakan’ın talimatlarının payı büyükmüş, önlenemeyen gösteri, protesto eylemlerine çok sert tepki veriyormuş.. İşte çok sıradan bir protesto eylemi için toplanmış öğrencilere, binlerle donatılmış polis gücü ile, onlardan gelmiş hiçbir taşkınlık, hareket olmadan çok sert müdahale, gaz bombası, su, her türden şiddet uygulamasına gelir geçer öğretim üyeleri de tanıklık edince teslim alınmış, susturulmuş üniversitelerden ilk kez “yeter” anlamına gelebilecek bir öğrencilerine sahiplenme sonucu çıkmış.

İktidarlarının bu sınır tanımaz, politik getirisi de artık söz konusu olamayacak çıkışlarında, paranoyak boyutlara varmış muhalefet, demokratik hak aramanın önünün açılabileceği korkusu belirleyici. Rejimi demokrasi sayılabilen hiçbir ülkede görülmeyen ölçeklerde orantısız polis gücü, şiddeti kullanılması, en sıradan protesto eylemlerine katlanamayış, öğrencilerin en sıradan haklarının gaspı ile gerek üniversiteler içinde gerekse polis, yargılama güçleri kullanılarak, uzun tutukluluklarla hayatlarının kaydırılmasıyla tam teslim alınma hedefleniyor. ODTÜ’de herkesin kabul ettiği bu travmatik tabloda bile dün polisin öğrenci operasyonları, yargı yolunun mağdur öğrenciler aleyhine açılmış olması çok ağır diktatoryal rejimlerde ancak görülebilecek türden uygulamalar olabilir...

Hâlâ yandaş, teslim alınmış büyük medya gücünün kullanılması, medyatik güdüleme ile toplumsal duyarlılıkların sindirilmesi en etkin gerçeklerin çarpıtılması aracı olarak kullanılmakta. ODTÜ’de yaşanan olayların gerçeğinde uzaktan protesto eylemlerini bile gerçekleştirmelerine izin verilmemiş öğrenciler uydu açılış törenine baskın yapmış, polise karşı ağır şiddet kullanmış gibi gösterilebilmekteler. Medyanın dayanılmaz yandaşlığı, gerçekleri çarpıtma vizyonunda her gün sayısız çaba gündemde...

Taraf gazetesindeki operasyon mu sorgulanıyor örneğin?.. Siz yorumsuz son aylar ve yıllardaki yazılarında ayrılan isimlerin AKP iktidarı en çok da Başbakan Erdoğan’la karşı karşıya kaldıklarından, Başbakan’ın medya patronlarını tehdit eden, apaçık kimlik vererek temizlik, tasfiye isteyen uyarı çıkışlarından mı söz açıyorsunuz? Yandaş koro kraldan çok kralcı, operasyona böyle bakılamayacağını, eski can dostları ayrılanların daha önce yaptıkları önemli vizyonlarının bitmesi ile ayrılmak gereğini duyduklarını söylüyorlar..

Başbakan Erdoğan yasama-yürütme-yargı, demokrasinin olmazsa olmaz güçler ayrılığı ilkesinden duyduğu rahatsızlığı kendine özgü uslubu ile çok açık, tartışmasız açıklıyor.. Medyamız aklama korosu, “Abartmayın kendi özelinden yaşadığı kimi sorunlardan söz etti..” savunmasına yatıyorlar...

Son Güncelleme: 22.12.2012 10:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol