08 Nisan 2016 Cuma 12:09
Davutoğlu: Cumhurbaşkanı ile Aramızda MİLİM FARK YOK

Özcan TİKİT / GAZETE HABERTÜRK

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Finlandiya gezisi sırasında, kendisine eşlik eden gazetecilerin sorularını yanıtladı. Davutoğlu, şunları söyledi:

-Çözüm süreciyle ilgili, Cumhurbaşkanı ile sizin açıklamalarınız arasında çelişki olduğuna dair bir algı var. Doğru mu?

Bu algıyı oluşturmak isteyen iki kesim var: Birincisi, AK Parti ile Cumhurbaşkanı arasında görüş ayrılığı varmış gibi davranmak isteyen HDP. Bir de bizim terörle mücadele kararlılığımızda şüphe uyandırmak isteyen bir kesim... Hayatımın en zor kararı, 23 Temmuz günü aldığımızdır. Arkamda Meclis çoğunluğu yokken, bütün hukuki sorumluluk benim omuzlarımdayken, terörle mücadele kararı aldık. Terörle mücadelede çok zor ve önemli 3 gece vardır. O 3 gece, sorumluluktan hiç uyumadım diyebilirim. Biri, PKK ve DAEŞ noktalarına operasyon kararı verdiğimiz 23 Temmuz gecesidir. O gece güvenlik toplantısında aldığımız kararlar hakkında, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza kriptolu telefonla bilgi verdim. İkincisi, 28 Ağustos günüdür. Anayasal hükümetin kurulduğu gün kırsalda yoğun saldırılar sebebiyle, Genelkurmay Başkanı’mızın haklı talebi oldu. 7’nci, 8’inci, 9’uncu kolordulara, doğrudan mücadelenin içinde yer almaları için talimat yazısı gönderdim. Üçüncüsü, 14 Aralık günüdür. Hükümeti henüz kurmuşken, Cizre, Silopi ve Sur’da barikat ve sızmalar artınca operasyon talimatı verdim.

SİLAHLAR TERK EDİLİRSE HER ŞEY KONUŞULABİLİR’

Bu tartışmayı başlatanların bir kısmı, benim terörle mücadele konusunda kararlılığımı sorgulama cüreti gösteriyor. Bu omuzların üzerindeki yükü, ancak taşıyanlar bilir. Aldığımız operasyon kararından sonra seçimi kaybetseydik, operasyonun sorumluluğu kime aitti? “Sahte kahramanlar” dediğim çevreler böyle bir şeye kalkışıyor. Cumhurbaşkanı’mızla aramızda, kararlılık konusunda milim fark yoktur. Her şey istişare edilerek birlikte yürütülüyor.

Çözüm sürecine gelince... Silahlar terk edilirse, siyasi alanda Türkiye’de her şey konuşulabilir. Bundan kastım, silahların terk edilip konunun siyasi alana hasredilmesiyle ilgilidir. İlkesel olarak aynı şeyi söylüyorum. Bunu, sanki bir görüş ayrılığı varmış gibi yansıtmaya kalkanlar oldu.

‘50 YILIN İLİŞKİLERİNE BAKIN’

-Operasyonlara karşı bildiri yayınlayan akademisyenlerin tutuklanması meselesinde de benzer bir durum var mı?

Son 50 yılın Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkilerine, bir de bizim ilişkimize bakın. Türkiye’nin çarpık anayasal sisteminden kaynaklanan Cumhurbaşkanı- Başbakan yetki ve sorumluluk dağılımı nedeniyle, sıkıntılı şeyler yaşanmış. Ama benimle Cumhurbaşkanı’mız arasında, neredeyse 2 yıla yaklaşacağız, devlet işleyişi bakımından herhangi bir aksama gördünüz mü? Usul farkı olabilir, bazen farklı kanaatler hepimiz için geçerlidir. Ama biz iki şeyi esas alırız. Benim açımdan da Cumhurbaşkanı’mız açısından da böyle olduğuna eminim. Birincisi, devlet ahlakımız. Devlet işleyişi neyi gerektiriyorsa onu yaparız. İkincisi, şahsi ahlakımız, karşılıklı olarak birbirimize duyduğumuz güven, itimat ve bağlılık. Bunların hiçbir şekilde sarsılmasına izin vermeyiz. Ama farklı kanaatler olabilir. Tutuklanma meselesindeki kastım, tutuklu yargılama konusudur. “Akademisyenlere özel bir uygulama yapılsın” da demedim. İlkesel bir şey söylüyorum. İnsanların suçu sabit olana kadar, eğer delil karatma, kaçma gibi bir gerekçe yoksa tutuksuz yargılanmanın doğru olduğu kanaatindeyim. Çünkü sonunda beraat edebilir o insan. Suçluysa tabii tutuklanacak. Burada da Cumhurbaşkanı ile temelde bir ayrım olduğu kanaatinde değilim.

-Cumhurbaşkanı ile bu konuları karşılıklı nasıl konuşuyorsunuz?

Her şeyi çok açık paylaşıyoruz. Esasta bir fark olduğunu düşünmüyorum.

-Cumhurbaşkanı’nın “teröre bulaşanları vatandaşlıktan çıkarma” açıklaması sonrasında, hükümet bir çalışma yapmaya başladı mı?

Şu anki mevzuatımızda, terörle ilişkisi dolayısıyla birinin vatandaşlıktan çıkarılması mümkün değil. Şu ana kadar böyle bir konu gündemimize gelmedi. Sayın Cumhurbaşkanı’mız buna ihtiyaç olduğu kanaatindeyse, terörle mücadelede bir fayda getirecekse, bunun hukuki veçheleri incelenir, çalışma yapılır. Ama şu anki mevzuat gereği böyle bir durum yok.

‘PKK ERBİL’İ TEHDİT EDERSE BİZE YAPILMIŞ SAYARIZ’

-Silahı bırakmaya dönük bir çözüm sürecinin önkoşulu nedir?

Mutlak bir silahsızlanma gerçekleşmeden, bu anlamda bir gelişme olması mümkün değil. Bu bir önşarttır. Bu olduktan sonra, Irak’taki ve Suriye’deki varlıklarının Türkiye’ye dönük tehdit olma niteliğinin kalkması lazım. Yani önce Türkiye içinde mutlak anlamda silahsızlanma; ardından Türkiye ile Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin güvenliğini ve sınırları tehdit etmeyen bir çizgiyi görmemiz lazım. Bizim için ‘dış Türkler’, ‘dış Kürtler’ diye bir ayrım yok. Hepsi bizim için akraba topluluklardır. Bu, ‘dış Türkler’ ve ‘dış Kürtler’in, bütün akraba toplulukların himayemizde olduğunu gösteren bir hamledir. PKK, Erbil’deki yönetimi tehdit ederse, bu tehdidi bize yapılmış kabul ederiz. PYD, Özgür Suriye Ordusu ve oradaki Türkiye’ye müzahir gruplara tehdit oluşturursa, bize tehdit oluşturmuş demektir. Lazkiye’den Süleymaniye’ye kadar giden kuşakta, artık her şey Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiriyor.

‘MERKEL’İN O KONUDAKİ TAVRI BATI’DA BİR İLKTİ’

-Cumhurbaşkanı, ABD ziyaretinde “Türkiye’de basının daha özgür olduğunu” söyledi. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Düşünce ve basın özgürlüğünde, en özgürlükçü tavrın benimsenmesi kanaatindeyim. İkinci benimsenmesi gereken de her özgürlüğün ahlaki ve hukuki sınırları olduğudur. Biz halkın önündeyiz, ama bu bize saldırı yapılacağı ve hakaret edileceği anlamına gelmiyor. Özellikle uluslararası medyada, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza karşı o kadar ağır hakaretler oldu ki, bunun basın özgürlüğüyle alakası yok. Almanya’da bir TV programında, Cumhurbaşkanı’mıza hakaret edildi. Sayın Merkel’le görüşmemde, “Bir kenara çekilip o sözleri dinleyin. Fikir özgürlüğüyse konuşalım. Ama değilse, buna gereken tepkiyi göstermenizi bekliyorum” dedim. Bir gün sonra da hükümet adına açıklama yapıldı. Olumlu tavrı da takdir etmek lazım. Batı’da ilk defa bu anlamda bir kıstası ortaya koyan bir açıklamaydı.

‘CHP VE HDP’NİN ORKESTRA ŞEFİ PARALEL YAPI’

-HDP 3-4 kez CHP’ye, ‘AK Parti’ye karşı cephe’ çağrısında bulundu. Ne düşünüyorsunuz?

Bir ideolojik benzerlik var. Biri Kürt Baas’ı, diğeri Türk Baas’ı. CHP tek parti döneminde nasıl bir Türkiye arzuluyorduysa, HDP de şu anda Doğu ve Güneydoğu’da aynı şeyi arzuluyor. Bunların arkasındaki orkestra şefi paralel yapıdır. CHP’ye de aynı telkini yapıyorlar, PKK ile de irtibatları var. Onun arkasındakini de artık siz tahmin edersiniz. Paralel yapının en önemli hususiyeti, sızabilme kabiliyetidir. Devlete sızmada ne kadar başarılıysa; örgüte veya CHP’ye ve diğer siyasi partilere de aynı ölçüde etkide bulunabilme kabiliyetleri var.

‘YENİ ANAYASA SÜRECİNİ ÖNE ALMAM HAYIRLI OLDU’

-Başkanlık sistemi ve yeni Anayasa konusunda, AK Parti’nin temel dinamikleri belirgin hale gelmeye başladı mı?

Süreci hızlandırdık. Geçen cumartesi geniş katılımlı bir siyasi istişare yaptık. Özellikle temel haklar ve başlangıç maddeleri hakkında. Benim bunu öne almam hayırlı oldu. CHP de kendi Anayasa taslağını hazırlama çabasına girdi. Onlar da kendi tekliflerini hazırlasınlar, referanduma gidilsin.

Son Güncelleme: 08.04.2016 12:19
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol