12 Ağustos 2013 Pazartesi 11:58
Danıştay İkinci, Onikinci ve Ondördüncü Dairelerine Ait Kararlar

DANIŞTAY KARARLARI

Danıştay İkinci Daire Başkanlığından:

Esas No : 2013/455

Karar No: 2013/1406

Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan : Danıştay Başsavcılığı

Davacı : Dilek Sahillioğulları  

Vekili : Av. Cengiz Ünal

Tepebağ Mah. 27044 Sok. İbrahim Günay İşhanı No:13/4 ADANA

Davalı : Hatay Valiliği

İsteğin Özeti : Hatay İdare Mahkemesi'nin 30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Özgür Metin

Düşüncesi : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Hatay İdare Mahkemesi'nce verilen kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya

Düşüncesi : Van İli, Başkale İlçesi, Oğulveren İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde sınıf öğretmeni olarak görev yapmakta iken Hatay İli, Avsuyu İlköğretim Okulu'na atanan davacı tarafından, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi istemiyle 01.03.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddine dair Hatay İdare Mahkemesinin 30.12.2011 gün ve E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı Dilek Sahillioğulları tarafından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine dava dosyası da getirtilerek konu incelendi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının naklen atanması nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının 31.8.2009 tarihli işlemle atandığı okulda göreve başladığı harcırahının ödenmemesi üzerine sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un 11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun verilmesi istemiyle idareye yapılan 01.03.2011 tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 29.03.2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, süre aşımı yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yolluk ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.

Atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Davacının, naklen atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi bulunmadığına göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu başvuru üzerine kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu açıktır.

Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.

Bu nedenle, Hatay İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 30.12.2011 gün ve E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:

Dava; Van İli, Başkale İlçesi, Oğulveren İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Sınıf Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, Hatay İli, Merkez, Avsuyu İlköğretim Okulu'na atanan davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle 1.3.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin 7.3.2011 günlü, 8457 sayılı işlemin iptali ve yolluğun hak ediş tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Hatay İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararla; davacının talep ettiği harcırah için, atama kararnamesinin tebliğinden veya en geç bu atamayı müteakip yeni görev yeri olan Hatay İli, Merkez, Avsuyu İlköğretim Okulu'nda göreve başladığı tarihten itibaren altmış günlük dava açma süresi içinde dava açması veya aynı süre içinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi uyarınca idareye başvuruda bulunması gerekirken, bu süreler geçirildikten çok sonra idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde açılmadığı ve dolayısıyla esasının incelenmesi olanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine hükmedilmiş, söz konusu karar itiraz edilmemek suretiyle kesinleşmiştir.

Hatay İdare Mahkemesi'nin 30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı "yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" sözkonusu kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

3. Bozma kararının bir örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Yolluk ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl işlemle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani yolluklu veya yolluksuz ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Dosyanın incelenmesinden; Van İli, Başkale İlçesi, Oğulveren İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Sınıf Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, 31.8.2009 günlü işlemle Hatay İli, Merkez, Avsuyu İlköğretim Okulu'na atanarak yeni görev yerine 8.9.2009 tarihinde başlayan davacının, bu atama işleminden dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için Avsuyu İlköğretim Okulu Müdürlüğü'ne yaptığı 1.3.2011 günlü başvurusunun Hatay Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 7.3.2011 günlü, 8457 sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Hatay İdare Mahkemesi'nce, 31.8.2009 günlü onayla atanan davacının atandığı yerde göreve başladığı 8.9.2009 tarihinin, kendisine yolluk ödenmediğini öğrendiği son tarih olarak kabulünün gerekmekte olduğu belirtilerek ve yapılan hesaplama sonucu, dava süre aşımı yönünden reddedilmiş ise de, dava konusu olayda başvuru öncesinde davacıya tebliğ edilmek suretiyle kendisine yolluk verilmeyeceğine ilişkin bir işlemin mevcut olmaması karşısında; yolluk ödenmesi talebiyle sonradan yapılan başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliğini taşıdığından, bu konuda çıkan uyuşmazlıkta atandığı yerde göreve başlama tarihinin dava açma süresi için başlangıç olarak alınmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.

Bu nedenle, Hatay İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararında hukuki isabetgörülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Hatay İdare Mahkemesi'nce verilen 30.12.2011 günlü, E:2011/489, K:2011/2397 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın birer suretinin Danıştay Başsavcılığına, Hatay Valiliği ile davacıya gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 13.3.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Danıştay İkinci Daire Başkanlığından :

Esas No : 2013/555

Karar No : 2013/1408

Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan : Danıştay Başsavcılığı

Davacı : Çağlar Altan Kökçü

Vekili : Av. Durmuş Ali Kümük

 Şems Mah. Şerafettin Cad. Zenginhan No:52/409 Karatay/KONYA

Davalı : Ayrancı Kaymakamlığı - KARAMAN

İsteğin Özeti : Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012 günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Özgür Metin

Düşüncesi : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Konya Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.        

Danıştay Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya

Düşüncesi : Erzurum İli, Çat İlçesi, Karaşeyh İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde sınıf öğretmeni olarak görev yapmakta iken Karaman İli, Ayrancı Yatılı İlköğretim Okulu'na atanan davacı tarafından, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi istemiyle 23.01.2012 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda verilen Konya 1. İdare Mahkemesinin 30.04.2012 gün ve E:2012/198, K:2012/552 sayılı tek hakimli kararının bozularak davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin Konya Bölge İdare Mahkemesinin 10.07.2012 gün ve E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararının yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı vekili Av. Durmuş Ali Kümük tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine konu incelendi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının naklen atanması nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının 07.08.2009 tarihli işlemle atandığı okulda göreve başladığı harcırahının ödenmemesi üzerine sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un 11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun verilmesi istemiyle idareye yapılan 23.01.2012 tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 8.02.2012 tarihinde açılan davada dava konusu işlemin iptaline ve davanın kabulüne ilişkin Konya 1.İdare Mahkemesince verilen 30.04.2012 gün ve E:2012/198, K:2012/552 sayılı karara yapılanitiraz üzerine davaya bakan Konya Bölge İdare Mahkemesinin 10.07.20102 günlü ve E:2012/610.K:2012/630 sayılı kararıyla da; davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle, anılan kararın bozulmasına ve davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yolluk ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.

Atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Davacının, naklen atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi bulunmadığına göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu başvuru üzerine kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu açıktır.

Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.

Bu nedenle, Konya Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 10.07.2012 gün ve E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:

Dava; Erzurum İli, Çat İlçesi, Karaşeyh İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Matematik Öğretmeni olarak görev yapmakta iken Karaman İli, Ayrancı İlçesi, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na atanan davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle 23.1.2012 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin 27.1.2012 günlü, 148 sayılı işlemin iptali ve yolluğunyasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Konya 1. İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 30.4.2012 günlü, E:2012/198, K:2012/552 sayılı kararla; Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar ile günün koşullarına uygun olarak belirli durumlarda sözleşmeli personele nakil olanağının tanındığı, görev yeri değişen sözleşmeli personele bu esnada katlandığı zorunlu giderlerin karşılığı olarak, kamu görevlisi sıfatını haiz olmasından dolayı Harcırah Kanunu uyarınca yolluk ödenmesi gerektiği dikkate alındığında,aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının yoksun kaldığı sürekli görev yolluğunun 23.1.2012 tarihli başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmiş; yapılan itiraz üzerine davaya bakan Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012 günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararıyla da; davacının, yolluksuz olduğu belirtilen atama işlemini tebellüğ ettiği 17.08.2009 tarihini izleyen 18.08.2009 tarihinden veya yeni görev yerinde göreve başlayış tarihinden itibaren dava açma süresi olan altmış gün içinde doğrudan veya 2577 sayılı Yasanın 11'nci maddesi uyarınca yapılan başvuru sonucunda, yine idari dava açma süresi içinde dava açması gerekirken, söz konusu sürelerin geçirildiği gerekçesiyle itiraz kabul edilerek, Konya 1. İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 30.4.2012 günlü, E:2012/198, K:2012/552 sayılı karar bozulmuş ve 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca süre aşımı sebebiyle davanın reddine hükmedilmiş, karar düzeltme istemi de aynı Mahkeme'ce verilen 17.10.2012 günlü, E:2012/1095, K:2012/984 sayılı kararla reddedilmiştir.

Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012 günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı "yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" sözkonusu kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

3. Bozma kararının bir örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; Erzurum İli, Çat İlçesi, Karaşeyh İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Matematik Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, 7.8.2009 günlü işlemle Karaman İli, Ayrancı Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na atanarak yeni görev yerine 20.8.2009 tarihinde başlayan davacının, bu atama işleminden dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için Ermenek Cumhuriyet İlköğretim Okulu Müdürlüğü'ne yaptığı 23.1.2012 günlü başvurusunun Ayrancı Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 27.1.2012 günlü, 148 sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği açıktır.

Bu nedenle, Konya Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 10.7.2012 günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararında hukuki isabetgörülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.7.2012 günlü, E:2012/610, K:2012/630 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın birer suretinin Danıştay Başsavcılığına, Ayrancı Kaymakamlığı ile davacıya gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 13.3.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Danıştay İkinci Daire Başkanlığından :

Esas No : 2013/557

Karar No : 2013/1410

Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan : Danıştay Başsavcılığı

Davacı : Ferit Gürbüz

Vekili : Av. Cengiz Ünal

 Tepebağ Mah. 27044 Sok. İbrahim Günay İşhanı No:13/4 ADANA

Davalı : Tufanbeyli Kaymakamlığı - ADANA

İsteğin Özeti : Adana Bölge İdare Mahkemesi'nin 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Özgür Metin

Düşüncesi : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Adana Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.        

Danıştay Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya

Düşüncesi : Ankara İli, Haymana İlçesi, Bumsuz Lisesinde 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev yapmakla iken, Adana İli, Tufanbeyli İlçesi, Tufanbeyli Lisesine atanan davacı tarafından, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi istemiyle 18.05.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılan davayı süre aşımı yönünden reddeden Adana İkinci İdare Mahkemesinin 03.08.2011 gün ve E:2011/1127, K:2011/1496 sayılı kararına karşı yapılan itirazı reddederek, kararı onayan Adana Bölge İdare Mahkemesinin 16.11.2011 gün ve E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararının yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı vekili Av. Cengiz Ünal tarafından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine dava dosyası da getirtilerek konu incelendi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının naklen atanması nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının atandığı okulda göreve başladığı tarihte harcırahının ödenmemesi üzerine sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un 11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun verilmesi istemiyle idareye yapılan 18.05.2011 tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaliistemiyle 01.06.2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, süre aşımı yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yolluk ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.

Atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Davacının, naklen atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi bulunmadığına göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu başvuru üzerine kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu açıktır.

Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.

Bu nedenle, Adana Bölge İdare Mahkemesinin , yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 16.11.2011 gün ve E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:

Dava; Ankara İli, Haymana İlçesi, Bumsuz Çok Programlı Lisesinde 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Coğrafya Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, Adana İli, Tufanbeyli İlçesi, Tufanbeyli Lisesine atanan davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle 18.5.2011 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin 18.5.2011 günlü, 1486 sayılı işlemin iptali ve yolluğun hak ediş tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Adana 2. İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 3.8.2011 günlü, E:2011/1127, K:2011/1496 sayılı kararla; davacının, atandığı okulda göreve başladığı 15.2.2007 tarihi itibariyle kendisine harcırah ödenmediğini öğrendiği ve burada göreve başladığı tarihten itibaren altmış gün içerisinde dava açması ya da bir aylık süre içerisinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi uyarınca idareye başvurması, isteğinin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması durumlarına göre Kanunda öngörülen süre içerisinde dava açması gerekirken, bu süreler geçirildikten sonra idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde açılmadığı ve dolayısıyla esasının incelenmesi olanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine hükmedilmiş, itiraz üzerine davaya bakan Adana Bölge İdare Mahkemesi'nin 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararıyla da, söz konusu karar onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Adana Bölge İdare Mahkemesi'nin 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı "yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" sözkonusu kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

3. Bozma kararının bir örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Yolluk ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl işlemle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani yolluklu veya yolluksuz ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Dosyanın incelenmesinden; Ankara İli, Haymana İlçesi, Bumsuz Çok Programlı Lisesinde 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde Coğrafya Öğretmeni olarak görev yapmakta iken, Adana İli, Tufanbeyli İlçesi, Tufanbeyli Lisesine atanarak yeni görev yerine 15.2.2007 tarihinde başlayan davacının, bu atama işleminden dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için Tufanbeyli Lisesi Müdürlüğü'ne yaptığı 18.5.2011 günlü başvurusunun Tufanbeyli Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 18.5.2011 günlü, 1486 sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Adana 2. İdare Mahkemesi'nce, davacının atandığı yerde göreve başladığı 15.2.2007 tarihinin, 6245 sayılı Kanun'un 59. maddesi uyarınca kendisine yolluk ödenmediğini öğrendiği son tarih olarak kabulünün gerekmekte olduğu belirtilerek ve yapılan hesaplama sonucu, dava süre aşımı yönünden reddedilmiş ise de, dava konusu olayda başvuru öncesinde davacıya tebliğ edilmek suretiyle kendisine yolluk verilmeyeceğine ilişkin bir işlemin mevcut olmaması karşısında; yolluk ödenmesi talebiyle sonradan yapılan başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliğini taşıdığından, bu konuda çıkan uyuşmazlıkta atandığı yerde göreve başlama tarihinin dava açma süresi için başlangıç olarak alınmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan, 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 59.maddesinde belirtilen bir aylık süre, dava süresi olmayıp, verilen avansın kapatılması amacına yönelik bir beyanname verme süresi olarak düzenlenmiş olduğundan,dava açma süresinin hesabında dikkate alınmaması gerekmektedir.

Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.

Bu nedenle, Adana Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararında hukuki isabetgörülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Adana Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen 16.11.2011 günlü, E:2011/4673, K:2011/4727 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın birer suretinin Danıştay Başsavcılığına, Tufanbeyli Kaymakamlığı ile davacıya gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 13.3.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Danıştay İkinci Daire Başkanlığından :

Esas           No : 2013/2085

Karar        No : 2013/3518

Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan : Danıştay Başsavcılığı

Davacı : Başak Demirbaş

Vekili : Av. Kerem Çavli

 Halitpaşa Cad. No:135/5 - KARS

Davalı : Sarıkamış Kaymakamlığı - KARS

İsteğin Özeti : Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Özgür Metin

Düşüncesi : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen kararların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı : Mevlüt Çetinkaya

         Düşüncesi : Denizli İli, Honaz İlçesi, Kaklık İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev yapmakta iken, anılan Yasanın 4/A maddesi uyarınca Kars İli, Sarıkamış İlçesi Beşyol İlköğretim Okulu'na kadrolu olarak atanan davacı tarafından, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğun ödenmesi istemiyle 17.01.2012 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılan davanın; süre aşımı yönünden reddine dair Erzurum 2.İdare Mahkemesinin 22.05.2012 gün ve E:2012/199, K:2012/764 sayılı kararına yapılan itirazın reddine ve kararın onanmasına ilişkin Erzurum Bölge İdare Mahkemesince verilen 25.09.2012 gün ve E:2012/748, K:2012/666 sayılı karar ile karar düzeltme isteminin reddine dair Erzurum Bölge İdare Mahkemesinin 31.12.2012 gün ve E: 2012/856, K:2012/832 sayılı kararının yürürlükteki hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı vekili tarafından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine konu incelendi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, "İlgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri''; 11'inci maddesinde de, "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı" hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının atanması nedeniyle yolluk verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davada, davacının 4.6.2010 tarihli işlemle atandığı okulda göreve başladığı harcırahının ödenmemesi üzerine sürekli görev yolluğuna ilişkin dava açması ya da 2577 sayılı Kanun'un 11'inci maddesi uyarınca idareye başvurması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra anılan atama işleminden kaynaklanan yolluğun verilmesi istemiyle idareye yapılan 17.01.2012 tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 20.02.2012 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, süre aşımı yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yolluk ödenmesine neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir.

Atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde,dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Davacının, naklen atanmasına ilişkin işlemde "yolluksuz" ibaresi bulunmadığına göre, bu işlemden doğan yolluğunun tarafına ödenmesi için yaptığı başvuru 2577 sayılı Yasa'nın 10'uncu maddesi kapsamında olup, bu başvuru üzerine kurulan işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olduğu açıktır.

Bu nedenle, Erzurum Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 25.09.2012 gün ve E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı ile 31.12.2012 gün ve E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:

Dava; Denizli İli, Honaz İlçesi, Kaklık İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev yapmakta iken, anılan Yasanın 4/A maddesi uyarınca Kars İli, Sarıkamış İlçesi, Beşyol İlköğretim Okulu'na kadrolu olarak atanan davacının, bu atama nedeniyle verilmeyen yolluğunun ödenmesi istemiyle 17.1.2012 tarihinde yaptığı başvurunun reddine ilişkin 7.2.2012 günlü, 842 sayılı işlemin iptali ve yolluğun yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Erzurum 2. İdare Mahkemesi Hakimi tarafından verilen 22.5.2012 günlü, E:2012/199, K:2012/764 sayılı kararla; davacı tarafından, 4.6.2010 tarihinde yapılan atama üzerine en geç göreve başladığı 18.6.2010 tarihinden itibaren yasal dava açma süresi olan altmış gün içinde doğrudan veya davalı idareye başvurarak tesis edilen işlem üzerine kalan yasal süre içerisinde dava açılması gerekirken, bu sürenin geçirilmesinden uzun bir süre sonra davalı idareye yapılan 17.1.2012 tarihli başvurunun 7.2.2012 tarihli işlem ile reddi üzerine, 15.2.2012 havale tarihli dilekçe ile açılan davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine hükmedilmiş, itiraz üzerine davaya bakan Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararıyla söz konusu İdare Mahkemesi kararı onanmış, karar düzeltme istemi de aynı Mahkeme'ce verilen 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararla reddedilerek Erzurum 2. İdare Mahkemesi Hakimi'nce verilen karar kesinleşmiştir.

Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı "yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" sözkonusu kararların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde, "1. Bölge idare mahkemesi kararları ile idari ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

3. Bozma kararının bir örneği ilgili Bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." hükmü yer yer almaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idaremahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmü getirilmiş; 10'uncu maddesinde, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; 11'inci maddesinde de, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresininyeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Yolluk ödenmesine (hak kazanılmasına) neden olan işlemin hukuki sebebi genellikle atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemlerinden biri olmakla birlikte, yolluğun ödenmesi konusunda idari dava konusu olabilecek bir uyuşmazlığın doğması, yolluk konusunda bir işlemin tesis edilmiş olması koşuluna bağlıdır. Yolluk konusundaki işlem ise yolluğa hak kazandıran atama, nakil veya geçici görevlendirme işlemiyle birlikte, atama, nakil veya görevlendirmenin "yolluklu veya yolluksuz" olduğunun işlemde belirtilmesi suretiyle tesis edilebileceği gibi yolluğa hak kazandığı iddiasında olan kişinin yolluk talebiyle başvurusu üzerine de tesis edilebilir. Doğal olarak sözü edilen asıl işlemle birlikte tesis edilmiş bir yolluk işleminin varlığı halinde, yani yolluklu veya yolluksuz ibaresinin işlemde yer alması halinde dava açma süresi, yolluksuz ibaresi yer alan işlemin tebliğ tarihine göre; yolluk konusunda asıl işlemde ödenip ödenmeyeceği hususunda bir ibare konulmamış ya da ayrı bir işlem kurulmamış olması halinde dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörüldüğü gibi ilgili tarafından yöneltilecek bir başvuru üzerine oluşacak açık veya zımni bir ret işlemine göre hesaplanacaktır.

Dosyanın incelenmesinden; Denizli İli, Honaz İlçesi, Kaklık İlköğretim Okulu'nda 657 sayılı Yasa'nın 4/B maddesi uyarınca sözleşmeli statüde öğretmen olarak görev yapmakta iken, anılan Yasanın 4/A maddesi uyarınca 4.6.2010 günlü işlemle Kars İli, Sarıkamış İlçesi, Beşyol İlköğretim Okulu'na kadrolu olarak atanarak yeni görev yerine 18.6.2010 tarihinde başlayan davacının, bu atama işleminden dolayı alamadığı sürekli görev yolluğunun ödenmesi için yaptığı 17.1.2012 günlü başvurusunun Sarıkamış Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 7.2.2012 günlü, 842 sayılı işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Erzurum 2. İdare Mahkemesi'nce, 4.6.2010 günlü onayla atanan davacının atandığı yerde göreve başladığı 18.6.2010 tarihinin, kendisine yolluk ödenmediğini öğrendiği son tarih olarak kabulünün gerekmekte olduğu belirtilerek ve yapılan hesaplama sonucu, dava süre aşımı yönünden reddedilmiş ise de, dava konusu olayda başvuru öncesinde davacıya tebliğ edilmek suretiyle kendisine yolluk verilmeyeceğine ilişkin bir işlemin mevcut olmaması karşısında; yolluk ödenmesi talebiyle sonradan yapılan başvuru, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliğini taşıdığından, bu konuda çıkan uyuşmazlıkta atandığı yerde göreve başlama tarihinin dava açma süresi için başlangıç olarak alınmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

Kaldı ki, uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu işlemin yasal dayanaklarını oluşturan ve 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 4. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli personele geçici görev yolluğu dışında harcırah ödenemez." ibaresi ile buna paralel olarak yürürlüğe sokulan Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2006/58 sayılı Genelgesi'nin 11. maddesinde yer alan; "Sözleşmeli öğretmenlere sürekli görev yolluğu ödenmeyecektir." ibaresinin Danıştay İkinci Dairesi'nin 28.02.2011 günlü, E:2010/5994 sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmuş olması nedeniyle oluşan yeni hukuki durum karşısında, davacının sürekli görev yolluğunu alabilmek için,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvurabileceği de açıktır.

Bu nedenle, Erzurum Bölge İdare Mahkemesinin, yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı kararı ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararında hukuki isabetgörülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nce verilen 25.9.2012 günlü, E:2012/748, K:2012/666 sayılı karar ile 31.12.2012 günlü, E:2012/856, K:2012/832 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın birer suretinin Danıştay Başsavcılığına, Sarıkamış Kaymakamlığı ile davacıya gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 31.5.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Danıştay Onikinci Daire Başkanlığından :

Esas No : 2012/5705

Karar No : 2013/4199

Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan :Danıştay Başsavcılığı

Davacı  : Bülent Ugiş

Vekili : Av. Muhsin Özkale, İnönü Cad. Günep Plaza Kat:1 No:102Seyhan - ADANA

Davalı: Adana Valiliği - ADANA

İstemin Özeti :Adana 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 08.01.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararın, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Başsavcısı : Turgut Candan

Düşüncesi : Adana İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim Okulunda Teknisyen ve Muayene ve Teslim Alma Komisyonu üyesi olarak görev yapan davacının, hakkında yapılan soruşturma neticesinde "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işlediği gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125' inci maddesinin "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasını gerektiren fiil ve halleri açıklayan "D" fıkrasının "f" bendi uyarınca bir yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Adana İl Disiplin Kurulu'nun 1.4.2008 tarih ve 2008/9 sayılı kararının iptali istemiyle açtığı davada; davacının üstüne atılı suçu işlemiş olduğundan fiiline uygundisiplin cezasıyla cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden, Adana İkinci İdare Mahkemesinin kesinleşen 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararının; davacı ile aynı Muayene ve Teslim Alma Komisyonunda görev yapan diğer üyeler hakkında verilen disiplin cezalarının Adana Birinci İdare Mahkemesince iptal edildiği, sadece davacının cezalandırılması sonucunu yaratacak bu durumun hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine konu incelendi;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51'inci maddesinde: bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan Mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Bağlantılı davalar" başlıklı 38 inci maddesinde;

1- Aynı maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri hakkında verilecek hüküm, diğerini etkileyecek nitelikte olan davalar bağlantılı davalardır.

2- İdare Mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştaya veya birden fazla idare veya vergi mahkemelerine açılmış bulunan davalarda bağlantının varlığına taraflardan birinin isteği üzerine veya doğrudan doğruya mahkemece karar verilir.

3-Bağlantılı davalardan birinin Danıştay'da bulunması halinde dava dosyası Danıştay'a gönderilir.

4- Bağlantılı davalar değişik bölge idare mahkemesinin yargı çevrelerindeki Mahkemelerde bulunduğu takdirde dosyalar Danıştay'a gönderilir.

5- Bağlantılı davalar aynı bölge idare mahkemesinin yargı çerçevesindeki mahkemelerde bulunduğu takdirde dosyalar o yer bölge idare mahkemesine gönderilir, kuralına yer verilmiş, aynı Kanunun 40'ıncı maddesinde de bağlantının Bölge İdare Mahkemesince incelenme kuralları açıklanmıştır.

Dava dosyası ile Adana Birinci İdare Mahkemesinin E:2008/837 sayılı dosyanın incelenmesinden; Adana İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim Okulunda görev yapan ve Muayene ve Teslim Alma Komisyon üyeleri olarak 22.11.2006 ile 18.12.2006 tarihli Muayene ve Teslim Alma tutanaklarını düzenleyen Bülent UGIŞ ile Mehmet GÖÇER'in haklarında yapılan soruşturma sonucunda, Adana İl Disiplin Kurulunca bu görevlerini yaparken "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işledikleri gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125' inci maddesinin "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasını gerektiren fiil ve halleri açıklayan "D" fıkrasının "f" bendi uyarınca bir yıl kademe ilerlemesi cezası verildiği; bu cezalara karşı, Bülent UGIŞ tarafından Adana ikinci İdare Mahkemesinde, açılan davanın Mahkemenin 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararıyla reddedildiği; Mehmet GÖÇER'in Adana birinci İdare Mahkemesine açtığı davanın ise, Mahkemenin 19.3.2009 gün ve E:2008/837, K:2009/405 sayılı kararı ile dava konusu disiplin cezasının iptal edildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, açıklanan disiplin cezalarına ilişkin davaların aynı maddi ve hukuki sebepten doğmuş bulunmasına karşın, yukarıda sözü edilen 38'inci maddede belirtilen yöntem izlenmeksizin davalılardan herbirindefarklı mahkemelerde, birbirine aykırı kararlarla sonuçlandırılması, yürürlükteki usul hükümlerine vehukuka aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenle, Adana ikinci İdare Mahkemesinin niteliği bakımından, yürürlükteki usul hukukuna aykırı bir sonuç ifade eden 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Oğuz Özkarslı

Düşüncesi: 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı 51'inci maddesinde, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına bozulabileceğine işaret edilmiştir. Disiplin hukukunda, aynı soruşturma kapsamında disiplin cezası verilmiş olsa bile, her bir kişinin suça konu olaydaki kusurunun ve sorumluluğunun farklı olması nedeniyle, uyuşmazlıkların çözümünde, herkes için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kaldı ki,aynı soruşturma kapsamında ceza alan iki kişinin açmış olduğu davaların, biri hakkında verilecek kararın, diğerinin sonucunu etkileyecek nitelikte de olmadığı açıktır.

Dolayısıyla, davacı ile birlikte aynı soruşturma kapsamında ceza alan bir başka kişinin açmış olduğu dava ile davacı tarafından açılan davanın, farklı mahkemelerde görülerek karara bağlanmış olması, kanun yararına bozma sebebi olarak görülmediğinden, kanun yararına temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm verenDanıştayOnikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

Dava; Adana İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim Okulunda Teknisyen ve Muayene ve Teslim Alma Komisyonu üyesi olarak görev yapan davacının, hakkında yapılansoruşturma neticesinde "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işlediği gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/D-f maddesi uyarınca bir yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile tecziyesine ilişkin Adana İl Disiplin Kurulunun 01.04.2008 tarih ve 2008/9 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Adana 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararla; davacının soruşturma sürecinde verdiği, giyim eşyalarından bir kısmı eksik geldiği halde tam gelmiş gibi teslim aldıkları yönündeki ifadesi de dikkate alındığında, üzerine atılı fiili işlediği yapılan soruşturma sonucu sübuta eren davacının, işlemiş olduğu fiille uygun disiplin cezası ile tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.

Danıştay Başsavcısı, davacı ile birlikte aynı komisyonda görev yapan ve aynı ceza ile cezalandırılan başka bir kişinin de anılan cezaya karşı dava açtığı, disiplin cezalarına ilişkin davaların aynı maddi ve hukuki sebepten doğmuş bulunmasına karşın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 38. maddesinde belirtilen yöntem izlenmeksizin davalardan herbirininfarklı mahkemelerde, birbirine aykırı kararlarla sonuçlandırılmasının, yürürlükteki usul hükümlerine ve hukuka aykırı olduğunu belirterek anılan kararın kanun yararına bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Bağlantılı davalar" başlıklı 38. maddesinde; "Aynı maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri hakkında verilecek hüküm, diğerini etkileyecek nitelikte olan davalar bağlantılı davalardır. İdare Mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştaya veya birden fazla idare veya vergi mahkemelerine açılmış bulunan davalarda bağlantının varlığına taraflardan birinin isteği üzerine veya doğrudan doğruya mahkemece karar verilir." düzenlemesi yer almıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun Yararına Bozma" başlıklı 51. maddesinde; bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, bu temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan Mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan madde ile, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, tarafların iradeleriyle başvurabilecekleri kanun yolları dışında Danıştay Başsavcılığı tarafından başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" olarak nitelenen kanun yolunun kabul ediliş amacı; yürürlükteki hukukun ülke düzeyinde birlik içinde uygulanmasını sağlamaktır. Ancak, idare veya vergi mahkemeleri ile Bölge İdare Mahkemesi kararlarının kanun yararına temyizinin istenebilmesi için, bu kararların niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi, diğer bir deyimle nihai hükmün tartışmasının yapılmasını gerektirecek nitelikte bir hukuka aykırılık bulunması gerekmektedir.

Dava dosyası ve eklerinin incelenmesinden; Adana İli, Feke İlçesi, Feke Paşalı Yatılı İlköğretim Okulunda görev yapan ve Muayene ve Teslim Alma Komisyon üyeleri olarak 22.11.2006 ile 18.12.2006 tarihli Muayene ve Teslim Alma tutanaklarını düzenleyen davacı ile aynı komisyonda görev yapan Mehmet Göçer'in haklarında yapılan soruşturma sonucunda, Adana İl Disiplin Kurulunca bu görevlerini yaparken "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işledikleri gerekçesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasını gerektiren fiil ve halleri açıklayan "D" fıkrasının "f" bendi uyarınca bir yıl kademe ilerlemesi cezası ile cezalandırıldıkları; bu cezalara karşı, davacı tarafından Adana ikinci İdare Mahkemesinde açılan davanın Mahkemenin 8.1.2009 gün ve E:2008/849, K:2009/6 sayılı kararıyla reddedildiği; Mehmet Göçer'in Adana Birinci İdare Mahkemesine açtığı davada ise, Mahkemenin 19.3.2009 gün ve E:2008/837, K:2009/405 sayılı kararı ile dava konusu cezanın iptal edildiği ve bu kararların temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

İki veya daha fazla dava arasında bağlantının varlığından söz edebilmek için bunların aynı maddi veya hukuki sebepten kaynaklanmış olması yanında bu davaların biri hakkında verilecek kararın, diğerinin veya diğerlerinin sonucunu etkileyecek nitelikte bulunması gerekmektedir. Sadece davanın aynı soruşturma kapsamında verilen disiplin cezalarına karşı açılmış olması davalar arasında bağlantı bulunduğu sonucunu doğurmamaktadır. Bunun yanında davaların sonuçlarının birbirini etkilemesi hususu, bağlantılı davaların temelini teşkil etmektedir. Aksi uygulama idare mahkemelerinin kuruluş amacına ve Anayasal bir ilke olan tabii hakim ilkesine de aykırı düşecektir.

Aynı soruşturma kapsamında disiplin cezası verilmiş olsa bile, her bir kişinin suça konu olaydaki kusurunun ve sorumluluğunun farklı olması nedeniyle, uyuşmazlıkların çözümünde, herkes için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekeceğinden, aynı soruşturma kapsamında ceza alan iki kişinin açmış olduğu davaların, aynı maddi veya hukuki sebepten kaynaklanmış olduğundan söz edilemeyeceği gibi, bu davaların biri hakkında verilecek kararın, diğerinin sonucunu etkileyecek nitelikte de olmadığı açıktır.

Uyuşmazlık konusu olayda; davacı ile birlikte aynı soruşturma kapsamında ceza alan bir başka kişinin açmış olduğu dava ile davacı tarafından açılan davanın, farklı mahkemelerde görülerek karara bağlanmış olması, kanun yararına bozma sebebi olarak görülmemiştir.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin reddine; kararın bir örneğinin Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine, 21.5.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Danıştay Ondördüncü Daire Başkanlığından :

Esas No : 2012/4887

Karar No : 2013/704

Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı

Davacılar : 1- İbrahim Arslan

 2- Celal Arslan

 3- Ayşe Uçar

 4- Ejder Nahırcı

 5- Mustafa Kaya

 6- Kazım Kılıçoğlu

 7- Fettah Bulut

 8- İzzettin Arslan

 9- Yadikar Dursunoğlu

 10- Mustafa Sönmez

 11- Bilal Celep

 12- Osman Saygı

 13- Hanife Tükenmez

 14- Abdullah Arslan

 15- Muzaffer Koçer

 16- Leyla Günay

 17- Mehmet Karataş

Vekili : Av. Zühtü Avcı

 İstiklal Cad. Sahne Sok. No:1 K:5/506 Galatasaray/İSTANBUL

Davalı : Sultangazi Belediye Başkanlığı - İSTANBUL

İstemin Özeti : İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2237 ada, 1parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 404 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün bila tarihli, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davacıların her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince reddi yolunda İstanbul6.İdareMahkemesince verilen 29.09.2011 günlü, E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun

Düşüncesi : Dava; ruhsatsız yapı nedeniyle söz konusu yapının hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine aksi takdirde yıkım işlemi tesis edileceğine ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde; aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava konusu işlemler; davacıların, hisseli malik oldukları yapının tamamının ruhsatsız olduğundan bahisle tesis edildiğinden tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin de aynı olduğu açıktır.

Açıklanan nedenle; dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı : Turgut Candan

Düşüncesi : İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 2550. Sokak, 4/14-17 pafta, 2237 ada, 1 parsel sayılı, 41-43 kapı numaralı yapının ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olan davacılara, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarınca 181.388,82 TL idari para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 tarih ve 404 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararının ve Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine uygun bulunmadığından bahisle, davacıların her birince ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince, reddi yolundaki, İstanbul Altıncı İdare Mahkemesinin 29.09.2011 günlü, E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, konu incelendi;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği; temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda açıklanan yasa hükmünde bir kararın kanun yararına temyiz edilebilmesi için aranan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olması koşulu, aynı zamanda, anılan kararın temyize tabi karar olmasını da gerektirmektedir. Temyize tabi olmamalarına karşın, madde metninde, bölge idare mahkemelerinin kararlarına karşı da kanun yararına temyiz yolunun açılmış bulunması, bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Hukuki durum bu olmakla birlikte; kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'de hukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, idari yargı yerlerinin temyize tabi olmayan nihai kararlarının yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade etmeleri durumunda bu kararlara karşı da kanun yararına temyiz başvurusunda bulunulmasında zorunluluk olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu bakımdan; İstanbul Altıncı İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4'üncü fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararının 51'inci madde uyarınca incelenmesine geçildi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2'nci fıkrasında, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmasıve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerektiği hükmüne yer verilmiştir.

2577 sayılı Yasanın anılan hükmünegöre; her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan;yani,ortak haklarıveya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerinaynı olmasıhalinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve hukukigerekçe dayanak alınaraktesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile davaaçabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyenidari uyuşmazlıklarınaynı dosyada görülmeleri sağlanarak,gereksiz zaman ve emek israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların verilebilmesiolasılığının ortadan kaldırılmasıdır.

Davanın konusunu, ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olandavacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları sıralamaksuretiyle, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarıncatoplam181.388,82 TL idari para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 404 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu kararın bildirimine ve para cezası verilen yapınınruhsat ve eklerine aykırı kısımların yıkılması ya da ruhsata uygun hale getirilmesigereğinin bildirilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istekleri oluşturmaktadır.

Dava konusu Belediye Encümen kararı davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığınıntespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortayakonulması gerektiğinden, davacıların tümününortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukukisebeplerin aynı olması koşuluda gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Bu bakımdan; İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen karar, yürürlükteki hukuka açık aykırılıkoluşturmaktadır.

Açıklanan nedenle, İstanbul Altıncı İdare Mahkemesi'nin, niteliğibakımından yürürlüktekihukuka aykırı bir sonuç ifade eden29.09.2011 gün ve E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'nci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, İstanbul6.İdareMahkemesince verilen 29.09.2011 günlü, E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararın, Danıştay Başsavcılığı'nca temyizen kanun yararına bozulması istemi incelenerek gereği görüşüldü:

Dava; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2237 ada, 1parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 404 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün bila tarihli, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılmıştır.

İstanbul6.İdareMahkemesince; davacıların hisselerine karşılık gelen bağımsız bölümlerle ilgili olarak ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılacak olması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine aykırı olarak aralarında hak veya menfaatte iştirak bulunmayan onyedi davacı tarafından, maliki oldukları ruhsatsız yapı nedeniyle para cezası verilmesine ve söz konusu yapının yıkımına ilişkin işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılması gerekirken, tek dilekçe ile açılan davanın 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine uygun olimadığı gerekçesiyle davacıların her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından; anılan İdare Mahkemesi kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay Başsavcılığı'na başvurulmuştur.

Danıştay Başsavcılığının 24.05.2012 tarih ve E:2012/191 sayılı başvurusuyla,Kanun yararına temyiz müessesesinin amacı dikkate alındığında verildiği anda kesin olan kararların da yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle kanun yararına bozulabileceği, dava konusu işlemlerin, davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edildiği, uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi;davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunduğundan, İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararın hukuka aykırı olduğu düşüncesiyle anılan idare mahkemesi kararının temyizen kanun yararına bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteğinin yerinde görülmesi halinde kararın kanun yararına bozulacağı, ancak bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur. Bu yolla yanlış olduğu ileri sürülen kararların yeniden incelenmesi, kararların hukuka uygunluğunun denetlenerek varsa eksik ve hatalarının giderilmesi amaçlanmıştır.

Ancak, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlere karşı, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" yoluyla yürürlükteki hukukun ülke düzeyinde birlik içinde uygulanmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

Kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'dehukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, bu amacın doğal sonucu olarak, verildiği anda kesin olan kararlar ile temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olan kararlar, yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle, çözümlenmiş olan uyuşmazlığa etkili olmamak üzere kanun yararına bozulabilmektedir.

Bu bakımdan; İstanbul 6. İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4. fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararın, Kanun'un 51. maddesi uyarınca esasının incelenmesine geçildi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun5. maddesinin 1. bendinde; "Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." hükmüne yer verilmiştir.

Anılan düzenlemeye göre; idari yargılama usulünde her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte; hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan; yani, ortak hakları veya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması halinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve hukuki gerekçe dayanak alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile dava açabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı dosyada görülmeleri sağlanarak, yargılamada gereksiz harcama yapmadan, sadelik ve hızlılığın sağlanması bununla birlikte farklı kararların verilebilmesi olasılığının da ortadan kaldırılmasıdır.

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2237 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, hissedarı olan davacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları belirtilmek suretiyle, 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin encümen kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin belediye başkanlığı işleminintesisi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından her bir davacı tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu edilen işlemler; davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Bu durumda; İdare Mahkemesince, aralarında hak ve menfaatte iştirak bulunan davacıların ayrı ayrı dava açması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İstanbul6.İdareMahkemesince verilen 29.09.2011 günlü, E:2011/1874, K:2011/1355 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Sultangazi Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 07.02.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik 4. fıkrasında ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen, bu maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe ret kararları dışında, kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna, tek hakim kararına ise itiraz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş, bu hüküm uyarınca dilekçe ret kararlarına karşı temyiz yolu kapatılmıştır.

Anılan Kanun'un 51. maddesinde ise; idare mahkemelerince verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların kanun yararına temyiz edilebileceği düzenlemesine yer verilmekle birlikte bu kararlar yanında idare mahkemesince "kesin olarak verilen" kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu nedenle, idare mahkemesince verildiği anda kesinleşen dilekçe ret kararının kanun yararına temyiz istemine konu olamayacağından, kanun yararına temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

—— • ——

Danıştay Ondördüncü Daire Başkanlığından :

Esas No : 2012/4888

Karar No : 2013/705

Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı

Davacılar : 1- Hızır Özyanık

 2- Mustafa Ulusoy

 3- Aysel Çıvak

 4- Mehmet Kaya

 5- Emel Öztaş

 6- Bedri Gürer

 7- Recep Altun

 8- İrfan Çiftçidurmaz

 9- Aydın Dereli

 10- Reşat Demirtaş

 11- Nurettin Sevinç

 12- Kamil Sirkeci

 13- Murtaza Çıvak

 14- Oruç Öztaş

 15- Mustafa Sönmez

 16- Ahmet Bayrak

 17- Mehmet Özkök

Vekili : Av. Zühtü Avcı

 İstiklal Cad. Sahne Sok. No:1 K:5/506 Galatasaray/İSTANBUL

Davalı : Sultangazi Belediye Başkanlığı - İSTANBUL

İstemin Özeti : İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 401 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davacıların her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince reddi yolunda İstanbul8.İdareMahkemesince verilen 28.09.2011 günlü, E:2011/1766, K:2011/1282 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun

Düşüncesi : Dava; ruhsatsız yapı nedeniyle söz konusu yapının hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine aksi takdirde yıkım işlemi tesis edileceğine ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde; aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava konusu işlemler; davacıların, hisseli malik oldukları yapının tamamının ruhsatsız olduğundan bahisle tesis edildiğinden tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin de aynı olduğu açıktır.

Açıklanan nedenle; dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı : Turgut Candan

Düşüncesi : İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 2550. Sokak, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı, 37 kapı numaralı yapının ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olan davacılara, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarınca 252.278,62 TL idari para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 tarih ve 401 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararının ve Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine uygun bulunmadığından bahisle, davacıların her birince ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince, reddi yolundaki, İstanbul Sekizinci İdare Mahkemesinin 28.09.2011 gün ve E:2011/1766, K:2011/1282 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, konu incelendi;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği; temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda açıklanan yasa hükmünde bir kararın kanun yararına temyiz edilebilmesi için aranan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olması koşulu, aynı zamanda, anılan kararın temyize tabi karar olmasını da gerektirmektedir. Temyize tabi olmamalarına karşın, madde metninde, bölge idare mahkemelerinin kararlarına karşı da kanun yararına temyiz yolunun açılmış bulunması, bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Hukuki durum bu olmakla birlikte; kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'de hukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, idari yargı yerlerinin temyize tabi olmayan nihai kararlarının yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade etmeleri durumunda bu kararlara karşı da kanun yararına temyiz başvurusunda bulunulmasında zorunluluk olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu bakımdan; İstanbul Sekizinci İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4'üncü fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararının 51'inci madde uyarınca incelenmesine geçildi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2'nci fıkrasında, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmasıve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerektiği hükmüne yer verilmiştir.

2577 sayılı Yasanın anılan hükmünegöre; her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan;yani,ortak haklarıveya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerinaynı olmasıhalinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve hukukigerekçe dayanak alınaraktesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile davaaçabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyenidari uyuşmazlıklarınaynı dosyada görülmeleri sağlanarak,gereksiz zaman ve emek israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların verilebilmesiolasılığının ortadan kaldırılmasıdır.

Davanın konusunu, ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olandavacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları sıralamaksuretiyle, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarıncatoplam252.278,62 TL idari para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 401 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu kararın bildirimine ve para cezası verilen yapınınruhsat ve eklerine aykırı kısımların yıkılması ya da ruhsata uygun hale getirilmesigereğinin bildirilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istekleri oluşturmaktadır.

Dava konusu Belediye Encümen kararı davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığınıntespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortayakonulması gerektiğinden, davacıların tümününortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukukisebeplerin aynı olması koşuluda gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Bu bakımdan; İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen karar, yürürlükteki hukuka açık aykırılıkoluşturmaktadır.

Açıklanan nedenle, İstanbul Sekizinci İdare Mahkesi'nin, niteliğibakımından yürürlüktekihukuka aykırı bir sonuç ifade eden28.09.2011 gün ve E:2011/1766, K:2011/1282sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'nci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, İstanbul8.İdareMahkemesince verilen 28.09.2011 günlü, E:2011/1766, K:2011/1282 sayılı kararın, Danıştay Başsavcılığı'nca temyizen kanun yararına bozulması istemi incelenerek gereği görüşüldü:

Dava; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle,3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca taşınmazın hissedarı olan davacılara para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 401 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 37 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılmıştır.

İstanbul 8.İdareMahkemesince; davacıların hisselerine karşılık gelen bağımsız bölümlerle ilgili olarak ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılacak olması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine aykırı olarak aralarında hak veya menfaatte iştirak bulunmayan onyedi davacı tarafından, maliki oldukları ruhsatsız yapı nedeniyle para cezası verilmesine ve söz konusu yapının yıkımına ilişkin işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılması gerekirken, tek dilekçe ile açılan davanın 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine uygun olimadığı gerekçesiyle davacıların her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından; anılan İdare Mahkemesi kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay Başsavcılığı'na başvurulmuştur.

Danıştay Başsavcılığının 04.05.2012 tarih ve E:2012/57 sayılı başvurusuyla,Kanun yararına temyiz müessesesinin amacı dikkate alındığında verildiği anda kesin olan kararların da yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle kanun yararına bozulabileceği, dava konusu işlemlerin, davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edildiği, uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi;davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunduğundan, İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararın hukuka aykırı olduğu düşüncesiyle anılan idare mahkemesi kararının temyizen kanun yararına bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteğinin yerinde görülmesi halinde kararın kanun yararına bozulacağı, ancak bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur. Bu yolla yanlış olduğu ileri sürülen kararların yeniden incelenmesi, kararların hukuka uygunluğunun denetlenerek varsa eksik ve hatalarının giderilmesi amaçlanmıştır.

Ancak, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlere karşı, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" yoluyla yürürlükteki hukukun ülke düzeyinde birlik içinde uygulanmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

Kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'dehukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, bu amacın doğal sonucu olarak, verildiği anda kesin olan kararlar ile temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olan kararlar, yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle, çözümlenmiş olan uyuşmazlığa etkili olmamak üzere kanun yararına bozulabilmektedir.

Bu bakımdan; İstanbul 8. İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4. fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararın, Kanun'un 51. maddesi uyarınca esasının incelenmesine geçildi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 1. bendinde; "Her İdari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." hükmüne yer verilmiştir.

Anılan düzenlemeye göre; idari yargılama usulünde her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte; hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan; yani, ortak hakları veya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması halinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve hukuki gerekçe dayanak alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile dava açabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı dosyada görülmeleri sağlanarak, yargılamada gereksiz harcama yapmadan, sadelik ve hızlılığın sağlanması bununla birlikte farklı kararların verilebilmesi olasılığının da ortadan kaldırılmasıdır.

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi,4/14-17 pafta, 2316 ada, 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, hissedarı olan davacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları belirtilmek suretiyle, 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin encümen kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin belediye başkanlığı işleminintesisi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından her bir davacı tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu edilen işlemler; davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Bu durumda; İdare Mahkemesince, aralarında hak ve menfaatte iştirak bulunan davacıların ayrı ayrı dava açması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 28.09.2011 gün ve E:2011/1766, K:2011/1282 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Sultangazi Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 07.02.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik 4. fıkrasında ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen, bu maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe ret kararları dışında, kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna, tek hakim kararına ise itiraz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş, bu hüküm uyarınca dilekçe ret kararlarına karşı temyiz yolu kapatılmıştır.

Anılan Kanun'un 51. maddesinde ise; idare mahkemelerince verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların kanun yararına temyiz edilebileceği düzenlemesine yer verilmekle birlikte bu kararlar yanında idare mahkemesince "kesin olarak verilen" kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu nedenle, idare mahkemesince verildiği anda kesinleşen dilekçe ret kararının kanun yararına temyiz istemine konu olamayacağından, kanun yararına temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

—— • ——

Danıştay Ondördüncü Daire Başkanlığından :

Esas No : 2012/4889

Karar No : 2013/706

Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı - ANKARA

Davacılar : 1- Celil Özcan

 2- Hatice Karadağ

 3- Şerif Alkan

 4- Cesur Çıtlakoğlu

 5- Hasibe Tezcan

 6- Bekir Balcı

 7- İsmail Tetik

 8- İlyas Alp

 9- Vedat Tanrısever

 10- Halim Gürler

 11- Ali Ceyhan

 12- İlyas Arslan

 13- Ülbiye Mutlu

 14- Mensur Ateş

 15- Sayim Korucu

 16- Ertan Kasap

 17- Ali İhsan Karabulut

 18- Aliyaşar Büyükdacik

 19-Özlem Ak'a Vesayeten Zübeyde Ak

 20-Mustafa Ak

 21 - Fatih Ak

 22- Kemal Ak

Vekilleri : Av. Zühtü Avcı

 İstiklal Cad. Sahne Sok. No:1 K:5/506 Galatasaray/İSTANBUL

Karşı Taraf (Davalı) : Sultangazi Belediye Başkanlığı -İSTANBUL

İstemin Özeti : İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, taşınmazın hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 406 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ilebu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 246684 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle, davacıların her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince reddi yolunda İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen 06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun

Düşüncesi : Dava; ruhsatsız yapı nedeniyle söz konusu yapının hissedarı olan davacılara 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarıncapara cezası verilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde yıkım işlemi tesis edileceğine ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde; aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava konusu işlemler; davacıların, hisseli malik oldukları yapının tamamının ruhsatsız olduğundan bahisle tesis edildiğinden tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin de aynı olduğu açıktır.

Açıklanan nedenle; dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmadığından kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı : Turgut Candan

Düşüncesi : İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 2550. Sokak, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 4 parsel sayılı, 35 kapı numaralı yapının ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olan davacılara, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarınca 252.278,62 TL idari para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 tarih ve 406 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararının ve Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü işleminin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçenin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine uygun bulunmadığından bahisle, davacıların her birince ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince, reddi yolundaki, İstanbul Altıncı İdare Mahkemesinin 06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu öne sürülerek kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, konu incelendi;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği; temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda açıklanan yasa hükmünde bir kararın kanun yararına temyiz edilebilmesi için aranan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olması koşulu, aynı zamanda, anılan kararın temyize tabi karar olmasını da gerektirmektedir. Temyize tabi olmamalarına karşın, madde metninde, bölge idare mahkemelerinin kararlarına karşı da kanun yararına temyiz yolunun açılmış bulunması, bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Hukuki durum bu olmakla birlikte; kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'de hukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, idari yargı yerlerinin temyize tabi olmayan nihai kararlarının yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar ifade etmeleri durumunda bu kararlara karşı da kanun yararına temyiz başvurusunda bulunulmasında zorunluluk olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu bakımdan; İstanbul Altıncı İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4'üncü fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararının 51'inci madde uyarınca incelenmesine geçildi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 2'nci fıkrasında, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmasıve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerektiği hükmüne yer verilmiştir.

2577 sayılı Yasanın anılan hükmünegöre; her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan;yani,ortak haklarıveya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerinaynı olmasıhalinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve hukukigerekçe dayanak alınaraktesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile davaaçabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyenidari uyuşmazlıklarınaynı dosyada görülmeleri sağlanarak,gereksiz zaman ve emek israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların verilebilmesiolasılığının ortadan kaldırılmasıdır.

Davanın konusunu, ruhsatsız yapıldığından bahisle taşınmazın hissedarı olandavacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları sıralamaksuretiyle, 3194 sayılı Yasanın 42'nci maddesi uyarıncatoplam252.278,62 TL idari para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 406 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu kararın bildirimine ve para cezası verilen yapınınruhsat ve eklerine aykırı kısımların yıkılması ya da ruhsata uygun hale getirilmesigereğinin bildirilmesine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı Yapı Kontrol Müdürlüğü işleminin iptali istekleri oluşturmaktadır.

Dava konusu Belediye Encümen kararı, davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığınıntespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortayakonulması gerektiğinden, davacıların tümününortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukukisebeplerin aynı olması koşuluda gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Bu bakımdan; İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen karar, yürürlükteki hukuka açık aykırılıkoluşturmaktadır.

Açıklanan nedenle, İstanbul Altıncı İdare Mahkesi'nin, niteliğibakımından yürürlüktekihukuka aykırı bir sonuç ifade eden06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'nci maddesi uyarıncakanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen 06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 sayılı kararın, Danıştay Başsavcılığı'nca temyizen kanun yararına bozulması istemi incelenerek gereği görüşüldü:

Dava; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle,3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca taşınmazın hissedarı olan davacılara para cezası verilmesine ilişkin 06.04.2011 gün ve 406 sayılı Sultangazi Belediye Encümeni kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin Sultangazi Belediye Başkanlığı, Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 27.07.2011 günlü, 246684 sayılı işleminin iptaliistemiyle açılmıştır.

İstanbul6.İdareMahkemesince; davacıların hisselerine karşılık gelen bağımsız bölümlerle ilgili olarak ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılacak olması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5'inci maddesine aykırı olarak aralarında hak veya menfaatte iştirak bulunmayan 22 davacı tarafından, maliki oldukları ruhsatsız yapı nedeniyle para cezası verilmesine ve söz konusu yapının yıkımına ilişkin işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılması gerekirken, tek dilekçe ile açılan davanın 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine uygun olimadığı gerekçesiyle davacıların her birince ayrı ayrı dava açılmak üzere, aynı Kanun'un 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (d) bendi gereğince dilekçenin reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından; anılan İdare Mahkemesi kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay Başsavcılığı'na başvurulmuştur.

Danıştay Başsavcılığının 18.5.2012 tarih ve E:2012/192 sayılı başvurusuyla,Kanun yararına temyiz müessesesinin amacı dikkate alındığında verildiği anda kesin olan kararların da yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle kanun yararına bozulabileceği, dava konusu işlemlerin, davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edildiği, uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi;davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunduğundan, İdare Mahkemesince, aksine bir anlayışla, dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararın hukuka aykırı olduğu düşüncesiyle anılan idare mahkemesi kararının temyizen kanun yararına bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteğinin yerinde görülmesi halinde kararın kanun yararına bozulacağı, ancak bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.

Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur. Bu yolla yanlış olduğu ileri sürülen kararların yeniden incelenmesi, kararların hukuka uygunluğunun denetlenerek varsa eksik ve hatalarının giderilmesi amaçlanmıştır.

Ancak, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlere karşı, ilgili Bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından başvurulabilecek "kanun yararına temyiz" yoluyla yürürlükteki hukukun ülke düzeyinde birlik içinde uygulanmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

Kanun yararına temyiz müessesesinin hukuka aykırı yargı kararıyla bozulan Hukuk Düzeninin onarılması ve Ülke'dehukuk ve uygulama birliğinin sağlanması amacı gözönünde bulundurulduğunda, bu amacın doğal sonucu olarak, verildiği anda kesin olan kararlar ile temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olan kararlar, yürürlükteki hukuka aykırı sonuç ifade etmesi nedeniyle, çözümlenmiş olan uyuşmazlığa etkili olmamak üzere kanun yararına bozulabilmektedir.

Bu bakımdan; İstanbul 6. İdare Mahkemesince 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve aynı maddenin 4. fıkrasına göre kanun yolu kapalı bulunan kararın, Kanun'un 51. maddesi uyarınca esasının incelenmesine geçildi:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun5. maddesinin 1. bendinde; "Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi varsa, birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir." hükmüne yer verilmiştir.

Anılan düzenlemeye göre; idari yargılama usulünde her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte; hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan; yani, ortak hakları veya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması halinde; bir başka deyişle, aynı maddi olay ve hukuki gerekçe dayanak alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle aynı dilekçe ile dava açabilmesi de olanaklı bulunmaktadır. Düzenlemenin amacı; aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı dosyada görülmeleri sağlanarak, yargılamada gereksiz harcama yapmadan, sadelik ve hızlılığın sağlanması bununla birlikte farklı kararların verilebilmesi olasılığının da ortadan kaldırılmasıdır.

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, Cebeci Mahallesi, 4/14-17 pafta, 2316 ada, 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle, hissedarı olan davacılara, ad ve soyadları ile hisse oranları belirtilmek suretiyle, 3194 sayılı Kanun'un 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin encümen kararı ile bu karar uyarınca ruhsatsız yapının yıkılması gerektiğine, aksi takdirde 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınacağına ve ikinci kez para cezası verilebileceğine ilişkin belediye başkanlığı işleminintesisi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkeme tarafından her bir davacı tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu edilen işlemler; davacıların hissedarı olduğu yapının tamamının ruhsatsız olarak yapıldığının tespit edildiğinden bahisle tesis edilen bir işlem olup; uyuşmazlığın çözümü, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasını gerektirdiğinden, davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi; olayda, davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulu da gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Bu durumda; İdare Mahkemesince, aralarında hak ve menfaatte iştirak bulunan davacıların ayrı ayrı dava açması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen kararda yürürlükteki hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 06.10.2011 gün ve E:2011/1875, K:2011/1391 kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Sultangazi Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 07.02.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 4001 sayılı Yasa ile değişik 4. fıkrasında ilk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen, bu maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe ret kararları dışında, kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna, tek hakim kararına ise itiraz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş, bu hüküm uyarınca dilekçe ret kararlarına karşı temyiz yolu kapatılmıştır.

Anılan Kanun'un 51. maddesinde, idare mahkemelerince verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararların kanun yararına temyiz edilebileceği düzenlemesine yer verilmekle birlikte bu kararlar yanında idare mahkemesince "kesin olarak verilen" kararların da kanun yararına temyiz olunacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu nedenle, idare mahkemesince verildiği anda kesinleşen dilekçe ret kararının kanun yararına temyiz istemine konu olamayacağından, kanun yararına temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

—— • ——

Danıştay Ondördüncü Daire Başkanlığından :

Esas No : 2012/4890

Karar No : 2013/1996

Kanun Yararına Temyiz Eden: Danıştay Başsavcılığı - ANKARA

Davacı: Mustafa Kocabaş

Vekili: Av. Abdurrahman Şenol

 İslam Kerimov Cad. No:18 Sunucu Plaza

 A-Blok Kat:11 Bayraklı/İZMİR         

Davalı : Karabağlar Belediye Başkanlığı - İZMİR

Vekili : Av. Songül Genç Kılınç - Aynı Yerde

İstemin Özeti : İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793 Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan binada ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca 2248,40-TL para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 günlü, 1171 sayılı Karabağlar Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen İzmir 3. İdare Mahkemesinin tek hakimle verilen 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına yapılan itirazın incelenmeksizin reddi yolundaİzmir Bölge İdare Mahkemesince verilen 10.10.2011 günlü, E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararın, davacının başvurusu üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Selçuk Tosun

Düşüncesi: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun, 27. ve devamı maddelerinde yer alan veidari para cezasına itirazı düzenleyen maddeleri ile bu itiraz sonucunda verilen kararlardan belli tutara ilişkin olanlarının kesin olduğunu hükme bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden; tüm bu maddelerin, sulh ceza mahkemelerine yapılacak başvuru ve bu başvuru sonucu Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca yapılacak yargılama ile ilgili olduğu, görevli yargı yeri olarak idare mahkemelerinin görevli olduğu dava konusu uyuşmazlıkta, İdari Yargılama Usulü'nün uygulanması gerektiği açık olup, mevzuatta da, belli parasal miktarın altındaki uyuşmazlıklar hakkında idare mahkemesince verilen kararların kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu durumda; olayda uygulanma imkanı bulunmayan 5326 sayılı Kabahatlar Kanunu'nun 28. maddesinin 10. fıkrası uyarınca, itiraz başvurusunun incelenmeksizin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığından, kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı: Turgut Candan

Düşüncesi: İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2973 Sokak, 40 Numara, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde iki adet ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42'nci maddesi uyarınca, 2248,40 TL para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 gün ve 1171 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda tek hakimle verilen İzmir Üçüncü İdare Mahkemesi'nin 06.05.2011 gün ve E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına yapılan itirazı incelenmeksizin reddeden İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 gün ve E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca incelendi.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına bozma" başlıklı 51'inci maddesinde; bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, hükmü yer almıştır.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2'nci maddesinde, kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3'üncü maddesinde, bu Kanunun idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde; diğer genel hükümlerinin ise, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 16'ncı maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idarî para cezası ve idarî yaptırımlardan ibaret olduğu kurallarına yer verilmiştir. Anılan Kanun'un "Başvuru yolu" başlıklı 27'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği kuralı yer almış; aynı maddenin 8'inci fıkrasında ise, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında, aynı kişi ile ilgili olarak İdari Yargı'nın görev alanına giren kararlarında verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiasının bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği belirtilmiştir. Yine Kanun'un 28'inci maddesinin 10'uncu fıkrasında; Üç bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32'inci maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığının ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumunun tespit edilerek yapının mühürlenerek inşaatın derhal durdurulacağı; ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mührün belediye veya valilikçe kaldırılacağı ve inşaatın devamına izin verileceği, aksi takdirde ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan binanın yıktırılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Kanun'un 42'nci maddesinde de; ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüd ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere idari para cezası uygulanacağı öngörülmüştür.

Dosyanın incelenmesinden; İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2973 Sokak, 40 Numara, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde iki adet ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42'nci maddesi uyarınca 2248,40 TL para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 gün ve 1171 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda tek hakimle verilen İzmir Üçüncü İdare Mahkemesi'nin 06.05.2011 gün ve E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına yapılan itirazın İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 gün ve E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı ile 5326 sayılı Kabahatlar Kanunu'nun 28'inci maddesinin 10'uncu fıkrasında yer alan, üçbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu yolundaki hüküm uyarınca, incelenmeksizin reddedildiği anlaşılmıştır.

Kabahatler Kanunu'nun, idari para cezasına itirazı düzenleyen maddeleri ile bu itiraz sonucunda verilen kararlardan belli tutara ilişkin olanlarının kesin olduğunu hükme bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden; tüm bu maddelerin, Adli Yargı Düzenine dahil sulh ceza mahkemelerine yapılacak itiraz ve bu itiraz sonucu Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca yapılacak yargılama ve bu yargılama nihayetinde verilen kararlarla ilgili olduğu çok açık bir biçimde görülmektedir.

Oysa; yukarıda da belirtildiği üzere, idari yaptırım kararı ile birlikte İdari Yargı'nın görev alanına giren bir idari işlemin de tesis olunması halinde, olayda olduğu gibi, her iki işleme karşı da idari yargı yerinde dava açılması zorunluluğu, Kabahatler Kanunu tarafından; bu Kanundan önce de, Anayasa Mahkemesinin 15.5.1997 gün ve E:1996/72,K:1997/51 sayılı kararıyla kabul edilmiş bir görev kuralıdır.

Yine; Anayasa Mahkemesince, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 31'inci maddesiyle değiştirilen 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin iptali istemiyle açılan davada verilen, 5.4.2007 günlü E:2007/35, K:2007/36 sayılı kararda da; Kabahatler Kanunu’nun 27'nci maddesinin, “idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hali”nin varlığını aradığı; bu çerçevede, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42'nci maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemi, imar mevzuatına aykırı bir yapılanmanın tespiti, önlenmesi veya giderilmesine yönelik idari bir işlemin devamı niteliğinde bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 27'nci maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca idari yaptırım kararının yanı sıra idari yargının görev alanına giren başka bir kararın da verilmiş olduğunun ve buna bağlı olarak söz konusu para cezalarına karşı açılacak davalarda idari yargının görevli olduğunun kabulünün gerektiği belirtilerek, Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusu, sulh ceza mahkemesinin görevsizliği nedeniyle reddedilmiştir.

İdari yargı yerlerinde ise, yargılama usulü olarak, İdari Yargılama Usulünün uygulanması, 2577 sayılı Kanun'un 1'inci maddesinin 1'inci fıkrasının amir hükmüdür. Anılan Kanunun "İtiraz" başlıklı 45'inci maddesinin 1'inci fıkrasının son paragrafında da, bu fıkrada yazılı davalarda verilen nihai kararlara, "başka kanunlarda hüküm bulunsa dahi" itiraz edilebileceği hükme bağlanmıştır. Kaldı ki, Kabahatler Kanunu'nun yargısal kesinlikle ilgili düzenlemesi, yukarıda açıklandığı üzere, aksine hüküm dahi değildir.

Kamu düzeniyle ilgili bu açık düzenlemeye karşın; Bölge İdare Mahkemesinin, olayda, yapılan itiraz başvurusunu, açıklanan gerekçeyle, incelenmeksizin reddetmesi, yürürlükteki hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırı sonuç ifade etmektedir.

Bu nedenle, İzmir Bölge İdare Mahkemesinin, 10.10.2011 gün ve E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararının, kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:

Dava; İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793 Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan binada ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca 2248,40-TL para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 günlü, 1171 sayılı Karabağlar Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılmıştır.

 İzmir 3. İdare Mahkemesinin tek hakimle verilen 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararıyla; mevcut ruhsatlı yapı üzerine baz istasyonu yapılmasının 3194 sayılı Kanun kapsamında ruhsat gerektirdiği açık olduğundan,ruhsatsız olarak yapıldığı sabit olan yapı nedeniyle para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından yapılan itiraz başvurusu üzerine; İzmir Bölge İdare Mahkemesince; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 28. maddesinin 10. fıkrasında yer alan, üçbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu gerekçesiyle itirazın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

Danıştay Başsavcılığınca; Bölge İdare Mahkemesince verilen itirazın incelenmeksizin reddine ilişkin kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1. maddesinin 1. fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünün, bu Kanunda gösterilen usullere tabi olduğu düzenlenmiştir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde; diğer genel hükümlerinin ise, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 16. maddesinde; kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idarî para cezası ve idarî yaptırımlardan ibaret olduğu; 27. maddesinin 1. Fıkrasında; idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği; aynı maddenin 8. fıkrasında, idarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği, yine aynı Kanun'un 28'inci maddesinin 10. fıkrasında ise; üç bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu, hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, Kanun'un 27. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, idari yaptırım kararına konu olan fiil nedeniyle kişi hakkında aynı zamanda idari yargının görev alanına giren başka bir işlem de tesis edilmiş olması halinde, iki işlem birlikte idari yargıda dava konusu edilecektir. Yasa koyucu tarafından aynı fiil nedeniyle kişi hakkında uygulanan iki ayrı işleme karşı açılan davaların farklı yargı düzenlerinde çözümlenmesini engellemek amacıyla anılan hükme yer verilmiştir. Kanun'un 27. maddesinin 8. fıkrasında belirtilen davanın birlikte idari yargı merciinde görüleceği ifadesinin ise, davanın aynı yargı düzeninde görüleceğini ifade etmek için kullanıldığı tartışmasızdır.

Ayrıca; Anayasa Mahkemesince, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan cezalara karşı, cezanın tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin düzenlemenin iptali istemiyle açılan davaya yönelik olarak verilen 15.5.1997 günlü, E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararda; bir idari işlemin bir bölümünün idari yargının, diğer bir bölümünün ise adli yargının denetimine bırakılmasında, kamu yararı bulunmadığı, zira bu işlemlerin, kamu gücünün kullanılmasıyla ilgili bir idari işlemin devamı ve idari bir yasağa aykırı davranan kişiye idari bir yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğu, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde de idari yargının yetkili olacağı, idarenin aynı yapı için aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı, idari bir işlemin bölünerek bir bölümünün idari yargının bir bölümünün de adli yargının denetimine bırakılmasında isabet bulunmadığı belirtilmek suretiyle anılan düzenleme iptal edilmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesince, 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 31. maddesiyle değiştirilen 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin iptali istemiyle açılan davaya yönelik olarak verilen 5.4.2007 günlü E:2007/35, K:2007/36 sayılı kararda da; Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin, “idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hali"nin varlığını aradığı, bu çerçevede, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemi, imar mevzuatına aykırı bir yapılanmanın tespiti, önlenmesi veya giderilmesine yönelik idari bir işlemin devamı niteliğinde bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca idari yaptırım kararının yanı sıra idari yargının görev alanına giren başka bir kararın da verilmiş olduğunun ve buna bağlı olarak söz konusu para cezalarına karşı açılacak davalarda idari yargının görevli olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde açılan davanın, itiraz başvurusunda bulunan Sulh Ceza Mahkemesinin görevine girmediği belirtilerek itiraz başvurusu Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddedilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793. Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın dördüncü katında ruhsatsız olarak iki adet baz istasyonu yapıldığının 21.06.2010 tarih ve 2342 sayılı yapı tatil tutanağı ile tespiti üzerine, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca davacıya 2,248,40-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 gün ve 1171 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda tek hakimle verilen İzmir 3. İdare Mahkemesi'nin 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına yapılan itirazın İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 günlü, E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 28. maddesinin 10. fıkrasında yer alan, üç bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu yolundaki hüküm uyarınca, incelenmeksizin reddedildiği anlaşılmaktadır.

İncelenen uyuşmazlıkta; öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu yapı ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın yapı tatil tutanağı ile belirlenmesi üzerine verildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği, idari yargı düzeninde ise, yargılama usulü olarak, İdari Yargılama Usulünün uygulanması, 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının amir hükmünün gereği olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda ise; belli parasal miktarın altındaki uyuşmazlıklar hakkında idare mahkemesince verilen kararların kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

Öte yandan; Kabahatler Kanunu'nun, idari para cezasına itirazı düzenleyen maddeleri ile bu itiraz sonucunda verilen kararlardan belli tutara ilişkin olanlarının kesin olduğunu hükme bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden; tüm bu maddelerin, "Adli Yargı Düzenine" dahil sulh ceza mahkemelerine yapılacak başvuru ve bu başvuru sonucu Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca yapılacak yargılama ve bu yargılama nihayetinde verilen kararlarla ilgili olduğu görülmektedir.

Bu durumda; Bölge İdare Mahkemesinin, davacının itiraz başvurusu üzerine, olayda uygulanma imkanı bulunmayan, 5326 sayılı Kabahatlar Kanunu'nun 28. maddesinin 10. fıkrası uyarınca itirazın incelenmeksizin reddine ilişkin kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 günlü, E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Karabağlar Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 21/03/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Danıştay Ondördüncü Daire Başkanlığından :

Esas No : 2012/6085

Karar No : 2013/1997

Kanun Yararına Temyiz Eden: Danıştay Başsavcılığı - ANKARA

Davacı: AVEA İletişim Hizmetleri A. Ş.

Vekili: Av. Abdurrahman Şenol

 İslam Kerimov Cad. No:18 Sunucu Plaza A Blok K:11 -Bayraklı/İZMİR

Davalı : Konak Belediye Başkanlığı - İZMİR

Vekili : Av. Armağan Konyalı - Aynı Yerde

İstemin Özeti: İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu direk üzerinde bulunan baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin 19.01.2011 tarihli tutanağın iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda İzmir 3. İdare Mahkemesince verilen 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı kararın, davacının başvurusu üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Selçuk Tosun

Düşüncesi : 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işlem tesis edilebilmesi için kendisine ait olmayan arazi ve arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapı yapılmış olması gerekmekte olup, TEDAŞ Genel Müdürlüğü Gediz Elektrik Dağıtım A. Ş. İzmir İl Müdürlüğü ile davacı şirket arasında imzalanan sözleşme uyarınca işleme konu direk üzerine haberleşme hizmeti ekipmanlarının kurulumu hakkının davacı şirkete devredildiği anlaşıldığından, uyuşmazlıkta 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18. maddesinin uygulanma şartlarının oluşmadığı, bu nedenledava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığından, İdare Mahkemesi kararının, kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı: Turgut Candan

Düşüncesi: Davacı şirkete ait İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu direk üzerinde bulunan baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar veren İzmir Üçüncü İdare Mahkemesinin 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı kararının davacı tarafından kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesine göre, kanun yararına temyiz yoluna ancak "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararlara karşı başvurma olanağı bulunmaktadır.

Aynı Kanun'un İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlıklı 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde, "İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları"; (b) bendinde de, "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları", olarak idari dava türleri sayılmıştır.

Uygulama ve Öğreti'de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.

775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır." hükmü yer almaktadır.

Konak Belediyesi Sorumluluk Alanı'ndan Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmelik' in 9'uncu maddesinin 3'üncü bendinde, "Belediyeden izin alınmadan kamuya ait alanlar üzerinde ya da belediyenin tasarrufunda bulunan yerlerde, enerji nakil ve aydınlatma direklerine konulan sabit elektronik haberleşme cihazları ve antenleri inşa sırasında olsun veya kurulmuş bulunsun, hiçbir karar alınmasına gerek kalmaksızın, belediye zabıtasının gözetiminde derhal kaldırılır ve sökülür" hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu TEDAŞ'a ait direk üzerinde davacı şirket tarafından baz istasyonu kurulduğunun tesbit edilerek zabıta memuru ve elektrik birim yetkilisi tarafından Konak Belediyesi Sorumluluk Alanı'ndan Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmeliğe aykırılık teşkil ettiğinden; bahse konu baz istasyonunun elektrik bağlantıları kesilip panodaki şarteller indirilmek suretiyle faaliyetlerinin sona erdirildiği ve pano kapakları ile baz istasyonunun kapaklarına tel geçirmek suretiyle kapatılarak mühürlendiğine dair 19.11.2011 tarihli tutanağın düzenlendiği, bu tutanağın iptali istemiyle İzmir Üçüncü İdare Mahkemesinin :2011/456 Esas sayısına kayıtlı davanın açıldığı, İdare Mahkemesince, 406 sayılı Kanuna eklenen Ek 35'inci maddenin 2'inci fıkrası uyarınca elektronik haberleşmeyle ilgili altyapı oluşumunda kullanılan her türlü taşınır, taşınmaz mal ve teçhizatın kanun hükümlerine ve kurum tarafından çıkartılan yönetmeliklere uygun olarak kurulmak ve kurumdan gerekli izin, ruhsat ve sertifika alınmak şartıyla 3194 sayılı İmar Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma iznine tabi olmadığı yolunda düzenleme getirilerek bu konuda izin ve sertifikavermeye yetkili kurumun belirlendiği; ancak, anılan düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 01.10.2009 günlü, E:2006/129, K: 2009/ 121 sayılı kararı ile iptal edildiği; Anayasa Mahkemesi kararlarının geçmişe yürümeyeceğinin tartışmasız olduğu, 'Konak Belediyesi Sorumluluk Alanı'ndan Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmelik' in 9'uncu maddesinin 3'üncü bendinde, "Belediyeden izin alınmadan kamuya ait alanlar üzerinde ya da belediyenin tasarrufunda bulunan yerlerde, enerji nakil ve aydınlatma direklerine konulan sabit elektronik haberleşme cihazları ve antenleri inşa sırasında olsun veya kurulmuş bulunsun, hiçbir karar alınmasına gerek kalmaksızın, belediye zabıtasının gözetiminde derhal kaldırılır ve sökülür" hükmünün yer aldığı; bu durumda, baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin işlemde anılan mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı davanın reddine dair karar verdiği; bu karara karşı davacı şirket tarafından yapılan temyiz başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddi üzerine söz konusu kararın kanun yararına bozulmasının istenildiği anlaşılmıştır.

Olayda da, baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin 19.11.2011 tutanağın yukarıda belirtilen yasa ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda (herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın) düzenlendiği; dolayısıyla, dayanağı bir idari işlemin ya da bu işlemin icrası niteliğinde eylem olmadığı yapılanın temelinde bir idari işlem olmayan idari eylem niteliği taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu bakımdan; ortada idare mahkemesince, söz konusu tutanağın anılanidari eylemin gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin belge olduğu hususu gözardı edilerek, idari işlem kabul edilmek suretiyle işin esasına girilerek karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenle İzmir Üçüncü İdare Mahkemesinin yürürlükteki hukuka ayırı sonuçlar ifade ettiği açık bulunan 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı kararının kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:

Dava; İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu direk üzerinde bulunan baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin 19.01.2011 tarihli tutanağın iptali istemiyle açılmıştır.

İzmir 3. İdare Mahkemesince; baz istasyonlarını 3194 sayılı İmar Kanunu ve İmar Kanununa dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma iznine ilişkin kurallardan bağışık tutan 406 sayılı Kanuna eklenen Ek 35. Maddenin 2. fıkrasınınAnayasa Mahkemesi tarafından 1.10.2009 tarihinde iptal edilmiş olması nedeniyle baz istasyonlarının da imar mevzuatına tabi olduğu açık olduğundan, kamuya ait alanda ve belediyenin tasarrufunda bulunan elektrik direği üzerine kurulan baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Danıştay Başsavcılığınca; baz istasyonunun mühürlenmesine ilişkin tutanağın yukarıda herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın düzenlendiği; dolayısıyla, dayanağı bir idari işlemin ya da bu işlemin icrası niteliğinde eylem olmadığı, yapılanın; temelinde bir idari işlem olmayan idari eylem niteliği taşıdığı, söz konusu tutanağın, anılanidari eylemin gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin belge olduğu, idari davaya konu olabilecek işlem kabul edilmek suretiyle işin esasına girilerek karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, anılan kararın kanun yararına bozulması istenilmektedir.

775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 2. maddesinde; "Bu Kanunda sözü geçen (Gecekondu) deyimi ile, imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmayan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar kastedilmektedir." düzenlemesine, aynı Kanun'un 18. maddesinde de; "Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra belediye sınırları içinde veya dışında belediyelerce, hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşaa safhasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır. Yıkımı sırasında lüzum hasıl olduğunda, belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım isteyebilirler. Mülkiye amirleri, devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle izinsiz yapıların yıkımı konusunda yükümlüdürler. Özel kişilere veya bu maddenin 1. fıkrasında sözü geçenler dışındaki tüzel kişilere ait arazi ve arsalar üzerinde yapılacak izinsiz yapılar hakkında, arsa sahiplerinin yazılı müracaatları üzerine ve mülkiyet durumlarını tevsik etmeleri şartıyla bu madde hükümleri, aksi halde genel hükümler ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uygulanır." düzenlemesi yer almıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesinde; "Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç, ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mührün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir. Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir." hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.

Öte yandan; yukarıda anılan Kanun hükümleri dayanak gösterilmek suretiyle düzenlenen Konak Belediyesi Sorumluluk Alanında Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme Cihazları'nın (Baz), Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmelik' in 9'uncu maddesinin 3'üncü bendinde; "Belediyeden izin alınmadan kamuya ait alanlar üzerinde ya da belediyenin tasarrufunda bulunan yerlerde, enerji nakil ve aydınlatma direklerine konulan sabit elektronik haberleşme cihazları ve antenleri inşa sırasında olsun veya kurulmuş bulunsun, hiçbir karar alınmasına gerek kalmaksızın, belediye zabıtasının gözetiminde derhal kaldırılır ve sökülür" hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacı şirket ile TEDAŞ Genel Müdürlüğü Gediz Elektrik Dağıtım A. Ş. İzmir İl Müdürlüğü arasında imzalanan 31.03.2009 tarihli sözleşme ile davacı şirkete beş yıllığına; İzmir İli, Konak İlçesi, Hatay Mahallesi, 101 - 109 Sokak K - 873 kabin 2 AD nolu direk üzerine haberleşme hizmeti ekipmanlarının kurulumu hakkının verildiği, anılan adreste bulunan aydınlatma direği üzerine kurulan baz istasyonunun davalı idare yetkili birimlerince tespit edilmesi üzerine söz konusu baz istasyonunun, Konak Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü'nün 12.01.2011 günlü, 6904 sayılı işlemi ile Konak Belediyesi Sorumluluk Alanı'nda Kurulan Sabit Elektronik Haberleşme Cihazları'nın, Belediye ve İmar Mevzuatı Kapsamı'nda İzne Bağlanması ve Denetlenmesi'ne İlişkin Yönetmeliğe aykırılık teşkil ettiğinden; anılan Yönetmeliğin 9. maddesinin 3. bendi uyarınca kaldırılması gerektiğinin davalı idare Zabıta Müdürlüğü'ne bildirilmesi üzerine, baz istasyonunun elektrik bağlantıları kesilip panodaki şarteller indirilmek suretiyle faaliyetlerinin sona erdirildiği ve pano kapakları ile baz istasyonunun kapaklarına tel geçirmek suretiyle kapatılarak mühürlendiğine ilişkin 19.11.2011 tarihli tutanağın düzenlendiği, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işlem tesis edilebilmesi için; kendisine ait olmayan arazi ve arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapı yapılmış olması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta ise; TEDAŞ Genel Müdürlüğü Gediz Elektrik Dağıtım A. Ş. İzmir İl Müdürlüğü ile davacı şirket arasında imzalanan 31.03.2009 tarihli sözleşme uyarınca işleme konu direk üzerine haberleşme hizmeti ekipmanlarının kurulumu hakkının 5 yıl süreyle davacı şirkete devredildiği anlaşılmış olup; 775 sayılı Kanun'un 18. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığı, ancak söz konusu baz istasyonunun ruhsatsız yapılmasının imar mevzuatına aykırı bir durum oluşturması nedeniyle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca işlem tesisi gerektiğinden, 775 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tesis edilen mühürleme işleminde hukuka uyarlık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin değişik gerekçe ile kabulü suretiyle İzmir 3. İdare Mahkemesince verilen 09.12.2011 tarih ve E:2011/456, K:2011/2167 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Konak Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 21.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Son Güncelleme: 12.08.2013 12:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177