16 Şubat 2012 Perşembe 14:51
CHP'den MİT ve 16 Mart Katliamı Üzerine Araştırma Önergesi
Ali Rıza Öztürk'ün TBMM'de yapmış olduğu konuşması aşağıdaki gibidir. (MHP'nin ve BDP'nin desteklediği Önerge, AKP'nin oylarıyla reddedilmiştir.)

    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin verdiğimiz öneri üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, biz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kürsüsünde geçmişte kalan karanlıkların, demokrasi dışı olayların açığa çıkarılması ve aydınlatılması uğraşısını verirken, yukarıda Adalet Komisyonunda devlet içerisinde yeni bir çeteleşmenin önünü açacak olan, devlette faili meçhul dönemlerini yeniden başlatacak olan, "Devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de bizdendir." dönemini başlatacak olan bir kanun görüşülüyor. Adı: MİT Kanununun 26'ncı Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi.
Mevcut MİT Kanunu'nun 26'ncı maddesi, MİT mensuplarının görevin niteliğinden doğan ya da görevin ifası sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturulmalarını Başbakanın iznine bağlamışken, getirilen kanun teklifiyle, MİT mensuplarının veya Başbakanın özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenlerin görevin niteliğinden doğan ya da görevi ifa ederken işledikleri suçlardan doğan ya da Ceza Muhakemesi 250'nci maddesi kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturulmalarını Başbakanın iznine bağlıyor. Yani bu görevlendirilenlerin kim olduğu, ne olduğu belli değil ve Başbakanın hangi özel görev için bunu yaptığı da belli değil. Açıkça özel, kişiye, somut olaya özgü kanun çıkarmaktan daha öte anlamı var bunun. Bunun anlamı devleti demokratikleştirmekten uzaktır. Bir yandan demokrasi ve hukuk türküsü söyleyeceksiniz, bir yandan geçmişte kalan, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin açığa çıkarılmasını söyleyeceksiniz ama öbür yandan devleti gayrimeşru işlere bulaştıran, yeni yeni faili meçhuller yaratan bir organ hâline getirecek bir dönemi başlatacaksınız.
Değerli arkadaşlarım, demokrasi ve hukuk bir bütündür. Siz bu ülkede hukuku küçülterek ya da hukuku azaltarak demokrasiyi çoğaltamazsınız ve hukuku azaltanlar, hukuk uygulamalarından kaçanlar, bireyleri, kişileri hukuk denetiminden kurtarmaya yönelenler asla şunu unutmamalıdırlar ki, hiçbir zaman demokrat olamazlar.
Şimdi elimde bir kupür var. Bu kupür Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın kupürü: "Herkes yaptığının hesabını verecek." diyor Sayın Bülent Arınç. Ne zaman diyor? İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri kuvvet komutanları hakkında tutuklama kararı verdiği zaman söylüyor. Ve diyor ki Sayın Başbakan Yardımcısı o tarihte: Türkiye'de her şeyin ortaya döküleceğini ve herkesin yaptığı her şeyin hesabını vereceğini belirterek "Ben dâhil böyle olursak gerçek hukuk devleti oluruz. Türkiye bunu gördüğü için kendini mutlu saymalı. Bunlar kutlu doğum sancılarıdır, bunlar iyi şeylerdir. Türkiye hukuk devleti olma yolunda ilerleyecekse bir şeylerin hesabının sorulması gerekir." diyor. Ama değerli arkadaşlarım, MİT Müsteşarı ve eski 2 MİT Müsteşar Yardımcısı hakkında İstanbul Özel Yetkili Savcısının sadece ifade almaya çağırması karşısında Hükûmet hep bir ağızdan bağırmakla kalmıyor, yani düne kadar "Yargı işine bakıyor, demokratik yargı süreci işliyor." diyenler şimdi "Savcının ifade almak istediği kişiyi Savcının elinden nasıl kurtarabiliriz?" diyorlar, Savcı hakkında soruşturma açıyorlar. O da yetmiyor, bir kanun getiriyorlar çeteleşme kanunu! Değerli arkadaşlarım, bunlarla demokratik iddialarınızda samimi olmadığınızı gösteriyorsunuz.
Bakın, biz söyledik: Bu ülkede 12 Eylül öncesi, 12 Eylül sonrası işlenen, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerde devletin kontrgerilla yapılanmasının etkisi olduğu iddiaları Türkiye'de dün de vardı, bugün de vardı. 1 Mayıs 1977 olaylarının tezgâhlanmasında, yapılanmasında bu ülkenin MİT'inin ya da diğer görevlilerinin, diğer teşkilatlarının dahli olduğu iddiaları hiçbir zaman ortadan kalkmamıştır.
16 Mart 1978 olayları var. İçinizde genç olan arkadaşlarımız bilmez. İstanbul Üniversitesinde 16 Mart 1978 günü, Beyazıt Meydanı'ndan çıkan hukuk fakültesi öğrencilerinin üzerine silahlı, bombalı saldırı düzenleniyor. Burada Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Ahmet Turan Ören, Murat Kurt, Abdullah Şimşek, Hatice Özen, Abdülhamit Akıl öldürülüyor, pek çok öğrenci yaralanıyor. Bunlara ilişkin dava açılıyor değerli arkadaşlarım. Önce, adam öldürme suçundan dava açılıyor ve 5 kişi delil yetersizliğinden berat ediyor. Daha sonra 1988 yılında, yeniden kamuoyunun tanıklık yapması çağrısında bulunuyorlar o zamanın bu olayların mağduru olan Avukat Cem Alptekin tarafından -o zaman olayın mağduru ve bu olayın da mağdurlarının avukatlığını yapıyor- ve bu çağrı sonunda İsot ailesinin ortaya çıkmasıyla 1992 yılında yapılan suç duyurusundan sonra 95 yılında dava yeniden görülmeye başlanıyor ve 95 yılında, müdahil vekillerinin "katliamın kontrgerilla eylemi" olma iddiasını mahkeme ciddiye alıyor ve müdahil vekillerinin taleplerine uygun olarak 12 Eylül öncesi ve sonrasının önemli siyasi cinayet ve katliamlarına ilişkin dava dosyalarıyla, Susurluk kazası ve sonrasında düzenlenen Meclis ve Başbakanlık teftiş kurulu raporlarının celbine karar vermekle davayı "Adam öldürme davası"ndan "Kontrgerilla davası"na dönüştürüyor ancak devlet kurumlarının mahkemenin istediği bilgi ve belgeyi göndermemesi, üstelik de davada müdahil vekili olarak bulunan Avukat Cem Alptekin'in bir MİT belgesini sunmuş olmasından dolayı MİT'in şikâyeti üzerine bu Cem Alptekin hakkında dava açılıyor.
Değerli arkadaşlarım, 2 kişi arasındaki konuşmaya ilişkin bir belgeyi sunuyor avukat Cem Alptekin. Avukatın görevi kendi müvekkillerinin yararına savunma yapmaktır ve gerçeği ortaya çıkartmaktır ama MİT suç teşkil eden bu belgeyi arşivlerinde saklıyor, mahkemeye intikal ettireceği yere arşivlerinde saklıyor. Ve sonunda bu dava, değerli arkadaşlarım, 2008 yılında zaman aşımı nedeniyle maalesef düşüyor. Çünkü bu süreçte mahkeme sadece gün vererek, rutin olarak gün vermekle davayı geçiştiriyor. Yani dava bir kontrgerilla davası olmasına rağmen zaman aşımı nedeniyle düşürülüyor. Avukat da beraat ediyor ama avukatın beraat gerekçesindeki belirtilen hususlar mahkemece hiçbir zaman araştırılmıyor. Adalet Bakanına 23'üncü Dönemde verdiğim soru önergesine bir türlü cevap verilmedi bu konuda. Gerçekten bugün MİT'in arşivlerinde konusu suç teşkil eden mahkemelere intikal ettirilmeyen belgeler var mıdır, yok mudur? Bunların açıklanması lazım. Hele hele bugünlerde yukarıdaki kanun görüşülürken Türkiye'deki birtakım eylem ve işlemlerin MİT tarafından yapıldığı konusundaki iddialar Türkiye'yi çalkalamaktayken bunları çıkıp Başbakanın açıklaması lazım.
Değerli arkadaşlarım, biz gerçekten Sayın Bülent Arınç'ın dediği gibi herkesin yaptığının hesabını vermesini istiyorsak bunları bizdendir, sizdendir diye ayıramayız. Gerçekten bu ülkede demokratik hukuk devletini tam olarak kurmak zorundayız. Eğer bugün yargısal alandaki sıkıntıları kaldırmak istiyorsak yapacağımız tek bir şey vardır: Bu sıkıntılara neden olan Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250, 251, 252'nci maddelerine göre kurulan ve faaliyet gösteren özel yetkili mahkemeleri kaldırmaktır, karanlıkları aydınlatmaktır, pislikleri temizlemektir. Hukuk devletinin geçmişinde pislik olmaz, karanlık olmaz arkadaşlar.
O nedenle, ısrarla söylüyoruz faili meçhul bırakılan siyasi cinayetleri hep birlikte araştıralım diyorum. Önergemizin desteklenmesini istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) 
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177