29 Mart 2014 Cumartesi 11:08
Böyle demokrasiye böyle YSK!

Siyasi partiler kuşkusuz demokrasinin olmazsa olmazlarından. Türkiye’de nasıl bir demokrasi söz konusu ise bu demokrasi, demokratik olmadığına yani demokrasi dışına çıktığına karar verilen bir siyasi partinin, demokratik hükümet görevi yapabilmesine olanak sağlayabiliyor! Demokratik olmayan siyasi partinin anlayışına göre biçimlenen sistem de, her nasılsa demokratik kabul edilebiliyor! Şöyle bir bakınca bu tablonun sorumluluğunu sadece söz konusu siyasi partiye yüklemek de haksızlık olur.

Demokrasinin önemli bir ayağı seçimler. Bu nedenle seçimlerin serbest bir ortamda, eşit yarışma koşulları sağlanarak, tarafsızlık içinde yapılması ve yürütülmesi gerekmekte. Bunun için Türkiye’de siyasi iradeden bağımsız olduğu düşüncesinden hareketle bu görev yargıya yüklenmiş durumda.
Yargı bu görevi nasıl yürütüyor derseniz, yaşanan tek bir olaya bakmak yeterli. Her konuda siyasi iktidarın gözüne bakmaktan uzak duramayan yargı, bu alanda da farklı bir davranış sergileyemiyor. Üzülerek belirtmek gerekir ki, yargı seçimlerde gerçek anlamda eşit yarışma koşullarını sağlamaktan uzak. Çünkü onu sağlayacak kimlikten ve anlayıştan uzak.

Bayraklı reklam filmi olarak bilinen, iktidar partisinin hazırladığı bir film konusunda YSK, oradaki değerler üzerinden siyaset yapılmaması ve propaganda yasakları nedeniyle bir karar aldı ve kararı uygulandı.

Kamu görevlisi olmaları nedeniyle örneğin TRT ve RTÜK görevlileri bir idari işlemle biz kararı uygulamıyoruz deselerdi, yani bir adım daha atsalardı ne olacaktı. YSK, gidin idari yargıda ne yaparsanız yapın mı diyecekti. Yoksa siyasi etki artıyor, eşit ortam iyice bozuluyor, seçim takvimi bitmeden, eşit yarışma koşullarının bozulmaması için, bu işi ben mi çözmeliyim diyecekti. Elbette böyle bir durumda bu sorunu YSK çözecekti.

Şimdi twitter yasağı olarak adlandırılan konuya bakalım. Bu konudan yargının ve demokrasinin durumunu anlayalım.

Seçimlerde serbesti esas. Propaganda serbestisi geçerli. Bunlara aykırı davranışları ülke genelinde gidermekle de YSK görevli. Şu da bilinen bir gerçek ki, başbakan yani siyasi iradenin açık tavrı sonrası kamu makamlarının yani TİB’in işlem ve eylemi nedeniyle Türkiye üzerinden bu yasaklama, erişim engeli ortaya çıkmış durumda. Demek ki, seçimlerde propaganda konusunda siyasi iradenin baskın gücü kamu makamlarını etkilemiş ve bu durum da serbest ortamı yok etmiş.

Twitter ile ilgili hukuksal bir konu var ise, bu durum fırsat bilinerek orantısız uygulama ile ülke genelinde erişim engeline neden olunmakla, sonuç olarak seçim döneminde, seçimlerdeki serbestiye etki eden bir duruma neden olunmuş.

İşte bu tabloda serbesti ihlalinin bir ileri aşamaya taşınıp TİB üzerinden kararlılıkla sürdürüldüğü bir ortamda YSK, bu aykırılığı TİB yani kamu makamları yaptığına göre, gidin mahkemelerde hakkınızı arayın diyebilir mi!

Seçim işleri ivedi. YSK, seçimlerin dürüstlüğüne, eşit yarışma ve serbestliğine etki edecek konuları denetlemekten kaçarsa, o zaman varlığının ne anlamı kalmaktadır. Mahkemelere gidin derse, seçim takvimi bitince bunun ve kendi varlığının ne anlamı kalır! Kaldı ki seçimlerin ülke genelinde tam bir serbesti içinde yürütülmesi için başvuruya bile gerek olmadan, Anayasal görevi ve varlık nedeni uyarınca YSK üzerine düşeni yaparak, bu işlemleri denetlemek zorunda dğil mi!

Siyasi baskı o kadar fazla ki, TİB siyasi iktidarın beklentisiyle örtüşen davranışını sürdürüyor. YSK, bu aykırılığı gidermeyi her nedense kendi görevi olarak üzerine almıyor. İdare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı veriyor. TİB, uygulamak için bir aylık süre var henüz uygulamıyorum diyerek, seçimlerin sonrasına süreci sarkıtıyor.

YSK, idare mahkemesi karar vermiş, o nedenle artık ben bakmam diyor. Yani idare mahkemesi erken davranmasaydı, demek ki YSK karar verecekti. O zaman da yürütmeyi durdurma kararları için gündeme gelen bir aylık süre konusu olmayacak, YSK’nın kararı hemen uygulanacaktı. İdare mahkemesi erken(!) karar verince, YSK ben görevli değilim diyor, bu seferde bir aylık süre konusu ortaya çıkıyor. TİB’de bu durum da, kararı uygulamayı seçim sonrasına sarkıtıyor. O zaman YSK idare mahkemesi kararı öncesinde neden adım atmıyor da, idare mahkemesinin davranışına göre, görevli olup olmadığına karar veriyor.

Öte yandan bir ilçe seçim kurulu, bu durumu seçimlerdeki serbesti kurallarına aykırı bularak, erişim engelini kaldırıyor. Kararı, uygulanması için TİB’e, ayrıca ülke genelinde ortaya çıkan aykırı uygulamanın da uygulama birliği içinde giderilmesi için ayrıca YSK’ya gönderiyor. Daha önce bu konuda görevli olmadığını düşünen YSK, her nedense bu sefer görevli olduğunu düşünerek, o seçim kurulunun kararını kaldırıyor. Seçim kuruluna sen görevli değilsin derken, seçim yargısı alanında bu sefer kendisini görevli görüp bu kararı alıyor. İtiraza tabi olan kararı itiraz olmadan ortadan kaldırıyor. Kendisini görevli görüp bu kararı alırken, oturup ülke çapında aykırılığı düzelten bir karar da almıyor, bu noktada susuyor. İlçe seçim kurulu uygulama birliği için kendisine ihbarda bulununca bu durum ortaya çıkıyor, ilçe seçim kurulu sadece TİB’e bildirim yapıp, uygulama birliği için kendisine kararı göndermese süreci seyrediyor. Öte yandan TİB, idare mahkemesi kararını uygulamıyor. YSK ben seçimlerin tarafsızlık içinde yönetimi için varım diyor. Böyle diyor ama yaşananları seyrediyor...

İşte sadece bir olaydan yansımalar. Demokrasi, seçimler ve nasıl bir seçim güvencesi derseniz, bu tablo bir kara mizah değil mi...

Son Güncelleme: 29.03.2014 11:11
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol