11 Eylül 2013 Çarşamba 11:32
BİR YARGICA MEKTUP(*)

 

Meslekte yükselişinizi, başından beri takip ettiğiniz bu soruşturma ve bu dava sayesinde yaptınız. Yargıladıklarınıza, "Kimin Kürtçe savunma, kimin Türkçe savunma yapacağını gözlerinden biliyorum." dediniz. Onları sadece evlerinde, iş yerlerinde  değil, en mahrem, en gizli yerlerinde bile takip edip izlediniz. Bunu  da hiçbir hukuki, ahlaki kaygı duymadan yaptınız.

Biri bizi gözetliyor programı gibi evin en detay yerlerini sıkılmadan, utanç duymadan izlediniz. Ya da izlenmesine izin verdiniz. Bununla da yetinmediniz  polis ve savcıyla birlikte davranarak, avukatlardan tükürük örneği talep ederken, onları peşin olarak örgüt üyesi olarak kabul ettiniz. Onlarla kedinin fare ile oynadığı gibi oynadınız. Devleti hukuk tanımaz yetkilerle, otomatik olarak ve insafsız bir şekilde kullandınız. Bir hırsızın, bir gaspçının çalıp gasp ettiği mallara davrandığı gibi davrandınız avukatlara… Öyle hoyratça ve cömertçe davrandınız ki bir hırsız ve gaspçının savurganlığını bile aştınız.

Siz, önünüze gelen dinlemelere konu telefonlara baktığınızda hiç mi düşünme gereği duymadınız? Herkesin yıllarca, belki de öğrenciliğinden beri kullandığı cep telefonlarını dinlemeye alırken, hiç mi düşünmediniz?

Sizin her şeyden önce, bir yargıç olarak değil, bir insan olarak, yargıladıklarınızı gözetlediğiniz kadar, kendinizi de gözetlemeniz içinize bakmanız gerek. Devlet aklının size tanımış olduğu bu keyfi bakış açısı; önce sizi sıradan insan haklarını ihlalinde hiçbir beis görmemeye, bunun sonucu olarak ta Kürt halkının katliamına kadar gidebilmesinin yolunu açmaya götürüyor. Devletin size ve bürokrasiye böylesine sonsuz bir kredi açması, size sonsuza dek koruma şemsiyesinin içinde yaşama garantisi vermiyor. Geçmişte devletin bazı üst yöneticilerinin Ergenekon yargılamalarından sıyrılmak için suçu bazı memur ve subayların üstüne yıkıp soruşturmadan muaf kalmaları gibi.

Sizin yargıç olarak göreviniz, önünüze gelen dosyada, savcı ve polisin dediklerini onaylamak mıdır? Yoksa hukuksuzluklara dur demek mi? Oysa siz hep onay mercii oldunuz. İnsan haklarının güvencesi olduğunuzu hiçbir zaman hatırlamadınız.

Sizden önce telefon dinlemeleri reddeden hakim, yıllarca PKK ve Kürt davalarında hakimlik yaptı. PKK'yi ve avukatları sizden az tanıdığını da hiç kimse söyleyemez. Onlar da "iyi ceza" veriyorlardı.  Ancak sizin yaptığınız  gibi, bu telefon görüşmelerinin meslek ve iş gereği olarak değerlendirdikleri için dinleme taleplerine/saçmalıklarına izin vermediler. Ama bu saçmalıklara son verme konusunda kararlı davranan hakimlerin özel yetkileri ellerinden alınarak size de gerekli uyarıları yapmış oldular. Ne yazık ki siz ve sizin gibi davranan arkadaşlarınız giderek daha fazla polis/savcının onay mercii haline geldiniz. Oysa önünüze gelen avukatlara ait telefon rehberini karıştırsanız, bu avukatların bir kısmının telefonlarının sizde de kayıtlı olabileceğini görebilirdiniz. Onlarla her gün birlikte oldunuz. Birlikte çay içtiniz. Ama siz bir yandan zevkle çayınızı içerken bir yandan onları sorgulama yoluna gittiniz. O kadar sınırsız bir yetkiyi kullandınız ki, bu davada bundan sonra yargıçlık yapmaya devam etmekle, bir hukukçu olmaktan çıkarak başka bir adlandırmayı hak edecek hale getirdiniz kendinizi. Oysa sizi de güvenceye alacak olan hukuktur. Siz hukuktan uzaklaştıkça, kendinizin de gelecekteki hukuk güvencesini ortadan kaldırdınız. Siz hukuktan uzaklaştıkça, hukukun koruyucu kanatları da sizden soğuyacak ve size gerekli olduğu anda onu arayan durumuna düşeceksiniz.

Burada yargılanan kişilerin aile yapılarını da biliyorsunuz. Onların iş yerleri telefonları gibi bellidir. Bunu herkesten daha iyi bilecek durumdasınız. İbrahim Bilmez'in yeni evlendiğini, Cemal'in yeni çocuk sahibi olduğunu, eşinin hasta olduğunu, Van depreminde evi ve iş yerinin yıkıldığını da biliyordunuz. Bu kadar mı katılaştınız devlet aklı denilen basmakalıplara hizmet etmek adına? Bırakalım hukuku, vicdanınızın yerini almamalı bu. Bunun adı devlet aklı da olsa…

Tayyip'in kükremesi, "Benim için Kürt sorunu yoktur. Çocuk da kadın da olsa vurun.” demesi, “Çekip gitsinler.” demesi yok mu? O bunları söylerken, bir annenin evladı, onu seven bir eşin kocası, bir çocuğun babası olduğunu unutur gibi yapıyor. Devlet aklı adına hareket ettikçe, onu içselleştirip normal bir davranışı haline getirdikçe,  babalık, kocalık rolü de görünmez oluyor. Kendisini öyle kaptırmış ki; gelecek i.in tasarladığı devlet aklının devamı için, durmadan “Çocuk yapın.” diyor. Ancak yaşayan genç nüfusun ne olacağı, nasıl iş bulacağı, nasıl eğitileceği, demokrasi içinde yaşayıp yaşamayacağı umurunda bile değil. Onun söylemek istediği tek şey vardır. "Ölmeye, öldürmeye devam etsinler."  Akoğlan-Akdoğan onun yerine de düşünüyor. Hızını alamıyor. Öcalan'ın da Karayılan'ın da yerine düşünüyor. Tipik bir sömürge zihniyeti ile konuşuyor. Orda yaşayanın insan olabileceğini düşünemiyor. Ya da düşünmek istemiyor. Kendi öldürdükçe, darbe vurduğunu canlı yayında ilan ediyor. Bir sivil üst düzey görevlinin, operasyonları bu kadar canlı bir şekilde izlediği, şimdiye kadar görülmedi. O ildeki görevli her dakika canlı yayında dahi her an ona ulaştırmak için çaba harcıyor. Bunun utanmadan, sıkılmadan övünerek ve şişinerek, canlı yayında gündeme getirebiliyor. 

Size dönelim. Siz sadece bu davanın şimdiki yerinde durmuyor, yeni davalar ve soruşturmalar konusunda ip uçlarını veriyorsunuz. Yani, polislik savcılık ve hakimliği birlikte yürütmeye devam ediyorsunuz.

Hakimin tarafsızlığı çok önemlidir. Hazırlık ve soruşturma, bir iddia/savcılık işlemidir. Nitekim bazı durumlarda sulh yargıcı bizzat savcılık rolünü dahi yapabilmektedir. Bu nedenle, hazırlıkta ve soruşturma sürecinde yer alan bir hakimin, aynı davada kovuşturma makamının başında yer alması başlangıçtaki konumunun devam ettiği anlamına gelir. Türk hukuk tarihinde olmayan bir örnek konumuna geldiniz. Hazırlık hakimi olarak tutuklama karı verdiğiniz bir yargılamada heyet başkanlığını da siz yapmış oluyorsunuz. Son olarak ta, hem Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi, hem de TMK İle Görevli Mahkeme unvanlı mahkemenin de başkanlığı sıfatını elde eden bir hakim oldunuz. Değil siyasi davalarda normal davalarda dahi görünen bir durum değil bu. Belki ileride Yargıtay Üyeliğine yükselir ve bu davanın temyiz sürecine de bakarak, bir konuda dünya rekoru kırabilirsiniz! Bu dava sizi o kariyeri sağlayacak gibi görünüyor! Ve siz bu davanın her aşamasında yer almış bir hakim olarak tarihe geçmiş olacaksınız! Belki de hedefiniz bu… Bu arzunuzu da hiçbir şekilde gizlemiyorsunuz.

Taraf gibi davranıyorsunuz. Kalıplaşmış gerekçelerle ve kopyalayıcı yöntemlerle insanları tutukluyorsunuz.

Sizin arkanızdaki etkili lobi, bu davada görev yapmaya devam etmeniz için etkin bir mücadele verdi.

Meclis bile bu davayı elinizden almayı başaramadı.

Av. Feyzi Çelik

 

 

(*) A.Öcalan'ın Avukatları hakkında tutuklama kararı veren hakim.

Son Güncelleme: 11.09.2013 14:34
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177