10 Ocak 2014 Cuma 11:06
Barolar Birliği Başkanı'nın yanındayım!..
Amacı, bugün artık kimsenin güvenmediği Özel Mahkemeler'de görülen davaları tüm sonuçlarıyla durdurup, normal mahkemelerde yeniden yargılanmayı sağlamak.
Özel mahkemeler zaten yasa ile kaldırılmış, bu yasanın ek ikinci maddesiyle "Mevcut davalar devam eder" hükmü getirilmişti.
Feyzioğlu'nun önerdiği çözüm, bu ek ikinci maddenin kaldırılması ve Ceza Muhakemeleri Usul Yasası'nda yapılacak bir değişiklikle, bu mahkemeler tarafından tutuklanmış ve mahkum olmuş insanların serbest bırakılıp, doğal mahkemelerine tutuksuz gitmesinin sağlanması..
Fevkalade pratik bir çözüm öneriyor başkan.. Büyük bir hızla yürürlüğe girebilir ve hapishanelerdeki tüm siyasi tutuklular özgür kalabilirler.
Bu yüzden tartışılıyor, doğal olarak. Tartışılması güzel de, işin adabını bir bilebilsek..
Herkes keseri kendine göre yontma çabasında olduğu için, ona göre konuşuyor.. En sert çıkışı yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli..
"Sanki ortada rüşvet ve yolsuzluk salgını yokmuşçasına hareket eden, Başbakan'a yönelik şirinlik ve sevimlilik yarışına giren Türkiye Barolar Birliği Başkanı da devreye girmiş, kendince inisiyatif almıştır. Kumpasla yolsuzluğun ve rüşvetin üzeri kapatılarak gündeme asıl mecrasından koparılmak üzere yeni baştan planlı bir müdahale yapılmıştır. Bu sinsi bir kurgudur."
İthamın çirkinliğine bakar mısınız?.
Feyzioğlu, Başbakan'a yönelik şirinlik ve sevimlilik yarışına girmişmiş..
Yahu düne kadar Başbakan'ın eteğine yapışanlar, bugün karşısında olduklarını göstermek için çırpınır, tüm söyleyip yazdıklarını yalayıp yutarken, Feyzioğlu, "Şirinlik" için, tam da bugünü seçecek kadar geri zekalı mı?.
Oysa, Başbakan'ın en kritik günlerinde Devlet Bahçeli ve onun MHP'sinin nasıl destek, nasıl baston görevi yaptığını hatırlamayan var mı?. Bay Bahçeli, o zaman, demokratik inançlarını mı yerine getiriyordu, yoksa "Sinsi bir kurgu"nun içinde şirinlik mi yapmaya çalışıyordu?.
Bahçeli'nin amacı, kendi milletvekili Engin Alan Paşa'nın da içerde kalması pahasına, KCK'lıların serbest bırakılmaması.. Serbest kalan BDP Milletvekilleri yemin ederken Meclisi terketmeleri, ülkede birlik, beraberlik ve demokrasiye ne derece inandıklarını da gösterdi zaten.. Amacı açık.. Seçim yatırımı..
Bahçeli, düşüncelerini açıkça söyler.. Tartışırız. Ama fikir söylemekle, bu ülkede "Adalet" için ortaya çıkan saygın kişilere çamur atma arasında fark olmalı..
Soner Yalçın ve Mehmet Tezkan, yakın arkadaşlarım. Kendilerini sever, yazdıklarını, onaylamadıklarım dahil saygı ile karşılarım. Çünkü inandıklarını yazdıklarını bilirim. Kalemleri satılık değildir. İnandığını yazan kalem de "Saygın"dır. Tam karşısında bile olsan..
Yalçın, tartışmaya, Budha'nın bir sözü ile başlamış.. "Dostlarından birine bir ok saplanmışsa, oku atanla ilgilenme. Oku çıkar.."
Ne kadar doğru bir laf değil mi?.
Soner "Ok çıkarma"nın adını koyuyor.
"Yani öncelik adaleti hakim kılmaktır. Bunun da tek yolu vardır. Hesaplanmış, planlanmış kötülüğü ortaya çıkarmak.. Yeniden yargılanma.."
Mehmet Tezkan "Yeniden yargılanma ama, davaya özel yasa çıkarılamayacağına göre, son yılların bütün siyasi davaları söz konusu olacaktır. Bu da yargıda kaos tehlikesi demek. O zaman genel af!.."
Ama affı da sakıncalı buluyor Tezkan. Bir. Suçlanan insanlar hiçbir zaman aklanamaz. İki. İnsanlar ne olup bittiğini öğrenmek istiyor. Tezkan "Ergenekon'u Balyoz'u, KCK'yı bilmek hakkımız" diyor..
Tamam.. Tamam da..
Şimdi ben soruyorum..
Bu ülkede bugün yargıya, inanan, güvenen, kararların ardında iç, dış bazı güçlerin olduğunu düşünmeyen, vicdanı kanamayan tek kişi var mı?.
İktidar, muhalefet, tarafsız, ayırmadan soruyorum. "Bir tek kişi var mı?."
O zaman bu yargının kararları ile aylar, yıllardır hapishanelerde yatan yüzlerce insan ne olacak?.
Kendinizi onların, onların ailelerinin yerine koyun..
Ceza Hukuku'nun, çağdaş, modern, demokrat ceza hukukunun temelinde "Bir masum bir tek gün haksız içerde kalacağına, yüzlerce suçlu aramızda dolaşsın" ilkesi vardır.
Masumiyet Karinesi, bu düşüncenin sonucudur. Suçu kesinleşene kadar herkes masumdur.. Masumdur da, suçu kesinleşmeden bir insanı, beş sene içerde tutmak nedir o zaman?. Hele o kararı veren mahkemeler hakkında Başbakan'dan başlayarak her kafadan bir ses çıkarken..
Sevgili Soner..
"Oku atanı bırakıp, oku çıkaralım!.."
Doğru, ama "Ok", senin dediğin gibi adaleti hakim kılmak ve kötülüğü ortadan kaldırmak değil.. Onları sağlamanın yolu çetin ve çok uzun.. Yıllardır içerde bekleyenler, bir de o sürecin sonunu mu sayacaklar, bitmez tükenmez tespihin taneleri gibi.. Onlar beş yıl daha yatsın. Biz dışarda işimize bakalım, olur mu?.
"Çıkarılması gereken ok" hapishanelerdeki siyasal tutukluların bir an evvel serbest bırakılmasıdır, Soner.. Ondan ötesini, sonra düşünürüz..
Sen de içerdeydin Soner.. Orda "Bir, tek bir gün"ün ne olduğunu en iyi bilensin.
O zaman öncelik, o zaman önce çıkarılması gereken ok, özgürlüktür.. Çoğunun suçsuz olduğunu düşündüğümüz insanlara özgürlük.
Sonra adaleti sağlamak, sonra güvenilen mahkemelere sahip olmak, sonra yeniden yargılamak için bol vaktimiz var..
Önce ok çıkmalı.. Yani içerdekiler çıkmalı..
Metin Feyzioğlu, bunun en kısa, en pratik yolunu öneriyor ve bunun için kapı kapı dolaşıyor..
"Ben demokratım" diyenler, bu gayreti desteklemeliler.. Kendilerine has, hesaplar kitaplar içine düşmeden..
Adalet, o zaman "Adalet" olur zaten!..

Hıncal Uluç

Son Güncelleme: 10.01.2014 11:07
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177