22 Eylül 2012 Cumartesi 13:17
'Balyoz'un başı ve sonu: Sonucu önceden bilinen bir dava

Balyoz davasında dün açıklanan kararlarda, "Türkiye Cumhuriyeti İcra vekili heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs" suçlamasıyla Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanlarından emekli Orgeneral Çetin Doğan'a 20'şer yıl hapis cezası verildi. Aralarında MHP Milletvekili Engin Alan'ın da bulunduğu sanıklar ise 16 yıl hapis ile cezalandırıldı.

Balyoz davası, AKP dönemindeki Ergenekon, Oda Tv, KCK, Devrimci Karargah benzeri davalardan bir tanesi olarak, siyasi iktidarın yaratmak istediği "yeni Türkiye" açısından önemli dönemeçlerden bir tanesiydi. Ancak yine Balyoz, adı geçen davalar arasında, belki de sahte delillerin en çok kullanıldığı dava olarak tarihe geçti.

Dava nasıl başlamıştı?
20 Ocak 2010 tarihli Taraf gazetesi, "Fatih Camii Bombalanacaktı" manşetiyle çıktı. Buna göre, 2003 tarihli "Çarşaf" ve "Sakal" kodlu eylem planlarında "darbe ortamı yaratmak" amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanması hedeflenmişti. Bu planın arkasında, dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan vardı. İddiaya göre plan, "kaos ortamı yaratarak" AKP'yi devirmekti.

Bundan bir gün sonra, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Mehmet Berk, Bilal Bayraktar ve Ali Haydar'ı görevlendirerek konu hakkında inceleme başlattı. 30 Ocak'ta ise, Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, darbe planı iddialarına ilişkin belgeleri bir bavul içerisinde Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne teslim etti.

Savcıların bir aylık incelemesinden sonra 22 Şubat 2010’daki ilk dalgada, aralarında emekli generaller ve muvazzaf subayların da bulunduğu 49 asker gözaltına alındı. Savcılar Mehmet Ergül, Murat Yönder, Süleyman Pehlivan ve Ali Haydar’ın darbe planıyla ilgili hazırladığı iddianameyi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Temmuz 2010’da kabul etti. Tamamı asker 196 sanık hakkında böylece dava açılmış oldu.

'Modern' dava: Dijital deliller, sahte deliller...
Dava iddianamesindeki tutarsızlıklar küçük bir araştırmayla fark edilebilecek durumda.

Savcının iddiasına göre, davanın temel aldığı delil, 12 Aralık 2002 tarihinde oluşturulmuş ve "BALYOZHAREKATPLANI.DOC" ismindeki imzasız bir Word dökümanı. Bu dökümanda, görünürde tek seferde oluşturulmuş bir CD'nin içerisinde yer alıyordu. İddiaya göre CD, 5 Mart 2003'te Çetin Doğan için oluşturulmuştu.

Ancak bu noktada çok mühim bir sahtecilik yapıldı. Balyoz davasına adını veren Balyoz Harekat Planı isimli Word belgesi dahil, cami bombalama planları, çeşitli kişi ve sivil toplum örgütlerini hedef alan planlar, tutuklanacak ve yararlanılacak medya mensupları listeleri, tutuklanacak AKP üyeleri listesi ve diğer Balyoz belgelerinin, ilk defa Microsoft Office 2007 ile kullanılmaya başlanan Calibri ve Cambria yazı karakterlerine ve XML şemalarına referans taşıdığı, Arsenal Consulting ve Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından tespit edildi.

Ayrıca 2002 yılında kaydedildiği söylenen ilgili belgede, 2009 yılına kadar uzanan bilgiler yer alıyordu. Örneğin 2008 yılında bir İtalyan şirketi tarafından satın alınan bir ilaç şirketinin yeni adı, balyoz belgesinde geçiyordu. Yine 2003 yılında mevcut olmayan bir hastane, "mevcut hastaneler listesi"nde yer alıyordu. Bu tip örnekler bol miktarda bulunuyor.

Emniyetin ve savcıların 'çabaları'
Emniyetin hazırladığı bilirkişi raporlarında da, ilgili sahtecilikleri örtbas etmek için çaba harcandı. 2006 yılında kurulan Türkiye Gençlik Birliği'nin aslında 2003 yılında kurulduğunu kanıtlamaya çalışan emniyet bilirkişileri, 11, 16 ve 17 numaralı CD'lerin diğer CD'lerle farklı programlarda yazılmalarına rağmen, "aynı programda yazıldıklarına" dair rapor verdi.

Savcılar da, iddianamedeki tutarsızlıkları fark ederek, bazı delilleri sanıklara ve avukatlara göstermediler. Aselsan'daki işlerine 2007'de başlamalarına rağmen, Aselsan çalışanı olarak belgelerde adı geçen kişilerle ilgili yazışmalar, savcılar tarafından adli emanete saklandı. Defalarca talep edilmesine rağmen bu belgeler uzunca bir süre boyunca savunmaya verilmedi.

Yine soruşturmanın başında 1. Ordu Askeri Savcılığı tarafından Beşiktaş Adliyesi'ne teslim edilen ve soruşturmaya konu edilen belgelerin 1. Ordu bilgisayarlarında bulunmadığına dair bilirkişi raporu kayıplara karıştı.

Gölcük'te çıkan 'deliller'
İsimsiz bir ihbar mektubunun ardından Gölcük Donanma Komutanlığı'nda 6 Aralık 2010 tarihinde arama yapıldı. Arama neticesinde, Balyoz davasına kanıt oluşturacak nitelikte yalnızca 2 tane CD, 1 adet hard disk ve 12 Eylül 2002 tarihli, Bursa İli ve İlçelerinde Görevli Mülki Amir ve Bld. Başkanlarının durumu” başlıklı Yüksel Gürcan imzalı 3 sayfalık bir evrak çıktı.

Gölcük’ten çıkan ve Balyoz planına yeni kanıt olarak gösterilen “CANER BEN_1.doc” isimli Word dosyasının en son 20 Ocak 2003 tarihinde kaydedildiği iddia ediliyordu. Ancak bu belgede bir subay, henüz o tarihte var olmayan ve Temmuz 2004’de kurulan CC MAR NAPLES’da görevli olarak listeleniyordu. Bu belge gibi daha pek çok belgeyi son kaydeden olarak görünen Cem Gürdeniz’in, o dönem 3. Muhrip Filotilla Komodoru ve belgelerin son kaydedildiği tarihte (15 Eylül 2002-11 Kasım 2002 tarihleri ve 27 Aralık 2002-5 Şubat 2003 tarihleri arasında) “Karadeniz Özel Görevi” ile denizde olması da dikkat çekiyordu. O dönemde gemilerde internet/intranet bağlantısı olmadığı da bilindiğinden, Gürdeniz’in denizdeyken bu 46 tane Suga belgesini son olarak kaydetmiş olması mümkün değil.

Örneğin, 2003 tarihli bir belgede bir personel TCG Alanya gemisinde çalışıyor gibi listelenmişti. Oysa, 2003’de Türk Donanması’nda böyle bir gemi olmadığı biliniyor. TCG Alanya gemisi, Almanya’da inşası tamamlandıktan sonra Türkiye’ye 2005 yılında getiriliyor. Bunun gibi çok sayıda sahtecilik örneği yer alıyor.

Davanın dayanağı çökerse...
Diğer birçok dava gibi, Balyoz'un da temel delil kaynağı dijital verilerdi. Bu dava da dahil olmak üzere, neredeyse bütün davalarda birçok uzman ve kurum dijital verilerin "delil" olarak kullanılmasındaki sakıncalara dikkat çekmesine rağmen, Balyoz hakimleri dünkü kararı verdiler. Balyoz davası ile ilgili iki TÜBİTAK raporunun ikincisinde, "herhangi bir dokümanın üstveri bilgileri uygun bir ortam oluşturularak yeniden düzenlenebilir, yeniden oluşturulabilir" deniliyordu.

Hukukun çöküşü
Balyoz davasında çıkan kararlar, bu davanın "küçük kardeşi" Oda Tv'deki kararlar düşünüldüğünde çok da şaşırtıcı değil. Yine önceden hazırlanmış nokta atışı dijital belgeler sonucunda tutuklanan gazeteciler, savunmalarında bu verilerin virüsle geldiğini kanıtlamışlar, sürekli talep edilen TÜBİTAK raporu ise ancak aylar sonra gelmiş ve sanıkların lehine olmasına rağmen kimi muğlak ifadelerle sulandırılmıştı. Bu noktaya mahkemenin hakimi de dikkat çekmişti.

Ancak tuhaflıklar bunlardan ibaret değil. Tutuklu gazeteciler Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan tahliye edilirken, Soner Yalçın ve Yalçın Küçük'ün neden tutuklu kaldıkları bilinmiyor. Dahası, Ergenekon davasında, Ergenekon'un yöneticisi olmaktan tutuksuz yargılanan Yalçın Küçük'ün, Oda Tv'de ise "üyelik"ten tutuklu yargılanması açıklanmadan ortada duruyor.

Bütün bu tuhaflıklar, hukukun işletilmesinden çok, sonucu önceden belli ya da sürekli sona ermesi ertelenen davalarla kamuoyuna şekil verilmeye çalışıldığını gösteriyor.

AKP'nin başarısı
Balyoz dahil, AKP iktidarındaki davaların bir "hukuk" aracı olduğunu, davaları destekleyenler de düşünmüyor. Siyasi bir manipülasyon aracı olarak kullanılan davalar, Türkiye'de 1. Cumhuriyet'ten 2. Cumhuriyet'e geçişin en önemli dayanak noktaları olarak görünüyor.

Devletin içindeki eski kontrgerilla unsurları ile siyasetçileri, aydınları ve gazetecileri aynı torbaya doldurarak kamuoyu önüne çıkartan AKP ve yargı, yandaş medyanın da büyük desteğiyle bütün davaları ve bu davaların temsil ettiği toplumsal kesimleri birbirlerine karşı kullanmayı başardı. Örneğin, Devrimci Karargah ve Oda Tv davasında yargılanan eski polis şefi Hanefi Avcı'nın işkenceciliği ortaya atılırken, Balyoz'cuların darbeciliği, Ergenekon'cuların ulusalcılığı ve Kürt düşmanlığı, KCK'lilerin "bölücülüğü"gündeme getirildi. Örneğin Yalçın Küçük, bir tarafa ulusalcı, Kürt düşmanı görünürken, öbür tarafa ise PKK'li, Abdullah Öcalan'ın danışmanı sıfatıyla tanıtılıyordu.

AKP, eski rejimin pisliklerini, "kendisine karşı darbe teşebbüsü" ile damgalarken, AKP'ye karşı gösterilen muhalefetin her türlüsünün kriminalize edilmesinin yolu açılıyordu. Bütün bu davaların hedefinde yer alan toplumsal kesimlerse, hem tekil davalarda, hem de genel olarak bu davalar sürecine direnç oluşturmada birleşik bir görüntü çizemediler. Dünkü Balyoz davasının sonuçlarına, bir de bu nedenle şaşırmamak gerekiyor.

(soL - Haber Merkezi)

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177