13 Mayıs 2012 Pazar 20:02
Avukatlık nereye gidiyor?

Avukatlık mesleği kapitalist sistemin bir parçasıdır ve kapitalist ilişkiler avukatlık mesleğini de kapsar. Kapitalistleşme beraberinde işçileşmeyi de getirir. Kapitalistleşmenin ivmesi arttıkça toplum işçileşir, işçi sınıfı genişler. Bu bilinen klasik bir gerçektir. Türkiye’de kapitalistleşme 24 Ocak Kararları ile ivme kazanmış ve son 20 yılda, özellikle son on yılda alabildiğine artan bir ivme izlemiştir. Bu gelişmelere paralel olarak bütün mesleklerde, bu arada avukatlık mesleğinde de işçileşme oranı artmıştır.

İstanbul Barosu’na kayıtlı 30 bin avukattan sadece 6 bin avukatın kendi ofisi vardır, 12971 avukat vergi mükellefidir. Ofisi olan veya vergi mükellefi olan bütün avukatların işlerinin tıkırında olduğunu söylenemez. Avukatların önemli bir bölümü işçi avukat, geriye kalan önemli bir bölümü de geçinmeye çalışan serbest avukatlardır.

Avukat sayısındaki büyük artış patron avukatlara ucuz işçi avukat bulma imkanı vermektedir. Günümüzde Türkiye’de patron avukatlık ciddi bir endüstri haline gelmiştir. Bu yüzden avukatların sendikalaşma çabaları gözlenmektedir. İşçinin Yolun’da çıkan şu haber ilginçtir:

İşçinin Yolu: Peki örgütlenme çalışmanız nasıl başladı?

Cem Gök: Ben Sosyal-İş'e üye oldum. Zaten Türk-İş'e bağlı Tez Koop-İş'e ya da DİSK'e bağlı Sosyal-İş'e üye olacaktım.

İşçinin Yolu: Ama Sosyal-İş'i seçtiniz.

Cem Gök: Orada arkadaşlarım olduğu için öyle denk geldi. Aslında ikisi de yeterli değil bu alanda. İki sendika da tecrübesiz. Bizim de tecrübemiz yok. Aksan Hukuk Bürosu'na sendikayı sokamadık. 140 kişinin çalıştığı büroda 20 kişi üye olmuştu. Çeşitli bahanelerle işten çıkartılanlar olunca insanlar geri çekildi. Çoğu takip elemanıydı. Şunu görmesi lazım insanların: bu sebeple işten çıkarılabilirsiniz ama ortada sebep yokken de bir mazeret gösterilmeden işinizden olabilirsiniz.

Av. Cem Gök Aksen Hukuk Bürosu’nda 140 kişinin çalıştığını söylüyor. 140 kişi orta ölçekli bir sanayi kuruluşunun işçi sayısının çoğu kez üzerindedir. Av. Cem Gök söyleşide çalışanların çoğunun takip memuru olduğunu söylüyor. Patron avukatlar tıpkı diğer patronlar gibi ucuz insan emeği peşindeler ve arayış içerisinde “takip memuru” denilen, literatürde olmayan bir kavram da üretmişler. Bakınız takip memuru sözlüklerde nasıl tanımlanıyor?

Ekşi Sözlük

“hukuk bürolarında normal avukatların tenezzül etmeyeceği bir takım islere koşturan, ancak hukuk fakültesinde okumamış kimse.

bunların bir de hukuk fakültesini bitirmiş olanları vardır, “

Biz bu emekçilerin küçümsenmesine elbette karşıyız.

Takip memurları avukatların yaptığı birçok işi yapmaktadırlar. Bunlar hacze giderler, dosya takip ederler.. Büyük bürolar avukatı sadece avukat yetkisi
gereken işlerde kullanmaktadırlar.

Bu oluşum bile tek başına avukatlığın kapitalist sistemle ne kadar iç içe olduğunu, daha doğrusu avukatlığın kapitalist sistemin bir parçası olduğunu anlatmaya yeter.

Bugün birçok baro başkanı avukatlık mesleğindeki işsizliği ve gelir düşüklüğünü sadece hukuk fakültelerinin sayısındaki artışa bağlamaktadırlar. Mesleğin işçi yüzünü görmek istememektedirler.

Ankara Barosu başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu Milliyet Gazetesine verdiği demeçte 84 hukuk fakültesinin varlığına dikkat çekerek “Türkiye’de avukat enflasyonu var” diyor.

Aynı haberde Doç. Dr. Ümit Kocasakal (İstanbul Barosu Başkanı): “Yeni hukuk fakülteleri kesinlikle açılmamalı, mevcut okulların da eğitim kalitesi yükseltilmeli. Avukat çok, iş az. Avukatlar çok da iyi olmayan şartlarda başka avukatların yanında çalışmak zorunda kalıyor. Bu da bizim hiç istemediğimiz, tasvip etmediğimiz ‘işçi avukat’ kavramını doğuruyor. Avukatların mesleki çalışma alanları genişletilmiyor, yeni düzenlemelerle daraltılıyor. Avukatların yapabileceği işler onların elinden alınarak, noterlere, arabuluculara ...vs. veriliyor. “ diyor.

Avukatlık mesleğinin temel sorununu  çok sayıda hukuk fakültesi açılmasına indirgemek, mesleğin işçileşen yüzünü gözardı etmek bilimsellikten uzak, yüzeysel bir yaklaşımdır. Avukat sayısındaki büyük artışa, Feyzioğlu’nun ifadesi ile enflasyona rağmen Aksan Hukuk Bürosu gibi büyük avukatlık büroları avukat yerine takip memuru çalıştırmayı tercih ediyorlar. Ne diyor Av. Cem Gök Bu büro için “çalışanların çoğu takip memuru idi.”  Aksan Hukuk Bürosu bütün patronlar gibi sendikalaşma girişimini işten atma ile cezalandırıyor.

84 Hukuk Fakültesi 50 ye indiğinde bu patron avukatlık büroları bu kez daha çok sayıda takip memuru çalıştıracaklar, belki de takip memurlarının niteliğini yükseltecekler.

Ne yapmalı?

Çözüm tek başına hukuk fakültelerinin sayısının azaltılması, avukatlık sınavı, staj süresinin uzatılması değildir. Soruna sağlıklı çözüm bulmak için sorun bir bütün olarak ele alınıp çözülmeli. Bu toplu ele alışın ilk adımı gerçeği görmekten geçer; avukatlık mesleği kapitalist sistemin bir parçasıdır, gerçek budur. Bu gerçek üzerine bütün çözümler inşa edilmelidir.

SENDİKA ZORUNLU OLMALI

İşçi avukatların sendika üyesi olmaları zorunlu hale getirilmeli, işten çıkarılmaları ağır müeyyidelere bağlanmalı..

AB UYUM YASALARI

Baro başkanları karşılıksız çek cezalarının kalkmasına, ev hacizlerinin 3. Yargı Paketine alınmasına geniş tepki gösterdiler. Baro başkanlarının tepkilerine rağmen karşılıksız çek suç olmaktan çıkarıldı. 3. Yargı Paketi ile haczedilmezlik sınırları genişleyecek.. 3. Yargı Paketi ile olmazsa yakın süreçte İİK 340. Maddedeki “Ödeme Şartının İhlali” suçu da suç olmaktan çıkarılacak. Bunun gibi birçok düzenleme hep gündemde olacak, giderek avukatların klasik para kazanma yöntemleri ortadan kalkacak.. Bu değişime karşı çıkan baro başkanlarının hepsi bu gelişmenin kaçınılmaz olduğunu biliyorlar. Peki bilmelerine rağmen bu ortak açıklamayı neden yapıyorlar?

Bizce avukatlardan gelen tepkilere cevap veriyorlar, tıpkı politikacılar gibi sandığa oynuyorlar.

Baro başkanları değişimin farkında değillerse bu başka bir sorun olur. Biz baro başkanlarının bu gelişmelerin, yani mevzuat değişiklerinin kaçınılmaz olduğunu bildiklerini varsayarak yazıya devam edeceğim. Önce sözünü ettiğim bu baro başkanları ve ortak açıklamalarını aktaralım

“Denizli'de geçen cumartesi günü yapılan Ege ve Marmara Bölgeleri Baro Başkanları Toplantısı'na Afyon Baro Başkanı Turgay Şahin, Aydın Baro Başkanı Sümer Germen, Balıkesir Baro Başkanı Yaşar Meyvacı, Bursa Baro Başkanı Zekeriya Birkan, Çanakkale Baro Başkanı Tülay Ömercioğlu, Denizli Baro Başkanı Müjdat İlhan, Edirne Baro Başkanı Ahmet Uludağ, İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal, İzmir Baro Başkanı Sema Pekdaş, Kırklareli Baro Başkanı Harun Saygılı, Manisa Baro Başkanı Fadıl Ünal, Muğla Baro Başkanı İlker Gürkan, Tekirdağ Baro Başkanı A.Müsellem Görgün, Uşak Baro Başkanı Rıza Albay ve Yalova Baro Başkanı Cevdet Bekler katıldı.

Toplantının sonuç bildirisini basın toplantısıyla açıklayan Denizli Baro Başkanı İlhan, kamuoyunda "3. Yargı Reformu Paketi" olarak gündeme gelen bazı maddelerin, iyi değerlendirilip tarafların görüşleri alındıktan sonra kanun haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye Barolar Birliği'nin ivedilikle gerekli çalışmayı tamamlayarak ilgili taslağı görüşlerine sunması gerektiğini dile getiren İlhan, adaletin sadece ihtilafların bir an önce çözülmesi, iş yükü ve dosya sayısının azalması olarak görülemeyeceğini belirterek, şunları aktardı: "Salt dosya sayısını azaltma kaygısı ve yargıyı hızlandırma varsayımıyla yapılmak istenen düzenlemelerin, çok daha büyük sorunlara yol açabileceğine dikkat çekmek isteriz. Bu çerçevede barolara danışılmadan hazırlanan yargı paketlerinin yarar sağlamayacağı, aksine yeni birtakım sorunlar yaratabileceği dikkate alınmalıdır. Son açıklanan paketin bir reform olmadığı, aceleye getirilmiş ve özensiz hazırlanmış, sistematikten yoksun bir yapısı olduğu anlaşılmaktadır." İcra İflas ve Çek Kanunu'nda basına yansıyan değişiklik tasarısının alacaklıları mağdur edeceğini, alacağın tahsilini son derece zorlaştıracağını, hatta imkânsız hale getireceğini kaydeden İlhan, "Bu alanın mafya ve benzeri yapılar tarafından doldurulabileceği, ekonomik ve ticarî hayata büyük zararlar vereceği ciddi bir endişe olarak karşımıza çıkmaktadır. Baroların da görüşü alınarak bu hususlar gözden geçirilmelidir."

Bütün bu baro başkanlarına sorsanız;

“Borçtan hapis dünya mevzuatında yokken, Türkiye’de bu cezayı neden savunuyorsunuz? AB ülkelerinde ev eşyaları haczedilmezken Türkiye’de neden ev eşyalarının haczini savunuyorsunuz?”

Verecekleri cevabı ben size söyleyeyim.

“Burası Türkiye diyecekler.”

Peki, efendiler size demezler mi neden Özel yetkili ağır ceza mahkemelerine karşı çıkıyorsunuz?  Size demezler mi “Burası Türkiye” diye…

İnsan hakları ve özgürlükler konusunda samimi olmalıyız. İnsan hakları bir bütündür, ayrılamaz..

MAFYA TEHDİDİ

Baro başkanları bu açıklama ile büyük bir gaf yapmışlardır.

“İcra İflas ve Çek Kanunu'nda basına yansıyan değişiklik tasarısının alacaklıları mağdur edeceğini, alacağın tahsilini son derece zorlaştıracağını, hatta imkânsız hale getireceğini kaydeden İlhan, "Bu alanın mafya ve benzeri yapılar tarafından doldurulabileceği, ekonomik ve ticarî hayata büyük zararlar vereceği ciddi bir endişe olarak karşımıza çıkmaktadır. Baroların da görüşü alınarak bu hususlar gözden geçirilmelidir."

Başkanlar devleti mafya ile tehdit ediyorlar, avukatlığın alternatifi olarak mafyayı gösteriyorlar. Bu bir gaftır. Devlet güçlerinin alternatifi mafya olamaz, olmamalıdır. Başkanların bu sözleri ciddi bir gaftır. Ayrıca başkanlara şunu hatırlatalım, mafya bugün artık yok, bu örgütler 1998 yılından itibaren dağıtıldı. Türkiye’de bu örgütlerin dağıtılmasına küresel güçlerin isteği doğrultusunda MGK karar verdi. Siz bu küresel gelişmelerin farkında olmalısınız..

Afyon Barosu’nun tek başına yaptığı bir açıklama var ki; pes dedirtiyor. Açıklamadan bir cümle: Alacaklı ve borçlunun eşit haklara sahip olduğunu düşünmek icra hukukunun temel mantığına aykırıdır. Borçluyu borcu ödemeye zorlayı tedbirler getirilmeli haklıya hakkı verilmelidir.”

Pes! Büyük Fransız İhtilali’nin üzerinden 250 yıl geçti.  Bütün uygar ülkelerin anayasalarında ve bizim anayasamızda “herkes yasalar önünde eşittir..” der. Afyon Barosu’na göre bu şöyle olmalı:

“Herkes yasalar önünde eşittir, borçlular hariç..”

Şimdi bu açıklamanın neresini tartışalım? Sosyalist avukat, üstat Halit Çelenk ne diyor?

"Hukuk fakültelerinde insan hakları dersi okutulmalı."
Afyon Barosu’nun kendi resmi Web Sitesinde bu açıklama kırmızı yazı ile ve birçok yazım  hatası ile verilmiş. Neresini eleştireceğimizi bilemedik.. En iyisi kendiler bir bilene kırmızı ile yazılmış bir yazının ne sakıncası olacağını sorsunlar ve yazım hatalarını kontrol ettirsinler.

Elbette ki benim bu açıklamalarım avukatların ekseriyetinin hoşuna gitmeyecek, bunu biliyorum, ama benim sandığa yönelik bir hesabım yok, bu yüzden dobra yazıyorum ve diyorum ki:

Avukatlık mesleği nereye gidiyor?  Çözüm nedir?

Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor. Bizim bu değişime karşı durmamız bir şey ifade etmez. İngiliz işçi Partisi lideri parti kongresinde yaptığı konuşmada “ Küreselleşmeyi durduramayız, ancak dünyaya verdiği zararları azaltabiliriz” diyor. Biz avukatlar gelişmeleri durduramayız, varsa zararlarını azaltmaya çalışırız diyorum..

Çözümün ilk adımı barolarda öncelikle patron avukatların yönetimlerdeki etkinliğini azaltmaktır. Bu teorik olarak mümkün gözükse de pratikte çok zor, çünkü büyük avukat kitlesi baro sorunlarına çok yabancı ve ilgisiz. İşçi avukatlar, genç avukatlar, geleceğin büyük avukatı, patron avukatı olma hayali ile yaşıyor.. Gerçeği gördüklerinde ise iş işten geçmiş oluyor.

ÖNERİLERİMİZ
AVUKATLIK KANUNUNDA KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER YAPILMALI

Çalışan avukatlara sendika hakkı verilmeli,

İşçi avukatların işten atılmaları zorlaştırılmalı,

Takip elemanlarının avukatların yerini almaları avukatlık kanunu ile engellenmeli,

Reklam yasağı kaldırılmalı,

Avukatlığa kabul ve çıkarmada sadece kasten işlenen suçlar etkili olmalı, başkaca soyut gerekçelerle avukatlar meslekten men edilmemeli, mesleğe kabul ve çıkarma AB mevzuatına uyumlu hale getirilmeli. Bu anlamda Nazi Almanya’sının izleri avukatlık kanunundan silinmeli,

Çağdaş, ayakları yere basan bir avukatlık kanunu ile avukatlık mesleği yeniden tanımlanmalı,

Hukuk fakültelerinde insan hakları dersi okutulmalı,

Yeni Türk Ticaret Kanunu ile bütün ekonomik yaşam büyük bir değişime uğrayacak ve avukatlar için yeni iş alanları doğacak. Avukatlık kanunu yeni düzenle  uyumlu hale getirilmeli..

Rahmi Ofluoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177