banner237
Yeşim
Yeşim
10 Ekim 2018 Çarşamba 14:47
Av. Yankı Büyüksezer yazdı; "NASIL BİR BARO HAYAL EDİYORSUNUZ?"

İstanbul Barosunun Genel Kuruluna sayılı günler kala nerdeyse tüm adaylar belirlendi. Kiminin listesi belli oldu, kimisi henüz listelerini sunmadı. Sorun tespitleri benzer. Zaten mesleğin tam içinde olup da yapısal sorunları tespit etmemek zor olurdu.

Genelde sorunlar ikiye ayrılıyor. Siyasal/Hukuksal sorunlar ile fiziki sorunlar.

Genel Kurulların ana gündem maddesi hep yüksek siyaset oluyor. İdeolojik bakış açılarının tartışıldığı, Baronun bir siyasi erk olarak görüldüğü tartışmalarda kimi zaman çıkan “fiziki” müdahaleli kavgaların bile temeli hep ideolojik oluyor. Yani aslında özünde, mesleğin, meslektaşın sorunları konuşulamıyor.

Peki ne oluyor? Bir meslek örgütü, başkanını, yönetimini seçerken; mesleğn, meslektaşın sorunları ne oluyor? Vaat.. Evet sadece proje bazında, vaatler olarak kalıyor. Zaten mevcut yönetim, kim gelirse gelsin benzer çözüm yolları ile yapılacakları yapıyor. Kısacası aynı gemi dönüp duruyor. Bir yerde artık “biz gelmeden cep telefonu yoktu, biz geldik cep telefonu geldi” propagandasına evriliyor. E tabi gelecekti, teknoloji o yönde büyüdü...

İstanbul Barosu bugün tamamen Siyasal İktidarın karşısına oturtulmuş, hatta sloganıyla “son kale”... Birbirini devamlı besleyen iki kurum... Genel Kurul günü kulaktan kulağa yayılan “aman onlar gelmesin” sözleri... Eller kalplerde, gözler çakmak çakmak... Oy verilir, sayıldı... Kale tutuldu, tamam... Sonra? Sonrası hiçlik. Pazartesi olur herkes dağılır yine mahkemesine, icra dairesinin keşmekeşine. Onca slogan, propaganda, siyasi söylemler... İki sene sonra buluşmak üzere, kendinize iyi bakın...

Peki ne oldu onca vaat, öneri? E hani yapısal sorunlar vardı? İki sene sonra aynı projelerin gününe uyarlanmış haliyle yola devam.

Sorun tespitleri birbirine benzerken, hukukun üstünlüğü, avukatın saygınlığı, adliyeye giriş çıkış, otopark, icra dairesi, cübbe şu bu derken peki çözüm yolları ne, fark ne, neden ona değil de buna oy verilsin?

İşte mesele biraz burada tıkanıyor ya da tam tersi ivme kazanıyor.

SORUNU NASIL ÇÖZECEĞİN DEĞİL NASIL ÇÖZECEĞİN ÖNEMLİ

Bugün kimse evlenirken “ben ileride her evlilik gibi sorun yaşarım peki bu sorunları nasıl çözerim” diye yola çıkmaz. Sorun ne olursa olsun, o sorunları birlikte iletişim yolu ile çözebileceğini düşündüğü biriyle evlenir. Zaten o diyalog yolu kurulamazsa o evlilik de tepetaklak olur. Önemli olan sorunların tek tek tespiti değil, ne gelirse gelsin onu çözecek irade, dinamizimdir.

Bugün, dün, daha önceki gün... İstanbul Barosunun hantal, ağır, bürokratik bir yapısı olduğu aşikardır. Hatta dikkat edin o bürokratik dil o kadar benimsenmiştir ki, siyasetçi edasıyla konuşan “kişiler” sözlerine “biz” diye başlar. Kendinden bile artık “biz” diye bahseder. Hep bana itici gelmiştir o tekil şahıslık cümlenin üçüncü çoğul çekimi...

Ama dinamiklik bulamazsın, reaksiyonel tepki çıkmaz. Arkasında, yanında barosunu görmek isteyen avukat bir ışık göremez. Benzer açıklamalar, benzer tepkiler, güzel söylemler, 10 dakika alkış ve kapanış. Sonra yine oldu mu sana Pazartesi. İcra, mahkeme vs vs...

Bugün, yıl olmuş 2018, artık mobilize bir çağda insanlar her konuda anlık hareket bekliyor. Dinamik, çağı yakalamış kadrolarla, 21. Yüzyılın hızında bir iz arıyor.

Bugün otopark sorunu belki 10 sene sonra “elektrikli otomobilimizi nerede şarj edeceğiz” sorununa dönüşecek. Bugünün “Uyap’a giremiyorum” problemi yarın “cep telefonundan duruşmaya bağlanamadım” sorununa dönüşecek. Yani sorunlar dönüşecek, değişecek. Ama bunlara karşı müdahale, fikir yürütme, çözüm bulma metodları hep bilindik, ezberlendik, alışılmış şekilde “hele bir bakalım da” fikri ile çözüme ulaştırılmaya çalışıldıkça hep beklenecek... beklenecek... beklenecek...

İstanbul Barosunun artık denenmişi denemekten, aynı söylemlerden, birbiri içinden çıkan, birbirini çok iyi tanıyan kişilerden uzaklaşması gerekmektedir. Kendilerine başarı dilememiz, kimini Baro anlamında emekliye ayırmamız, kimilerinin ise sadece tecrübelerinden faydalanmamız gerekir.

Bugün 27.000’e (yirmiyedibin) yaklaşan 10 yıl ve altı kıdeme sahip bir avukat ordusu İstanbul Barosunda oy kullanacak. Dahası 42.000’e yaklaşan aktif üye sayısı ile İstanbul Barosu bir çok ilin merkez ilçelerinden daha kalabalık. Ama... Hareket yok, aksiyon yok, dinamizm yok. 42.000 üyesi bambaşka. Kimsenin kimseden haberi yok. Günümüzün getirdiği “yaşam” koşulları ile zaten gündelik yaşama hapsolmuş, mesleğin ancak tek başına icra noktasına gömülmüş avukatların, kafalarını kaldırdıklarında, kendi meslekleri için “bir şey” yapacak enerjileri de yok çünkü Baronun da bu enerjisi yok. Ne Baro avukatı besliyor, ne avukat Baroyu. İki senede bir birbirlerine selam verip, sonra unutup geçiyorlar. Aslında kimse kimseyi kucaklamıyor.

NASIL OY VERECEKSİNİZ?

“E işte pusulayı zarfa, zarfı sandığa atarak” Basit cevap, o zaman kesin şaşırtmacalı soru. Kesin “İp” var. Evet var.

SİZ ASLINDA BİR BAŞKAN VE YÖNETİM KURULUNU DEĞİL, MESLEĞE BAKIŞINIZI OYLUYORSUNUZ. BEKLENTİNİZİ SANDIĞA ATIYORSUNUZ. SONRA DA İKİ SENE ONUN VAROLUŞUNU İZLİYORSUNUZ.

Adaylık sürecinde, pek seçimlerle ilgilenmeyen ama yine de gelip oy kullanacak meslektaşların ortak sorusu “ee gelen neyi değiştirecek ki?” devamında da “yahu işte en çok oy alan kimse ona veririm”... Yani ne bir irade var ne de beklenti. Hatta sanırım o düşüncede Genel Kurul zamanı tam angarya “gitmesem olmaz mı?”

Çünkü artık çok kişinin inancı kalmamış, beklentisi yok, “böyle gelmiş böyle gider”. Sonra dost sohbetlerinde “zaten ben hukuk yazmayacaktım da... Aslında gideceksin burdan Ege’ye atacaksın kapağı, 1-2 CMK aldın mı oh mis...” İstanbul bitmiş ile yapılan sohbet kapanışları. Umut en fazla bir erkek adı olarak yankılanıyor Genel Kurul zamanı. Kimsenin beklentisi yok.

Peki bu halde olmaktan memnun muyuz? Birbirini doğrulayan ama yanlışlar gibi görünen adayların, 10 sene önceki aynı düşüncelerle bir şeyleri değiştiremeyeceğinden emin olarak, zorla oy vermeye gitmekten? İçimizde bir sevinç, bir coşku, bir umut olmadan... Mesleğin daha iyi seviyelere geleceğini beklemeden.

O zaman neden daha iyisi mümkün olmasın, neden “güçlü bir şekilde” dinamik bir kadro ile “ne oluyor yahu orada” diye kendimize sormayalım? Neden kafamıza, günümüze, yaşam hızımıza, reflekslerimize uygun bir baronun olmasına imkan tanımayalım? Neden gençleşmeyelim?

BELKİ BİR UMUT VARDIR?

Tam bu noktada Avukat Hakları Grubu kendini belli ediyor. Genç, dinamik kadrosu ile, kendini tekrarlamayan, çözüm önerilerinden ziyade bunları nasıl hayata geçireceğinin önerileri ile, hızlı ve reaksiyonel çözümlemelerle bir ihtimal var. “Neyi değiştirebilirler ki”? Neden olmasın? İdeoloji bataklığına batmış, sadece karşıtlık üzerinden temellenmiş, yüksek siyaset yapan bir Baro yerine, meslektaşları ile aynı sahadan, aynı koridorlardan geçmiş, Genel Kurulun ertesinde meslektaşları ile aynı icra dosyaları arasında debelenecek, birlikte 1 saat duruşmanın başlamasını bekleyecek avukatlardan oluşmuş, yani tam olarak sorunu yerinde yaşayan, bu nedenle de çözüme odaklanabilecek kadroların olduğu bir grup neden bir şeyler değiştiremesin? Ya da “nasıl bu kadar” eminsiniz? Ya değişirse, ya değişecekse?

On yıllardır “onları” ve seçmenini “aynı şeylere oy vermekle” suçlarken, benzer bir iradeyi “aman boşver” şeklinde kendi sandığına yansıtmayı düşünen meslektaşlara “Başka bir baro mümkün” diyoruz.

MESLEĞİNİ DEĞİL BARONU DEĞİŞTİR.

Av. Yankı BÜYÜKSEZER

Son Güncelleme: 10.10.2018 15:38
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.