07 Kasım 2012 Çarşamba 09:59
Ekim Devrimi 95 yaşında!

Kapitalistler ve onların destekçileri kasıtlı veya kasıtsız olarak şöyle düşünüyor, konuşuyor ve yazıyorlar: "Bolşevikler 2 aydır iktidarda ama sosyalist cennet yerine karşımızda karmaşanın cehennemi, iç savaş ve daha da büyük bir altüst oluş görüyoruz."

Yanıt veriyoruz: Bolşevikler, yalnızca, 2 aydır iktidardadır, fakat sosyalizme doğru muazzam bir adım şimdiden atılmış durumdadır. Bu yalnızca, görmek istemeyenlere veya tarihsel olaylar zincirini anlamaktan aciz olanlara böyle görünmemektedir. Birkaç hafta içinde ordudaki, kırdaki ve sanayideki antidemokratik kurumların neredeyse tamamen yıkıldığını görmeyi reddediyorlar. Sosyalizm ancak böylesi bir yıkımın üzerine kurulur, bunun dışında başka bir yol yoktur... Savaşı sürüncemede bırakarak, gizli anlaşmalar yoluyla el konulanları ve yağmayı örtbas eden, yalanlar üzerine kurulu emperyalist dış politikanın yerini, birkaç hafta içerisinde, gerçekten demokratik bir barış için uğraşan, daha şimdiden ateşkes gibi pratik bir başarıya imza atan ve devrimimizin propaganda gücünü yüz katına çıkaran gerçek bir devrimci ve demokrat politikanın aldığını görmeyi reddediyorlar. Sosyalizme doğru atılan ilk adımları, işçilerin denetiminin sağlanması ve bankaların kamulaştırılması uygulamasına başlanmasını görmezden geliyorlar.

Kapitalist işleyişin zulmü altında olanlar; eski dünyanın gürültülü çöküşüyle ve çarlığın ve burjuvazinin asırlık yapıları çökerken ortaya çıkan "kaos"la (açık karmaşayla) şaşkına dönüp sinenler, tarihsel olanakları göremiyor; en üst perdeye çıkmış sınıf mücadelesinin iç savaşa, yani tek meşru, adil ve -dini anlamda değil, insani anlamda- kutsal savaşa; ezilenlerin ezenlere karşı bütün emekçileri özgürleştirmek için verdiği kutsal savaşa dönüşmesinden korkanlar bu olanakları göremiyor. Aslında tüm bu zulüm görmüş, dehşete düşmüş ve korkmuş burjuvalar, küçük burjuvalar ve burjuvazinin hizmetindekiler, farkında olmadan ve sıklıkla, söylentilerden ve sosyalist teorinin döküntülerinden edindikleri, eski, saçma, duygusal ve bayağı "sosyalizmin getirilmesi" düşüncesinin güdümündedirler. Kara cahiller ve yarı-bilim adamı kimseler tarafından üretilen bu teorinin çarpıtmalarını tekrarlayıp duruyor ve bu düşünceyi, hatta sosyalizmi "getirme" planını biz Marksistlere dayandırıyorlar.

Biz Marksistler, bu kavramlara ve planlananlar hakkında hiçbir şey söylememe haline alışkın değiliz. Hep bildiğimiz, söylediğimiz ve vurguladığımız üzere, sosyalizm "getirilemez". O, en yoğun, sınıf mücadelesi ve iç savaşın çılgınlık ve cinnet boyutlarına ulaştığı süreç içinde şekillenir. Biz her zaman, kapitalizmden sosyalizme geçişte uzun dönemli bir "doğum sancısı" yaşanacağından, şiddetin daima eski toplumun ebeliği görevini üstleneceğinden, burjuva ve sosyalist toplum arasındaki geçiş dönemine tekabül eden ve belirli bir sınıfın örgütlü baskısı anlamına gelen özel bir devlet yapılanmasından, adlı adınca, proletarya diktatörlüğünden bahsettik. Diktatörlük ile kastettiğimiz, alttan alta süren bir savaşın ve işçi sınıfı iktidarının düşmanlarına karşı mücadele için alınacak askeri önlemlerin biçimlendirdiği bir devlet yapılanmasıdır. Komün, bir proleterya diktatörlüğüydü. Marx ve Engels, sömürücülerin direnişini bastırmak için kendi silahlı gücünü yeterli güçte kullanmamış olmasını Komün'ün yıkılmasının nedenlerinden biri olarak gördükleri için Komün'ü eleştirdiler.

Kapitalist direncin bastırılması hakkındaki bu aydınca ulumalar, aslında, "kibar" bir şekilde söylersek, eski moda "uzlaşma"nın yankısından başka bir şey değiller. Bu durumu işçi sınıfının açık sözlülüğüyle açıklarsak, şu anlama gelecektir: Burjuvaziye, sabotörlere ve karşı devrimcilere (ne yazık ki, yetersiz bir basınç ve enerjiyle) uygulanmaya başlanan işçi sınıfı baskısına karşı çıkan bu ulumaların ardında, para babalarına secde etmeye devam edenler var. Uzlaştırma bakanlarından biri, nazik Pesbekbonov, Haziran 1917'de ilan etmişti: "Kapitalistlerin direnci kırılmıştır." Bu nazik ruhun, onların direncinin gerçekten de kırılması gerektiği ve kırılacağı konusunda, işte bu direnç kırma operasyonunun bilimsel adının proletarya diktatörlüğü olduğu; bunun kapitalistlerin direncinin kırılması ve bu nedenle bütün bir sınıfa (burjuvazi) ve onun suç ortaklarına karşı baskının sistematik olarak uygulanması ile tariflenen bütün bir tarihsel dönem anlamına geldiği konusunda hiçbir fikri bulunmamaktadır.

Proletarya ve devrimci köylülük tarafından uygulanan şiddete karşı çıkan -Rech'ten Novaya Jizn'dekilere (Yeni Hayat) kadar- tüm omurgasız aydınlar tarafından bugün yükseltilen bu feryatların gerçek toplumsal kaynağı açgözlülük, kötü niyetlilik, para babalarının rezil hırsları ve onların etrafındaki asalakların ürkek uşaklığıdır. Onların ulumalarının, acınası konuşmalarının ve budalaca "özgürlük" çığlıklarının (kapitalistler için halkı ezme özgürlüğü) vs., nesnel ifadesi bu işte... Onlar sosyalizmi tanımaya "hazır" olurdu; eğer insanlık hiçbir sürtünme, mücadele, sömürücülerin gıcırdayan dişleri olmadan muhteşem bir sıçramayla dosdoğru sosyalizme atlayabilseydi... Ya da sömürücüler eski düzeni korumak adına çeşitli numaralar çevirmese, kapıdan giren sosyalizmi pencereden kovmaya çalışmasa ve devrimci proletarya sömürücülerin bu numaralarına şiddetle yanıt vermeseydi... Burjuvazinin aydın özentisi bu omurgasız dalkavukları suya girmeye dünden "hazır"dır; yalnız ayaklarının ıslanmaması kaydıyla...

Bu bitkin entelektüeller burjuvazi ve ona hizmet etmeye alışmış memurlar, çalışanlar, doktorlar, mühendisler vs. dirençlerinde aşırıya kaçtıklarında dehşete kapılmaktadır. Titremekte ve daha da cırlak bir biçimde "uzlaşma" diye bağırmaktadırlar. Ezilen sınıfın bütün gerçek dostları gibi biz de sömürücülerin gösterdikleri aşırı direnişten memnuniyet duyarız, çünkü işçi sınıfının pohpohlanma ve ikna ortamında iktidar için olgunlaşmasını beklemiyoruz. Biz işçi sınıfının solgun vaazlar ya da didaktik nutukların verildiği bir okulda değil, hayat ve mücadele okulunda iktidar için olgunlaşmasını bekliyoruz. Proletarya egemen sınıf olmak ve burjuvaziyi kesin olarak yenmek için eğitilmelidir, çünkü bunun için gereken beceri kendiliğinden elde edilemez. Proletarya mücadelede öğrenmek ve inatçı olmak zorundadır; tek gerçek öğretmeni de en ciddi şekilde sonuna kadar verilen mücadeledir. Sömürücülerin direnci ne kadar aşırıysa, sömürülenler tarafından o kadar güçlü, sağlam, acımasız ve başarılı bir biçimde bastırılacaktır. Sömürücülerin eskiyi sürdürme girişimleri ne kadar çeşitliyse proletarya düşmanlarını en ücra köşede kalmış düşmanlarını o kadar çabuk ortaya çıkaracak, onların egemenliğini köklerinden söküp atacak ve ücretli köleliğin, kitlesel yoksulluğun, para babalarının kâr hırsı ve hayasızlıklarının zeminini ortadan kaldıracaktır.

İşçi sınıfı ve onun müttefiki olan köylülüğün gücü burjuvazinin ve avukatlarının direnci arttıkça artar. İşçi sınıfı ve köylülüğün düşmanları, sömürücüler, dirençlerini artırdıkça sömürülenler olgunlaşır, güç kazanır, büyür ve öğrenir ve "büyük günahı" yani ücretli köleliği defeder. Zafer sömürülenlerin olacaktır. Çünkü hayat, sayısal üstünlük, kitlenin gücü; özverili, adanmış ve dürüst olanların bitip tükenmez gücü, ileriye doğru yürüyüşe ve yeniyi inşa etmeye yönelik uyanışa dair her şey; "sıradan halk" denilen şeyde, yani işçi sınıfı ve köylülükte mündemiç olan o muazzam enerji ve yetenek onların yanındadır. Zafer onların olacaktır.

V.I. Lenin, 27 Aralık 1917


Son Güncelleme: 07.11.2012 10:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol