20 Nisan 2014 Pazar 12:37
ABD daha açık uyaramazdı

 İnternet, HSYK ve MİT yasasıyla gelişmiş Batı demokrasilerinden giderek uzaklaşan Türkiye’ye, perşembe günü çok önemli bir konuk geldi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olan ve kendisini doğrudan Obama yönetiminin sözcüsü olarak adlandıran Douglas Frantz, “Buraya konferansa değil, ne yapılması gerekildiğini söylemeye geldim” sözleriyle 5 gazeteye ‘yayınlanması’ kaydıyla röportaj verdi. Bu röportaj sadece üç gazetede yer buldu. Frantz’ın, temeli Twitter, YouTube yasakları ve basın özgürlüğü ihlallerini ağır dille eleştiren röportajında, bugüne kadar dış diplomasi dilinde hemen hiç rastlanmayan doğrudan ve açık tespitler, uyarılar, kıyaslamalar vardı.

 

Frantz, Twitter, YouTube yasakları ve basın özgürlüğü ihlallerini Türkiye’nin Batı demokrasilerinden ve NATO’dan uzaklaştıran gelişmeler olarak gördüklerini belirtti. Bunun sonuçlarının ise Türk halkının ekonomik kayıp olarak ödeyeceğini, ayrıca 50 yıllık ortak olarak NATO ve ABD’nin de Türk Hükümeti’nin bu gidişatına itiraz etme hakkı bulunduğu uyarılarını yaptı.

 

Yayınlanması kaydıyla Milliyet Gazetesi’nden Kadri Gürsel, Star’dan Fehmi Koru, Zaman’dan Abdülhamit Bilici, Türkiye’den Ceren Kenar ve Posta’dan Nedim Şener’e verilen röportaj sadece Milliyet, Zaman ve Posta gazetelerinde yer aldı. Bu iki gazeteden de sadece Milliyet birinci sayfadan yer verdi.

 

İşte o tarihi röportajın Kadri Gürsel’in kaleminden yansıyan bölümleri:

Halkla İlişkilerden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Douglas Frantz Türkiye’yi yakından tanıyan, 11 Eylül saldırıları sonrasındaki haberciliği ile Pulitzer ödülü almış eski bir gazeteci. 35 yıllık meslek hayatının 2000-2005 arasındaki dönemini New York Times’ın İstanbul Büro Şefi olarak ülkemizde geçirmişti. Frantz bu kez İstanbul’a geçen perşembe, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey yetkilisi olarak geldi. Ziyaretinin gündem konusu Türkiye’nin basın özgürlüğü sorunu idi. Dün (Perşembe) kendisiyle ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun Arnavutköy’deki resmi rezidansında ana teması “Sivil bir toplumda bağımsız medyanın rolü” olan bir görüşme gerçekleştirdik. Yazılmak kaydıyla yapılan bu görüşmede bulunan diğer dört gazeteci şunlardı: Fehmi Koru (Star), Abdülhamit Bilici (Zaman), Ceren Kenar (Türkiye) ve Nedim Şener (Posta).

 

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Frantz görüşmeye aşağıdaki giriş konuşmasıyla başladı:

 

KONFERANSA DEĞİL UYARIYA GELDİM

“Ben burada kimseye ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve bağımsız ve özgür medyanın değeri hakkında konferans vermek için bulunmuyorum. Diğer taraftan YouTube ve Twitter’ın kapatılması yönündeki girişimler ABD’de ve Türkiye’nin dostu diğer ülkelerde kaygı yaratmış bulunuyor. Birkaç hafta önce yazmış olduğum provokatif blogda belirttiğim her şey, dostlukla ve Türkiye’nin geçmişine duyduğum hayranlık söylenmiş şeylerdi.”

 

Bunun ne olduğunun sorulması üzerine Frantz, “sosyal medyayı yasaklamanın 21’inci yüzyılda kitap yakmakla eşdeğer olduğu” ifadesini kastettiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Özellikle Türkiye’yi kastetmedim. İnterneti kapatmayı deneyen ülkeler arasında bir kıyaslama yaptım. Biz genellikle olumsuz gelişmelere odaklanıyoruz ama Türkiye’de gazetecilikle ilgili olumlu gelişmeler de söz konusu. Hapisteki gazetecilerin sayısının tedrici olarak azalması iyi bir gelişme. Gazetecilik suç değildir ve gazetecilikle suç faaliyetini birbiriyle karıştırmamak gerekir.

 

PİRE İÇİN YORGAN YAKIYORSUNUZ

Sosyal medya alanında ise kaygılar var. ‘Pire için yorgan yakmak’ şeklindeki Türk atasözünü hatırlatmak isterim. Burada sosyal medyayı kötü kullanan kişiler yerine tüm bir teknolojinin cezalandırılmasını kastediyorum. Buradaki sosyal medya sorunuyla ilgili söylemek istediklerimin odağında tam da bu var.

Başbakan’la ilgili tapelerin sosyal medyaya konulması kesinlikle endişe vericiydi; üstelik Fidan’la ilgili olan sonuncusu da şoke ediciydi. Bu durumun Türkiye’nin ulusal güvenliğinin kesin bir ihlalini oluşturduğunu düşünüyorum. ABD’deki Snowden vakası ise bizim bu sorunla nasıl uğraştığımızın örneğini teşkil ediyor. Sızdıranı cezalandırırsınız, teknolojiyi değil. İkincisini yapınca YouTube ve Twitter’ı, bunları yasal ve özgür biçimde kullanan milyonlarca insanın elinden almış oluyorsunuz.

 

İMAJINIZ EKONOMİYİ ETKİLER

Türkiye’nin bugün ekonomik açıdan zor bir noktada olduğunu, büyümenin iki yıldır düşük hızla seyrettiğini ve ülkenin bir orta gelir tuzağına düşme riski altında olduğunu düşünüyorum. Düşük gelir getiren ihracat ve ülkenin entelektüel sermayesinden yararlanamama hali... Bu tuzağa düşmemek için Türkiye’nin yabancı ülkelerden gelecek doğrudan dış yatırıma, ihracatını sürdürebilmek için yabancı ülkelerle iyi ilişkilere ihtiyacı var. Hangi eğilimden olursa olsun Türkiye’deki tüm insanların da sosyal medyayı kapatma yönündeki etkisiz uğraşların, basını kutuplaştırmanın ve bazı durumlarda yasalar arasından sadece istenenin seçilerek uygulanmasının Türkiye’nin imajına verdiği zarar hakkında kaygılı olmaları gerektiğini düşünüyorum.

 

ABD size sadece dostça tavsiyeler veren bir dost ve müttefik olarak kalırken biz de Türkiye’den bize dostça tavsiyeler vermesini bekliyoruz.

 

(Söyleşiye katılan gazetecileri kastederek) Burada olmanızdan dolayı çok memnunum. Mehmet Barlas’ın köşesinde yazdıklarının ise talihsiz olduğunu düşünüyorum. Umarım bu durum hiçbiriniz için gazetelerinizle ya da kamuoyuyla bir sorun teşkil etmez. Kendisinin yanlış yönlendirildiğini düşünüyorum. Bu masanın etrafında bütün görüşlerin temsil edilmesi özgür basının da demokrasinin de ne olduğunu yansıtıyor.”

 

MEDYADAKİ KUTUPLAŞMA

Frantz bu giriş konuşmasının ardından sorulara verdiği cevaplarda şunları söyledi: Olan biteni özetlediniz, bizim gazeteciler olarak ne yapmamızı tavsiye ediyorsunuz o halde?

 

Frantz: Basındaki kutuplaşma, gazetelerin net biçimde hükümet yanlısı ve karşıtı olarak ayrışmaları Türk demokrasisine zarar veriyor. Büyükelçi Ricciardone’nin geçen hafta söylediği gibi bu durum Türkiye’nin dünyadaki imajına zarar veriyor ve Türkiye’nin imajı, tıpkı ABD’ninki gibi önemli bir değerdir. Demokrasi halkın liderleri ve hükümetleri hakkında güvenilir haber alabilmesine dayanır. Bu olmayınca sonunda bir sözde demokrasi haline gelirsiniz. Türkiye ise bir sözde demokrasi değildir. Politik yelpazedeki tüm tarafların da Türkiye’nin bir sözde demokrasiye dönüşmesini arzuladıklarını sanmıyorum.

 

Türkiye canlı bir demokrasidir ve son 10 yıldaki büyümeyi Türkiye bu demokrasi sayesinde başarmıştır. Buradaki demokrasi gerçeği ile bunun ABD ile Batı Avrupa’daki algısının, yani bu gerçeğin ve onun algısının Türkiye’nin gelecekteki ekonomik büyümesi için kritik olduğunu düşünüyorum.

 

TWİTTER’I YASAKLAMAYIN, SIZDIRANI BULUN

Ancak hükümet de demokrasinin tehdit altında olduğunu belirtiyor. Bazı demokrasi dışı güçler (Cemaat kastediliyor) hükümeti icraatından alıkoyacak şekilde siyaseti etkilemeye çalışıyorlar ve bu nedenle sosyal medya yasaklanıyor.

 

Frantz: Erdoğan hükümeti tarihi boyunca çok zorlu tehditlerle karşılaştı, mesela 2007’deki planlanmış darbe... Bu gerçek bir meydan okumaydı. Generallerle mücadele etmek ve onları siyasetin dışına itmek gerçekleştirilmesi güç bir başarıydı. Bu hükümetin gerçek meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu anlıyorum ama bütün hükümetler meydan okumalarla yüz yüzedir.

 

Twitter ve sosyal medyayı yasal ve özgür biçimde kullanan insanları cezalandırmayın. Teknolojiyi cezalandırmayın. Kim sorumluysa onu bulun ve o kişiyi cezalandırın. Snowden olayında ABD hükümeti belgeleri yayımlayan Washington Post’u ve internet sitelerini kapatma yoluna gitmedi. Sızdıranın peşine düşün ama yayın organlarının peşine düşmeyin. Bunu yaptığınızda özgür basına zarar vermiş olursunuz ve bu da demokrasinin merkezi unsurudur. Snowden olayı Türkiye için çok öğretici olabilir. Türkiye Başbakanı’nın konuşmalarını dinlemek ve bunları sızdırmak Türkiye yasalarına aykırıysa sızdıranı bulun, hakkında hukuk devletine uygun kanuni işlem başlatın ve doğru mesajı verin. Bu tutum sizi eleştirenlerle nasıl baş ettiğinizi de gösterecektir.

 

Demokrasilerde gazeteciler hapse atılmaz

 

ABD’nin Türkiye ilişkileri, Türkiye’deki basın özgürlüğü sorunundan olumsuz etkilenir mi?

Frantz: ABD, Türkiye ile hayati ve stratejik bir ilişkisi vardır. Bu ilişki bir çok konuyu kapsar. Suriye sınırında bir sorunumuz var, terörizmle mücadele sorunumuz var. Türkiye Afganistan’da önemli bir rol oynuyor. Türkiye’nin ABD ile güçlü ekonomik bağları var. Bu bağları güçlendirmek isteriz. Bu ilişkinin süreğen ve daha yakın olmasını istiyoruz. İfade özgürlüğü açığı hakkında konuşmaya geldim. Türkiye bir demokrasi olur ve dünyada da bir demokrasi olarak kabul edilirse, ekonomisi güçlenir, Türkiye’nin ABD’yle ilişkileri güçlenir ve Türkiye’nin Avrupa ve Asya’daki rolü artar. Demokrasiler ifade özgürlüğüne izin verir. Demokrasiler gazetecileri hapse koymaz. Mamafih ifade özgürlüğü ülkelerimiz arasındaki birçok konudan biridir. Dışişleri Bakanı Kerry, muadili Davutoğlu ile birçok kez görüştü ve konuştukları konular arasında bu da vardı. Ben burada sizinle Dışişleri Bakanlığı’nın ve Obama Yönetimi’nin bir temsilcisi olarak, ifade özgürlüğü konusunda bazı kaygılarımızın olduğunu söylüyorum.

 

ABD ve Türkiye arasındaki dostluğa zarar verecek hiçbir şey yapmak istemiyoruz. Buraya size ders vermeye gelmedim. Ülkelerimiz arasındaki ilişkiyi güçlendirmek için buradayım. Dolayısıyla burada ültimatomlar yok, sadece dostlarınızdan tavsiyeler var.

 

Basın özgürlüğü yatırım için önemli

Türkiye’deki basın özgürlüğü açığı sizi neden bu kadar ilgilendiriyor?

Frantz: Demokrasiler ancak bu demokrasilerdeki halklar enformasyona özgür ve sınırlanmamış biçimde erişebildiklerinde işlerler. Bu, demokrasilerin temel unsurudur.

 

Sızıntılar hükümetleri hesap verebilir tutmada ve hükümet suiistimalleriyle mücadelede önemli bir rol oynayabilirler ama aynı zamanda hükümetlerin saklamaları gereken meşru sırlar da vardır.

 

Bu ekonominin büyümesini ve daha sağlıklı olmasını sağlayan dış yatırımcılar burada hukukun üstünlüğünün mevcut olduğunu, liderlerin yasaları işlerine geldiği gibi seçip uygulamadığını ve hepsinden önemlisi hükümet üzerinde kontrol işlevi gören bir açık basının olup olmadığını bilmek isterler. Buradaki görüşmelerimde hükümet üzerinde kontrol mekanizmalarının kalmamış olduğu hususunda kaygılar bulunduğunu gördüm.

 

 

Demokrasiden ayrılırsanız  bedelini Türkiye halkı öder

 

Bu çağrılarınızın hükümet üzerinde etkili olacağına inanıyor musunuz?

Frantz: Kısacası, evet. Etkili olabilir çünkü Türkiye Avrupa-Atlantik ittifakının bir üyesidir. Türkiye yaşamsal bir NATO üyesidir ve ABD’nin 50 yıldan fazladır ortağı ve dostudur. Türkiye’nin demokrasi yolundan saptığını hissedersek Türkiye güçlü yapanın ne olduğunu ve Atatürk’ün modern Türkiye’yi kurarken hangi vizyonla hareket ettiğini hatırlatmak için bir itirazda bulunma hususunda sorumluluğumuz vardır. Ben bu konuda konuşmak için buradayım ve kişisel olarak açığı gördüğüm için düzeltilmediği takdirde bunun sonuçlarının olacağını işaret etmek istiyorum. Daha önemlisi, Türkiye halkını etkileyecek sonuçlar olacaktır. Bu, Türkiye’nin güçlü bir demokrasi olmaktan çıkarak başka bir şey haline geldiği yönündeki dünya algısından en kötü biçimde etkilenecek olan Türkiye halkıdır.

 

TÜRKİYE BU ÜLKELER ARASINDA OLMAMALI

Dünyada interneti sansürleyen ülkelere baktığınızda hangilerini görürsünüz? Pakistan, Çin, Kuzey Kore ve Rusya. Türkiye’nin bu cümlede yer almasını, orada olmasını istemezsiniz. Türkiye birçok açıdan daha iyidir. Bugünkü Rusya’da sansürlü ve hükümet kontrolündeki basının olumsuz etkisini görüyoruz. Moskova’daki bütün TV kanalları ve birçok gazete hükümet propagandası yapıyor. Bu dezenformasyonun Rusya’ya bir ekonomik maliyeti vardır. Basın özgür değilse ve hükümetin kontrolü altındaysa halkın çıkarına uygun olmayan şeyler yapabilir.

TARAF
Son Güncelleme: 20.04.2014 12:39
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177