27 Ağustos 2012 Pazartesi 10:35
Muğla Baro'sundan Tutuklu Vekiller için Açıklama
“Haksızlık karşısında sessiz kalan dilsiz şeytandır”
           
   Her hukuk ihlali haksızlıktır.
           
             Milletvekillerinin ÖGM lerce ileri sürülen nedenlerle tutukluluklarının sürdürülerek yargılanması açık ve ağır hukuk ihlalidir.
           
  “Haksızlık karşısında sessiz kalan dilsiz şeytandır”
           
            Milletvekili seçilen bir kimsenin “delilleri karartma şüphesi” yada “kaçma şüphesi gerekçeleriyle tutukluluğunun sürdürülmesi hukukla ve mantıkla bağdaşmaz.
           
            Hakimlerde biliyor ki; Yasa “Kaçma” yada “delilleri karatma” “şüphesi” kavramlarını soyut olarak değil, böyle bir şüpheyi uyandıracak somut olguların varlığı olarak, aramaktadır.
           
            Tutuklu milletvekillerinin kaçma şüphesini gösteren somut bir olgu var mıdır?
           
            Hangi delil toplanmamıştır ki yada toplanan hangi delil için karartılması amacıyla bir çaba içine girilmiştir? Somut bir olgu var mıdır? Hakimler de… Herkes de biliyor ki yoktur.
           
            Aksine, örneğin; soruşturma aşamasında yeterli suç şüphesi bulunmadığı için serbest bırakılan ve hakkında hiçbir kısıtlama da bulunmayan Sayın Mustafa Balbay; “ek ifade” gerekçesiyle yeniden gözaltına alınmış ve delil durumunda hiçbir değişiklik olmadığı halde yasadaki soyut ifadelerin tekrarından oluşan –ve aslında asla gerekçe olmayan bir “gerekçe” ile- üstelik yeniden tutuklanmıştır.
           
            Türkiye bir tartışma yapıyor. Milletvekillerinin tutuklu yargılanmasının hem kamu vicdanı bakımından hem de hukuksal bakımdan doğru ve yerinde olmadığı genel kabul görüyor. Ama milletvekillerinin tutukluluğu devam ediyor.
           
            Demek ki yalnızca ÖGM ler başka türlü düşünüyor. Fakat kapatılan bu ÖGM lerin dediği oluyor. Kapatılan mahkemelerin yargılamaya devam etmesi dünyanın -demokratik olmayan ülkeleri de dahil- hiçbir yerde olmamıştır, görülmemiştir. Türkiye’mizi, hukuk evreninde utandırmıştır.
           
            Hiç kimse “ bu, o yargıçların yorumudur” diyemez. Tutuklama “kişi özgürlükleriyle” ilgilidir. Özgürlük söz konusu oldu mu; yorum, daima özgürlük lehine yapılmak zorundadır. Üstelik herkesçe bilinen Sebahat Tuncel örneği önümüzde duruyorken CMK md. 100 deki ifadelerin tekrarı ile özgürlük kısıtlamak… Üstelik bunu yeniden ve yeniden, her ay, aynı sözcüklerle, aynı biçimde tekrarlayarak yıllardır sürdürmek…. Bunu hem yargılayan mahkemesinin, hem itiraz mercii mahkemelerin tekrar etmesi….Denetim kanun yollarının da aynı nedenlerle etkisiz kaldığının kesinlik kazanması… Kabul edilemez. 
           
            Bütün bunların Anayasanın -12 Eylül’cü - 83. ve 14. Maddelerine dayanılarak yapılması işin başka bir yönüdür ve yapılan işlemlerin; Demokratik meşruiyeti de olmadığına delildir.
           
            Hukuksal, Toplumsal, Siyasal ve Demokratik ..Her bakımdan;.. Özgürlük, Adalet, Hakkaniyet, Eşitlik her ilke yönünden…Bu denli aykırılık oluşturan tutukluluk-yargılama önlemi ısrarı; “Yargı Yetkisi” ve ”Yorum-Takdir yetkisi ” ile açıklanamaz. Bu takdir yetkisi değil, keyfiliktir.
           
            Hukuk çaresiz değildir.. Hukukta boşluk olmaz… Yeter ki samimi bir irade ve bilgi bir arada olsun.
           
            Çözüm “özgürlükler lehine yorum” ilkesi ışığında hukukun sağladığı olanakları uygulamaya koymaktır. Tutuklamalar açık ve ağır hukuk ihlalidir. İşlem biçimi ne olursa olsun sanıklar aleyhine “infaz” niteliği kazanmıştır. Sanıklar fiilen hükümlü olmuşlardır. Maddi gerçek budur. Oysa Anayasanın 83/3 (*) maddesinin açık hükmü ortadayken   Milletvekillerine karşı infaz yapılamaz. Verilen tutuklama ve tutuklamanın sürdürülmesine dair kararlar her defasında Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşmektedir. Buna bir son vermek gerekir. Söz konusu olanın özgürlük olduğu gözetilerek CMK 309(**) maddesi somut olaya uygulanmalıdır.
           
            Milletvekillerinin hiçbir ciddi dayanağı gösterilmeyen soyut yasa ifadelerinin tekrarı yolu ile tutukluluklarının sürdürülmesi Haksızlıktır. En önce de   Cumhuriyet tacının en değerli mücevheri TBMM ne karşı… TBMM nin sahibi Milletin benzersiz tahtını oluşturan “Kamu Vicdanına” karşı…
           
            Saygılarımızla
                                                                      
                                                                  Av. Mustafa İlker GÜRKAN
                                                                         Muğla Baro Başkanı
           
     
      (*) Anayasa md 83/3 :
      “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez. “
            Görülüyor ki: Milletvekilleri, Mahkum olsalar bile cezaları yerine getirilemeyecek kimselerdir. Ama haklarında yargılama önlemi/tutuklama adı altında ceza infazı yapılmaktadır. Bu Anayasaya ve Yasaya karşı hiledir.
            (**) CMK md.  309
                (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
                (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.
                (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
                (4) Bozma nedenleri:
                …….
                d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.
                                                  

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol