ela
ela
13 Şubat 2017 Pazartesi 10:34
Barodan "Varlık Fonu" Açıklaması

İzmir Barosu Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

"Sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurtiçinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek gerekçesiyle 19.08.2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6741 sayılı kanun kabul edilmiştir.

Bu kanun kapsamında çıkarılan 24.01.2017 ve 31.01.2017 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnameleri ile

  • Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi
  • Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ)
  • Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)
  • Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT)
  • Borsa İstanbul Anonim Şirketi (BİST)
  • Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş. (TÜRKSAT)’nin hisselerinin tamamı,

·         Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin % 6,68’i hissesi,

·         Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (Çaykur)’nün bir kısım hisseleri,

·         Ayrıca özelleştirme kapsamındaki Türk Havayolları’nın yüzde 49.12 hissesi ile Halkbank’ın yüzde 51.11 hissesi de özelleştirme kapsamından çıkarılarak Türkiye Varlık Fonu’na devredilmiştir.

·         Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ait 3 milyar Türk Lirası “geri ödenmek koşulu!!!!” ile Fon bütçesine aktarılmış,

·         Aralarında İstanbul’un da bulunduğu 7 ildeki toplam 2 milyon 229 bin 834 metrekare araziye el konulmuştur.

Kurulan Türkiye Varlık Fonu ile alt fonlar, Başbakanlığa bağlı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi AŞ tarafından yönetilecek. Şirket, yerli ve yabancı şirketlerin paylarının ve diğer araçların alım satımını, her türlü proje geliştirme, projeye dayalı kaynak yaratma işlemlerini, ticari ve finansal faaliyetleri ulusal ve uluslararası piyasalarda yapabilecektir.

Ulusal varlık fonlarını hayata geçiren ülkelerde fonun geliri genellikle bütçe fazlalarından oluşmaktadır. Bir ülke eğer bütçe fazlası veriyorsa bu fazlayı kullanmanın bir yolu da varlık fonları oluşturmaktır.Varlık fonu kurmanın amacı bütçe fazlalıklarını gelecek nesillerin refahına aktarmaktır. Ancak Türkiye’de oluşturulan Varlık Fonu bir gelir fazlalığına dayanmamaktadır. Türkiye’nin petrol, doğalgaz gibi bir emtiayı ihraç ederek elde ettiği gelirleriyle yaratabildiği bir bütçe fazlası olmadığı gibi, aksine, son dönemlerde azaltılmış olsa da bütçe açığı ve cari açık veren, kamu emeklilik sisteminin açığını da bütçeden karşılayan bir sisteme sahiptir.Özetle Türkiye’nin bir varlık fonu kurmak için gerekli emtiası da gelir fazlası da bulunmamaktadır.

Ayrıca yasada Varlık Fon’unun gelirleri sıralanmış olduğu halde giderlerinin hangi alanlara yöneleceği konusunda hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Bir diğer sakınca da Şirket, Şirket tarafından kurulacak diğer şirketler, Türkiye Varlık Fonu ve Türkiye Varlık Fonu bünyesinde kurulacak alt fonlar Sayıştay denetiminin dışında bırakılmıştır. Bu düzenleme ve oluşum ile ülkenin gelirlerine el konularak ikincil bir hazine yaratılmakta, kamu kaynaklarının denetimsiz ve keyfi kullanılmasının önü açılmaktadır. Oluşturulan çoklu hazine sisteminin bir sonucu olarak Türkiye ekonomisinde geri dönüşü olmayan bir süreç başlatılmıştır. 1994 ve 2001 ekonomik krizlerini hazırlayan altyapıda da bu fonların önemli etkisi olduğu unutulmamalıdır.

Anlaşılacağı üzere iktidar ekonomik çıkmazını, kar marjı yüksek kamu varlık ve kaynakları istismar edecek yeni uygulamalarla aşmak istemektedir. Varlık Fonu ile halka ait kaynaklar ve Türkiye’nin geleceği ipotek ettirilerek, büyük bir telaşla rant ekonomisine kaynak aktarma gayreti söz konusudur.

Korkarız ki; bir sabah uyandığımızda Ziraat Bankasının, PTT’nin, milli petrol arama şirketi Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının, TÜRKSAT’ın ve diğer kuruluşlarının sahip olduğu imtiyazlarla birlikte yabancılara geçtiğine tanıklık edeceğiz.

Dünyanın içinde bulunduğu ve ülkemizin de günden güne içine sürüklendiği savaş hali göz önünde bulundurulur ise, satışına alenen müsaade edilen bu kurum ve kuruluşların en yüksek fiyatı veren ülke kontrolünde olması baştan mağlubiyet ve tutsaklığın kabulü anlamına gelecektir.

Türkiye Varlık Fonu Yönetimi A.Ş.nin, ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına, kamu kuruluşlarına ve kamu arazilerine yönelik el koyma işlemlerinin, Sayıştay, TBMM ve Kamu İhale Kurumunun kamusal denetiminin dışı bırakılması kaygılarımızı kat be kat arttırmaktadır.

Anlaşıldığı üzere; Varlık Fonu; hiçbir sınırlama söz konusu olmaksızın her türlü finansal ve ticari faaliyet yapabilecek, istediği şeyi, istediği kişi ve kuruluşa, istediği bedelle satabilecek, tahvil ihraç edecek, repo - ters repo yapacak, ihale açacak, milyonluk alımlar yapacak gayrimenkul sertifikaları çıkaracak, yabancı şirketlerin yatırımlarına ortak olacak, Otoyol, Kanal İstanbul, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Akkuyu Nükleer Santralına finansman sağlayacak, her düzeyde yüzlerce çalışan istihdam edecek… Ancak Sermaye Piyasası Kanununa, İhale Kanununa, Rekabet Kanununa, Devlet Memurları Kanunu’na, Sayıştay denetimine ve kamu kuruluşlarının tabi olduğu hiçbir mevzuata tabi olmayacaktır. Sınırsız bir biçimde sorumsuz bir yapıya sahip olan fon, gelir vergisi, kurumlar vergisi, damga ve emlak vergisi dahil olmak üzere kamusal anlamda her türlü vergi ve harçtan da muaf tutulmuştur. Fon yönetimi de iktidara yakınlığı ile bilinen kişilerden oluşmaktadır.

Ülke ekonomisini üretime dayandıramayan hükümet, şimdi de kendisine denetimsiz kaynak yaratabilmek amacı ile halkın varlığını satışa çıkarmıştır. Anayasa’nın sosyal hukuk devleti ilkesi, pervasızca, geçmişte defalarca olduğu üzere bir kez daha ihlal edilmektedir. Fiilen ve hukuken iktidarın işlem ve eylemlerinin yargı denetiminin dışında bırakıldığı, Meclisin işlevsiz kılındığı OHAL rejiminde böylesine önemli bir konunun hayata geçirilmesi ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krizin boyutunu da göstermektedir.

Türkiye’yi bir anonim şirket gibi yönetmek isteyenlerin karşısında ülkesine, toprağına, suyuna, emeğine, tarihine ve geleceğine sahip çıkan ve sürecin takipçisi olan İzmir Barosu halka ait kaynakların yağmalanmasına HAYIR!!!! demektedir."


Kaynak: Haber Kaynağı
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol