29 Mayıs 2012 Salı 07:00
AVUKATSIZ HÜKÜM VERİLEBİLMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının 22.05.2012 tarihli, aynı konudaki Basın Açıklamasında da belirtildiği üzere, yargılamanın kurucu unsurlarından olan savunma ve onun temsilcisi avukat olmaksızın hüküm verilmesine olanak sağlayacak kanun değişikliği teklifini kabul etmemiz mümkün değildir.

Bilindiği üzere Ceza Muhakemesi Kanununun mevcut 188/1.maddesine göre kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde hüküm verilebilmesi için, hakim ve savcının yanı sıra müdafiin hazır bulunması şarttır. Bu düzenleme, hukuk devletinin en önemli göstergelerinden olan adil yargılanma hakkının ve onun parçası olan savunma hakkının teminatlarından birisidir.

Hal böyleyken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan kanun teklifine göre, mahkemelerin, çocuklar ile ilgili yargılamalar hariç müdafi/vekil yokluğunda da hüküm verebilmelerinin yolu açılmaktadır. Basında bu teklif, kamuoyunda “Balyoz davası” olarak anılan davada mahkeme heyeti ile sanık müdafileri arasında yaşanan gerilime bir “çözüm” ve avukatın yokluğunda da karar verilebilmesini sağlayacak bir “formül” olarak nitelenmektedir.

Her şeyden önce hukuk devletinde belirli bir olaya, davaya özel kanun çıkarılamaz. Kanunlar kamunun/toplumun menfaatine, genel, soyut ve objektif nitelik taşırlar. Bu çerçevede teklifin tamamen sübjektif, keyfi ve toplum yararına aykırı olduğu, olaya ve davaya özel bir düzenleme olduğu açıktır.

Daha da önemlisi ve vahimi, avukatsız karar verilebilmesine imkân tanıyacak bir düzenleme, tüm vatandaşlar için yaşamsal bir tehlike ve hukuk devletinin sonudur.

Hak arama özgürlüğü ve savunma hakkı, avukata değil toplumun tüm kesimlerine, bireylerine ait vazgeçilmez öneme sahip bir haktır. Hukukun karmaşık ve teknik yapısı karşısında vatandaşın savunma hakkını etkin ve işlevsel bir şekilde kullanabilmesinin vasıtası ve güvencesi ise müdafidir, avukat’tır.

Duruşmalarda avukat hazır olmaksızın hüküm verilebilmesi halinde vatandaşın savunma hakkını kullanabilmesi fiilen olanaksız hale gelecek, keyfiliğin insafına terk edilecektir. Böyle bir düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde yer alan adil yargılanma hakkına ve Anayasamızın 36.maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğüne, hukuk devleti ilkelerine de açıkça aykırı olacaktır.

Yargılama, sadece hâkim ve savcıdan ibaret olmayıp, savunma ve onun temsilcisi avukatın da etkin bir biçimde yer aldığı kolektif bir süreçtir. Avukatın olmadığı yerde etkin ve işlevsel bir savunma yoktur, olamaz. TCK’nun 6.maddesine göre tıpkı hâkim ve savcı gibi yargı görevi yapan avukatı salondan, yargılamadan çıkarmak, adaleti çıkarmak, sürgüne göndermek demektir. Savunma, avukat, adaletin ve yargılamanın meşruiyet temelidir. Avukat yargılamada halkın temsilcisidir. Savunmanın temsilcisi avukatın bulunmadığı, savunma hakkının etkin ve işlevsel olarak kullanılamadığı hiçbir yargılamanın adil olabilmesi mümkün olmadığı gibi, bu şekilde verilecek kararların da meşruiyeti olmayacaktır.

Tüm yurttaşlarımızı ve ilgilileri uyarıyoruz: Bu düzenleme ile vatandaşın savunma hakkı elinden alınmakta, vatandaş, keyfiliğin acımasızlığına terk edilmektedir. Yine bu şekilde adil yargılanma hakkının özü ortadan kaldırılmakta, hukuk devleti yok edilmektedir. Bundan en büyük zararı vatandaşlarımız, ülke ve yine yargı görecektir. Çünkü artık kendilerini avukat vasıtasıyla etkin bir biçimde savunma imkânları ellerinden alınmaktadır. Belirli bir olayı, durumu bahane ederek ve fırsat bilerek, kendilerince “çözmek” adına kimsenin, “savunmasız bir yargılama ve hüküm verilmesinin önünü açmak, adil yargılanma hakkını ve hukuk devletini yok etme hak ve yetkisi” bulunmamaktadır. Sayısal ve siyasal çoğunlukla belki keyfilik, kanunilik kazanabilir, ama hukuksallık ve meşruiyet kazanamaz.
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol