Yeşim
Yeşim
15 Mart 2016 Salı 11:33
5 Baro Başkanı'ndan Yargıtay Başkanı'na Açık Mektup

Doğu Akdeniz Bölge Baro Başkanları'ndan, Ankara saldırısının olduğu 37 kişinin hayatını kaybettiği gün beyanatlarında, "terörle yaşamaya alışmalıyız" diyen  Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit'e Açık Mektup

 

Sayın BAŞKAN;

 

 

7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinden sonra çoğunluğunu yitiren iktidar partisi ve bu partiyle bağlarını koparmayıp, tarafsızlığını ihlale devam eden Cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını içselleştirememiş, kabullenememiştir.

Daha sonra AKP ve yandaş medyası koalisyon görüşmeleriyle ilgili olumsuzluk algısı yaratmaya başlamış sanki diyalog, müzâkere, uzlaşmanın toplum için bir faydası yokmuş, Dünya'da ve ülkemizde koalisyon uygulamaları yaşanmamış gibi açıklamalar ve tutum sergilenmiştir.

Temmuz 2015'de 33 genç insanımızın Suruç'da katledilmesiyle başlayıp, sonrasında ülkemizi derinden etkileyecek olan katliamlar zinciri yaşanmış, Doğu ve Güneydoğu illerimizde yasal dayanağı bulunmayan sokağa çıkma yasakları, şehirlerin muhasara altına alınması, temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması, bebek ve çocuk ölümlerinin, ayrılıkçı terör örgütünün artan saldırılarıyla asker ve polislerin (güvenlik kuvvetlerimizin) şehit olmaları, kan ve gözyaşının yanı sıra kaos, kargaşanın hâkim olduğu, toplumsal barış ve huzur ortamının kalmadığı ağır bir süreç yaşanmıştır.
Çoğunluğunu yitiren siyasi iktidar ve Cumhurbaşkanı tarafından artan terör olaylarının ve istikrarsızlığın nedeni olarak, partilerinin tek başına iktidar olmamasında ya da Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğun kendilerine verilmemesini göstermişlerdir.
Temmuz 2015'de Suruç'da başlayan süreç içerisinde üç kez Ankara'da katliamlar yaşanmış, 166 insanımız hayatını yitirmiştir. Diyarbakır Baro Başkanı'mız Tahir Elçi'nin katledilmesinin üzerinden 4 ay geçmiş olmasına rağmen, dosyada hiçbir ilerleme olmamıştır.
Ayrıca merhum savcımız Selim Kiraz ve Berkin Elvan dosyalarında da gelişme olmaması üzücüdür. Böylelikle bir korku toplumu yaratılmış, yurttaşın can güvenliği kalmamış, insanlarımız özgürlük mü? güvenlik mi? ikilemine düşürülmüştür. Ayrıca cumhuriyet tarihinde yargı, hiç bu kadar yara almamış, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bu kadar tartışma konusu yapılmamış ve yargıya olan güven bu kadar düşük seviyelerde kalmamıştır.
Hukuk devletinden parti devletine geçişin tüm yasal ve fiili uygulamalarının görüldüğü, yargının rejimi dönüştürmenin ve iktidar mücadelesinin aracı haline getirildiği, topluma mesajın ve gözdağının yargı üzerinden verildiği, can güvenliğinin, kişi güvenliğinin, hukuk güvenliğinin kalmadığı, yargının bir tehdit aracı haline getirildiği, hakim ve savcı teminatının kalmadığı, mahkemelerin bağımsızlığının kalmadığı,hakimlerin verdikleri kararlardan, savcıların düzenledikleri iddianamelerden ve CMK gereğini yerine getirdikleri kararlardan dolayı yargılandıkları, açığa alındıkları, meslekten ihraç edildikleri
Anayasanın askıya alındığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bir süreçte Türkiye yargısının önemli bir Anayasal kurumu olan Yüksek Yargıtay'dan beklenilen tepkinin gelmediğini üzülerek gözlemlemekteyiz.
Durum böyle iken ; katliamlar zinciri devam ederken, masum binlerce yurttaşımız ölürken, terörün son bulması, toplumsal barış ve huzur ortamının sağlanması için gerekenlerin yapılması yerine, daha çok kınama ve lanetleme ile olanlar izlenirken, terör ile yaşamaya toplumun alışması ve bunu kanıksaması doğrultusunda yapmış olduğunuz talihsiz ve vahim açıklamayı yerinde bulmadığımızı sizinle paylaşmak isteriz.

Anayasanın 5.maddesinde devletin temel amaç ve görevleri sayılmıştır. Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerinin önündeki engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.


Yine anayasanın 17.maddesi herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.


Birey-yurttaşın en temel hakkı yaşam hakkıdır. Yaşam hakkı devam edecektir ki diğer hak ve hürriyetler kullanılabilsin. AİHS 'nin 2.maddesinde ve Evrensel Beyannamenin 3.maddesinde yaşama hakkı güvenceye alınmıştır.


Ülke tarihine bakıldığında uzun yıllar olağanüstü hal ve sıkıyönetim uygulamalarını, darbe ve ara rejim hukuksuzluklarını yaşadığı görülecektir.

1984 yılından bu yana ayrılıkçı terör örgütünün katliamları, öldürdüğü insanlarımız ve terörle mücadeleye ayrılan kaynakları da düşündüğümüzde ülkemizin huzurlu ve barış ortamında geçen yıllarının az olduğu ortadadır.


Sayın Başkan, siz terörle, katliamlarla yaşamak ve buna alışmak isteyebilirsiniz. Bu, sizin en doğal hakkınızdır, SAYGI duyarız. Ancak biz, katliamlara alışmak ve kanıksamak istemiyoruz.  Alışmayacağımızı da kanıksamayacağımızı da sizinle paylaşmak istiyoruz.


Biz toplumsal huzur ve barışın sağlandığı, demokrasinin kural ve kurumlarıyla işlediği, üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu, yurttaşın insan haysiyet ve onuruna yaraşan koşulların hazırlandığı, bireyin ve toplumun refahının tesis edildiği bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz.


Çalışmalarınızda kolaylık diler, saygılar sunarız.

 

 

                                              Av. Dilem AKSOY

                                      OSMANİYE BAROSU BAŞKANI

 

Av. Mengücek Gazi ÇITIRIK                Av. Bektaş ŞARKLI

ADANA BAROSU BAŞKANI                GAZİANTEP BAROSU BAŞKANI

 

Av. Alpay ANTMEN                               Av. Ekrem DÖNMEZ

MERSİN BAROSU BAŞKANI              HATAY BAROSU BAŞKANI



adaletbiz.com

Son Güncelleme: 15.03.2016 11:36
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol