02 Mayıs 2014 Cuma 17:15
UÇUŞ TAZMİNATINDAN GELİR VERGİSİ KESİLEMEYECEĞİ
Temyiz Eden : Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı - ANKARA
Karşı Taraf : A. Y. 

Vekili: Av...

İstemin_Özeti: Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı'nda 2. sınıf hava aracı bakım teknisyeni olarak görev yapan davacının aldığı uçuş tazminatından gelir vergisi kesilemeyeceğini ileri sürerek yaptığı düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve yapılan kesintinin yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.

Danıştay Dördüncü Dairesinin bozma kararı üzerine İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin28.3.2012 günlü ve E:2012/744, K:2012/873 sayılı kararıyla; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 29'uncu maddesinin 2'nci fıkrasının 6.6.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Kanunla değiştirildiği, davacının yaptığı görevin bu değişikliğe kadar 193 sayılı Kanunun 29'uncu maddesinde belirtilen nitelikte olduğu anlaşıldığından uçuş tazminatının gelir vergisinden müstesna olduğu, 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, söz konusu istisna hükmünün, hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren yetkili sivil havacılık otoritesince sertifikalandırılmış personele; fiilen uçuş hizmeti, denizaltına dalış yapanlara fiilen dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan aynı mahiyetteki ödemelerle sınırlandırıldığı, davacı ise bu nitelikte bir görev ifa etmediğinden, 6.6.2008 tarihinden sonra yapılan kesintilerin iadesine hukuken olanak bulunmadığı, öte yandan aynı konuda daha önce yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi üzerine açılan davanın da davacının lehine sonuçlandığı ve 22.06.2006 tarihine kadar yapılan kesintilerin iadesine karar verildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin 22.6.2006 ile 6.6.2008 tarih aralığına isabet eden kısmının iptaline ve bu tarihler arasında ödenen uçuş tazminatından kesilen vergilerin yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine; davanın bu tarih aralığı dışında yapılan kesintilere ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. 

Vergi idaresinin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, 6.2.2013 günlü ve E:2012/8046, K:2013/422 sayılı kararıyla; vergi mahkemesi kararının düzeltme ve şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin kısmen iptali ve 22.6.2007 ile 6.6.2008 tarihleriT.C. arasında yapılan kesintinin iadesine ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuki ve kanuni nedenler Dairelerince de uygun bulunduğundan davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların kararın bu kısmını kusurlandıracak nitelikte görülmediği, vergi mahkemesince, kuruluş, görev ve yetkileri bakımından bir kamu idaresi olan Vergi İdarelerinin de hukuka aykırı işlemleri nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmininin Anayasanın 125'inci maddesinin ve hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu gerekçesiyle haksız yere tahsil edilen verginin iadesinde yasal faiz ödenmesine hükmedilmiş ise
de; davacının aldığı uçuş tazminatından Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığınca gelir vergisi kesintisi yapılıp sorumlu sıfatıyla beyan edildiği, uçuş tazminatının ve bu tazminatı elde edenlerin görevleri niteliği dikkate alındığında, söz konusu tazminatın her halde gelir vergisinden istisna olmadığı, tazminatı elde edenlerin yürüttüğü görevler itibarıyla ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutularak gelir vergisinden istisna olup olmadığına karar verildiği göz önünde bulundurulduğunda, davalı İdarenin tazmin sorumluluğu için anayasal ve yasal koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, Vergi Mahkemesi kararının kesintilerin iadesinde yasal faize hükmedilmesine ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kararın buna ilişkin hüküm fıkrasını bozmuştur.

Bozma kararına uymayan İstanbul 4.Vergi Mahkemesi, 29.5.2013 günlü ve E:2013/1585, K:2013/1211 sayılı kararıyla; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2'nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir Hukuk Devleti olduğu; 125'inci maddesinin 1'incifıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yoluna başvurulabileceği, 7'nci fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu, 90'ıncı maddesinin son fıkrasında ise, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu kuralına yer verildiği, bu kapsamda bulunan
Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye ekli 1 No'lu Ek Protokol'ün 1'inci maddesinde; her gerçek veya tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının bulunduğu, herhangi bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve kanunda öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği hususunun düzenlendiği, anılan sözleşme hükmü gereğince, bir kişinin mülkiyet hakkından mahrum bırakılabilmesi, bu durumun, uluslararası hukukun genelT.C. ilkelerine aykırı bulunmaması, kamu yararına ve kanunun açık hükmüne uygun olması şartlarının birarada gerçekleşmesine bağlı olduğu, dolayısıyla, Anayasal ve kanuni dayanağı bulunmayan bir şekilde kişilerin mülkiyet hakkından mahrum bırakılmasının mümkün olmadığı, aksi durumun, yukarıda sözü edilen ve Anayasa ile Kanun hükmünde olduğu belirtilen sözleşmeye de aykırılık teşkil edeceği, ekonomilerde değişim vasıtası olan paranın çeşitli ticari, sınai, zirai vs. faaliyetlerde kullanılmakla sahibine kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi yararlar sağlayan ekonomik bir
değer olduğu; faizin ise, Anayasa Mahkemesi'nin 14.5.2011 tarihli ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10.2.2011 günlü ve E:2008/58, K2011/37 sayılı kararında da belirtildiği gibi, ekonomik açıdan paranın fiyatı olduğu, herhangi bir kişinin kendisine ait olmayan parayı belirli süre kullanması, asıl para sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğuracağı gibi, enflasyona maruz kalan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım gücünü enflasyon oranında yitirmesine de neden olacağından, parası uhdesi dışında kalan ve mülkiyet hakkı ihlal edilen bu kişiye haksız kullanım karşığında faiz ödenmesi gerektiği, nitekim, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin 9.3.2006 tarih ve 100162/02 sayılı Eko-Elda Avee/Yunanistan kararında da, haksız olarak tahsil edilen verginin beş yıl beş ay sonra iade edilmesinin; belirli bir meblağdan yararlanma hakkı uzunca süre engellenen kişinin, ekonomik durumunda önemli ve kesin zarara neden olduğu, bu durumun, sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu, dolayısıyla, 1 No'lu Protokolün 1'inci maddesi ihlal edilerek kendisine aşırı yük yüklenen bu kişinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle faiz ödenmesi gerektiğine karar verildiği, idareyi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü tutan Anayasanın 125'inci maddesinin son
fıkrasının, yargı yeri kararı uyarınca iadesi gereken bir miktar paranın, idarenin tasarrufunda kalan sürede ilgilisi tarafından tasarruf edilememesinden doğan zararın giderilmesini de kapsadığı, dolayısıyla tazminatı elde edenlerin yürüttüğü görevler itibarıyla ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutularak gelir vergisinden istisna olup olmadığına karar verilse de sonuç olarak davacı tarafından iadesi gereken miktardan bu süre içinde tasarruf edilemediği, iadesi gereken tutar yönünden vergi
idaresi ile davacı arasındaki ilişkinin, iadenin yargı kararıyla hüküm altına alınması nedeniyle borç ilişkisine dönüştüğü anlaşıldığından, bu ilişkinin borçlusu tarafından alacaklısına paranın tasarrufundan yoksun kalınan süre için; 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin KanunT.C. hükümlerine göre faiz ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, ilk kararınınfaize ilişkin hüküm fıkrasında ısrar ederek ilk açılan davadaki başvuru tarihi olan 22.6.2006 tarihinden 6.6.2008 tarihine kadar
uçuş tazminatı adı altında yapılan ödemelerden kesilen gelir vergisinin yasal faizi ile birlikte davacıya ret ve iadesine karar vermiştir.

Karar vergi idaresi tarafından temyiz edilmiş ve ihtirazi kayıtla verilen beyanname ve ödeme olmaksızın yargı kararı ile verginin iadesine karar verildiği durumda faiz ödenmesine hükmedilemeyeceği ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi: ...

Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, ısrar kararının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonragereği görüşüldü:

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 29.5.2013 günlü ve E:2013/1585, K:2013/1211 sayılı ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.

Bu nedenlerle, temyiz isteminin reddine, 25.12.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.


X - KARSI OY

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

Bir kısım üyeler

kararara.com
Son Güncelleme: 02.05.2014 17:27
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol