06 Mayıs 2014 Salı 13:06
 DAVAYA KATKISI OLMADIĞINDAN AVUKATA ÜCRET TAKDİR EDİLMEMESİ
 İsteğin Özeti : ...16. İdare Mahkemesi'nce verilen 07/12/2011 günlü, E:2011/384, K:2011/1553 sayılı kararın dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Davalı Cevabının Özeti : Temyiz isteğinin reddi gerektiği yolundadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : ...

Düşüncesi : İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmüştür. 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

Dava, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı iken Bakanlık Müşavirliğine atanan davacının, bu işleme karşı açtığı davada ...16. İdare Mahkemesince verilen 11.11.2009 tarih ve E:2006/681, K:2009/1385 sayılı iptal kararının uygulanmaması yönündeki 26.02.2010 tarih ve 3168 sayılı işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının ve 5.000,00-TL manevi tazminatın gecikme faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

...16. İdare Mahkemesi'nin 07/12/2011 günlü, E:2011/384, K:2011/1553 sayılı kararıyla; dava konusu 26.02.2010 tarih ve 3168 sayılı işlemin, Anayasa ve kanun hükümlerine göre idarenin verilmiş bulunan mahkeme kararlarına uyması ve o yönde işlem tesis etmesi idare açısından anayasal ve yasal bir zorunluluk olmakla birlikte hukuk devleti olmanın da bir gereği olduğundan, öte yandan 657 sayılı Kanunun 132. maddesinde; aylıktan kesme ve/veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanların atanamayacakları görevler arasında teftiş kurulu başkanlığı görevi sayılmadığından ve davacının teftiş kurulu başkanlığı görevi için aranan koşullardan birini yitirdiğinden söz etmeye hukuken olanak bulunmadığından iptaline; idarenin hukuka aykırılığı yargı kararı ile saptanan işlemlerden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğundan dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının davacıya ödenmesine; davacının manevi tazminat isteminin 1.000,00 TL'lik kısmının kabulüne; fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine; işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklar ile 1.000,00 TL manevi tazminata davanın açıldığı 08.03.2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine; davacı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesine yer olmadığına; 480,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine hükmedilmiştir.

Davalı İdare, Mahkeme kararının, dava konusu işlemin iptaline, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının ve 1.000,00-TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine ilişkin kısmının; davacı ise, fazlaya ilişkin 4.000,00-TL manevi tazminat talebinin reddine, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklar ile 1.000,00 TL manevi tazminata gecikme faizi ve lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesine, karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısımlarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve belirtilen kısımların temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Mahkeme kararının, dava konusu işlem nedeniyle, davacının yoksun kaldığı parasal ve özlük hakları ile 1.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin kısımları hukuka ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından, bu kısımlara yönelik temyiz isteminin reddi ile kararın anılan kısımların onanması gerekmektedir.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı iken Bakanlık Müşavirliğine atanan davacının, bu işleme karşı açtığı davada; ...16. İdare Mahkemesince verilen 11.11.2009 tarih ve E:2006/681, K:2009/1385 sayılı iptal kararının uygulanmaması yönündeki 26.02.2010 tarih ve 3168 sayılı işlemin iptali yönünden;

...16. İdare Mahkemesinin 11.11.2009 tarih ve E:2006/681, K:2009/1385 sayılı kararıyla; "davacının görevden alınmasına gerekçe gösterilen disiplin cezalarının yargı kararıyla iptal edildiği ve hakkında açılan kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, idarece davacının görevinde başarısız veya yetersiz olduğuna ilişkin başkaca bir iddianın ileri sürülmediği, sebep unsurundan yoksun bulunan işlemde hukuka uyarlık görülmediği" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 138. maddesinin son fıkrasında, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarını uygulamak zorunda oldukları, bu organların ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği öngörülmüş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararların sonuçları" başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur." hükmü yer almıştır. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, davalı idarenin İdare Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı uyarınca davacıyı yeniden Teftiş Kurulu Başkanlığına ataması zorunludur.

Bu itibarla, İdare Mahkemesince; ...16. İdare Mahkemesinin 11.11.2009 tarih ve E:2006/681, K:2009/1385 sayılı iptal kararına uyulmasının yasal zorunluluk olduğu gerekçesinin yanısıra "657 sayılı Kanunun 132. maddesinde; aylıktan kesme ve/veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanların atanamayacakları görevler arasında teftiş kurulu başkanlığı görevi sayılmadığından, davacının teftiş kurulu başkanlığı görevi için aranan koşullardan birini yitirdiğinden söz etmeye hukuken olanak bulunmadığı" gerekçesine de yer vererek dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi yerinde görülmemekle birlikte, bu husus sonucu itibariyle yerinde olan İdare Mahkemesi kararının iptale ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirmemektedir.

İdare Mahkemesi kararının manevi tazminatın 4.000,00 TL'lik kısmının reddine ilişkin kısmına gelince; manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, idarenin hizmet kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir. Uyuşmazlık konusu olayda, Teftiş Kurulu Başkanı olarak görev yapan davacı hakkında tesis edilen atama işleminin, Mahkeme kararıyla iptal edilmesine karşın idarenin yargı kararını uygulamamasının ağır hizmet kusuru oluşturduğu, Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının düşük kaldığı, bu nedenle Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu anlaşıldığından, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak yukarıda belirtilen ölçütlere göre manevi tazminatın Mahkemece yeniden belirlenmesi gerekmektedir. 

Bu durumda, Mahkeme kararının manevi tazminatın 4.000,00 TL' lik kısmının reddine ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.

İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal ve özlük hakları ile 1.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine dair kısımları nedeniyle davacı vekili lehine avukatlık ücretine hükmedilmesine yer olmadığına ilişkin kısmına gelince;

Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesinin son fıkrasında, avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı hükme bağlanmış olup, İdare Mahkemesinin karar verdiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinin 1. fıkrasında, tarifelerde yazılı avukatlık ücretinin, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin karşılığı olduğu, 3. maddesinde, yargı yerlerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, tarifelerde yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacağı, bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi ve niteliğinin gözönünde tutulacağı, 5. maddesinde de, hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukatın, Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanacağı kuralı getirilmiş olup, davacı vekilinin davaya katkısı olmadığı gerekçesiyle lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde, anılan mevzuat hükümlerine uyarlık bulunmamaktadır.

Ancak İdare Mahkemesince, maktu vekalet ücretinin yanında, manevi tazminat nedeniyle nispi vekalet ücretine de hükmedilirken, bozma kararı üzerine hükmedilecek tazminat miktarının da dikkate alınacağı tabiidir.

Öte yandan, davacı tarafından, 4.000,00 TL manevi tazminatın reddi nedeniyle, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmekte ise de; İdare Mahkemesi kararının sözü edilen kısmının bozulmasından dolayı bozulan kısım hakkında yeniden hüküm kurulacağı ve bunun sonucuna göre vekalet ücreti de yeniden takdir edileceğinden, bu hususla ilgili ayrıca hüküm kurulmasına gerek bulunmamaktadır. 

Açıklanan nedenlerle, davacının kabul edilen tazminata gecikme faizine hükmedilmesi gerektiği yönündeki temyiz istemi ile davalı idarenin temyiz isteminin reddine; Mahkeme kararının 26.02.2010 tarih ve 3168 sayılı işlemin iptaline ilişkin kısmının gerekçesi değiştirilerek onanmasına; dava konusu işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal ve özlük hakları ile 1.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına; davacının temyiz isteminin kısmen kabulüyle; ...16. İdare Mahkemesi'nce verilen 07/12/2011 günlü, E:2011/384, K:2011/1553 sayılı kararın 4.000,00 TL manevi tazminat talebinin reddi ile davacı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin kısımlarının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek bozulan kısımları hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkeme'ye gönderilmesine, 03.07.2013 tarihinde esasta oybirliğiyle, Mahkeme kararının gerekçesi değiştirilerek onanan kısmı yönünden gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.


GEREKÇEDE KARŞI OY

Mahkeme kararının, 26.02.2010 tarih ve 3168 sayılı işlemin iptaline ilişkin kısmı ve gerekçesi hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir nedende bulunmadığından, aynen onanması gerekirken, bu kısmın gerekçesi değiştirilerek onanması yönündeki çoğunluk kararına karşıyım.

kararara.com
Son Güncelleme: 06.05.2014 13:08
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol