02 Mayıs 2013 Perşembe 22:14
Danıştay Başkanı: Güçlü bir ülkenin dayanak noktası güçlü bir yargıdır
Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukcu, güçlü bir idarenin, güçlü bir ülkenin dayanak noktasının güçlü bir yargı olduğunu söyledi. "Adalet herkese lazım olan bir kavramdır." diyen Karakullukcu, "Yargınız güçlüyse devletiniz de güçlü, hükümetiniz de güçlü. Yargınız güçlüyse insanız da güçlü, yargınız güçlüyse muhalefetiniz de güçlü." dedi. Özgürlükleri kısıtlayarak bir yere varılamayacağını vurgulayan Karakullukcu, yargının vesayet altında olduğu iddiasının aslının olmadığını belirterek, adaletli karar vermenin hızlı karar vermekten çok daha önemli olduğunu vurguladı. Yeni Anayasa konusunda ise Karakullukcu, Anayasa'nın çok kısa, çok net, çok geniş ve kesin kavramları ifade etmesi gerektiğini kaydetti.

Cihan TV Network'ün Anadolu'da Sabah programında Başkent konuğu olan Dünya Danıştayları Birliği Başkanı Hüseyin Karakullukcu, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dünya Danıştayları Birliği Başkanlığına seçilmesini değerlendiren Karakullukcu, 104 ülkede şu an devletin üst kademelerinde Türkiye'nin konuşulur olduğunu ifade etti. Üç yıllığına bu görevi yürüteceğini anlatan Karakullukcu, Kolombiya Danıştay Başkanının başkanlığı devrederken söylediği 'Adil Osmanlının Torunları' sözleri için de mutlu olduğunu, para verilse bunun söylettirilemeyeceğini vurguladı.

"ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLAYARAK BİR YERE VARAMAZSINIZ"

Danıştay'ın eskiden hep temel hak ve özgürlükleri sınırlandırmaya dönük kararlar aldığını, ancak şimdi özellikle özgürlükler lehine verdiği kararlarla toplumda dikkat çektiğinin hatırlatılarak başörtüsüyle ilgili verilen kararın sorulması üzerine Karakullukcu, Danıştay'ın özgürlükleri kısıtlayıcı bir yetkisi olmadığına dikkat çekti. Danıştay'ın özgürlükleri kısıtlayan bir kurum hiçbir zaman için olmadığını dile getiren Karakullukcu, şöyle devam etti: "Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ama insanlar değişiyor. Hukuk, yaşam değişiyor. İnsanların düşünce tarzları da değişiyor. Hukuk, sonuçta bir hukuk kurallarının yorumlanması, anlayış biçiminin karara dökülmesi halidir. Geçmiş dönemdeki arkadaşlarımız belki farklı düşünce ve boyutlarda, o zaman verilere göre değerlendirdikleri ve bir yargısal karara ulaşmıştır. Bu yapı, insan yapısındaki, hakim yapısındaki değişiklikleri göz önünde bulundurulursa; bugün de başka bir sonuç çıkar. Sonuçta her ikisi de karardır, her ikisi de saygın ve her ikisi de günün koşullarına uygun sayılabilir. Benim şahsen özgürlük anlayışım, kişilerin özgürlüklerini kısıtlayarak bir yere varamazsınız. Böyle bir yetkimiz de yok bizim. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerini bir şartla kısıtlandırabilirsiniz. Ancak ve ancak kanunla birlikte veya anayasamızda öngördüğü miktarda, o da kamuoyunun menfaati. Benim yararıma, sizin hakkınızı kısıtlama yetkim yok. Ama toplumun yararı, benim veya sizin veya birilerinin temel hak ve özgürlüklerinin bazı belli zamanlarda kısıtlamaysa; o istisna. 2010 yılında referandumla yapılan düzenlemeyle yeni arkadaşlarımız kurula intikal etti. Bu arkadaşlarımızın çoğu lisan bilmekte, çoğu mastır ve doktora düzeyinde eğitim görmüş arkadaşlarımız. Dünya bakış açıları farklı, ilgi alanları farklı, toplumsal yapıyı değerlendirmeleri, çözümlemeleri, hukuk kurallarını irdelemeleri daha farklı. İşte bunların sonucu kararlarına da yansıyor. Belki geçmişte göremediğiniz, bizim özgürlükçü olarak ifade ettiğiniz, tanıttığınız kararlar bu şekilde çıkıyor."

"YARGI-HÜKÜMET İLİŞKİLERİ HER ÜLKEDE SORGULANMIŞTIR"

Yargı-hükümet ilişkilerine yönelik bir soruya Karakullukcu, demokratik toplumlarda hep yasama-yürütme-yargı, kuvvetler ayrılığından söz edildiğini hatırlattı. Parlamenter sistemde bu üç kuvvet arasında mutlaka ama mutlaka bir ayrım dahi olmadığını anlatan Karakullukcu, "Hep bir iç içe geçmişlik vardır. Yargının zaman zaman idareyle de ve yasamayla da hep ilgisi vardır. Bu ilişkiyi kesmeniz mümkün değildir. Sınırlarını her ne kadar kağıt veyahut yasa üzerinde çizseniz de mutlaka bir girdi çıktı olacaktır. Yasama ve yürütme ve yargının birbirleriyle olan temasları her zaman sorgulanmıştır. Her ülkede sorgulanmıştır. Amerika'da da Fransa'da da sorgulanmıştır. Aklınıza neresi gelirse her zaman sorgulanmıştır, sorgulanacaktır da. Bunun kesilmesi mümkün değil. Ama burada asıl olan yargı görevini yürüten arkadaşlarımızın özellikle kendi bölümünde, idare hukuku üzerindeki hüküm kurduğunuzda bir tarafınız mutlak ve mutlak idare olduğuna göre; temaslarınızı iyi ayarlamanız lazım. Yargı hakikaten olduğu noktada durması lazım. Bu her zaman olmuştur." diye konuştu.

"YARGININ VESAYET ALTINDA BULUNDUĞU İDDİASININ ASLI YOKTUR"

Yargı vesayetiyle ilgili bir soruya ise Karakullukcu, "Çok ciddi bir iddia. Yargının vesayet altında bulunduğunu söylemek hakikaten çok çok ciddi bir iddia. Vesayet altında bir yargı olmaz. Onun adı yargı olmaz. İdarenin vesayet yoluyla denetimi olabilir, ama yargı tamamen özgürlükçü, tamamen bağımsızdır. Anayasanın 138. maddesinde zaten bu hükümler ifade edilmiştir. Mutlaka ve mutlaka arkadaşlarımız bunun bilincindedir. Bizi bırakın, diğer organlarda kimse böyle hareket etmez. Dolayısıyla bir vesayet denetiminden söz etmek mümkün değildir, ama idarenin bizimle ilişkisi vardır Yargıtayımızla ilişkisi vardır. Anayasa Mahkemesiyle ilişkisi vardır. Bunlar kişisel ilişkilerdir. Hiç kimse bize demez ki 'şu kararı bu şekilde vereceksin.' Böyle bir şey olmaz. Bunun adı da hukuk olmaz, onun adı da zaten yargı olmaz. Böyle bir durum söz konusu değil. Çok ciddi bir iddiadır. Zaman zaman gündeme gelir, ama çok ciddi bir iddia; aslı yoktur." karşılığını verdi.

"DANIŞTAY'DA 2012 YILINDA 139 BİN DOSYA KARARA BAĞLANDI, GELEN DOSYA SAYISI 142 BİN"

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumu sonrası Danıştay'ın yapısının değiştiği ve bunun iş yüküne yansımasının sorulması üzerine de Karakullukcu, bir dairenin görüş bildirdiğini, 14 dairenin görev yaptığını ifade etti. Yeteri kadar üye olduğunu, ancak yeteri kadar tetkik hakimi olduğunu söyleyemeyeceğini belirten Karakullukcu, "Çift heyet dediğimiz, iki heyet dahi oluşturacak kadar her dairemizde yeterli üye sayımız var. Ama bu kafi gelmiyor. Hakikaten geçmişten devralmış olduğumuz büyük bir iş yükü var. Şu anda 200 binin üzerinde dosya mevcut. Biz geçen sene, 2012 yılında olağanüstü bir çalışmayla 139 bin dosyayı karara bağlamışız. Gelen dosya sayısı 142 bin. Arada çok fark yok. Ama bu, günlük çalışıyoruz anlamını vermez. Çünkü bir önceki yıldan gelen o kadar dosyamız var. Bunlar aşılacaktır." şeklinde konuştu.

"ADALETLİ KARAR VERMEK HIZLI KARAR VERMEKTEN ÇOK DAHA ÖNEMLİ"

'Hakimin amacı çok dosya çıkarmak mı yoksa hakkaniyete uygun karar vermek mi?' yönündeki bir soru üzerine Karakullukcu şunları söyledi: "Hakimin titizlikle davranması gereken iki konu var. Bir; yargılamayı süratli yapacaksınız, hızlı yapacaksınız. Onun için diyoruz ya gecikmiş adalet adalet değildir. Hep söylenir bu. Hakikaten değildir bu. Bugün talep ediyorum 10 sene sonra karar veriyorsun. On sene sonra ben hayatta olacak mıyım olmayacak mıyım, ne olacak kimsenin bilmesi mümkün değil. Demek ki uyuşmazlığı hızlı olaraktan çözmemiz esas. Ama hızlı çözerken de adil olmamız, ismi üzerinde, hakkaniyetli karar vermemiz. Hem hızlı çözeceğiz hem de yerinde karar vereceğiz. Hızlı çözeceğiz diye adaletten vazgeçersek olmaz. İkisini birlikte yapacağız. Kesinlikle olmaz. Hatta ve hatta zaten gecikmiş adaletli karar vermek, hızlı karar vermekten çok daha önemli."

"ADALET HERKESE LAZIM OLAN BİR KAVRAM"

Güçlü bir idarenin, güçlü bir ülkenin dayanak noktasının güçlü bir yargı olduğuna dikkat çeken Karakullukcu, şöyle devam etti: "Adalet herkese lazım olan bir kavramdır. Yargınız güçlüyse devletiniz de güçlü, hükümetiniz de güçlü. Yargınız güçlüyse insanız da güçlü, yargınız güçlüyse muhalefetiniz de güçlü. İşte bu yargı reformları dediğimiz reformlar hızlandırılması, adil karar verilmesi için... Şimdi Avrupa ülkeleriyle temas halindeyiz. Onların reform çalışmalarına katılıyoruz. Avrupa dediğimiz zaman öyle gözünüzde büyütülecek olan bir şey değil. Ama bir takım yapılaşmalarını maalesef bizden önce tamamlamış olan kurumlar ve ülkeler var. Tabi biz bunları moda mod örnek almıyoruz, kendi yapımıza uygun olarak alıyoruz. Özgürlükçü temel ve hak hürriyetlerin esas alındığı bir noktada yargısal reformlar yapılmalıdır, yapılıyor da zaten. Bunların yapılmasında fayda var."

"BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ İSTİNAF MAHKEMELERİ DAHA KOLAY OLUR"

Danıştay'ın istinaf mahkemelerine bakış açısıyla ilgili Karakullukcu, yıllar önce bu istinaf kavramı çıktığı zaman kendisinin de karşı olduğunu hatırlattı. Türkiye'de ilk derece ve üst derece olmak üzere iki boyutlu yargılama olduğunu dile getiren Karakullukcu, "Bazı ülkelerde bu iki sistem arasına bir ara formül bulunmuş. Bunun adına istinaf denilmiş. Şimdi dosya sayısı arttığı zaman hakikaten buna ihtiyaç duyuyoruz. Bugün bunu şiddetle karşılıyorum. Zaten bununla ilgili çalışmalarımız da, yasalarımız da çıktı. Ama uygulamada zorluklar var. Hatta atamalar da yapıldı bölge başsavcılıklarımıza. Şu andaki bu iş yüküyle, işte 1 milyona yakın, Yargıtay'da 200 binin üzerinde, bende bu kadar bir şeyi, iş yükünü, ne Danıştay'ın ne de Yargıtay'ın kaldırmasına imkan var. O zaman biz araya istinaf dediğimiz, bazı ülkelerde olduğu gibi bu mahkemelerimizi yerleştirmek zorundayız. Yerleştirince ne olacak, yetişmiş insanla beraber bunu yetiştireceğiz. Artık ihtilafların çoğu bu istinaf mahkemelerinde çözülecek. Danıştay açısından istinafları kurmak çok daha kolay. Çünkü bölge idare mahkemesi diye bir mahkememiz daha var. Ama yetkileri ve imkanları kısıtlı. Bu bölge mahkemelerini istinafa dönüştürmek çok daha kolay." diye konuştu.

"ANAYASA ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOK KISA VE KESİN KAVRAMLAR OLMALI"

Yeni Anayasa tartışmalarını da değerlendiren Karakullukcu, anayasaların devletin temelini, nizamını, organlarını, dilini, şeklini tarif eden genel düzenlemeler olduğuna dikkat çekti. Anayasası yazılı olmayan ülkeler de bulunduğunu ve yaşamlarını ona göre planladıklarını hatırlatan Karakullukcu, 1921 ve 1924 Anayasası istisna geri kalan anayasaların hep kesintili veya darbeler sonucu oluştuğuna dikkat çekti.

Referanduma dahi gidilse hep bir baskı sonucunda veya insanın kendini baskı altında hissettiği durumlarda yazılı metinlerin anayasa olarak karşımıza çıktığını ifade eden Karakullukcu, "Bugün niye istiyoruz? Daha özgürlükçü, bugün daha insan temel hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, bugün modern toplumların da ötesinde diyebileceğim şekilde bir anayasamız olsun istiyoruz. Bir anayasa yaparken baskı altında yapmayalım. Katılım bol miktarda olsun istiyoruz. Herkes katılsın. Mutlaka herkesin düşündüğünü anayasaya kaydetmemiz mümkün değildir. Zaten bu kadar çok yazıya da anayasada gerek yok. Çok kısa, çok net, çok geniş ve kesin kavramları ifade etmesi lazım. Anayasaya temel kuralları koyarsınız, geri kalanları yasalarla düzenlemeye imkan verirsiniz. Yani özgürlükler adına temel hak ve özgürlüklerin korunması adına bütün toplum üzerinde hepsinin değil tabi, ama çok çoğunluğun 'doğrudur, ben buna rıza gösteriyorum' şeklinde. Çünkü sosyal bir anlaşmadır aynı zamanda. Böyle bir sivil anayasaya ihtiyaç vardır. Çalışmalarımız da bu yönde. İnşallah hayırlı sonuçlar olur." diye konuştu.

"HAKİMİN SOSYALLEŞMESİ GÖREVİNE ETKİ EDİYORSA A SOSYAL KALMALI"

Yargı mensuplarının sosyal alanlardan soyutlanmalarıyla ilgili bir soruya Karakullukcu, hakimlerin de insan olduğunu ve sosyal bir topluluk içerisinde yaşadıklarını, bu sebeple sosyal ilintisinin olmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti. "Her birimizinin bir bakkala, bir manava, bir kasaba mutlaka ihtiyacı vardır." diyen Karakullukcu, şöyle devam etti: "Kamunun çok çeşitli görevlerinde bulundum. Hiçbir dönemimde arkadaşlarımın sosyal ilişkilerinden geri kalsın istemedim, asosyal olsun istemedim. Ama arkadaşlarımın kendine güveni olsun. Kendine güveni olduktan sonra hiç mesele yok. Temas da kurabilir. Ama eğer kendini bulunduğu çevrede koruyamıyorsa, bu sosyalleşme başka bir boyut kazanıyorsa, sosyalleşmenin sonucu kendi görevine etki yapacak boyuta taşıyorsa sosyalleşmeye gerek yok. Asosyal olarak da kalın. Yok ben bunları yaparım diyorsanız asosyal olmanıza gerek yok. Dolayısıyla özgürlükçü davranmak lazım diyorum."

Emeklilik sonrasıyla ilgili ise Karakullukcu, "Ben görevim nedeniyle, görevimden dolayı güç alan bir adam hiç olmadım. Zaten halkın içindeydim. Yine halkın içinde olacağım. Ben köyümdeydim, yine köyümde olacağım Allah ömür verirse. Kendimle barışık birisiyim. Kendime güvenim önce Tanrı'ya sonra kendime her zaman olmuştur. Görev takdim edilirse elimizden geleni bu millet için yapmaya çalışırız." şeklinde sözlerini tamamladı.
Son Güncelleme: 02.05.2013 22:18
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol