03 Şubat 2014 Pazartesi 20:14
Yasa çıkmasa bile 4 Temmuz'da Silivri boşalır

17 Aralık 2013’ten beri Türkiye çalkalanıyor. İktidar ortakları birbirini yeme derdine düştü, kartlar açıkça oynanmaya başladı. Bu depremden sonra suç ortakları suçlarını itirafa ve karşı tarafa yıkma çabasına başlayınca hepimiz içimizden “Hepiniz oradaydınız ulan!” demek istedik. Zira yıllardır haykırarak söylediklerimiz en yetkili ağızlardan ifade edilmekte, baş “savcı” pardon Başbakan dahi Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk ve benzeri davaların kumpas olduğunu dile getirmekte ve “UFO görmüş masum köylü” rolünü oynamaktaydı.

Tam bu süreçte, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, ilginç bir şekilde gündeme birinci sıradan giren önerileri ile ortaya çıktı. Başkan’ın önerisi özetle; 5 Temmuz 2012 tarihinde kapatılan fakat ellerindeki işleri bitirmek hususunda yetkileri devam ettirilen özel görevli mahkemelerin bu tarihten sonra vermiş oldukları kararların geçersiz sayılması ile yargılamaların yeniden yapılması ve bu sırada tahliye kararlarının verilmesi idi.

Türkiye’de hukukçu olmak, akıl sağlığınızı korumak açısından en zorlu konum. Söz konusu davalarda avukatlık yapmış biri olarak bu hususta kendimi ve oradaki meslektaşlarımı kutluyorum. Neler gördük, neler yaşadık…Hala da yaşıyoruz. Neden mi?:

KUVVETLİ ŞÜPHE DELİL KARARTMA VEYA KAÇMA ŞÜPHESİ YOK

 *Müvekkillerimizin derhal serbest bırakılması için hiçbir yasal düzenlemeye gerek yoktur. Çünkü;

 1-Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 100. Maddesinde yer alan tutukluluk, ancak kuvvetli suç şüphesinin yanında kaçma veya delil karatma şüphesi olması durumunda verilebilecek, istisnai koruma tedbiridir. Davanın kumpas olduğu tüm kanıtlarıyla ortaya konulmuş, en son hükümet yetkilileri tarafından dahi ifade edilmiştir; dolayısıyla kuvvetli suç şüphesi yoktur. Ergenekon Davası yedi sene önce başlamış olup, tüm deliller toplanmış olacak ki dosyada karar verilmiştir; delil karartma şüphesi kıstası da yoktur. Tutuklular arasında eski genelkurmay başkanı, parti genel başkanları, rektörler, gazeteciler bulunmakta olup, tutuksuz yargılanmaları halinde kaçmaları pek mümkün değildir; kaldı ki adli kontrol tedbirleri ile bu ihtimal de ortadan kalkmaktadır.

EN ÇOK 5 YIL

 2-AİHM ve Anayasa Mahkemesi daha önceden vermiş oldukları kararlarda 5 yıl üzerindeki tutuklulukları “aşırı uzun” bularak ihlal kararları vermiş idi. Bu kararlardan sonra, yine Anayasa Mahkemesi 4 Temmuz 2013’te, Terörle Mücadele Yasası kapsamındaki suçlar isnat edilen sanıkların tutukluluk süresinin iki kat olarak uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmiştir. Böylece, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan maksimum tutukluluk süresinin (Yasanın bozuk ifadesine göre 2 yıl ana süre + 3 yıl uzatma süresi olmak üzere) 5 yıl olabileceğine ilişkin düzenleme, herkes için geçerli olacaktır. (Burada “Yüksek” Mahkeme’nin, dünya hukuk tarihinde skandal bir ilke imza atarak, temel hak ve özgürlüklerle ilgili vermiş olduğu iptal kararının, bir yıl sonra yürürlüğe gireceğine hükmettiğini, bu bir yılda yasama organına düzenleme yapmak için süre tanıdığını hatırlatmalıyım.) Yine Anayasa Mahkemesi, Mustafa Balbay hakkında verdiği ihlal kararının gerekçesinde Anayasa’nın seçme ve seçilme, siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. Maddesine, tutukluluk süresiyle ilgili de 19. Maddesine aykırılık olduğuna karar vermiştir. Böylece, örneğin bir siyasi parti genel başkanı olan Sayın Doğu Perinçek’in halen tutukluluğu, hukuksuzluk üstüne hukuksuzluk olup, Türkiye adına utançtır.

ERBAKAN’I AFFETMİŞTİ

 3- Hasta hükümlüler açısından, Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’nın 104. Maddesi’ne göre cezaları kaldırmak yetkisi vardır. Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu hakkında sorulan soruya “Elimde olsa hemen affederim” diyen Abdullah Gül’ün Erbakan Affı taze iken, henüz daha hükümlü bile olmayan hasta tutuklu rektör için bu cümleyi sarf etmesi, kendi ait olduğu siyasi akımın seçmen kitlesinin ortalama zekasına hitap edebilirse de, bizim sadece acı acı gülmemize yol açmakta ve yine Türkiye’nin bit utanç fotoğrafı olmaktadır.

NASIL TAHLİYE OLURLAR

 Dolayısıyla, bu davalarda özellikle de 5 yıl üzerinde tutuklu olan herkesin derhal tahliyesi hukukun emridir. Bu konuda herhangi bir düzenlemeye dahi gitmeksizin tahliyelerin verilmesi hukuk gereği olmasına rağmen, bu davaların hakimleri hukuku uygulamamak cüretinde ısrarcıdırlar! Bu sebeple düşünülebilecek yasal yollar şunlar olabilir:

 *Hukuken tahliyeleri zorunlu olup da tahliye edilmeyen kişilerin tahliyesi için;

 1- CMK’nın 309 ve 310. Maddelerinde düzenlenen “kanun yararına bozma” müessesesi henüz kesinleşmemiş davalardaki tutuklulukların sonlanması için kullanılabilir. Mahkemelerin temyiz incelemesinden geçmemiş kararları için gidilebilen bu olağanüstü kanun yoluna, Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanbaşvurularak, tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararların Yargıtay’ın ilgili ceza dairesince görüşülmesi sağlanabilir.

 2- Ergenekon davasında hukuksuzlukları kanıtlanmış ve ayyuka çıkmış özel yetkili mahkeme yargıçlarının görev yerlerinin değiştirilmesi (ayrıca diğer yandan haklarında yapılan yüzlerce şikayetin işleme konulması) ve özel yetkileri kaldırılan bu ağır ceza mahkemelerine yeni yargıçlar atanması sağlanmalıdır.

 Bu noktada, Ergenekon Mahkemesi’nin, altı ay geçmesine rağmen hala gerekçeli kararını açıklamadığını hatırlatmalıyım. “Mahkeme”, Balbay hakkında tahliye kararı verirken, diğer tutuklular hakkında “ben artık karar verdim ve tahliye konusunda değerlendirmede bulunamam” demektedir; fakat gerekçeli kararı henüz yazmadığı için dosya hala Yargıtay’a gidememiş olup Mahkemenin kendisindedir!

YENİDEN YARGILAMA İÇİN

  3- Balyoz Davasında karar kesinleşmiş olduğu için durum farklı olup, burada, verilen kararların hukuksuzluğu sebebiyle yeniden yargılama için geliştirilecek çözümler ile tahliye söz konusu olabilecektir. (Hasta ve yaşlı hükümlüler için ise yine Cumhurbaşkanı yetkisini kullanabilir.)

 *Yeniden yargılanma hususunda;

 1- Bu hususta kesinleşmiş olan hükümler (Balyoz Davası) için en kısa yol, CMK Madde 308’de ifadesini bulan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın itirazı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun önüne dosyanın gitmesidir. Yargıtay’ın şu anki yapısı itibariyle Savcı’nın bu başvuruyu yapması mümkün görünmemekte olup, bu öneri kamuoyunda dillendirilmesine rağmen böyle bir girişim yapılmamış olması da bunu göstermektedir.

 2- Yine var olan CMK 311’deki yargılamanın yenilenmesi müessesesi, karardan sonra ortaya çıkan TÜBİTAK raporu ile kanıtlanan sahtelik ve siyasi yetkililerin açıklamaları gibi pek çok yenilik sebebiyle, işletilebilir; fakat bu ihtimalle yetinilmemelidir.

 3- Özel Yetkili Mahkemelerin ellerindeki davalara devam edeceğini öngören Geçici 2. Maddenin kaldırılması ve bu Mahkemelerin kaldırıldığı tarih olan 5 Temmuz 2012’den sonraki işlemlerinin “yok hükmünde” sayılması gerekmektedir. Böylece Balyoz Davası ve Ergenekon Davası kararları ile bu tarzda açılan ve halen yürüyen davalarda o tarihten sonra yapılan işlemler geçersiz olacaktır.

 4- Gizli tanıklık müessesesini ortaya çıkartan mevzuat kaldırılmalı veya kötüye kullanımı önlemek adına titizlikle yeniden düzenlenmelidir.

 Yukarıdaki öneriler doğrultusunda yeni (objektif birer hukukçu olacaklarını umduğumuz) hakimler atanan ve özel yetkileri kaldırılan mahkemeler tarafından, tutuksuz olarak yargılamalar yapılmalıdır. TBB Başkanı’nın “adli kolluk kurulması”, “katalog suçların kaldırılması” gibi diğer önerileri doğrudan konuyla ilgili olmayıp, genel anlamda tartışılabilecek hukuksal meselelerdir.

ZATEN 4 TEMMUZDA DOLUYOR

 Diğer yandan, başlangıçta belirttiğim Anayasa Mahkemesi’nin, tutukluluk süresini iki kat olarak uygulayan yasa hükmünü iptal eden fakat yürürlüğünü bir yıl erteleyen kararı uyarınca, verdiği süre 4 Temmuz 2014’te dolmaktadır. Yani zaten 4 Temmuz 2014’te, tutukluluğu beş yılı geçen hiç kimse cezaevinde kalamayacaktır. Elbette yine mahkemeler “Ben Yasa da Anayasa da Anayasa Mahkemesi de tanımam” demezlerse ve bir diğer ihtimal, TBMM bu sürede yeni bir düzenleme yapıp tutukluluk süresini beş yılın üzerine çekmezse…

 *Sonuç olarak;

 Olay tamamen irade meselesi olup, siyasi davalardan tutuklu bulunan kişilerin tahliyesi için aslında hiçbir ekstra yasal düzenlemeye gerek yoktur. Buna rağmen, hukuku yok sayan ve Anayasa’nın 153. Maddesine açıkça aykırı davranarak Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan mahkemelerin hukuksuz tutuklama kararlarının ve yine hukuksuz mahkumiyet kararlarının kaldırılması için yukarıda açıkladığımız yasal düzenlemelerin yapılması mümkündür. Yine de şunu hatırlatmak isterim ki, hangi düzenlemeyi yaparsanız yapın, hukuk uygulayıcının elindedir ve 21. Yüzyılda halen bağımsız hukuk norm yaratıcısı ve uygulayıcısı sistemi bulunmamakla, özellikle Türkiye’de hukuk, bir bilim olmanın çok uzağındadır.  

Av. Sedef Ünal

Odatv.com

Son Güncelleme: 03.02.2014 20:18
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177