Rahmi
Rahmi
23 Temmuz 2016 Cumartesi 16:15
'TSK'DA CEMAATÇİLER YÜZDE 60-80 ORANINDA'

 Darbe girişimi sonrası binlerce gözaltı, tutuklama, görevden alma kararları sürerken, darbe girişimi öncesi cemaate dönük operasyonlarla ilgili kritik dava dosyaları da oluşmaya başlıyor.

Darbe girişimi öncesi devam eden FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) adı verilen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianameler kabul edilmeye başlandı. Biri de geçtiğimiz gün kabul edilen “çatı” iddianamesi. Söz konusu iddianame, darbe girişimi öncesi hazırlandı ve darbe girişimi sonrası mahkemece kabul edilen ilk iddianame oldu.

Bilindiği üzere, darbe girişimi öncesi son operasyon İzmir Askeri Casusluk davasına sahte delil üretmekle suçlanan ikisi amiral altı deniz subay hakkında verilen gözaltı kararıydı. Peşinden gelen darbe girişimi ve girişimden önce cemaatin önde gelen isimleri hakkında hazırlanıp henüz kabul edilen iddianame, içeriğe bakıldığında AKP’nin sürece nasıl yön vereceğiyle ilgili ipucu vermekte.

Ciddi politik içeriği bulunan iddianamede, darbenin önceden öngörüldüğü ancak TSK’ya dönük bir operasyonun kamuoyunda olumsuz bir görüntü vereceği nedeniyle yapılmadığı ifade ediliyor.

73 ŞÜPHELİ

İddianame, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Aralarında Fethullah Gülen’in de yer aldığı 73 şüpheli yer alıyor. “Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu” adı verilen büroda görevli savcı Serdar Coşkun’un hazırladığı iddianamede, Fethullah Gülen, Ekrem Dumanlı, Hidayet Karaca gibi isimlerle birlikte 73 şüpheli yer alıyor. Şüpheliler hakkında “Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlaması yapılıyor.

POLİTİK ÇERÇEVE HAKİM

İddianamede, “genel bilgiler”, “ihbarlar-müşteki-tanık ifadeleri”, “örgütün genel savunması”, “genel örgüt bilgileri”, “FETÖ teşkilat yapısı”, “örgütün idaresi”, “örgütün insan kaynakları”, “haberleşme-toplantılar-basın yayın-arşivler”, “mali yapı”, “ideoloji”, “örgütün faaliyetleri”, “suçlar”, “şüpheliler” ve “talepler” şeklinde bölümler yer alıyor.

İddianamenin, cemaatçilerin iddia ettiği gibi “delil üretme” üzerine değil, politik hat üzerine kurulu olduğu görülüyor. Ergenekon ve Balyoz davalarında ürettiği sahte delillerle hatırlanan cemaatin söz konusu iddiası, tam anlamıyla gerçeği yansıtmıyor. Elbette bu davaların, çatlayan AKP-Cemaat blogunda karşılıklı tasfiye amacını içerdiği, hukukun aracı nitelikte olduğu, AKP’nin yargıda kadrolaştığı ve “tarafsız” saikle hareket edilmediği biliniyor. Ancak savcı da bu kanıya ulaşılmasından çekinmiyor. Cemaatin 80 öncesinden bu yana tüm iktidarlar tarafından desteklendiği, 80 sonrası neo-liberal politikalarla uyumlu hale geldiği ve ABD’nin İslamcıları siyasallaştırarak kullanışlı bir enstrüman haline getirdiği yönünde doğruluk içeren politik vurgular yapıyor.

'GENÇLİĞE HİTABE' VURGUSU

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ebet müddet, daima varlığını ve istiklalini koruyacak güce, kudrete ve bilgiye sahiptir” cümlesiyle başlayan iddianamede, ilk olarak Gençliğe Hitabe’den vurgular yapılıyor. “Devletin egemenliğinin gizli bir örgütün kamu kurumlarında kadrolaşarak ele geçirilmesi” suçlamasını yapan savcı, örgütün varlığına dair yeterli somut delilleri olduğunu ve mağduriyete yol açan uygulamaların tespit edildiğini ifade ediyor. Cemaatin yurtlarında kalan, dershanelerinde öğrenim gören, cemaatin kurumlarında ücretli çalışanların suça karışmadıkları gerekçesiyle soruşturma dışında tutulduğu da aktarılanlar arasında.

’12 EYLÜL’DEN BERİ HİÇ CİDDİ DAVA AÇILMADI’

İddianamede, cemaatin örgütlenme alanları, en yaygın kullandıkları kavramlar, Gülen’in kitapları, hakkında çıkan ulusal, uluslararası haberler ve Gülen hakkında açılan davalardaki ifadeleri suç unsurları arasında yer alıyor. Ancak, 12 Eylül sonrası Gülen’e açılan davaların hiçbirinin araştırma ve soruşturmaya konu dahi edilmediği, örgütün nihai amacının sorgulanmadığı ifade ediliyor. Savcılık, cemaate ilişkin Jandarma, Genelkurmay Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü raporlarına ve Gülen’in önceki davalarında yaptığı savunmalara da yer vererek, Gülen’in, silahlı kuvvetler içinde teşkilatlanma iddiasını kabul etmediği, orduyu faaliyetlerine engel görmediğini, ona sızmaya çalışmadığını anlattığı ifadelerine dikkat çekiyor.

‘KAMU İDARELERİ ÖRGÜTÜN VARLIĞINI GİZLEDİ’

Savcılık, soruşturmanın güçlüğünü ve cemaatin engelleme gayretlerini de belirterek “Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri, örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir” ifadelerine yer veriyor.

İddianamede dikkat çeken, “Paralel yapıya karşı kamu idareleri mücadele vermek yerine bu örgütün varlığını bilerek gizleme yoluna gitmişlerdir. Kamu idarelerinin çok önemli bir kısmı, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve belgeleri kasten gizlemiştir” vurgusu. Ancak söz konusu vurguda hangi kamu idarelerinin olduğundan bahsedilmiyor. 15 yıllık AKP iktidarının her kamu idaresinde kadrolaştığı düşünüldüğünde savcılığın iktidar-cemaat ortaklığına vurgu yapamadığı ancak işaret ettiği anlaşılıyor.

YİNE GİZLİ TANIKLAR    

İddianamenin bir diğer bölümünü ise “İhbarlar-şikayetler-tanıklar” oluşturuyor. Cemaatin kumpas iddianamelerinde olduğu gibi bu iddianamede de tuhaf kod adlı gizli tanıklar yer alıyor. Ergenekon, Balyoz davalarında polis, kamu görevlisi gibi şahıslardan “gizli tanık” üretildiği düşünüldüğünde AKP’nin de bir benzerini uygulayıp uygulamadığı henüz bilinmiyor. Ancak cemaat örgütlenmesine ilişkin kamuoyunun zaten bildiği faaliyetlerin “suç” olduğu su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Gizli tanıkların da bu çerçevede suçlamalar yaptığı görülüyor.

SENEGAL’DEN NEWYORK’A...

İddianamede “Arif”, “Büyük Yusuf”, “Uçak”, “Yıldırım”, “Kaktüs”, “Çınar”, “Kartal”, “Yavuz”, “Güneş”, “Ayışığı”, “Osmanbey”, “Ateş”, “Ayaz”, “Bulut”, “Nebukadnezar”, “Kutup Yıldızı”, “Jüpiter” gibi kod adlı gizli tanıklar yer alıyor.

Gizli tanıklar da genel olarak Gülen’in toplantıya katılanları galeyana getirip daha fazla himmet toplanmasını sağladığı, kimlerin il imamları olduğu, ÖSYM’de sınav sorularını nasıl sızdırdıkları, hangi il emniyetlerinde örgütlenildiği, Senegal’den Newyork’a kadar dünyanın birçok yerindeki faaliyetlere ilişkin bilgilere yer veriyor.

‘DARBE GİRİŞİMİ’ İHBARLARI

İddianamede gizli tanıklar olduğu kadar açık kimlikle yapılan ihbarlar da yer alıyor. Genellikle, cemaat içerisinde yer alan polisleri işaret edenler, çocukları cemaat tarafından örgütlenen aileler, hükümete karşı darbe girişimine hazırlanıldığını belirten isimler yer alıyor. Bir darbe girişiminin gerçekleştiği düşünüldüğünde, bu çerçevedeki ihbarlar dikkat çekiyor.

Örneğin, iddianamede ihbarcı ya da müştekilerin 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları için “17 Aralık darbesi” ifadesi kullandığı görülüyor. Cemaatin hükümeti darbe yaparak ele geçirmek istediği de neredeyse ortak kanaat. Ancak 17 Aralık’ta AKP’lilerin ağır yolsuzluklarının ortaya saçıldığı düşünüldüğünde buna “darbe” diyenlerin şimdi 15 Temmuz darbe girişimine ne dediği bilinmiyor.

‘GÜLEN’İN BEDDUASI MANTIKLI DEĞİL’

İddianamede, cemaatin savunmasına “Örgütün genel savunması” başlığında yer veriliyor. 3 sayfalık savunma metninde ana çerçeve, cemaatin “mağduriyet” propagandası yaptığı yönünde.

Savcılık, aynı bölümde Gülen’in bedduaları için “Fethullah Gülen, 17 Aralık 2013 günü sonrasında yaptığı ilk açıklamada beddua etmiştir. Beddua etmek bu olaylara açıklamaya mantıklı bir cevap olmamıştır. Hukuken kabul edilebilir, mantıklı ve makul bir değerlendirme yerine beddua etmeyi seçen örgüt lideri, böylece hareketleriyle başarılı olmayan operasyonu gerçekleştiren kamu görevlileri ile organik bağını da ikrar ederek ortaya koymuştur” yorumunda bulunuyor.

‘GÜLEN’İN SAFSATALARI’

İddianamede, Gülen’in okullarına epey geniş yer verdiği görülüyor. Yurtdışı okulları ve Türkçe olimpiyatları için “İstihbari örgütlerin faaliyet alanı olduğu anlaşılmıştır” tespiti yapan savcılık, Gülen’in kitaplarıyla ilgili de şu yorumu yapıyor:

“Cemaat mantığında yetişen bir öğrenciden başarı beklemek hayaldir. Safsata, mantıksız anlamsız bir takım duygusal konuşma ve hiç bir edebi değeri olmayan bu kitap ve konuşmalar, basit, gizli anlamı var görüntüsü verilen, hayali, gerçek olmayan ve okuyanı veya dinleyeni entelektüel manada yükseltmek yerine çökerten, arabesk yapıda, akıl yerine duyguya hitap eden ve sunumu etkileyici ifadelerle doludur.”

GÜLEN’E YAŞLILIK AYLIĞI ÖDENİYOR

Savcılık, Gülen’in “ekonomik durumu” bölümünde de yaşlılık maaşı yatırıldığına da yer veriyor. Geçtiğimiz günlerde SGK’nın Gülen’in emekli maaşını kestiği duyurulmuştu. Yaşlılık maaşının bu kapsama dahil olup olmadığı belirtilmezken, 1313,73 TL’lik maaşın en son Ocak 2015’te vekalet verdiği Seyfullah Gülen tarafından İzmir’de ATM’den çekildiği belirtiliyor.

’28 ŞUBAT’IN TEK KAZANANI OLDU’ İDDİASI

“FETÖ Teşkilat yapısı” isimli bölümde ise cemaatin örgütlenmesi anlatılıyor. “FETÖ’nün genel yapısı” başlığı altında, “Gelişememiş sosyal toplumlarda insanlar, ağalar, beyler, aşiret reisleri gibi feodal toplum yöneticileri tarafından güdülür ve cahil halk gücü elinde bulunduran bu kişilere itaat eder. Fethullahçı bu örgütlenme de aynı yöntemleri kullanıp aynı amacı elde etmeye çalışmaktadır” vurgusu yapılıyor.

Cemaatten, “Amerika Birleşik devletlerinin Pensilvanya Eyaletinden yönetilen, Türkiye'nin ekonomik kaynaklarını ve imkanlarını kullanan dünyanın 160 ülkesindeki yüzlerce kurum/kuruluşu ve binlerce mensubu ve yandaşı ile siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik ve kamusal hayatın hemen her alanında varlık gösteren, milyar dolarlarla ifade edilen bir ekonomik güç” olarak bahsediliyor.

Cemaatin “Dikey hiyerarşisi-yedi katlı piramit” şeklinde bir örgütlenme modeli olduğunu belirten savcılık, askere yakın bir duruş sergilediklerini belirterek “28 Şubat sürecinin Türkiye'de tek kazananı Fetullah Gülen ve cemaati olmuştur” iddiasında bulunuyor.

‘CIA KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEKLERİNİ KURDU’

İddianamede, Gülen’in faaliyetleri arasında Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin kurulduğu döneme de yer veriliyor. Savcılık, söz konusu dernekler için “Dernek ‘Soğuk Savaş’ döneminde CIA tarafından kurdurulmuş, finansmanını ABD Büyükelçiliği ve bazı sermaye grupları sağlamıştır. Dernek Türkiye genelinde mitingler düzenlemiş, komünizm aleyhtarı gösteriler yapmış, 1977 yılında işlevini yitirdiği için kendini feshetmiştir” ifadelerini kullanıyor.

2013’E KADAR DİKKATE ALINMADI

Savcılık, Gülen’in ABD’yle ilişkisine daha fazla dikkat çekerek şu tespiti yapıyor: “Amerika onu Orta Doğu Bölgesindeki ülkeleri kuşatma ve işgal planlarına yardımcı olmak için kullanmış, toplumun inançlarını istismar ederek sermaye ve iktidar gücüne dönüşmesini sağlamıştır. ABD, bu hizmetine karşılık hayatını ülkesinde sürdürmesine izin vermiştir. Ancak bu iddia Türkiye'de 2013 yılına kadar hiç dikkate alınmamıştır.”

‘TÜRKİYE DEVLETİ DİNİ YAPILARA MÜSADEKAR BAKTI’

İddianame, şüphelilerin delilleri üzerine değil cemaatin faaliyetlerini topyekun suç kapsamına almasıyla hukuki değil politik bir metin olarak karşımıza çıkıyor. AKP-Cemaat ittifakını es geçerek “Türkiye Devleti, zaten her dönemde dini yapılara müsadekar bakmıştır” diyen savcılık, şu ifadeleri kullanıyor:

“Türkiye’de geçmişteki bütün siyasi iktidarlar, muhalefet, diğer dini cemaatler, kamu ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ordu, kısaca toplumun her kesimi, elbirliğiyle Fethullahçı Terör Örgütünün bu büyümesinden ve kadrolaşmasından sorumludur. Bu terör örgütü, toplumun her kesimini aldatarak saflığından yararlanıp veya iyi niyetini suiistimal ederek gelişip güçlenmiştir.”

‘İŞBİRLİKÇİ HAREKET’

İddianamede, Gülen’in ABD’yle ilişkisine dair tespitler de şu şekilde: “Fethullah Gülen Hareketi tarihsel niteliği ve konumu gereği ‘işbirlikçi bir hareket’tir. Onun hedeflemiş olduğu siyasal sistem ve toplumsal yapı, küresel kapitalizmden bağımsız bir şekilde ortaya çıkmaz. Bu toplumsal hedefe ulaşmak için üzerine bastığı toplumsal sınıf ve katmanlar, politik araç ve yöntemler ve de karşısına aldığı sınıflar, kaçınılmaz bir şekilde onun emperyalizmin yedeğine düşmesine neden olmaktadır. Bu noktada Gülen Hareketi, toplumsal ve siyasal varlığını ‘güçlü bir yere’ dayanmadan var edemez.”

‘FETÖ’YÜ YÖNETEN 300 KİŞİ...

İddianamede, dikkat çeken bir diğer kısım ise “FETÖ’yü yöneten kadro yaklaşık 300 kişi kadar dar bir kadrodur” vurgusu. Savcılık, şüphelilerinin bazılarının gözaltına alındığını diğerlerinin ise yurtdışına kaçtığını ifade ediyor.

CEMAATİN TSK ÖRGÜTLENMESİ

Savcılık, cemaatin TSK’daki örgütlenmesine genişçe yer veriyor. 15 Temmuz darbe girişimi öncesi “darbe hazırlığı” olabileceğine dikkat çekmesi, iktidarın da bu beklenti içinde olduğunu gösteriyor.

İddianamede, “Türk silahlı kuvvetlerindeki örgütlenme” başlığında cemaatin 1971 yılından bu yana TSK’da örgütlendiği belirtiliyor. O dönemde TSK içerisine yerleştirilen öğrencilerin şu an kurmay albay veya general rütbesinde olduğu belirtilirken, “TSK içindeki yapılanma konusunda 2006 yılında başlatılan ve yüzlerce klasöre ulaşan soruşturmada bir kişi bile yargılanamamış ve suçlanamamışken yüzlerce ve binlerce asker kişi, bu örgütün hışmına uğrayıp askerlikle ilişiği kesilmiş, emekli edilmiş veya yargılanıp mahkum edilmiştir” vurgusu yapılıyor.

'TSK'DA CEMAATÇİLER YÜZDE 60-80 ORANINDA'

İddianamede, bir diğer dikkat çeken TSK’da cemaatçilerin yüzde 60-80 oranında olduğu yönündeki tespit. “TSK içindeki FETÖ mensuplarına yönelik hiçbir ciddi çalışmanın yapılmadığını belirten savcılık, “Somut delil olmaması, Balyoz, Ergenekon gibi davalarla TSK'nın yıprandığı, bir de FETÖ unsurlarına yönelik yapılacak çalışmanın TSK'yı huzursuz edeceği, motivasyonu düşüreceği ileri sürülerek FETÖ’nün askeri yapılanmasının araştırılması önlenmektedir” vurgusu yapıyor. 15 Temmuz darbe girişimi düşünüldüğünde bu vurgu önem kazanıyor.

İlgili bölümde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı’nda en yoğun cemaat örgütlenmesinin olduğu belirtilirken şu ifadeler yer alıyor: “Hava Kuvvetleri Komutanlığının yetişmiş pilotları paralel yapıya yer açmak için TSK'dan uzaklaştırılmıştır. Uzman pilotlar, Türk Hava Yolları ve diğer sivil havacılık pilotluğuna geçmek zorunda kaldığından uzman pilot subay kalmamış, savaş jetlerinin son yıllarda kaza sayısı artmıştır. Jandarma Genel Komutanlığında hatırı sayılır bir FETÖ yapılanması bulunmaktadır.”

DARBEYE İŞARET EDİLMİŞ    

Askeri liselere giriş sınavlarında da 1994’ten bu yana sınav sorularının çalındığını ve en geniş örgütlenmenin 1994’te oluştuğunu belirten savcılık, “Harp okullarında cemaat kadrolarının yerleşip kadrolaşabilmesi için askeri liseden gelenlere sistematik işkence ve baskı uygulanmıştır” ifadelerine yer veriyor.

Ve son olarak darbeye işaret ediliyor: “FETÖ için öncelikli yer Türk Silahlı Kuvvetleridir. Burada örgüt aşırı bir kadrolaşmaya gitmiştir. TSK içerisindeki bu yapı ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaşmıştır. TSK içindeki bu yapılanmaya güvenerek kimi örgüt mensupları iç savaş ve askeri darbeden söz etmektedir.”

 

Son Güncelleme: 23.07.2016 16:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177