Rahmi
Rahmi
13 Ağustos 2016 Cumartesi 16:39
Silahlı  örgüt, tanımı, üye veya yönetici olma suçu

Rahmi Ofluoğlu
Avukat

Silahlı  örgüt Türk Ceza Kanunu’nun 314’üncü maddesi ile düzenlenmiştir. Maddeye göre TCK 302 ve devamı maddelerdeki suçları işlemek amacıyla kurulan örgütler silahlı örgüttür.

Bu suçlar nelerdir?

4’üncü Bölüm

Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak (madde 302)

Düşmanla işbirliği yapmak (madde 303)

Devlete karşı savaşa tahrik (madde 304)

Yabancı devlet aleyhine asker toplama (madde 306)

Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma(madde 307)

Düşman devlete maddi ve mali yardım( madde 308)

5’inci Bölüm

Anayasayı ihlal (madde 309)

Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı (madde 310)

Yasama organına karşı suç (madde 311)

Hükûmete karşı suç (madde 312)

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan (madde 313)

Silâh sağlama (madde 315)

Suç için anlaşma (madde 316)

Silahlı Örgüt bu suçlardan birini veya bir kaçını işlemek üzere kurulan örgüttür. 

Madde ile düzenlenen suçlar
Silahlı örgüt kurucusu veya yöneticisi olmak,

Silahlı örgüt üyesi olmak..

Silahlı örgüt kurucusu veya yöneticisi olmanın müeyyidesi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıdır.

Silahlı örgüt üyesi olmanın müeyyidesi 5 yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır.

314’üncü maddenin 3’üncü fıkrasına göre “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

Bilmek ve istemek

Silahlı örgüt kurucusu, yöneticisi veya üyesi olma suçunun oluşması için kişinin örgütün amaçlarını bilerek, yani yukarıda madde madde sayılan TCK 302 ve devamı maddelerdeki suçu işleme amacını bilmesi ve istemesi gerekir. Örgütün bu suçları işleme amacından habersiz kişilerin bir şekilde bu örgüt ile temasta bulunmuş olmaları bu suçların oluşması için yeterli değildir.

Kişinin örgütün amaçlarını bilmesi ve bu amaçların gerçekleşmesini istemiş olması somut delillerle ispatlanmalıdır.

FETÖ, Fethullah Gülen Terör Örgütü

15 Temmuz darbe girişimini yönetenler, darbe girişimine katılanlar, emir verenler, emirleri uygulayanlar için somut deliller ortadır. Bu kalkışmaya bilmeden, tatbikat var veya benzeri söylemlere kanarak katılanların durumu elbette farklıdır.

Diğerleri

Darbe girişimine katılmayanlar için silahlı örgüt kurucusu, yöneticisi veya üyesi olma suçlarının ispatı için FETÖ’nün örgüt şeması ve hiyerarşik yapısının tespit edilmesi gerekir. Basından edindiğimiz bilgilere bakılırsa örgütün şematik, hiyerarşik yapısının tespiti zor belki de imkansız olacaktır.

Delillerin bir yerde kesilmesi ve sonuca gidilememesi mümkündür. Çünkü birçok üst düzey yöneticisi ya bilinmemektedir, ya da yurt dışındadır. Bu nedenlerle örgütün hiyerarşik yapısının şeması bir yerde eksik kalacaktır.

FETÖ yapılanmasını en iyi bilecek durumda olan CİA ve ABD’dir. ABD yetkilileri çok rahatlıkla Gülen’in iadesi için “somut delil gösterin iade edelim” demektedirler.

Aynı şekilde İsveç başbakanı Stefan Löfven “Bütün bu tutuklanıp devletteki işlerinden atılanların darbe girişimine katıldığını ispatlamak zor olsa gerek’’ diyor.

Şüpheden sanık yararlanır

“Şüpheden sanık yararlanır” ceza hukukunun temel prensibidir. Bu konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları mevcuttur.

T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU ESAS NO. 2010/5-109 KARAR NO. 2010/177 ve  28.9.2010 tarihli kararından alıntı:

“Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan "in dubio pro reo" yani "kuşkudan sanık yararlanır" kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.”

Bir şekilde cemaat ile temasta bulunmuş, cemaate ait işyerlerinde çalışmış, cemaatin dini toplantılarına katılmış, yurtlarında kalmış, okullarında okumuş veya benzeri olgular silahlı terör örgütü kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmak için yeterli, somut delil değildir, kişinin 314’üncü maddede sayılan amaçları bilmesi ve istemesi gerekir.

Tutuklamalar

15 Temmuz sonrası gözaltı ve tutuklamaları devletin kendisini koruma refleksinin bir yansımasıdır.

Bu tutuklamalar CMK 100’den çok AİHM Fransa Letellier kararına dayanmaktadır, yani somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeni olmasa da gözaltı ve tutuklama kararı verilebilmektedir.

Letellier kararına yollama yapan bir  sulh ceza kararında şöyle deniliyor:

“FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak olduğu, örgünün amacının Anayasal Düzeni zorla ortadan kaldırmak olduğu, yine 15-16 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan olaylarında birçok can kaybı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasal Düzenine ve Seçilmiş Hükümeti İlgaya yönelik hareketlerin olduğu kamuoyunun gözü önünde gerçekleşmiştir. İşlenen suçun ağırlığının anlatmak İçin başkaca bir açıklama yapmaya gerek yoktur. NitekimAİHM'nin Letellier /Fransa kararında "belirli suçların özel ağırlıkları ve bu suçlara toplumun tepkisi nedeniyle doğabilecek toplumsal huzursuzlukların en azından belirli bir süre tutuklamayı haklı kılacağı" şeklindeki kararında da anlaşılabileceği gibi tutuklama nedeninin suçun ağırlığı ve toplumda yarattığı huzursuzluk da olabileceği 15-16 Temmuz 2016 tarihli olayların toplumda yarattığı huzursuzluk kamuoyu önünde gerçekleştiğinden ayrıca açıklamaya gerek yoktur, söz konusu terör örgütü üyelerinin tamamının ele geçirilemediği ortadadır.”

Tehlikenin geçmesi ve OHAL’in sona ermesi ile Letellier kararına göre tutuklamalar sona erecektir.

OHAL süresince gözaltı ve tutuklamalar devam edecektir.  Tutuklananların kahir ekseriyetinin tutukluluk hallerinin devam edeceğini düşünüyoruz. Bugünlerde verilen tutuklama kararları ve gözaltıları olağan dönemin hukuku ile izah etmeye çalışmak yanlış olacaktır.

Bu dönem geçtiğinde, OHAL sona erdiğinde muhtemelen deliller toplanmış, dosyalar tekemmül etmiş olacak. İşte bu aşamadan sonra suçlu ile suçsuzu ayırt etme imkanımız olacaktır. 


 Tutuklananlardan tahliye edilenler olmaktadır.  Tahliyesine karar verilenlerin haklarında şüphe dahi olmayanlar olduğunu, bir hata sonucu tutuklandıklarını düşünüyoruz.

Adil yargılama ve siyasi iktidar

Yargının siyasallaştığı, bu nedenlerle adil yargılama olmayacağı görüşüne katılmak mümkün değildir. Bir kere hiçbir iktidar gereksiz yere toplumda yaralar açacak haksızlıklara neden olmak istemez.  Ayrıca olağan döneme geçildiğinde yargılamalar kamuoyu önünde yapılacaktır.

Soruşturma ve kovuşturmaların amacı maddi gerçeğin aydınlatılmasıdır. Bu süreçte avukatlar önemli sorumluluklar yükleneceklerdir.

Sonuç olarak bu kritik günler geçicidir, bu dönemde bazı sıkıntılar yaşanacaktır ancak sonunda adaletin tecelli edeceğine inanmak ve bunun için uğraş vermek herkesin ve özellikle yargı görevlileri ve avukatların sorumluluğundadır.

Son Güncelleme: 13.08.2016 16:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177