25 Mayıs 2012 Cuma 09:34
Avukatın   hacizde  bulunması  “yargı faaliyetine“ ilişkin değildir
Alıntı
T.C. YARGITAY

4.Ceza Dairesi
Esas: 2009/3133
Karar: 2011/3082
Karar Tarihi: 14.03.2011


TEHDİT VE HAKARET SUÇLARI - SANIKLARIN HACZİ ENGELLEMEYE YÖNELİK KATILAN AVUKATA TEHDİTLE DİRENME EYLEMLERİ - AVUKATIN HACİZ SIRASINDAKİ GÖREVİNİN YARGI FAALİYETİNE İLİŞKİN BULUNMADIĞI - FAZLA CEZA BELİRLENMESİNİN İSABETSİZLİĞİ

ÖZET: Sanıkların haczi engellemeye yönelik katılan avukata tehditle direnme eylemleri nedeniyle, alacaklı vekili olan avukatın haciz sırasındaki görevinin <yargı faaliyetine> ilişkin bulunmadığı gözetilmeden fazla ceza belirlenmesi isabetsizdir.


(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230) (5237 S. K. m. 61, 265)

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:

1- Sanık M. A. hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümlerinin incelenmesinde;

Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan Y. K.'ın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2- Sanıklar M. A. ve İ. A. hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

a- Anayasanın 141/3, 5271 saydı CYY. nın 34, 230/1. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının davanın tarafları ile herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay’ın gerekçelerde denetimi sağlaması ve disiplin işlemini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm veriler ile bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, bu bağlamda iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler, kanıtların tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtların belirtilmesi, yargılama sonucunda oluşan vicdani kanıya göre, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen eylem ve bunun nitelendirilmesine ilişkin değerlendirmelerin açıkça gerekçeye yansıtılması gerektiği, buna göre sanıkların hangi söz ve eylemlerle, nerede hakaret ve tehdit suçlarını işledikleri, hakaret suçlarında aleniyet unsurunun ne şekilde oluştuğu, sanıkların tehdit eylemlerinin olayın gelişimine, eylemler arasındaki zaman aralığına göre ne şekilde fikir ve irade birliği içinde gerçekleştirildiği kanıtlara dayalı olarak gösterilmeden, yetersiz gerekçe karar verilmesi,

b- Sanıkların haczi engellemeye yönelik katılan avukata tehditle direnme eylemleri nedeniyle, alacaklı vekili olan avukatın haciz sırasındaki görevinin <yargı faaliyetine> ilişkin bulunmadığı gözetilmeden, TCY. nın 265/2 madde ve fıkrası uygulanarak fazla ceza belirlenmesi,

c- TCY. nın 61. maddesindeki ölçütler ve aynı yasanın 3. maddesindeki <fiilin ağırlığıyla orantılı ceza verilmesi ilkesi> çerçevesinde somut olay açıkça irdelenerek temel cezaların saptanılması gerektiği gözetilmeden, yalnızca soyut yasal ifadeler tekrar edilerek temel cezaların alt sınırlardan uzaklaşılarak belirlenmesi ve seçenek yaptırım olarak adli para cezası öngörülen suçlarda hapis cezalarının tercih edilmesi,

d- Sanıklara yaralama suçundan hükmolunan cezadan teşebbüs nedeniyle TCY. nın 35/2. maddesi ile indirim yapılırken gerekçe gösterilmeden üst sınırın altında indirim oranı uygulanması,

Sonuç: Yasaya aykırı ve sanıklar M. A., İ. A. müdafii ve katılan Y. K.'ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
adaletiçin 5 yıl önce

Avukatlar toplumda olmaları gereken yerde değiller, bu doğrudur. Ancak avukatların bu duruma gelmekte payları yok mudur?
Birçok avukat ev hacizlerinde aile mahremiyetini hiçe sayarak, geleneklere aykırı olarak ayakkabılarıyla, saygısızca haciz yapılan evlerin içerisinde dolaştığında doğru bir şey mi yapıyorlardı?

Birçok avukatın yargı kararı olmaksızın bütün borçlulara dolandırıcı muamelesi yapması hukuk ve adalete uygun mudur?
Gene, nedenine niçinine bakmaksızın birçok avukatın insanların insanca yaşama haklarını ortadan kaldıracak biçimde, buzdolaplarını, televizyonları haczedip kaldırdığı yetmezmiş gibi sırf acı vermek için bebelerin oyuncaklarını haczetmesi vicdanlara ve adalet duygusuna sığıyor mu?
İşyeri hacizlerinde birçok avukatın sanki yetkisi ve göreviymiş gibi işyeri evraklarını alt üst etmesi, işyerinde yaptıkları hacizlere gerekçe uydurmak için evrak araması yapmaları doğru muydu?

Siz avukatlara hangi yasa bu yetkiyi veriyor?

2004 sayılı İİK’nun hangi maddesi avukatla işyerlerinde ve evlerde evrak araması yetkisi veriyor?

Hangi kanun?
1136 sayılı Avukatlık Kanununda böyle bir yetki var mı?
Avukatlar insanların tepkisizliğinden yararlanarak icra memurlarıyla kurdukları duygusal ilişkilerle(!) yukarıda çok azı sayılan haksızlıklara neden olarak toplum nezdinde, kamuoyunda kendilerini itibarsızlaştırmadılar mı?
Bütün bunlar yapılırken avukatlar TCK’nun suç olarak saydığı birçok suçu işlemediler mi?

ARTIK SESSİZ KALINMAYACAK
6352 sayılı kanunla İİK’nun 82. Maddesinde yapılan değişikliğin gerekçesinde “kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak”, “keyfiliği önlemek” maddedeki değişikliğin gerekçesi olarak gösterilmektedir.

HACZE İCRA MEMURU KARAR VERECEKTİR
6352 sayılı kanunla İİK’da yapılan değişikliklerde artık açıkça belirtilmektedir. Bundan böyle hacze icra memuru karar verecektir, avukatlar değil.
İşte 3. Yargı paketi ile getirilen değişiklikler konuyu açıklığa kavuşturdu. Hacizde avukatlar artık görevli değil.
Bundan böyle yanlış yapanlar ister icra memuru olsun, ister avukat olsun cezasız kalmayacaktır. Çünkü artık sessizlik bozulmuştur.
Herkes bu değişime dikkat etmeli!