25 Eylül 2012 Salı 23:23
Avukat Hüseyin Ersöz: 'Ergenekon davasında da benzer karar çıkabilir

Ergenekon, Balyoz, Oda TV davalarında birçok tutuklunun avukatı olan Hüseyin Ersöz ile Balyoz davasında verilen mahkumiyet kararlarını, Oda TV davasında çıkan tahliyeleri, KCK adı altında yargılanan tutuklu gazetecilerin davasını, iktidar ve yargı arasındaki kurulan bağı, medyanın tutumu ve yaşanan birçok gelişmeyi konuştuk.

Geçmişte yaşanan acı tecrübelerin masum insanlara ödettirildiğini söyleyen Ersöz, "O süreçlerde yaşananların hesabı sorulduğunda 'ben de varım' diyeceklerin başında olacağım" dedi.

Avukat Hüseyin Ersöz ile gerçekleştirdiğimiz röportaj:

1 ay içerisinde sizin de avukatlığını üstlendiğiniz davalarda hayli zor gelişmeler yaşandı. Balyoz davasında verilen mahkûmiyet kararları, Oda TV davasındaki son tahliyelerle birlikte geriye üç kişinin tutuklu kalması gibi bir dizi gelişme meydana geldi. Aynı hafta ilk duruşması görülen KCK adı altında yargılanan tutuklu gazeteciler davasında avukatlığını üstlendiğiniz Çağdaş Ulus tahliye edildi ancak aynı davada yargılanan 35 gazeteci hakkında halen tutuklu yargılanmalarına karar verildi.

* Uzun tutukluluk dönemlerine tanık olan bu dava yargılamalarının hukuki değil siyasi davalar olduğuna ilişkin gerek duruşmalarda, gerek açıklamalarınızda birçok kere tarif ettiniz. Öncelikle son yaşanan gelişme Balyoz davasını hatırlatalım, tüm savunmalara karşılık mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Balyoz Davasında verilen karar, tüm bilimsel gerçekleri ve evrensel hukuk kurallarını bir kenara iten Düşman Hukuku uygulamasıdır. Düşman Hukuku uygulamasında maddi gerçeğe ulaşılması için çaba sarf edilmez amaçlanan şey sanıkların her ne koşul altında olursa olsun mahkumiyetine karar verilmesidir. Bizzat tecrübe ettiğimiz şey yargılama sürecinde bu olmuştur. Eğer bunun aksi söz konusu olsa idi Savunma Makamı yargılama sürecinde esasa etkili olarak kabul edilirdi. Ancak tüm talepleri reddedilen avukatlar, kişisel husumet derecesinde karar ve uygulamalara muhatap kılınmıştır. Bunların hiçbirinin olağan yargılama süreçlerinde yaşanması mümkün değildir.

* Davada mahkûmiyet kararlarına gösterilen “darbeye eksik teşebbüs” gerekçesine iddia olan delillerin birçok uzman kuruluşlardan alınan raporlarlarla sahte olduğunu netleştirdiniz. Örneğin bu raporlarda, dava dosyasına “darbe planları” olarak giren 2003 yılında hazırlanmış birçok word dokümanında kullanılan karakterlerin 2007 yılına ait olduğu gibi çok basit hatalar dahi tespit edildi.

Tutuklamaların yalnızca bu ve benzeri çelişkili delillere dayanarak gerçekleştirilmesine bakarak toplumda adalete olan güven duygusunda bir kırılma yaşandığından söz edebilir miyiz?

Şüphesiz ki öyle. Yargının adalet sağlama amacından uzaklaşarak geçmişle hesaplaşma aracı haline geldiğini sadece ben ifade etmiyorum. Bu artık toplumun her kesimi tarafından eleştirilen bir durum.

MAHKEMENİN İNANDIRICILIĞI DA TARAFSIZLIĞI DA ORTADAN KALKTI

* AKP kurmaylarının Balyoz kararı hakkında, “Gerekçeli kararı bekliyoruz” şeklinde açıklamaları oldu. Gerekçeli karar açıklandıktan sonra ne değişecek? Öte yandan gerekçeli kararın tahmini olarak ne zaman açıklanmasını bekliyorsunuz?

Gerekçeli karar açıklandığında temelde hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü az çok ne yazacaklarını tahmin edebiliyoruz. Hükmü verdikten sonra bunun kılıfını bir şekilde hazırlarsınız zaten. Ama önemli olan bunun ne kadar inandırıcı olacağıdır. Delillerin hukuka uygunluk ve gerçeklik denetimini yapmayan ve Savunma Makamını yok farz eden bir Mahkemenin inandırıcılığının yanı sıra tarafsızlığı da ortadan kalkmış demektir. Gerekçeli kararın birkaç ay içinde hazırlanacağını tahmin ediyorum.

* Mahkûmiyet kararlarının ardından hükümete yakın bazı isimler ve liberal kalemler, "yargılananların gerçekten suçlu olmasından çok, bu davanın darbelere karşı caydırıcı olacağı yönünde" ifadeler kullandılar. Bir hukukçu olarak bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yorumlar geçmişte yaşanan acı tecrübelerin masum insanlara ödettirilmeye çalışıldığının ikrarıdır. Bu bakış açısı bir nefret söylemidir. Rövanşist bir anlayışla yapılan yorumların ciddiye alınacak bir yanı tabii ki yoktur. Ancak mahkumiyetle sonuçlanan bu yargı sürecinin neye hizmet ettiği noktasında ışık tutan bir yanı da bulunmaktadır.

* Verilen karar hakkında mahkemeye itirazlar yapılmaya başlandı. Bu itirazların bir karşılığı olmasını bekliyor musunuz?

İç hukuk yolları arasında ilk aşama Yargıtay. Yargıtay'ın da özellikle 12 Eylül Referandumu sonrasında siyasi etki altında olduğu yönünde değerlendirmeler var. Daha önce Ergenekon ve Balyoz Davaları süreçlerinde görev almış birçok hakim ve savcı Yargıtay'da görev yapıyor şuan. Soruşturma aşamalarında bu isimler ciddi eleştirilere muhatap kalmıştı. Ben yine de peşin hükümlü olmamaya çalışıyorum. Çünkü vicdan sahibi hiçbir hukukçu bu davada yaşanan hukuka aykırılıkları görmezden gelemez düşüncesindeyim. En azından buna inanmak istiyorum.

ERGENEKON DAVASI'NDA DA BENZER BİR KARAR ÇIKABİLİR

* Balyoz davasında verilen kararın önemli siyasal sonuçlarının olacağı da görülüyor. Özetlersek, hiçbir hukuki meşruiyeti olmadan mahkemenin verdiği bu karar neye işaret etti? Ayrıca Ergenekon, Oda TV gibi davalarda da her türlü savunmaya karşılık benzeri mahkûmiyet kararları verilebilir mi? Eğer verilirse ne tür gelişmeler yaşanır?

Bu karar öncelikle yargının siyasallaştığını bize gösterdi. Ayrıca benzer yargı süreçlerinde verilecek kararlara da ışık tuttu. Ama tüm bunlardan öte adalete olan inancı derinden sarstı. Hukuktaki yozlaşmanın ulaştığı boyutu gözler önüne sermiş oldu. Ergenekon ve benzeri yargı süreçlerinde yaşananlar aslında Balyoz Davası'nda yaşadıklarımızdan bağımsız değerlendirilemez. Hatta öncesinde Askeri Casusluk Davası'nda verilen karar bunun ilk işaretçisiydi. Ben Ergenekon Davasında da benzer bir karar çıkabileceğini düşünüyorum. Bu tür kararlar ülkede kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor. Hiç temenni etmiyorum ama bu tür siyasi davalarda verilen kararlar toplumsal belleğimizi önemli ölçüde etkiliyor. Kin besleyen ve kendi içinde huzur bulamayan bir topluma doğru evrimleşiyoruz.

ODA TV DAVASI DERHAL BERAATLE SONUÇLANMALI

* Tarif edilen hukuk skandallarının bir örneği de avukatı olduğunuz Oda TV davasında yaşanıyor. Bu davada da sahte dijitaller eliyle tutsaklık gerçekleştiğini defaatle anlatmanıza ve mahkemenin istediği TÜBİTAK raporunda da bilgisayarlara virüsle dosya taşındığı belirtilmesine rağmen son duruşmada sadece Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan tahliye edildi.

1,5 yıldır süren bu yargılamada ne değişti de tahliyeler verildi? Bu tahliyeler adaletin yerine geldiğini gösterir mi? Aynı gerekçelerle yargılandıkları halde Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı bu davadan neden hala tutuklular sizce?

Aslında değişen hiçbir şey olmadı. TÜBİTAK, dosyada yer alan Yıldız Teknik, Orta Doğu Teknik ve DataDevastation Raporlarından farklı bir şey söylemedi bize. Bu tahliyeler adaletin yerine geldiğini göstermez kesinlikle. Adalet ancak haksızlığa uğrayanların mağduriyetlerinin hesabı sorulduğunda yerine gelecektir. Bu da ancak manipülatif dijital dokümanlar ile insanların hayatlarından yıllar çalan tüm sorumluların cezalandırılması mümkün olabilir. Soner Yalçın ve diğerlerinin bu davada neden hala tutuklu olarak yargılandıklarını anlamak mümkün değil. Aslında daha doğru bir ifadeyle hukuken bir açıklaması bulunmuyor bu durumun. Ancak bu isimler üzerinden kamuoyuna verilmek istenen mesajı da doğru okumak lazım.

* Oda TV davasının seyri hakkında öngörüleriniz bulunuyor mu?

TÜBİTAK Raporu davada kritik bir aşamayı ifade ediyordu. Mahkeme son duruşmada verdiği ara kararla, gelen raporun net olmadığını düşündü ve yeniden inceleme yapılmasını istedi. Gelecek olan sonuca göre farklı ihtimaller düşünülebilir. Birinci ihtimal tabii ki tutuksuz yargılama. Ancak dosyanın Ergenekon Ana Davasıyla birleştirilme ihtimalini de gözden uzak tutmamak gerekiyor. Bu ihtimal davayı gazetecilerin yargılandığı bir dava olma özelliğinden çıkarmak için düşünülüyor olabilir. Siyasi davalar siyasi kararlarla şekillenir. Bu ihtimaller sadece bizim öngörebildiklerimiz.

* Bu davada söylenmedik ne kaldı?

Bu davada söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Ortada dinlenecek ne bir tanık ne de araştırılacak bir husus var. Bu dosyanın derhal beraatla neticelenmesi gerekiyor. Ancak bu süreç hukuki zeminde ilerlemediğinden öngörülerimizin hiçbir önemi kalmıyor ne yazık ki.

ELİ KANLI KATİLLERİ SERBEST BIRAKTILAR

* ÖYM’lerin isim değişikliğine gittiği 3. yargı paketinin avukatlığını üstlendiğiniz davalarda herhangi bir olumlu gelişmeye neden olmadığı görülüyor. Bu davalarda yargılananların tahliye taleplerinin reddedilip Bahçelievler katliamı gibi malum faillerin serbest bırakılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Vicdanları sızlatan uygulamalar bunlar. İçeride tutuklu milletvekilleri, öğrenciler, gazeteciler varken adli kontrol hükümlerinden bu isimlerin yararlandırılmaması diğer yandan eli kanlı katillerin serbest bırakılması hiçbir şeyin hukuki zeminde yürümediğini gösteriyor bizlere. Kapalı kapılar arkasında konuşulup tartışılanlar hukuk reformu adı altında tanıtılsa da, yapılan yasal düzenlemelerin kişiye özel çıkarıldığı bir ülkede yaşadığımızı tekrar tekrar tecrübe ediyoruz.

KCK DAVALARINDA YAŞANANLAR DİĞERLERİYLE BENZERLİK TAŞIYOR

* KCK adı altında tutuklu gazetecilerin yargılandığı davada Vatan muhabiri Çağdaş Ulus’un da avukatlığını üstlendiniz. Ergenekon, Balyoz, Odatv gibi Türkiye'nin çok konuştuğu davalardan birisi olan KCK davaları hakkında iddia edilenler ve davanın yürütülüş biçimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Siyasi şiddete bulaşmamış olan hiç kimsenin şüphesiz ki sadece düşüncelerinden dolayı yargılanması kabul edilemez. Bu dava süreçlerinde yaşananlar diğerleriyle benzerlikler taşıyor. Yaşanan hukuka aykırılıkları bir hukuk adamı olarak içime sindirmem mümkün değil.

* Müvekkilinizle birlikte aynı davada yargılanan ve iddianamede haberlerinden başka delil bulunmadığı görülen 35 tutuklu gazetecinin tahliye edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çağdaş Ulus hakkında verilen tahliye kararını gecikmiş adalet olarak nitelendiriyor musunuz?

Benim arzum sadece o davada değil devam eden tüm yargı süreçlerinde tutuklu bulunan 100'ün üzerinde gazetecinin serbest bırakılmasıdır. Basın Özgürlüğü demokrasi ve İfade Hürriyeti'nin temelidir. Tutuklu bulunan tüm gazeteciler serbest bırakıldığında gerçek bir demokrasi de yaşadığımızı hissediliriz. Çağdaş yaklaşık 9 ay tutuklu kaldı. Soruşturma aşamasında söylediğimiz şeylerle iddianame kabul edildikten sonraki savunmalarımız arasında temelde hiçbir fark yoktu. Bu açıdan tahliye kararının geç verilmiş bir karar olduğunu düşünüyorum.

CEMAAT MEDYASININ İŞLEVİ SİYASİLERDEN DAHA FAZLA

* Hukuki değil siyasi olduğu vurgusunu yaptığınız bu davaların AKP için nasıl bir işlevselliğe sahip olduğundan söz edebiliriz?

Ben somut olgularla konuşmayı tercih ederim. Bu davalarda yargılanan kişilerin muhalif kimlikleri ile tanındıkları bir gerçek. Bu da gözleri ister istemez AKP Hükümetine çeviriyor. Bu davalar sisteme muhalif kişiler için adeta bir korku unsuru olarak kullanıldı. Ancak bunda cemaat medyasının işlevi siyasilerden daha fazla. Gerçek dışı ve hedef gösteren nitelikte haberler kaleme alan bu insanlar ülkenin düşünce hayatına ve demokrasi kültürüne büyük zarar verdi. Bunu demokrasi adına yapmaları bu kavramın yozlaşmasına neden oldu.

BU DAVALAR TOPLUMDA MEŞRUİYETİNİ KAYBETTİ

* AKP iktidarının doğurduğu Balyoz, Ergenekon, KCK, Oda TV, Devrimci Karargâh gibi operasyonel davalarda süreç artık nereye varacak? AKP’nin toplumu bu davalara ikna etme noktasında bir sıkışıklık yaşadığını düşünüyor musunuz?

Bu davalar ilk ortaya çıktığında demokrasi karşıtı unsurların yargılandığı bir süreç yaşanıyormuş hissi yaratılmaya çalışıldı. Bunda da kısmen başarılı olundu. Ancak geldiğimiz noktada süreç içinde yaşanan hukuka aykırılıklar bu algının değişmesini sağladı. Ben toplumun küçük bir kesimi dışında artık bu davaların demokrasiye hizmet eden bir niteliği olduğunu düşünenlerin bulunduğunu zannetmiyorum. Bu davalar toplum nazarında meşruiyetini kaybetmeye başladı. Uluslararası kamuoyunda da bu ciddi eleştirilerin odağına oturmuş durumda.

BAŞBAKAN'IN AÇIKLAMALARI YARGIDAKİ SİYASİ ETKİNİN YANSIMASI

* Erdoğan’ın, “Yargıya talimat verdim” yönündeki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir hukukçu olarak artık hukukun iktidar tarafından kontrol edildiği ve adaletin yok sayıldığı alanda bu yaşananların önüne geçecek olanın ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Yargı kendi iç dinamikleri ile hareket etmeyi bıraktığı noktada siyasallaşması kaçınılmazdır. 12 Eylül Referandumu sonrasında HSYK, Yargıtay ve Danıştay'da yapılan düzenlemeler ülkede adalete olan güveni sarmıştır. Diğer kırılma noktalarını ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın KCK Soruşturmasında ifadesine başvurulmak istenmesi sonrasında yaşananlar ve Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un terör örgütü yöneticisi olmak suçlamasıyla tutuklanması oluşturmaktadır. Başbakanın yapmış olduğu son açıklamalar ise yargı üzerindeki siyasi etkinin yansımasıdır Yaşananların önüne geçecek tek şey yargı erki üzerindeki yürütme baskısının kaldırılmasıdır. Bu da ancak köklü bir reform süreci ile sağlanabilir.

* Son olarak eklemek istedikleriniz?

Yakın tarihimiz birçok acı tecrübe ile dolu. Darbe dönemlerinde yaşananlar bunlardan sadece bir kısmı. Ancak bu mağduriyetlerin hesabını şu an yargılanan insanlardan sormak ne gerçekçi ne de adil bir yaklaşım. O süreçlerde yaşananların hesabı sorulduğunda "ben de varım" diyeceklerin başında olacağım. Ama özlemle beklediğimiz o günün bugün yaşadıklarımızla hiçbir ilgisi yok.

Teşekkürler.

(soL - Haber Merkezi)

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177