12 Haziran 2014 Perşembe 21:41
TBB Başkanı Metin Feyzioğlu “Oyunu bozuyoruz“

Sözü dolandırmayacağım. Madde madde yazıyorum.

BAYRAĞIMIZIN İNDİRİLMESİ

1.  Tarih 9 Haziran 2014. Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’nın kuzey nizamiyesindeki Türk Bayrağı, içeri giren bir gösterici tarafından gönderinden indirildi.

2.  Bu eylem sonucunda, milli gururumuz yerle bir oldu; devletin hem içte hem dışarıda itibarı ağır şekilde zedelendi.

3.  1 Mayıs’ta Taksim’i barışçıl gösteri hakkını kullanmak isteyen işçilerden ne pahasına olursa olsun korumaya (!) and içmiş Emniyet Teşkilatı, Hava Üssü’nün önünde toplanan kalabalığa karşı aynı kararlılığı göstermemeye kararlıydı anlaşılan.

4.  Bir gösterici, tek başına Hava Üssü’nün yüksek güvenlikli olması gereken tel örgülerinden içeri atladı;dışarıda düşmanca sloganlar atan kalabalık sebebiyle teyakkuz halinde olması gereken nöbetçilere rağmen direğe tırmandı; bayrağı söktü; indi ve dışarı çıktı. Bayrağımız, dışarıdanefretle elden ele atıldı ve sonra kaybedildi! Türk Silahlı Kuvvetleri; en güvenlikli hava üssüne girilmesini, bayrak direğine tırmanılmasını, bayrağımızın indirilmesini ve üsten dışarı kaçırılmasını seyretti. Elbette bayrak direğine tırmanan provokatörü vurup öldürmekten söz etmiyorum. Hadi içeri girmesini önleyemediniz, direkten inerken direğin altında niçin beklemediniz ve yakalayıp savcılığa teslim etmediniz diye soruyorum. Anlaşılan o ki, asker sindirilmiş, ne yapacağını şaşırmış durumda…

5.  “Bayrağı indirene müdahale edilseydi barış süreci zarar görürdü” diyenlere cevabım: Asıl Türk Bayrağı’na hakaret edilmesi, toplumsal barışa büyük zarar vermiştir.Bayrağımıza yapılan saldırı; huzura, barışa, birlikte yaşama iradesine yönelik bir saldırıdır. Çünkü bayrak; devletin bağımsızlığını ve egemenliğini, birlik ve beraberliğini temsil eder. Egemenlik olmadan devlet olunamayacağına göre, bayraksız devlet de olmaz. Bayrak, görevi yurttaşına hizmet etmek olan devletin bağımsızlık ve egemenlik sembolü olduğu içindir ki kutsalımızdır.Devlet, bağımsız ve egemen değilse, ülkede yaşayan insanların canları, malları, namusları silahlı çetelerin insafına terk edilir.

6.  Milleti millet yapan özellikleri, unsurları, sembolleri, değerleri yok ederek; sonra da bunlar üzerinden hamasi nutuklar atarak elde edilecek sonuç, sonunu göremeyeceğimiz bir kaos, acı ve gözyaşıdır.  

7.  Bayrağımızın indirilmesi, çok tehlikeli bir provokasyondur. Bayrağı indirenin suçüstü yakalanmaması,provokasyona hizmet etmiştir. Bu eylemin sonucunda, bir yandan Türk Milletinin gururu kırılmış, diğer yandan Türkiye’nin başka bölgelerinde yaşayan Kürt yurttaşlarımıza karşı ırkçı saldırılar tetiklenmiştir.Her Kürt yurttaşımızı terörist olarak gören sığ bir zihniyet hakim kılınırsa, bundan sadece bölücü terör örgütü ve Türkiye’yi bölmek isteyen güçler nemalanacaktır. Şu halde bayrağın indirilmesine göz yummak, çözüme değil, çözülmeye hizmet etmiştir. 

8.  Şayet bayrağın indirilmesine göz yumulmasındaki amaç, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Kürt yurttaşlarımızın oylarını bir şekilde garantilediğini düşünen siyasi iktidarın, hamasi nutuklarla milliyetçi oylara da talip olmasına ortam hazırlamak ise, bu çok can yakacak, sonucu kestirilemeyecek ve her an kontrolden çıkabilecekçok tehlikeli bir oyundur. 

MUSUL KONSOLOSLUĞUMUZUN İŞGALİ

9.  Tarih 11 Haziran 2014. Türkiye’nin Musul Konsolosluğu; dünyanın en tehlikeli ve en radikal terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından işgal edildi. Bu terör örgütü;Irak, Suriye, Filistin ve Ürdün’ü kapsayan bir şeriat devlet kurmak istiyor. İşgal ettikleri bölgelerde vahabi-selefiolmayan Müslümanları, bilhassa Şiileri, Nusayrileri ve Alevileri acımasızca katlettikleri biliniyor. Örgütün bugüne kadar sergilediği acımasız davranış biçimi, Konsolosluk görevlilerimizin ve ailelerinin büyük tehlike altında olduğunu gösteriyor.

10. IŞİD, Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nu işgal etmek suretiyle, bölgenin yeni oyuncusu olduğunu dünyaya ilan etmiştir.

11. Bu eylem sonucunda, Türkiye’nin dış itibarı da ağır şekilde zedelenmiş, caydırıcılık gücü sorgulanır hale gelmiştir.

12. Türkiye’nin Ortadoğu’da yeni komşuları, artık, PKK/PYD, IŞİD ve El Kaide /El Nusra’dır.

13.  Türkiye’nin her tarafına kontrolsüz şekilde dağılmış iki milyonu aşkın Suriyeli mültecinin arasına sızmış olma ihtimali yüksek militanlar, bu terör örgütlerinin operasyon gücünü, kolaylıkla ülkemizin içine, şehirlerimizin tam ortasına taşımak için zemin ve zaman kollamaktadır. Başka bir anlatımla, güvenlik gerekçesiyle sınır ötesine yapacağımız her harekat, şehirlerimize terör getirecektir.

MEZHEPÇİLİK

14. Kahramanmaraş’a, Çorum’a, Sivas’a kadar gitmiyorum. Gezi’de öldürülen Alevi yurttaşlarımızın ardından teselli edici iki cümle dahi sarf etmeyen, Reyhanlı’daki bombalamada ölenlerle ilgili ise sünni vatandaşlarımızın öldürülmesinden büyük üzüntü duyduğunu açıklayan bir siyasi iktidar var.

15. Alevi yurttaşlarımızın evlerine çarpı işaretleri konuyor; mülki amirler çocukların işi olduğunu söylüyor.

16. İstanbul Okmeydanı’ndaki Cemevi’nde polis kurşunuyla bir yurttaşımızın öldürülmesinin üzerinden bir ay bile geçmeden dün de Gaziantep’te bir cemevi silahla tarandı.

17. Bütün dinlere, mezheplere eşit yakınlıkta durması gereken siyasi iktidar, mezhepçi söylem ve yaklaşımlarıyla ortamı çok tehlikeli provokasyonlara elverişli hale getiriyor. Mezhep çatışmasının nelere mal olacağını yaşayarak görmek yerine, Ortadoğu’ya bakmamız yeterli. Sonunu görmeye çoğumuzun ömrünün yetmeyeceği bir büyük felaket yanı başımızda bizi bekliyor. 

Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılanlar ve dış politikamızın çöküşü

18. Kısa bir süre öncesine kadar dünyanın sayılı ordularından olan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK); Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy ve Casusluk gibi davalarla baştan aşağı şekillendirilmiş ve gücü kırılmış durumda.

19. Özellikle 2001 ekonomik krizi sonrasında medya şirketlerinin siyasi iktidar/cemaat yanlısı şirketlere/kişilere geçmesi, TSK’yı acımasız bir kara propagandanın savunmasız hedefi haline getirdi. Uydurma delillerle ve senaryolarla kurgulanmış bu davaların en azından başlangıçta inandırıcı olmasına, TSK’nın darbe eğilimli geçmişide maalesefönemli katkıda bulundu.

20. TSK’nın zaafa uğratılması, olumsuz etkisini, yalnızca devletin savaş imkan ve kabiliyetleri ile terörle mücadele yeteneği üzerinde göstermedi. Hiçbir ciddi devlet, dış politikasını bir veya birkaç kişinin keyfi kararlarına terk edemez. “Biz sandıktan çıktık, ağzımızdan çıkan da milli iradedir” cümleleri, gerçek demokrasiyle bağdaşmayan hamasi nutuklardan ibarettir. Millet, kendini yönetenlerin sağduyulu davranmasını, doğru stratejiler üretmesini ve geleceğini tehlikeye atmamasını ister. 

21. Bir devletin dış politikada doğru stratejiler üretebilmesi için kendi içinde istişare mekanizmalarını işletmesi zorunludur. Bu mekanizmaların en önemli parçalarından biri,hiç kuşkusuz o devletin silahlı kuvvetleridir. Bileşik kaplar teorisi, devlet kurumlarının ciddiyeti açısından da geçerlidir. Silahlı kuvvetler ciddiyetini yitirirse, istihbarat örgütleri de, dışişleri birimleri de ciddiyetini yitirir; en yüksek düzeydeki strateji planlamaları bile “abi gerekirse iki füze atarız” seviyesine indirgenir vetopyekun bir çöküş başlar.

22. Devletin en kilit noktalarına ve bu arada yargı ve emniyet teşkilatlarına dışarıdan emir alan cemaat mensuplarının bizzat siyasi iktidar tarafından yerleştirilmesi/yerleşmelerine göz yumulması; milli savunmayı/milli orduyu, milli dış politikayı, millet adına yargıyı ve milli eğitimi yerle bir etti. 

23. Neticedesiyasi iktidar, fetih ve yeni Osmanlıcılık tabloları çizerek, her eleştireni vatan haini ilan edip kalemşörlerine infaz ettirerek, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin bütün gücünü muhaliflere yönelterek, tek sesli, tek renkli bir toplum yaratma yolunda epey ilerledi. 

24. Tarih ileride bu dönemi yazarken, Türkiye’ye özel bir yer ayıracaktır sanırım.Ortadoğu’da bırakınız bir koyup üç almayı, koyduğumuz biri bile alamadığımız için değil; Suriye’nin bölünmesine etkin katkıda bulunduğumuz, din istismarcısı sapkın terör örgütlerinin yaratılan bu boşluk sayesinde Ortadoğu’ya yerleşmesini kolaylaştırdığımız belki de desteklediğimiz, Irak’ın nihai şekilde bölünmesine destek verdiğimiz, Mısır’da Müslüman Kardeşleri çoğulcu demokrasiye yönlendirmek ve geçici çoğunluğun muhalifleri ezmesini önlemek yerine, baskıcı yöntemlerini özendirerek Mısır’da darbeye zemin hazırladığımız için tarihte özel yerimiz şimdiden hazır.

PEKİ NE YAPMAK LAZIM?

1. Kendi ellerimizle yarattığımız, yaratılmasına büyük katkıda bulunduğumuz bu bataklıktan yine kendimiz çıkacağız. Tabiri caizse kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.

2. Siyasi iktidar, ülkeyi felakete götürdüğünü görecek, zararın neresinden dönülürse kârdır diyecek; mezhepçi, kutuplaştırıcı, düşman yaratıcı söylemlerinden ve uygulamalarından derhal vazgeçecek. Halkın kendini desteklemeyen kesiminiötekileştirmeyecejve düşman olarak ilan etmeyecek. Barışçıl gösterileri polis gücüyle acımasızca bastırmaktan vazgeçerekprovokatörlere uygun iklim sağlamayı bırakacak. Aksi takdirde son derece gergin hale gelmiş fay hatları kırılmak üzere. Mezhepsel ve etnik fay hatlarını kıracak bombaların fitillerini ateşlemek kolay, söndürmesi ise çoğu zaman imkansızdır.

3. Milletvekilleri, denizin tükendiğini görecek; genel başkanlarını, parti yönetimlerini itidalli davranmaya zorlayacak. Siyasi iktidar “ben yaptım oldu” demek yerine, projelerini sivil toplumla paylaşacak, dayatarak değil, ikna ederek yürüyecek. İktidar partisi milletvekilleri, parmak çoğunluklarına dayanarak değil, ortak aklı bulma amacını gözeterek yasama faaliyetinde bulunacak.

4. Yargı, özel görevli mahkemelerin de kaldırılmış olmasının sağladığı özgürlük alanını doğru değerlendirecek ve kendi eliyle yürütülen tasfiye/baskı uygulamalarına izin vermeyecek, sebep olduğu yaraları Millet adına karar verdiğini hatırlayarakbir an önce saracak.

5. Üniversite rektörleri, fakülte dekanları, bürokrat değil bilim insanı olduklarını bir an için bile unutmayacak. 

6. Başta mülki amirler olmak üzere bürokratlar, iktidar partisinin değil, devletin memuru olduklarını daima hatırlayacak.

7. Basın, elbette siyasi görüşüne göre yorum yapacak ama gerçeği gizlemeyecek, iftira atmayacak, yangına körükle gitmeyecek. Kısacası, sorumlu davranacak.

8. Kraldan çok kralcılar, kralı kendilerinin yarattığını görüp,bu sorumsuzluklarından, ülkelerini veya en azından kendilerini düşünerek vazgeçecek.

9. Ve…..

Bütün bunların olabilmesi için kitleyi temsil iddiasındaki muhalefet partileri, iktidar alternatifi olmayı başaracak. 

Nasıl mı?

-    İnsanı temel değer olarak benimseyecek.

-    Devleti kutsal olmaktan çıkarıp, insana hizmet eden devlet anlayışını esas alacak. Yasamada da yürütmede de yargıda da merkeze daima insanı ve insana hizmeti yerleştirecek.

-    Halkın hizmet ettiği siyasetçi modelinden, halka hizmet eden siyasetçi modeline geçecek; protokol koltukları ve masaları yerine daima halkla birlikte olmayı tercih edecek.

-    Halka güven verecek. Geliyoruz diyecek. İnandıracak.

-    Halkçı olacak. Halkın içinde duracak, toplumsal gerçekleri halktan öğrenecek.

-    İnsanlara dokunacak, gönül köprüleri kuracak.

-    Çözümü mucizelerde aramayacak; tek mucizenin sistemli çalışmak olduğunu bilecek.

-    Sızlanmayacak, mazeret üretmeyecek.

-    Hamasete hamasetle değil, kitleleri sürükleyen heyecanlı bir akılcılıkla cevap verecek.

-    Kutuplaştırmayacak,kucaklayacak.

-    “Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır” diyebilecek.

-    Edirne’deki, Şırnak’taki, İzmir’deki, Yozgat’taki insan hakkı ihlali içinayrım gözetmeksizin aynı kararlılıkla ayağa kalkacak.

-    Ülkede yaşayan her insanı eşit yurttaşlık paydasında buluşturacak, her insana kendini bir diğeriyle eşit hissettirecek. 

-    Ezilenlerin, emeği sömürülenlerin yanında duracak.

-    Toplumun hiçbir kesimini dışlamayacak, ilgisiz bırakmayacak.

-    Yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı, adil yargılama konusunda samimi olacak; bunu nasıl başaracağını çağdaş dünya uygulamalarını dikkate alarak projelendirecek, sonra inanarak herkese anlatacak.

-    Her yurttaşa hukuki güvenlik,sosyal adalet, refah, huzur, daha kaliteli sağlık hizmeti, daha kaliteli eğitim sağlamaya söz verecek.

-    Çevreyi koruyan,alın teri kurumadan emeğin karşılığını ödeyen ve iş güvenliği tedbirlerini eksiksiz alan yatırımcıya/iş adamınaher türlü teşviki ve desteği vaadedecek.

-    Halka daha çok iş ve daha çok istihdam sağlayacak basit, somut, elle tutulur, uygulanabilir projeler üretecek. 

-    Tarım ve hayvancılık için yepyeni bir model geliştirecek; Ziraat Bankası’nı kuruluş amacına uygun çalışır hale getirecek; Et ve Balık, Süt Endüstrisi gibi kapatılan veya amacından saptırılan kurumları yeni bir anlayışla diriltecek; böylece üreticiyiaracının ve tefecinin elinden kurtaracak; altın değerindeki ürünlerin yerinde değerlenmesini sağlayacak borsaları açarak üreticiden sanayiciye, toptancıya, perakendeciye aracısız satışın yapılabildiği çağdaş bir yapılanmayı tesis edecek; aracının elde ettiği kazancı üreticininelde etmesini, aynı zamanda tüketicinin ucuz ve sağlıklı ürüne kavuşmasını sağlayacak. 

-    Halkbankası’nı sadece küçük ve ortaboy işletmelerin hizmetine tahsis edecek.

-    Esnafı ve zanaatkarı koruyacak, milleti millet yapan önemli unsurlardan biri olan ahilik anlayışını ve esnaflık kültürünü alış veriş merkezlerine feda etmeyecek. 

-    Bilgi çağında yaşadığımız gerçeğini kavrayarak, araştırma-geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarını en üst düzeyde teşvik etmeyi planlayacak.

-    İleri teknoloji kullanan sanayi üretimi için Ar-Ge çalışması yapan devlet şirketleri kuracak, bunları özel sektörle işbirliğine sokacak.

-    İnsan gücü planlamasını, üniversite sanayi işbirliğini ve belli sektörlerde planlı ekonomiyi projelendirecek.

-    Milli manevi değerlerle barışık olacak.

-    Din özgürlüğünü bireysel bir özgürlük olarak görüp, koruyacak; böylece istismar edilmesine izin vermeyecek. 

-    Sivil toplum örgütlerine kapılarını açacak; karar alma süreçlerine bu örgütleri ve halkı ortak edecek.

-    Geçmişin yanlışlarına özenmeyecek, dünden vebugünden ders alacak, yeni bir gelecek yaratmak için gençlerle birlikte kararlı bir yürüyüşü başlatacak.

-    “Gençleri dinleyelim” söyleminden vazgeçip, “gençlerle birlikte yönetelim” diyecek. 

-    Kadının eşit yurttaşlığını koşulsuz benimseyip, kadınların meslek hayatlarında önlerine çıkan bütün engelleri kaldıracak.

-    Engelli bireylerin önüne toplumun çıkardığı suni engelleri tek tek tesbit edip bertaraf edecek, onların topluma en üst düzeyde katkı sağlamasının önünü açacak projeleri ortaya koyacak.

-    Asgari ücretlinin ve emeklinin insanca yaşamalarını sağlamayı görev bilecek. 

-    Sosyal devlet olmanın gereğini asla unutmayacak, temel ihtiyaçlarını gidermekte acz içine düşürülmüş hiçbir yurttaşın feryadına duyarsız kalmayacak. 

-    Bilim ve sanatı, bir toplumu yükselten iki kanat olarak görecek; bilim insanından ve sanatçıdan korkmayacak.

-    Uluslararası konjonktürdeki gelişmeleri önyargılarla değil, özgür fikir ve yüksek donanımla okuyabilecek. Bu çerçevede; Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerini, kayagazı teknolojisinin yarattığı devrimi, Rusya’nın zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip Kırım’ı ve Sivastopol limanını işgalini, ABD – Çin rekabetini, Çin’in Japonya’ya yönelik taleplerini ve ABD’nin Pasifik bölgesini güvence altına almak için askeri gücünü Akdeniz ve Ortadoğu’dan Pasifik’e kaydırma ihtiyacını ve bunun gibi stratejik gelişmeleri doğru okuyup, ülkemiz adına doğru değerlendirebilecek.

-    İstikrarlı, özgür, demokratik, üniter yapısı bozulmamış, toplumsal barışı sağlamış bir Türkiye’nin; ABD, Avrupa ve dünya için önemini kavrayacak ve sağlam dış bağlantılar kurarak bunları anlatabilecek. 

-    Atatürk ve Türk Milleti demekten korkmayacak, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini yeniden egemen kılmaya söz verecek, özgürlükçü laiklik anlayışına sahip çıkacak, gerçek anlamda Atatürkçülüğü içselleştirecek.

-    Böylece hem siyasi iktidar hem dedemokratik kurum ve kuralları işletmekle yükümlü olan kamu görevlileri, siyasi iktidarın bir gün el değiştireceğini bilecek ve ona göre hukukun üstünlüğüne saygı duyacak.

NİÇİN Mİ?

Görmüyor musunuz? Sınırlarımızda devlet kurma aşamasına gelmiş ve Türkiye’yi düşman ilan etmiş radikal terör örgütleri; muhtemelen şehirlerimizin içlerinde onların militanları. Ne olduğu, kim olduğu bilinmeyen provokatörler.

Bir yanda Türk – Kürt, diğer yanda Alevi-Sünni iç savaşı çıkarmak için her türlü provokasyon.  Siyasetçilerin günlük menfaatler uğruna gerdiği ve birbirini düşman gibi görmeye başlayan gruplar, belki de kitleler.

Yeterli sebep değil mi?

YAPABİLİR MİYİZ?

Elbette yaparız. 

Biz neleri başardık.

Bunu da başarırız.

Başaracağız, yapacağız.

Aklımız başımıza bazen geç geliyor ama başarmak için gerekli olan kudrete sahibiz.

Aklımız da var yüreğimiz de.

Her siyasi partiden, her dünya görüşünden, mezhepten, dinden, cinsiyetten, dilden, etnik kökenden milyonlarca yurtseverimiz de….

Sesimi duyuyorsunuz değil mi?

Bu oyunu bozmamız mümkün!

Metin Feyzioğlu

Odatv.com

http://odatv.com/n.php?n=oyunu-bozuyoruz-1206141200

Son Güncelleme: 13.06.2014 21:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol