Yeşim
Yeşim
31 Mayıs 2016 Salı 10:49
“TARİHİ TARİHÇİLER YAZMALI; PARLAMENTOLAR DEĞİL!”

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, Alman Federal Meclisi Tarafından Görüşülecek Olan “Ermeni Soykırımı”nın Tanınmasına İlişkin Önerge Hakkında Alman Barolar Birliği Başkanı’na Mektup Yazdı

“TARİHİ TARİHÇİLER YAZMALI; PARLAMENTOLAR DEĞİL!”

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, gelecek hafta Alman Federal Meclisi tarafından görüşülecek olan “Ermeni Soykırımı”nın tanınmasına ilişkin önerge hakkında Alman Barolar Birliği Başkanı Avukat Ekkehart Schaefer’e mektup yazdı. 

Alman Federal Meclisi’nin 2 Haziran 2016 tarihli gündeminin 5. maddesinde “Ermeni Soykırımı” sözcüklerini içeren bir önerge bulunduğunu hatırlatan Feyzioğlu, “Önergede; Türkiye’nin, 1915 yılında karşılıklı yaşanan üzücü olayları, 'Ermeni Soykırımı' olarak tanıması istenmektedir. Bu mektubun amacı ise; 101 yıl önce yaşanan ve bize göre ‘parlamentoların ve siyasetçilerin görev alanına girmeyen’ bu tartışmalı konuya ilişkin bazı görüşlerimizi, saygıdeğer şahsınızda tüm değerli Alman meslektaşlarımızın hukuki kimliklerine hitapla sağduyulu olacağından endişe etmediğimiz değerlendirmelerine sunmaktır” dedi.

TARİHİ TARİHÇİLER YAZMALI; PARLAMENTOLAR DEĞİL!

Böylesine tartışmalı ‘tarihi’ bir konu hakkında parlamentoların ve siyasetçilerin karar vermemesi gerektiğini kaydeden Feyzioğlu, “Tarihi tarihçiler yazmalı; parlamentolar değil! Siyasetçilerin, dolayısıyla parlamentoların tarih yazmaya ya da yapmaya kalkışmaları, köklü ilişkileri dahi zedeleme potansiyeli taşımaları yanında; uluslararası düzeyde sonu kestirilemeyecek vahim gelişmelere de kapı açabilir”  ifadelerini kullandı.

'Ermeni Soykırımı' ithamının, ‘hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle’ kabul edilemez olduğunun vurgulandığı ve konuya ilişkin birçok tarihi gerçeğin hatırlatıldığı mektupta, olayın, Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu’nun kader birliği yaptıkları Birinci Dünya Savaşı sürecinde; Osmanlı Devleti yurttaşı bazı Ermenilerin, İhtilalci Komiteler oluşturarak, Çarlık Rusya’sının da desteği ile askeri ve sivil halka karşı artan saldırıları ve yaptıkları katliamlar nedeniyle hükümet tarafından zorunlu göçe (tehcire) tabi tutulmalarından ibaret olduğu ve bunun da adının soykırım değil, savaş hali ve meşru müdafaa olduğu ifade edildi.

AMAÇ ERMENİLERİN YOK EDİLMESİ DEĞİL, VATAN SAVUNMASIDIR

Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti altındaki topraklarda yaşayan tüm Ermenilerin değil, sadece saldırıların ve katliamların ağırlıklı olarak yaşandığı Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşayan ve ‘saldırı birlikleri’ vasıtasıyla katliam yapan Ermeni çetecilerin katliam yaptıkları­ bölgelerdeki Ermeniler’in hem devletin hem kendilerinin güvenliklerinin sağlanması kaygısıyla tehcire tabi tutulduklarının altını çizen Feyzioğlu, “Amaç, Ermenilerin yok edilmeleri asla değildir; Osmanlı Devleti’nin kendini savunma ihtiyacıdır; vatan savunmasıdır. Sorumluluğu, Ermenilerle birlikte büyük ölçüde, Ermeni çetelerini silahlandırarak 1914 yılında Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtan, saldırtan Ruslar, Fransızlar ve İngilizlerdir” dedi. 

‘SÖZDE’ ERMENİ SOYKIRIMI HİÇBİR MAHKEMECE TESPİT EDİLMEDİ

Mektupta ayrıca, 100 yıldır araştırılmasına ve tartışılmasına rağmen, yasal dayanaktan yoksun olduğu için ‘sözde’ Ermeni soykırımının, hiçbir mahkeme tarafından tespit edilemediği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, 17 Aralık 2013 tarihli Perinçek kararında da; “Holokost’ta olduğu gibi, herhangi bir şüphe olmaksızın, olayların soykırım olarak tanımlanabilmesi için, uluslararası hukuki dayanak bulunmamaktadır” dendiği ve AİHM Büyük Dairesi’nin de 15 Ekim 2015 tarihli kararıyla söz konusu kararı onayladığı belirtildi.

Türkiye, arşiv belgeleri ile sabit olan, uluslararası kuruluş ve parlamentolar tarafından da kabul edilen 'Ermeni Soykırımı'nı tanımalıdır” cümlesinin bile Federal Alman Parlamentosu’nu mahkeme yerine koyan vahim bir hata olduğunu, hiçbir parlamentonun bu hususta yetkisi olmadığını söyleyen Feyzioğlu, mektubunu şu ifadelerle sonlandırdı:

“Önergenin 3. maddesinde; ‘Amacımız, Türkiye - Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesine hizmet etmektir’ denmektedir. Bize göre, Almanya’daki Türkler ile Ermenilerin uyumuna hizmet değil, daha da kutuplaşmalarına uygun bir zemin oluşturacaktır.

Önergenin 4. maddesinde ise, ‘Yine amacımız, Almanya’daki genç kuşakların geçmiş acılardan ders almalarını sağlamaktır. Ermeni soykırımı, Almanya’da eğitim müfredatına girmelidir’ denmektedir. Bize göre, bu yapılırsa, değil ders alınması, düşman nesiller yetiştirmenin alt yapısı oluşturulur. Bu, tarihi bir uyarıdır.

Atılan bu adım; başta Alman ekonomik mucizesinde emek payı olan, Almanya’da yaşayan, birçoğu Alman yurttaşı olmuş yaklaşık 3 milyon kişi olmak üzere, sonuçta milyonlarca Türk’ü rencide edecek ve iki halk arasında telafisi son derece zor kırgınlıklara yol açabilecektir.

Tarihsellik ve bilimsellik zemininden uzaklaşılarak, konjonktürel politikaların etkisiyle onarılması güç sorunlara yol açacağı kuşkusuz olan bu tasarının, son anda göstereceğiniz bireysel ve kolektif sağduyu ile engelleneceğine dair umudumuzu koruduğumuzu bilmenizi isteriz.”

Son Güncelleme: 31.05.2016 10:53
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177