26 Şubat 2014 Çarşamba 15:26
İktidar ve Muhalefete Açık Çağrı: HERKES İÇİN HUKUK, HERKES İÇİN ADALET

  Türkiye, demokrasi tarihinde asla unutamayacağı bir alacakaranlık kuşağından geçiyor. Türkiye’nin bu karanlıktan ancak herkes için hukuk, herkes için adalet anlayışının ülkeye kurumsal olarak yerleştirilmesiyle çıkabileceği açıktır. Bu ülkede, temel haklar, başbakanın ve bakanların canı yandığında ve yalnızca onlarla sınırlı olarak hatırlanmamalıdır. Türkiye Barolar Birliği olarak daha aydınlık bir gelecek adına değerlendirme ve önerilerimizi kamuoyunun dikkatine sunuyoruz:


Gizli tanıkla, maddi delillerle desteklenmeyen montaj ses kayıtlarıyla, sahte dijital verilerle, emniyet ve savcılık çevrelerinden basına sızdırılan yönlendirici "bilgi"lerle, birbiriyle ilgisiz onlarca davanın içinden çıkılmaz şekilde birleştirilmesiyle, keyfi tutuklama kararlarıyla, önce açıklanan sonra gerekçesi yazılmaya çalışılan içi boş, çelişkili mahkumiyet kararlarıyla hayatları karartılan binlerce ailenin ve milyonlarca "potansiyel suçlu (!)" yurttaşın temel hakları görmezden geliniyor; "ben orada değildim" diye haykıran yurttaşların "masumum" çığlıkları, duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, taşlaşmış kalplere hiçbir anlam ifade etmiyor.

Siyaset, yatak odalarına kurulan gizli kameralarla şekillendirilirken, bu görüntüleri siyasi malzeme yapıp, "neresi özel, genel hayat genel!" diyenler, kendileriyle ilgili olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ise demediklerini bırakmıyor. Muhalefet de, siyasetini maalesef bu kayıtlar üzerine kuruyor.

Farkında mısınız, aslında milyonlarca yurttaşımızın yurttaşlığı, nüfus cüzdanı ve TC kimlik numarasına sahip olmaya indirgeniyor. Hukuki güvenliğimiz, huzurumuz, geleceğe güvenle bakma hakkımız elimizden alınıyor. Sosyal adalet, sosyal güvenlik, alın terinin hakkı, sigortasız, örgütsüz işçiler, memurlar, ev kadınları, esnaf, çiftçiler, orman köylüsü, yerli ve yabancı yatırımcı için projeler üretme zorunluluğumuz ve daha niceleri, kimin kime neyle vurduğu belli olmayan  bu ortamda bir türlü yerine getirilmiyor.

İnsanımız illüzyonlarla gerçeğin acımasızlığı arasına sıkıştırılıyor.

Sonuçta dünyanın en güzel ülkesi Türkiye, yurttaşlarımız için giderek yaşanması daha zor bir hale, bir kabusa dönüştürülüyor. Kabustan uyanmanın vaktinin geldiğini ve yöntemini tüm siyasi partilere tebliğ etme görevi de yurttaşa düşüyor.

Durum şudur:

Bugün binlerce insanın hukuksuzca dinlendiği ileri sürülmekte, Başbakan’la oğlu arasında geçtiği iddia edilen telefon konuşmaları için Başbakan “montaj”, muhalefet “gerçek” demektedir. Bantların gerçekliğiyle ilgili akla gelen soruyu, bugüne kadar ses bandı kayıtlarıyla hayatları karartılmış binlerce sıradan yurttaşımız yargılandıkları davalarda mahkemelere sordular. Konuşmaların kopukluğundan, konuşma içeriklerinin maddi delillerle desteklenmediğinden, montajdan, iftiradan söz ettiler. Ancak mahkeme duvarına çarptı bu savunmaları ve savunmaya yönelik bütün talepleri.  Onlara saygımızdan ötürü, aklımıza gelen soruyu sormayacak ve "hayatın olağan akışına aykırı; montaj vs" savunmasını, tıpkı yurttaşlarımızı dinlemeyen mahkemeler gibi biz de şimdilik kaydıyla duymayacağız. Çünkü tüm yurttaşlarımız için kalıcı çözüm talep ediyoruz.

Onun yerine diyoruz ki:

A) Siyasi iktidar;

a-     İnterneti sansürleme yetkisini idareye (TİB Başkanı’na) vermek,

b-     Yurttaşların internette 2 yıl boyunca neler yaptıklarını, hangi sitelere girdiklerini, hangi sözcükleri arama motorlarına arattıklarını, sosyal medyada hangi mesajı attıklarını arşivletmek ve idarenin keyfi kullanımına hazır tutmak,

c-      Tüm hakim ve savcıların teftişini Adalet Bakanı’na bağlamak,

d-     Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda hangi üyenin hangi dairede (örneğin hakimlerin hangi mahkeme ve illerde görev yapacağını belirleyen dairede) görev yapacağına Adalet Bakanı’nı yetkili kılmak,

e-     Başbakana bağlı MİT'i, dokunulmazlık zırhlıyla kuşatıp, uluslararası istihbarat işinden öncelikli olarak yurttaşlarımızı takip eden, dilediği kurumun, bankanın, şirketin, sendikanın, bilgisayar sistemine bağlanabilen, totaliter devletlerin hafiyelik teşkilatlarına dönüştürmek ve…

f-      Yurttaşın idari dava açmasını ve yürütmeyi durdurma kararı almasını kısıtlama yönündeki  proje, girişim ve bu yönde atılmış somut adımlardan vazgeçmelidir.

Çünkü baskı tepkiyi getirir, tepki baskıyla bastırılmaya çalışılır; hükümet giderek yönetemez hale gelir. Bu süreçte kendi elleriyle yarattığı yeni canavarlar önce topluma, sonra, iktidarın değişeceği sinyalini alır almaz da yaratıcılarına saldırırlar. Ardından yargı, yeni öçlerin aracı olarak kullanılmaya başlanır. Bu güzel ülkede mazlumların adı değişir, zulüm hep devam eder.

B) Öyleyse siyasi iktidar;

İktidarının sona ereceği günleri düşünmeli,  (demokrasiden inanarak söz eden herkes için iktidarın bir gün sona ereceğinden söz eden bu cümlecik, bir darbe veya kumpas iması değil, dünyanın her demokrasisinde her insanın kabullendiği bir durumun ifadesidir. Maalesef bunu dahi özellikle belirtmek zorunda olduğumuz bir dönemde yaşıyoruz) aşağıdaki adımları, yukarıda saydıklarımıza ilaveten bir an önce sadece kendileri için değil, 76 milyon yurttaşımız için atmalıdır:

a-     Bugüne kadar ağırlıklı olarak terör örgütü itirafçılarına itibar kazandırıp, terörle mücadele eden asker ve polislerimizin mahkumiyetini sağlayan, demokratik dünyada eşi benzeri görülmemiş şekilde uygulanan gizli tanıklık kurumu tamamen kaldırılmalıdır.

b-     Siyasi iktidarın, emniyet güçlerinin, belirli çıkar çevrelerinin canını sıkan, onların  önüne engel  çıkaran insanların hayatlarını karartma potansiyeline sahip ses bantlarının ve dijital verilerin tek başına delil olmaları yasaklanmalıdır.

c-       ÖGM'lerin ve Terörle Mücadele Mahkemelerinin yerine, ülkeyi tam bir polis - istihbarat devletine / kabusuna çevirecek MİT Mahkemelerinin kurulmasından vazgeçilmelidir.

d-     "Orduya, aydınlara kumpas kuruldu, çok yanlış, çok üzülüyoruz, biz yapmadık, onlar yaptı, bizi de kandırdılar" demek yetmez; bu cümleleri sarf etmenin yüklediği siyasi, ahlaki ve hukuki sorumluluk, yeniden ve adil yargılamayı sağlayacak formülleri üretmektir. Bu açıklamalardan sonra, işi seçim sonrasına bıraktıklarından söz etmek, zindanların iyice daralmış duvarları arasında yaşayanlara uygulanan eziyeti arttırarak devam ettirmektir.

e-     Kendilerini kurtarmak için formül üretme başarısını (!) süratle gösterenler, haksızlığa uğradığını yine kendilerinin ifade ettiği kişilerin gördüğü zulme çözüm üretmezlerse,  bu zulümdeki paylarını daha da arttırırlar.

Bu adımlar süratle atılmaz ise, korkarım hiç bitmeyecek gibi görünen iktidarlarının sonunda, kendi yarattıkları canavarlar kendilerini yutacak, ancak toplum yeni kaoslara sürüklenecek, çekilen acıların bir türlü sonu gelmeyecektir.

C) Siyasi muhalefet;

a-     Siyasi iktidarın niçin "yanlış" olduğunu anlatmanın yanı sıra, kendilerinin niçin "doğru" olduğunu anlatmalıdır.

b-     "Ben doğruyum" demek yetmez, yürünen çizginin de düz olması gerekir.

c-      Mevcut HSYK'nın yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamadığı, tam aksine iktidara ve/veya iktidar içi yapılara bağımlı kıldığı söylemleri sonrası, mevcudu koruma ve kutsama algısı yaratmaktan vazgeçmelidir. Yargı bağımsızlığı,  son kanunla ortadan kaldırılmamaktadır. Çünkü yargı bağımsızlığı hep zedelidir, hep sorunludur. Son kanun, bunu daha ileri bir aşamaya taşımaktadır. Öyleyse, siyasi muhalefet iki yanlıştan birini tercih etmek, taraf tutmak yerine,  ortaya evrensel standartlara göre hazırlanmış çözümünü tekrar tekrar koymalı, siyasi iktidar bu çözümü kabule yanaşmaz ise, o zaman topluma bunu anlatarak düz çizgisini korumalıdır. Unutulmamalıdır ki zigzaglar güven vermez.

d-      Türkiye'nin gündemi, adalettir, yolsuzluktur,  özgürlüktür, hukuki güvenliktir, sosyal adalet, sosyal güvenliktir, alın terinin değerinin ne olacağıdır. Bu gündemlerin biri diğerine öncelikli değildir; marifet hepsini ülke gündeminde tutabilmektir. Bu, çok da zor olmasa gerektir.

e-     Siyasi muhalefet, Türkiye'nin önüne yeni bir yol açmakla yükümlü olduğunu, bunun da özgürleşme, demokrasi, sosyal adalet, sosyal güvenlik projeleriyle gerçekleşebileceğini unutmamalıdır.

Sonuç olarak, iki yanlıştan birini tercih etmek kimseyi doğru yapmaz. Zig zaglar, söylenen sözlerin değerini düşürür, güvenilirliğe zarar verir. Günün sonunda, ne söylediğiniz kadar, kimin söylediği önem kazanır.

Siyasi partilerin el ele verip  hem kendileri hem 76 milyon yurttaşımız için hayırlı bir iş yapma, gizli tanıklığı kaldırma, ses bantları ve dijital verileri tek başına delil olmaktan çıkarma, Anayasa değişikliği yoluyla HSYK'yı bağımsız ve tarafsız kılma zamanı gelmiştir.

Ne zaman ki objektif davranıp, “hukuksuzluğa” “hukuksuzluk”, “haksızlığa” “haksızlık” diyebiliriz, ancak o zaman demokrasi, hukukun üstünlüğü ve adalet yolunda önemli mesafe kaydedebiliriz.

Saygılarımızla…

Av. Metin FEYZİOĞLU

Türkiye Barolar Birliği Başkanı

Son Güncelleme: 26.02.2014 15:29
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177