Yeşim
Yeşim
21 Şubat 2015 Cumartesi 21:53
Katip Avukata, Başsavcı Vekili Avukata Sonra Hepsi Bir Kez Daha Avukata…

Katip Avukata, Başsavcı Vekili Avukata Sonra Hepsi Bir Kez Daha Avukata 

10:50
Duruşmadan çıktım. Bir müvekkil aradı, yeğeninin tutuklandığını söyledi ve dosyaya bakmamı rica etti. “Yaşasın bu ay da ofisin, evin kirası çıktı” diyerek hevesle dosyayı aramaya başladım. Öğleden sonra da Çağlayan Adliyesi’nde olmam lazım. Yapmam gereken işler var diyorum içimden.
Demez olaydım…

11.00
Bir yanda müvekkilden ne kadar para isteyeyim, Silivri çok uzak acaba oraya mı gönderildi  şeklinde kafamdaki deli sorularla dosyanın hangi savcıda olduğunu buldum.

11.15
Savcının odasına gittim. Kapıyı çaldım, kapalı. Şaşırmadım, olabilir dedim. Kâtibinin bilmem kaçıncı katta olduğunu öğrendim koşa koşa yanına gittim.

11.20
2 kat yukarı çıktım kâtip hanımı buldum. Şu şu sayılı dosyayı inceleyebilir miyim diye kibarca yanına sokuldum. “O dosya henüz bize gelmedi tutuklanması mümkün değil, başka dosyadır” dedi. “Size zahmet UYAP’tan bakar mısınız o zaman hangi dosyadan tutuklanmış” dedim. Beni şaşırtarak UYAP’a baktı ve aksini iddia ettiği dosyadan tutuklandığını gördü. O da şaşırdı. “Aaa, bizim dosyaymış” dedi. Peki dedim, bakalım o zaman. Karşılıklı bakışmaya başladık.

11.28
Kâtip hala boş boş yüzüme bakıyor. Artık dayanamadım,

Ben: Dosyamız nerde kâtip hanım?
Kâtip: Dosya tevzi bürosundadır avugat bey, siz bunu bilmiyorsunuz sanırım.
Ben: Neyi bilmiyorum? Dosya size tevzi edilmiş 2 gün önce. Dosya nerde diye soruyorum.
Kâtip: Ben dosyayı getirmek zorunda değilim, onun savcısı başka o tutuklamış daha bize gelmedi!
Ben: Dosya ete kemiğe bürünüp kendi gelmeyecek herhalde.
Kâtip: Ben getiremem. Siz usulü bilmiyorsunuz sanırım, Avukat mısınız?
Ben: Bak ben sakin olmaya çalışıyorum. Benimle lütfen düzgün konuş. Dosyayı kalemde hazır etmiyorsun, işini yapmıyorsun gelmiş bana gider yapıyorsun.
Kâtip: Sizi şikayet edicem!! Sicilinizi söyleyin.
Ben: Sicilim şu, adım bu hadi git şikâyet et.

11. 35
2 kat daha yukarı çıktım tevzi bürosuna geldim, içimden tabi ki kâtibe küfretmiyorum. Sonuçta bu davranış gayrı ahlaki olur.
“Şu dosyanın aşağı indirilmesi lazım” diyorum.
“Ama biz indiremeyiz ki görevli kâtip kimse çağırın indirsin”.
“Şu sıralar kâtiple aramız biraz limoni, siz arar mısınız gelsin indirsin” diyorum.
Söylene söylene kâtibi arıyorlar, gelecek diyorlar.  Burada incelesem olmaz mı diyorum. Savcının talimatı var genelge var burada bakamazsınız diyorlar. Doğrudur, olabilir diyorum.

12.05
Kâtip Hanım teşrif etti. Bana olan nefreti çok da bakılası olmayan gözlerine yansımış. Hışımla odaya girdi dosyayı aldı, siz bekleyin burada ben şimdi sizi başsavcıya şikâyete gidiyorum, sonra dosyayı incelersiniz dedi. Peki dedim sorun yok, şikâyet en doğal hakkın, olabilir.

12.10
Kâtip başsavcı vekilinin odasına girdi. Acelem var. Öğleden sonra Çağlayan’da olmalıyım ya ben de kâtibin peşindeyim. Kâtip odadan çıktı. Hadi dedim kâtip dosyayı göster artık. Başsavcı vekili sizi çağırdı dedi. O kim oluyor da beni ayağına çağırıyormuş? dedim. Şaşırdı.   
Bir anda fikir değiştirdim, ya sen bir dur hele, şu savcıya biraz senden ve üslubundan bahsedeyim dedim. Savcının odasına girdim.
“Savcı bey bu kâtipleriniz işini yapmıyor. Dosya dün sabah tevzi olmuş, 2 gündür dosyayı kaleme getirmemiş, kendi işini de bana yaptırıyor, savcı yerinde yok, kâtip yatıyor, adam tutuklu bunun ve bir önemi yok mu?”dedim. Savcı vekili, avukat bey odama böyle hışımla giremezsiniz, benimle bu tonda konuşmayın çıkın gidin odamdan dedi, kavga sebebi olacak bir el hareketiyle.      
Haliyle tutamadım kendimi, bu oda babanızın malı ya seve seve toprağınızı terk ediyorum dedim çıktım.

12.15
Kâtibi odasında buldum. Dosyaya bakayım dedim. Olmaz dedi. Genelge var, bakanlığın talimatı var, savcının emri var incelemek için dilekçe yazacaksın! “Tabi ki” dedim “yazarım, tek arzun dilekçe olsun“. “Avukat bey nasıl konuşuyorsunuz?” dedi. Sesimi çıkarmadım, kâğıt buldum. Başka bir kâtibin masasının ucuna iliştim dilekçeyi yazmaya başladım.
Masada oturan kâtip oğlanın da o anda erkeklik yapası geldi. “Başka yerde yazar mısınız avukat bey çalışamıyorum” dedi. Suratına baktım, içimden geçenleri anladı, başını önüne eğdi.

Sonra hızını alamadı “Avukat bey bir bayanla konuşuyorsunuz ve bence çok kabasınız” dedi. Döndüm ve “ulan bana neler dediğini duymadın mı? Kadın olduğu için hala ağzımı bozmadım, madem o kadar erkeksin aynı şeyleri sen söyle bak ne oluyor” dedim. Bu sefer kesin olarak sustu.

Bir dergide okumuştum, içimizden 20’ye kadar saymak sakinleşmede işe yarıyormuş. 50’ye kadar saydım. Dilekçeyi bitirdim. Dilekçe dediğim de iki satır yazı “şu şu sayılı dosyanızı incelemek istiyorum, gereğinin yapılmasını talep ederim. İsim, imza.” Kâğıt israfı.

Kâtibin masasına gittim tekrardan.
B: Kâtip Hanım şu dilekçeyi buyurunuz lütfen
K: Sizi Başsavcı Vekiline şikâyet ettim
B: Olabilir. Dilekçeyi alın da şu dosyamıza bakalım.
K: Savcının havale yapması lazım.
B:Ama savcı odasında yok? Yerine bakan savcı kim?
K:Sizi şikâyet ettiğim Başsavcı Vekili var ya o havale yapacakmış dilekçeye öyle söyledi.
B: Başsavcının havale yaptığı nerde görülmüş?
K: Bana öyle söyledi, havale alın öyle gelin. Genelge var, savcının emri var havale olmadan inceletemem.

12:17
Benim yazdığım dilekçe, bir başka merciin hayal gücü mahsulü saçma sapan iki karalaması olmadan neden ciddiye alınmıyor diye düşünürken kendimi az önceki Başsavcı Vekilinin odasında buldum. Siz havale yapacakmışsınız diye dilekçeyi uzattım.
Başsavcı Vekili: Avukat bey ben bu evraka havale yapamam iyi misiniz?
Ben: Bende aynı fikirdeyim ama az önceki kâtip hanım sizin ben yaparım dediğinizi söyledi.
B.V: Öyle bir şey demedim ben Avukat bey.
Ben: Belli ki bu kâtipleri siz böyle şımartıyorsunuz.
B.V: Avukat bey benimle böyle konuşmayın!
Ben: Sesinizi yükseltmeyin.
B.V: Siz az önce geldiğinizde benim odama eliniz arkanızda dayı dayı girdiniz. Öyle giremezsiniz!
Ben: Anlamadım?
(Bu sırada başsavcı vekili makamından kalkar kapıya yönelir ellerini arkada birleştirir ve kendi kabiliyetince benim taklidimi yapmaya başlar.)
B.V: İşte bakın böyle dayı dayı yürüyüp girdiniz. Bir de eliniz arkanızdaydı. Ben sizden yaşça da büyüğüm. Saygısızlık yaptınız.
Ben: Savcı Bey yaşınız umurumda değil, buraya bayramlaşmaya gelmedik. Ben saygısızlık da yapmadım. Makamınıza karşı bir saygısızlık olduysa sizden değil ama makamınızdan(elimle koltuğunu göstererek)  özür dilerim. Elim neremde olmalıydı sizce Savcı Bey?
B.V: Sen bu odaya dayı dayı giremezsin!!
B: (Dişlerimi sıkarak) Savcı bey unutmayın ki sizinle aynı sıralardan mezun olduk biz, ben avukat oldum, siz de bu yolu seçtiniz niye şimdi burada bana üstünlük taslıyorsunuz ki?
B.V: (Yüzü biraz daha kızarır, Avukat bey diyip,  anlayamadığımız bir lisanda böğürmeye başlar) hölölölölö ^’+%’/%(!Î)/^’!^+’
B: (Artık daha fazla dayanamayarak) Avukat düşmanı olduğunuzu da öğrendik Savcı Bey. İlla ki bir gün devlet sizi emekli edecek.  

12.22
Odadan çıktım, koridorun sonuna geldim, hala savcının bağırmalarını duyuyorum ama anlamlandıramıyorum.

Mesai bitecek ve Çağlayan’a gitmem lazım. Tekrar savcının odasına gidiyorum. Odasında yok. Kâtibin yanına gidiyorum. “Kâtip hanım beni t.şak oğlanına çevirdiniz, oradan oraya gidiyorum. Rica ediyorum, yalvarıyorum savcınızı arayın sözlü talimat alın veya yerine bakan bir savcı varsa ondan alayım şu havaleyi”.

Katip sinirleniyor, avukat bey bana hakaret edemezsiniz!!! diyor. Yahu t.şak oğlanı olan benim, kendime de hakaret edemez miyim? diyorum. O arada kâtip oğlan tekrar atılmaya çalışıyor, “sus oğlum” diyorum, “seninle konuşmuyorum”.            
Güç bela yerine bakan savcıyı söylüyor. Odasına gidiyorum, o savcı da odasında yok. Olabilir.

12.25
Dayanamıyorum, başsavcı vekilini şikâyet etmek için Başsavcının odasına gidiyorum, misafirleri olduğu için odasında değilmiş, ne zaman geleceğini maalesef bilemiyorlarmış.
Hemen yandaki başka bir Başsavcı vekilinin odasına giriyorum. Kendimi tanıtıp savcı bey 5 dakikanız var mı diyip olayı bir solukta anlatıyorum. Bakın emekli olunca siz de avukatlık yapacaksınız, aynısını siz de yaşayacaksınız diyorum. “Avukat bey relax olun lütfen, relaxxx” dedikten sonra cep telefonunu çıkarıyor, dosyanın savcısını arıyor. “Yav savcım nerelerdesin? Hee, tamam, yav yok bir şey olmadı bir avukat kardeşimiz geldi de dosya mı ne inceleyecekmiş, hele bi gel de halledelim şu işi (Telefonu kapattıktan sonra bana dönüp) bak gördün mü avukatım, relax ol işte hallettik, savcı öğleden sonra gelecekmiş, relax, reelaaaxxxx” diyor.

Savcıya bakıyorum, telefonuna bakıyorum, ben böyle bir şey istedim mi diye düşünüyorum sonra da “Savcı bey, keşke o rehberden bende de olsaydı bende savcıyı arayıp öğrenebilseydim o zaman ben de sizin gibi “relax” olurdum” diyerek odadan çıkıyorum.

12.35
Saatime baktım, öğle arası olmuş! Çağlayan işi yalan oldu. Sakin olmam lazım. Böyle şeyler olabilir.

13.45
Savcı halen gelmemiş. Yerine bakan savcının odasına gidiyorum. O da halen yok.

14.15
Bizim savcı halen gelmedi ama yerine bakan savcı odasında. Odasına giriyorum. Durumu anlatıyorum havale istiyorum. “Yerine ben bakıyorum genelde ama görevlendirme yazısı gelmedi” diyip adalet komisyonunu arıyor. Kısa bir konuşmadan sonra, “Avukat bey savcı bugün izinli değilmiş, o yüzden görevlendirme yapılmamış lütfen biraz bekleyin gelir herhalde. Görevlendirme yazısı olmadığından ben havale yapamam” diyor.

14.20
Vekilini şikâyet etmek istediğim Başsavcı halen odasında yok. Gelmemiş. Dayanamıyorum, kâtip şikâyetlerine bakmaya savcılık görevli biliyorum ama kendimi Adalet Komisyonu Başkanı’nın odasının kapısında buluyorum. Sekreter hemen ismimi not ediyor. Numaramı soruyor, gelen herkesi kaydetmek zorunda olduğunu söylüyor. El mahkûm söylüyorum. Sonra da Başkan’ın odasına giriyor. Bekliyorum.  

14.25
Komisyon Başkanı gelsin diyor, odasına giriyorum, içeride birbirinden alakasız 3 insan var. Komisyon başkanı bir şey içer misin diye soruyor, hayır diyorum. 5 dakikanızı çalmaya geldim, çok doluyum müsaadenizle size patlayayım diyorum, gülüyor, anlatın avukat bey diyorlar. Başlıyorum, 4 meraklı adam beni dinliyor. Olayı buraya yazdığım gibi, hatta daha detaylı bir şekilde anlatıyorum ve ekliyorum “Başkanım sizin geçmişiniz hâkimlik şimdi de komisyon başkanısınız ama teamüldendir emekli olunca en üst mertebeye yükselip avukatlık yapacaksınız. Bakın sizin de başınıza gelebilir. Üçbuçuk saattir bir dosyayı inceleyemedim” diyorum. “Burada durdukça sağa sola salça oluyorum, kavga çıkartıyorum, şu dosyayı inceleyip eve gitsem siz de rahat edeceksiniz, ben bu dosyayı göremedikçe sizi de rahatsız edicem” diyorum. “Şu dosyayı inceletin beni eve gönderin” diyorum.

Hep beraber bana gülüyorlar.
Komisyon Başkanı : Avukat bey savcılıkla ilgili sorunlara Başsavcı bakıyor ben sizi çok iyi anladım ama şimdi ben arasam bir şey desem …
Ben : Biliyorum! Yargıya müdahale ediyor diyecekler o yüzden arayamazsınız.
K.B: Hay ağzınla bin yaşa. Bak ne güzel sen her şeyi biliyorsun. Dur ben sana bir iyilik yapayım (dedikten sonra başka bir başsavcı vekilini arıyor) Yav savcım bir avukat arkadaşın burada sıkıntısı var, bir yardımcı olur musun? (dedikten sonra bana dönerek) şu savcının yanına gidin size yardımcı olacak avukat bey, canınızı sıkmayın bakın hemen hallettik. Olur böyle şeyler.

14.35
Yönlendirildiğim başsavcı vekilinin odasına giriyorum. Kâtip orada, işte bu avukat diye odadan girdiğimde beni gösteriyor. Başsavcı vekili kâtibe çıkmasını söylüyor. Buyurun avukat bey oturun bir şey içer misiniz diye beni karşısındaki koltuğa davet ediyor. Bu da dosyanız diyor.
Çayımdan bir yudum alıyorum, çayın da en iyisini siz içiyorsunuz diyesim geliyor.
Dosyada fazla bir şey yok. Tutanaklara, ifadeye ve polis fezlekesine bakıyorum. Sadece 2 dakika sürüyor. Başsavcı vekili benden dosyayı incelemem için havalesi yapılmış dilekçe de istemiyor. Hani genelge vardı? Hani havale olmadan dosya incelenmezdi? Aklımdaki bu soruları dışa vurmadan, “Savcı bey ilginiz için teşekkür ederim ama benim istediğim şey böyle bir özel muamele değildi” diyorum olayı anlatıyorum. Dinlermiş gibi yapıyor. Yerinden kalkıp beni kapıya kadar uğurluyor, avukat bey önemli olan sizin işinizin görülmesi, canınızı sıkmayın olur böyle şeyler diyor. Olabilir diyorum içimden. 

14.45(Final)
Dosyayı inceledim ama saate baktıkça sinirden yerimde duramıyorum. Dosyanın savcısı gelmiş. Hışımla odasına giriyorum, bilmem kaçıncı kez aynı şeyleri anlatıyorum. Kâtibiniz arayıp sizden sözlü talimat alamaz mıydı? Ne gerek var bu havaleye diyorum. Savcı diyor ki, avukat bey sormayın, çok haklısınız, ben de şikâyetçiyim ama kadın işte laf edemiyorum. İki gündür böyle. İdare edin bir kaç gün,he he diyip geçin, ben konuşurum diyor.


2 dakikada inceleyeceğim bir dosya için 4 saat Başsavcının vekilleriyle, kâtiplerle kavga ediyorum. Bir aşağı bir yukarı giderken yaptığım spor ve arkamdan tutulmuş bir adet tutanak yanıma kâr olarak kalıyor.

Müvekkile ne mi oluyor?            
Müdafiin yapmış olduğu tutukluluğa itirazın reddine…


Av. Erdost Balcı

Son Güncelleme: 21.02.2015 21:59
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
AYDIN ÖZMEN 2 yıl önce

bi̇r solukta okudum, şaşırdım (;

banner177