Yeşim
Yeşim
30 Ocak 2016 Cumartesi 21:46
İzmirli Avukat açtığı tazminat davasında milyonlarca vatandaşı ilgilendiren o maddenin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürdü.

İzmirli Avukat Av. Serhat Deniz Çelikkaya, açtığı tazminat davasında milyonlarca vatandaşı ilgilendiren o maddenin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürdü. 

            Trafikte gerçekleşen kazalarda yargılamanın seyrine yön veren trafik polislerinin tuttukları tutanaklar uyarınca asli-tali kusur ayrımı yapıldığını ve hangi eylemin asli kusur olduğunun kanunkoyucu tarafından kanunda sayıldığını, kusur oranını belirleme yetkisinin ve görevinin ne bilirkişide ne de kanunkoyucuda olması gerektiğini süren Av. Serhat Deniz Çelikkaya kanunkoyucunun bu düzenlemesi nedeniyle trafik kazaları nedeniyle açılan ceza davaları ve tazminat davalarında  hakimlerin yalnızca birer katibe dönüştüğünü ifade etti. 

            İzmirli Avukat Serhat Deniz Çelikkaya, trafik kazası kaynaklı ceza davasında müşteki vekili olarak kusur oranının yalnızca Karayolları Trafik Kanunu’ndaki kıstaslara göre belirlenmemesi gerektiğini, ceza hukukunun genel hükümlerine göre somut olaya göre kusurun belirlenmesi gerektiğini ileri sürdü. Ancak mahkeme trafik polisinin tuttuğu gece koyu renkli kıyafet ile yaya olarak trafiğe çıkmanın, hız limitlerini aşarak kazaya sebebiyet vermekten daha ağır kusur olduğunu belirttiği tutanağı ve aynı yöndeki adli tıp raporunu dayanak alarak hüküm kurdu.  Sanığın hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi nedeniyle Av. Serhat Deniz Çelikkaya kararı temyiz edemedi.

            Bunun üzerine, Av. Serhat Deniz Çelikkaya açtığı tazminat davasında Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini talep etti.

 

            Avukat Serhat Deniz Çelikkaya konu ile ilgili olarak şunları söyledi:
“İlgili kanun maddesinin uygulanması vicdana aykırı birçok durumun ortaya çıkmasına sebep oluyor. Örneğin, hız sınırlarını ihlal etmek kanunkoyucu tarafından asli kusur sayılmamıştır. Bu halde, hız sınırının 90 km/saat olduğu bir yolda 100 km/saat hızla seyreden sürücü ile 180 km/saat hız ile seyreden sürücünün olası bir kazada kusur oranı aynı kabul edilmektedir. Oysa ki 180 km/saat hız ile seyreden kimsenin olası bir kazayı öngördüğü ve aynı kusurla hareket etmediği, kayda değer şekilde daha kusurlu olduğu açıktır. Ancak kanunkoyucu doğrudan esasa yönelik olarak kusur derecesini eylemleri saymak suretiyle belirlediğinden hakimler çaresiz kalmakta ve toplum için gerçekten tehlikeli olan kişiler aynı veya benzer suçları defalarca işlemeye devam etmektedirler.”
 

 

İşte dilekçeye göre o iddia:

           

            5. ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİAMIZA İLİŞKİN AÇIKLAMALARIMIZ

 

Anayasaya aykırılık iddiasında bulunduğumuz kanun maddesi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesidir:

 

Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller:

 

Madde 84 – Araç sürücüleri trafik kazalarında;

a) Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme,

b) Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme,

c) İkiden fazla şeritli taşıt yollarında, karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit veya yol bölümüne girme,

d) Arkadan çarpma,

e) Geçme yasağı olan yerlerde geçme,

f) Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, g) Şeride tecavüz etme,

h) Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama,

i) Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama,

j) Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama,

k) Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında park etme veya duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama,

l) Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara uygun olarak park edilmiş araçlara çarpma, Hallerinde asli kusurlu sayılırlar.

Ancak, kazada bu hareketlerden herhangi biri,kazaya karışan araç sürücülerinden birden fazlası tarafından yapılmış veya kaza bu hareketler dışında kurallarla, yasaklamalara, kısıtlamalara ve talimatlara uyulmaması nedenlerinden doğmuşsa,karayolunu kullananlar için kusur oranı yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir.” 

5.1. Aykırılık İddiamıza Dayanak Mevzuat

 

2709 sayılı Anayasa’mızın Başlangıç metnine göre;

 

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;”, ve

 

“Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;” sabittir.

 

            Bundan başka, yine Anayasa’nın 5. Maddesi  Devletin temel amaç ve görevlerini şu şekilde ifade etmiştir:

 

Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

 

Yine devamla, 9. maddede;

Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”

 

şeklindeki düzenlemesiyle yalnızca bağımsız mahkemelerin yargısal faaliyette bulunabileceğini sınırlandırıcı şekilde ifade etmiştir.

            Anayasakoyucu nihayet 11. maddede “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” buyurmuştur.

Mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı 138. madde ise hakimlerin ve mahkemelerin bağımsızlığını şu şekilde teminat altına almıştır:

 

“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”.

 

5.2. Aykırılık İddiamızın Gerekçelendirilmesi

 

            Anayasaya aykırılık iddiasında bulunduğumuz kanun maddesi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesi olduğunu yukarıda açıklamıştık.

            Öncelikle, hakim hukuka ve vicdanına göre karar vermek zorundadır. Hakimler ve mahkemeler; somut olayın özelliklerine göre önlerine gelen uyuşmazlığı yürürlükteki hukuka göre değerlendirecek ve nihayet uyuşmazlığı çözecektir. Somut olaya göre olguların değerlendirilmesi doğrudan doğruyalık ilkesi gereği hakimin yetkisi ve görevidir. Kanunkoyucunun doğrudan kanun maddesi ile standart ve makineleşmiş bir hayat tasavvur ederek her somut olayın gelişimini ve kişilerin kusurluluğunu aynılaştırarak kusur oranı belirlemesi bu bakımdan hukuka ve hakimlik mesleğinin niteliğine aykırıdır.

            Yine hakim ve mahkemeler ancak ve ancak hakimin hukuk ve olağan hayat bilgisinin kavramaya yetmeyeceği, teknik bilgi gerektiren hususlarda bilirkişiden rapor talep edebilirler.

            Bilirkişi, raporun talep edildiği hususa ilişkin olarak teknik açıklamasını yapacak ve bunu hakime veya mahkemeye bildirecektir. Bilirkişinin görevi bundan fazlası olamaz. Dosyada bunun dışında yapılacak her türlü faaliyet yargısal nitelikte olup bu yetki hakime aittir.

Oysa ki aykırı olduğunu ileri sürdüğümüz maddede, kanunkoyucu yargıç yerine geçerek ve yargı yetkisini anayasa hukuku anlamında gasp ederek, somut olaya göre hakimin belirlemesi gereken kusur durumunu sınırlı sayma (numerus clausus) yoluyla sayarak düzenleme yoluna gitmiştir.

Yine bu kanun hükmünün uygulanması sonucu bilirkişilerin asli-tali kusur şeklinde yargıç yerine geçerek yargılamanın esasına dair işlem tesis etmeleri sonucu doğmaktadır ki bu durum anayasamıza göre yargı yetkisini Türk Milletinin bağımsız mahkemeler aracılıyla kullanacağı hükmüne aykırıdır.

Anılan kanun maddesinin hem kanunkoyucunun doğrudan kusur oranı belirlemesi hem de bilirkişilerin hakim yerine geçecek şekilde işlem tesis etmesine sebep olması nedeniyle anayasaya aykırı olduğu kanaatindeyiz.

Bilindiği gibi kusur kavramının değerlendirilmesi tamamen hukuki bir mesele olup hukuki değerlendirme sonucu hakimin üzerinde karar vereceği bir husustur.

Kanunun uygulanması halinde ortaya çıkan ve vicdana aykırı olan durumlardan birkaç örnek vermek gerektiği kanaatindeyiz: Örneğin, hız sınırlarını ihlal etmek kanunkoyucu tarafından asli kusur sayılmamıştır. Bu halde, hız sınırının 90 km/saat olduğu bir yolda 100 km/saat hızla seyreden sürücü ile 180 km/saat hız ile seyreden sürücünün olası bir kazada kusur oranı aynı kabul edilmektedir. Oysa ki 180 km/saat hız ile seyreden kimsenin olası bir kazayı öngördüğü ve aynı kusurla hareket etmediği, kayda değer şekilde daha kusurlu olduğu açıktır. Ancak kanunkoyucu doğrudan esasa yönelik olarak kusur derecesini eylemleri saymak suretiyle belirlediğinden hakimler çaresiz kalmakta ve toplum için gerçekten tehlikeli olan kişiler aynı veya benzer suçları defalarca işlemeye devam etmektedirler.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesi“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” hükmünü haizdir.

Yargılamaya konu somut olaydaki kusur derecesinin tespiti genel ve hukuki bilgiyle hakimin çözmesi gereken bir mesele olup bilirkişi ve/veya kanunkoyucunun yargısal kanaat belirtebileceği bir husus değildir. Zira aksi halde, örneğin yağma suçunun işlendiği iddiasıyla açılan davada sanığın kullandığı iddia edildiği bıçaktaki parmak izlerinin tespiti için hakimin bilirkişi raporu istemesi halinde de bilirkişi yağma suçunun oluşup oluşmadığı hususunda da işlem tesis edecektir. Bu durumun, iptalini istediğimiz kanun maddesinin uygulanmasından hiçbir farkı yoktur.

Anılan sebepler uyarınca iddiamızın ciddi görülerek iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasını talep ederiz.”


 Bu haber adaletbiz.com tarafından yapılmıştır. Aktif kaynak gösterilmeden yayımlanamaz.

www.adaletbiz.com

Son Güncelleme: 30.01.2016 21:58
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177