31 Mart 2014 Pazartesi 17:25
VAZİFE MALULLÜĞÜ AYLIĞI BAĞLANMASI KONULU BİREYSEL BŞV.
 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM 

KARAR 

Başvuru Numarası: 2013/3081 

Karar Tarihi: 20/2/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR


Başkan : Alparslan ALTAN
Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör : Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu : Ahmet BOZKURT

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, vazife malullüğü aylığı bağlanmamasına ilişkin işlemin iptali talebiyle açtığı davada verilen karar nedeniyle sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 3/5/2013 tarihinde Tokat İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. 

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, İstanbul ilinde polis memuru olarak görev yapmakta iken 28/11/1979 tarihinde ateşli silah ile yaralanmış, yapılan tedavi sonrasında tekrar görevine başlamıştır.

6. Ayrıca başvurucu, Kağıthane ilçesi Gültepe Polis Merkezi amiri olarak görev yapmakta iken 2/1/2005 tarihinde madde bağımlısı bir kişiye müdahale ettiği sırada ağır bir şekilde yaralanmış, yaralanma nedeniyle bir çok kez ameliyat olmak zorunda kalmıştır.

7. Başvurucu 1/1/2006 tarihinde yaş haddi nedeniyle emekliye sevk edilmiştir.

8. Başvurucunun, vazife malulü olarak emekliye sevk edilmesine ve 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden yararlandırılmasına yönelik talebi Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 11/8/2006 tarihli işlemi ile reddedilmiştir.

9. Başvurucu, 19/1/2007 tarihinde anılan işlemin iptali istemiyle Ankara 15. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

10. Dava devam etmekte iken başvurucunun durumu yeniden incelenmiş, 28/11/1979 tarihinde meydana gelen olayın terör saldırısı olduğuna dair mahkeme kararının bulunmaması ve olay nedeniyle malul olmaması nedeniyle bu olay için vazife malulü kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak 2/1/2005 tarihinde gerçekleşen yaralanma olayına ilişkin olarak vazife malulü kabul edilerek hakkında ayrıca 3/11/1980 tarih ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş ve 30/4/2007 tarih ve 627189 sayılı işlemle 15/1/2006 tarihinden itibaren başvurucuya 6. derece vazife malulü aylığı bağlanmıştır.

11. Ankara 15. İdare Mahkemesi, dava devam ederken başvurucunun vazife malulü kabul edilmesine yönelik işlemi de değerlendirmeye alarak 31/12/2007 tarih ve E.2007/253, K.2007/1996 sayılı kararı ile davanın, 5434 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun vazife malulü sayılmaması kısmı yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmaması kısmı yönünden ise davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Olayda, davacı 01/01/2006 tarihinden itibaren yaş haddinden emekli edilmiş ve dava konusu edilen 11.08.2006 tarihli işlemle vazife malülü sayılma istemi reddedilmiş ise de daha sonra, 02/01/2005 tarihli saldırıdan dolayı 5434 sayılı kanun uyarınca vazife malülü kabul edilerek hakkında ayrıca 2330 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi üzerine 30/04/2007 gün ve 627189 sayılı işlemle 15/01/2006 tarihinden itibaren 6. derece vazife malülü aylığı bağlandığı görüldüğünden, dava konusu işlemin 5434 Sayalı Yasa uyarınca vazife malüllüğü sayılmaması kısmının konusuz kaldığı anlaşılmakla bu kısım açısından karar tesisi olanaklı bulunmamaktadır.

Dava konusu işlemin, davacının 3713 sayılı Yasadan yararlandırılmamasına ilişkin kısmına gelince; dosyadaki bilgi ve belgelerden, 28.11.1979 tarihinde gerçekleşen ve ilgilinin işine gitmekte iken kimliği belirsiz kişilerce açılan ateş sonucu yaralanması olayının, terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiğine yönelik hukuken geçerli herhangi bir tespit olmadığı, olaya ilişkin yapılan yargılamada sanıkların beraat ettiği, dolayısıyla eylemin davacının görevi sırasında ya da bizzat terör önleme ile ilgili bir görevlendirme esnasında olmadığı anlaşıldığından 3713 sayılı Yasa ile tanınan haktan yararlanamayacağı sonucuna ulaşılmakla, tesis edilen işlemin bu isteme yönelik kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.”

12. Başvurucu, davanın reddine ilişkin kısmını temyiz etmiş, Danıştay Onbirinci Dairesi 12/5/2010 tarih ve E.2008/7180, K.2010/4070 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını gerekçe ekleyerek onamıştır. Dairenin gerekçesi şöyledir:

“Davacının, 28.11.1979 tarihinde görevine giderken kimliği belirsiz kişilerce açılan ateş sonucu yaralanmasının terör eylemlerinin yoğun olduğu bir dönemde vuku bulması, olayın oluş biçimi ve zamanı, terör eyleminin sebep ve etkisiyle olma ihtimalini güçlendirdiği, ceza davasında sanıkların beraat etmesinin ise olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesine engel oluşturamayacağı, bu nedenle davacının 1979 yılındaki olayda terör eylemlerinin neden ve etkisiyle yaralandığının kabulü gerekmekte ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının maluliyetinin söz konusu olaydan kaynaklanmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, davacının 2.1.2005 tarihinde İstanbul’da bir ihbar üzerine polis ekibi ile birlikte gittiği yerde etkisiz hale getirmeye çalıştığı kişi tarafından bıçaklı saldırıya uğraması sonucu yaralandığı ve olayın güvenlik ve asayişle ilgili olması nedeniyle 2330 sayılı Kanun kapsamında vazife malülü kabul edilerek aylık bağlandığı anlaşılmış olup, davacının 1979 yılında meydana gelen olaydan dolayı malül kabul edilmemesi nedeniyle 3713 sayılı Yasadan yararlandırılmaması yolunda tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

13. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 8/2/2013 tarih ve E. 2010/8774, K. 2013/1066 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

14. Karar, başvurucuya 10/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

15. 8/6/1949 tarih ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun mülga 44. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamıyacak duruma giren iştirakçilere (Malül) denir ve haklarında bu kanunun malüllüğe ait hükümleri uygulanır."

16. 5434 sayılı Kanun'un mülga 45. maddesi şöyledir: 

"44 üncü maddede yazılı malüllük;

a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa;

b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği her hangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa;

c) Kurumların menfaatini korumak maksadiyle bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (Maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartiyle);

ç) Fabrika, atelye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa;

Buna (Vazife malüllüğü) ve bunlara uğrıyanlara da (Vazife malülü) denir."

17. 3713 sayılı Kanun’un 21. maddesi şöyledir:

“Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca;

a) (Değişik bent: 28/02/1995 - 4082/6 md.) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edilir.

…”

18. 2330 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle , trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların ; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 20/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 3/5/2013 tarih ve 2013/3081 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, 1979 yılında meydana gelen olayın bir terör saldırısı olduğunu, bu olaydan dolayı vücudunda halen mermi çekirdeği taşıdığını, riskli bölgede bulunduğu için çekirdeğin alınamadığını, bu durumun hareket kabiliyetini kısıtladığını, 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılması gerektiğini, yararlandırılmış olsaydı emekli maaşının daha yüksek olacağını belirterek sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, aldığı maaş ile alması gereken maaş arasındaki farkın tazmin edilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucu, sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de esas itibarıyla 1979 yılındaki olay nedeniyle vazife malulü sayılmasını, ayrıca 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanarak emekli aylığının artırılmasını ve geçmişte oluşan farkın tazmin edilmesini istemektedir. Başvurucu her ne kadar sosyal güvenlik hakkından söz etmekteyse de sosyal güvenlik hakkı bireysel başvuru konusu edilebilecek haklardan olmadığından bu iddialar başvurucunun alacağının somutlaşmış olması halinde ancak mülkiyet hakkı çerçevesinde değerlendirilebilir. Ancak başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında vazife malulü hükümlerinin uygulandığı, başvurucu tarafından, 1979 yılındaki olayın 3713 sayılı Kanun kapsamına girip girmediği ve bu olay nedeniyle malul olup olmadığının değerlendirilmesi sonucunda elde edeceği maddi gelirin başvuru konusu edildiği, bu hususun ise başvurucunun açtığı davada verilecek karar ile ortaya çıkacağı ve Mahkeme tarafından da 1979 yılındaki olay nedeniyle başvurucunun bir maluliyeti olmadığı tespiti yapılarak, bu hususa ilişkin başvurucu talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun iddiaları Mahkeme kararının sonucuna ilişkin olup, değerlendirmenin de bu kapsamda yapılması gerekir. 

22. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

27. Başvuru konusu olayda, başvurucu, 28/11/1979 tarihinde meydana gelen saldırıda yaralanmış, hastanede yapılan tedavisinin ardından yeniden görevine dönmüştür. Başvurucu 20/1/2005 tarihinde meydana gelen saldırıya kadar görevini ifa etmiş, anılan tarihte uğradığı saldırı neticesinde önce yaş haddi nedeniyle, sonra yeniden yapılan değerlendirme sonucunda ise vazife malulü olarak emekliye sevk edilmiştir. Vazife malulü sayılması ve hakkında 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması talebiyle açtığı davada, yerel mahkeme başvurucunun vazife malulü sayılmamasına yönelik davanın konusunun kalmadığına karar vermiş, 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmamasına yönelik olarak ise 28/11/1979 tarihinde meydana gelen olayın terör saldırısı olduğuna ilişkin hukuken geçerli bir kanıt olmadığı gerekçesiyle davanın bu kısmını reddetmiştir. Bu kararın temyiz incelemesinde ise Danıştay Onbirinci Dairesi, 28/11/1979 tarihinde meydana gelen olayın terör saldırısı olduğunun kabul edilmesi gerektiği, ancak başvurucunun maluliyetinin bu olaydan kaynaklanmaması nedeniyle dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşarak, Mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir.

28. Bu duruma göre, yapılan yargılamada, başvurucunun 28/11/1979 tarihinde uğradığı saldırının bir terör saldırısı olduğu kabul edildikten sonra bu olaydan dolayı malul olup olmadığı değerlendirilmiş, dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre başvurucunun maluliyetinin anılan olay neticesinde meydana gelmediği, 2/1/2005 tarihine kadar vazifesini yaptığı ve bu tarihte meydana gelen saldırıdan dolayı malul duruma düştüğü sonuç ve kanaatine varılmıştır.

29. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası veya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucu, yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olup, başvurucunun mahkemece delillerin değerlendirilmesinin ve verilen kararın içeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. 

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.



Başkan
Alparslan ALTAN
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Son Güncelleme: 31.03.2014 17:26
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177