31 Mart 2014 Pazartesi 17:26
TESPİTE İTİRAZ DAVASININ ÇOK UZUN SÜRMESİ, BİREYSEL BŞV.
 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM 

KARAR 

Başvuru Numarası: 2013/2995 

Karar Tarihi: 20/2/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR 

Başkan : Serruh KALELİ
Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu : Mehmet YAVUZ
Vekili : Av. Ferruh ONUR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu tarafı olduğu hukuk davasına ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, yargılamanın adil olmadığını ve yargılamanın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle, ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 24/4/2013 tarihinde Antalya Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı 26/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuya ait Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Köprücek köyünde kain 162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali istemiyle, 5/5/2006 tarihinde Tavşanlı Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açılmıştır.

8. Belirtilen dava Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kaydedilmiş, Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin 20/10/2009 tarih ve E.2006/855, K.2009/943 sayılı kararı ile, davacı tarafından davanın takipsiz bırakıldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş ve karar 9/12/2009 tarihinde kesinleşmiştir.

9. Belirtilen davanın davacısı tarafından, 12/2/2010 tarihinde Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinde tapu iptal ve tescil talebiyle aynı taşınmazı konu alan yeni bir dava açılmış, açılan bu dava Mahkemenin E.2010/178 sırasına kaydedilmiştir.

10. Mahkemenin 14/7/2010 tarih ve E.2010/178, K.2010/800 sayılı kararı ile, davalılardan biri hakkındaki davanın husumet yoluğundan, başvurucuya yönelik davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.

11. İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393, K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulmuş, bozma ilamı sonrasında davanın Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılmıştır.

12. Mahkemenin 1/6/2012 tarih ve E.2011/1092, K.2012/548 sayılı kararı ile, davanın kabulüne ve başvurucuya ait 162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın tapusunun 235.16m2’lik kısmının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

13. Karar temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı ilamı ile onanmıştır.

14. Onama ilamı başvurucu vekiline 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 20/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/4/2013 tarih ve 2013/2995 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, kendisine ait taşınmaza ilişkin olarak yürütülen ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını, keşif ve bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazlarının ve taleplerinin mahkemelerce karşılanmadığını, bu duruma bağlı olarak dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

a. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

18. Başvurucu tarafı olduğu ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

i. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyasına ilişkin olarak

19. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

20. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.

21. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (B. No. 2012/51, 25/12/2012, § 18).

22. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında, makul sürenin tespitinde nazara alınacak sürenin başlangıç tarihi olarak Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kayıtlı dava tarihini esas almış olmakla beraber, 5/5/2006 havale tarihli dava dilekçesi ile yargılamasına başlanılan E.2006/855 sayılı davanın 20/10/2009 tarihli celsesinde davacı tarafça yargılamanın takip edilmeyeceğinin beyan edilmesi üzerine, uyuşmazlık hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm tesis edildiği ve gerekçeli kararın başvurucuya 23/11/2009 tarihinde tebliğ edilmesini takiben, 9/12/2009 tarihinde kesinleştiğine dair şerh verildiği görülmekle, başvurucunun belirtilen dava evrakına yönelik makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının incelenmesinin, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır.

23. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu kararın bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 gününden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii.Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyasına ilişkin olarak

24. Başvuru evrakı kapsamından, başvurucunun Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

25. Başvuru evrakı kapsamından, başvurucunun yargılamanın adil olmadığı yönündeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

a.Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

26. Başvurucu, 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını beyan ederek, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucunun iddiasına konu ettiği Tavşanlı Kadastro Mahkemesi’nin E.2006/855 sırası üzerinde yürütülen yargılama faaliyeti açısından, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiş olmakla, belirtilen iddia açısından değerlendirmeye alınacak yargılama süreci Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası kapsamında yürütülen süreçtir.

27. Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

28. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

31. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 40).

32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

33. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 46).

34. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

35. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, iki adet taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle genel yetkili mahkemelerde açılan bir tapu iptali ve tescil davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 49).

36. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 12/2/2010 tarihidir.

37. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 51).

38. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin E.2013/901 ve K.2013/1041 sayılı onama ilamı tarihi olan 18/2/2013 tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).

39. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki taşınmaz arasındaki sınır ihtilafına dayanan bir tapu iptal ve tescil davası olduğu, 12/2/2010 havale tarihli dava dilekçesi üzerine Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2010/178 sırasına kaydı yapılan davanın 15/2/2010 tarihli tensip zaptı ile birlikte dava evrakının ikmaline başlanıldığı, devam eden celsede taraflara delil ibrazı hususunda mehil verilerek 8/7/2010 tarihinde yapılan keşfi takiben 14/7/2010 tarihli celsede başvurucu hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın ise husumet yokluğundan reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393, K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulduğu, bozma ilamı sonrasında Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılan davanın 11/10/2011 tarihli tensip zaptı sonrasında, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek, ilam gereğince evrak ikmaline başlanıldığı, 30/4/2012 tarihinde icra edilen keşif sonrasında, 1/6/2012 tarihli celsede davanın kısmen kabulü ile, başvurucuya ait taşınmazın tapusunun 235,16 m2’lik kısmının iptaline ve davacı adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı kararıyla onandığı, onama kararının 17/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği ve karar düzeltme kanun yoluna başvurulmadığı anlaşılmaktadır.

40. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmaza ilişkin sınır ihtilafı nedeniyle yetkili sulh hukuk mahkemesinde görülen bir mülkiyet uyuşmazlığı olduğu, iki davalı aleyhine açılan davada iki defa taşınmaz başında keşif icra edilerek bilirkişi raporu temin edildiği, yargılama kapsamında uyuşmazlığa ilişkin olarak ilk derece mahkemesince iki defa karar verildiği, belirtilen kararların iki defa Yargıtay denetiminden geçtiği, bu inceleme süreçlerinin toplamda üç yıl altı günlük bir süreyi kapsadığı, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu ve başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri nazara alındığında, söz konusu iki dereceli yargılama prosedüründe geçen üç yıllık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.

41. Yukarıda açıklanan nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b.Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

42. Başvurucu, maliki olduğu taşınmaza ilişkin olarak yürütülen yargılamada ileri sürdüğü talep ve itirazlarının mahkemelerce karşılanmadığını, bu kapsamda dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

43. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların esasen, hatalı değerlendirmeler içerdiği iddia edilen bilirkişi raporu karşısında, yeniden keşif yapılarak bilirkişi raporu temin edilmesi ve başvurucu tarafından dosyaya sunulan harita ve kadastro mühendisi raporunda yer alan aksi yöndeki tespitler de tartışılarak, taşınmazların sınırına ilişkin değerlendirmenin yeniden yapılması yönündeki itiraz ve taleplerinin derece mahkemelerince karşılanmadığı noktasında toplandığı anlaşılmakla, belirtilen iddiaların gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

44. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edildiği, yargılama süreci boyunca hakkını savunmak için görüşlerini sunma imkânı bulduğu, başvurucunun iddialarının mahkeme tarafından esastan incelendiği, bir temel hak ve özgürlük ihlal edilmedikçe, yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki hataların bireysel başvuru incelemesine konu edilemeyeceği, mülkiyet iddiası açısından ise, öncelikle 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi kapsamında tazminat davası açma imkânının bulunduğunun ve ihtilafın iki özel kişi arasında görülmekte olduğunun nazara alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.

45. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18)

46. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

47. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

48. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

49. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri olup, Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı gibi ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.

50. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur.

51. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması gerekmektedir (B. No. 2013/1213, 4/12/2013,§ 26; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ruiz Torija/İspanya, B. No. 18390/91, 09/12/1994, §§ 29,30; Hiro Balani/İspanya, B. No. 18064/91, 09/12/1994, § 28; Georgiadis/Yunanistan, B. No. 21522/93, 29/05/1997, §§ 40-43; H.A.L./Finlandiya, B. No. 38267/97, 27/01/2004, §§ 50-51; X/Yunanistan, B. No. 8769/79, 16/07/1981; Les Travaux Du Midi/Fransa, B. No. 12275/86, 02/07/1991).

52. Başvuru konusu olayda, iki taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle yürütülen yargılama neticesinde kurulan hükmün temyiz incelemesi sonucunda, Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın hüküm vermeye yeterli olmadığından bahisle bozulduğu, özellikle bozma kararında keşfen tatbiki gerektiği belirtilen ve davacı taşınmazının dayanak kaydı olan tapu kaydı kapsamının tayini yönünden yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda, başvurucunun taşınmazına dâhil olan 235,16 m2’lik kısmın davacının dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığının belirtildiği, ilk derece mahkemesi tarafından takdiri bir delil olan bilirkişi raporunun yanı sıra, dinlenilen tanık beyanları ve dayanak tapu kayıtları da nazara alınarak, başvurucuya ait taşınmazın bilirkişi raporunda belirtilen kısmının davacıya ait taşınmazın dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığı ve taraf taşınmazları arasında bulunduğu iddia edilen ark ve dereye ilişkin olarak mahallinde somut olguların bulunmadığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu suretle başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen talebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verildiği anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

53. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki iddialarını ise yargılama neticesine dayandırdığı, özellikle derece Mahkemelerince yürütülen ve adil yargılanma hakkına riayet edilmediği iddia edilen yargılama neticesinde verilen kabul kararının taşınmazın yüz ölçümünde azalma meydana gelmesine neden olduğunun ve sonucu itibariyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğinin iddia edildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda olduğu gibi, özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyet hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber, bu hak kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulî güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Novoseletskiy/Ukrayna, B. No. 47148/99, 22/2/2005, § 102; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No. 48553/99, 25/7/2002, § 96). Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (§§ 41-52) başvurucunun delillerinin ve iddialarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde derece mahkemelerince ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.



Başkan
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Son Güncelleme: 31.03.2014 17:28
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177