31 Mart 2014 Pazartesi 17:24
EMNİYET MÜDÜRÜNÜN TERFİ ETTİRİLMEMESİ KONULU BİREYSEL BŞV.
 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM 

KARAR 

Başvuru Numarası: 2013/3175 

Karar Tarihi: 20/2/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR 

Başkan : Serruh KALELİ
Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Raportör : Elif KARAKAŞ
Başvurucu : Mustafa KIVRAK

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 3. sınıf emniyet müdürlüğünden 2. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi ettirilmemesi ve bu işlemin gerekçesi olan hakkındaki kamu davasının makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ve Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında tanımlanan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 15/4/2013 tarihinde Sarıgöl Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 6/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Emniyet amiri olarak görev yapmakta iken “görevli memura hakaret” suçundan Eşme Cumhuriyet Başsavcılığının 29/3/2005 tarih ve 2005/162 sayılı iddianamesi ile hakkında kamu davası açılan başvurucunun, Eşme Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla 2 ay 20 gün hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/6/2008 tarih ve E.2008/6664, K.2008/14420 sayılı kararıyla bozulmuş, bozma kararına uyan yerel mahkeme tarafından bu kez 21/5/2010 tarih ve E.2008/373, K.2010/210 sayılı kararla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir. Karar, 22/6/2010 tarihinde kesinleşmiştir.

7. 12/5/2010 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünce elektronik ortamda yayınlanan Emniyet Teşkilatı 2010 yılı değerlendirme dönemi terfi sonuçlarına göre başvurucu, 3. sınıf emniyet müdürlüğünden 2. sınıf emniyet müdürü rütbesine terfi ettirilmemiştir.

8. Başvurucunun Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Değerlendirme Kurulu tarafından terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı dava, Manisa İdare Mahkemesinin 4/3/2011 tarih ve E.2010/1205, K.2011/482 sayılı kararıyla davacının 2. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfi ettirilmemesine yönelik kararda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.

9. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 12. Dairesinin 5/3/2012 tarih ve E.2011/4020, K.2012/1300 sayılı kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 19/2/2013 tarih ve E.2010/8239, K.2013/736 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 4/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

10. 4/6/1937 tarih ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun “Terfî ve atama” başlıklı 55. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Polis Amirleri, rütbe sırası ile Komiser Yardımcısı, Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, 4 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 3 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 2’nci Sınıf Emniyet Müdürü, 1 inci Sınıf Emniyet Müdürü ve Sınıf Üstü Emniyet Müdürüdür.

Bu rütbelere terfiler, bu maddede öngörülen sınav ve eğitim şartı saklı kalmak üzere, kıdem ve liyakata göre yapılır.


Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya tecil edilse dahi alınan hapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa süreli durdurma cezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza süreleri kadar rütbe terfiini geri bıraktırır. Her olumsuz sicil, rütbe terfiini bir yıl geciktirir.

…”

11. Aynı maddenin son fıkrası uyarınca çıkarılan ve 10/8/2001 tarih ve 24489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmeliğin “Yüksek Değerlendirme Kurulunun değerlendirme ve karar usulü” başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Yüksek Değerlendirme Kurulu üyeleri; 22’nci madde belirtilen terfi edecek personel hakkında;

a) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, adli mercilerce verilen kararlar ve bu kararlara dayanak olan fiillerini,

b) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, disiplin kurullarınca verilen disiplin cezalarına veya soruşturma bilgilerini ve bu soruşturmalara dayanak olan fiil ve hareketlerini,

c) Performans değerlendirme, ödül ve başarı belgesi bilgilerini,

d) Meslek içerisindeki bilgi, beceri ve davranışlarını, değerlendirerek edinecekleri kanaate göre oy çokluğu ile karar verirler.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 20/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/4/2013 tarih ve 2013/3175 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

13. Başvurucu, hakkında Eşme Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ve bu kararın ceza hükmünde olmadığını, dolayısıyla rütbe terfiine engel teşkil edecek bir durumunun bulunmadığını, buna rağmen terfi ettirilmemesinin mevzuata aykırı olduğunu, 2007 yılı değerlendirme döneminde terfi ettirilirken 2010 yılında terfi ettirilmediğini, hakkında açılan kamu davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını ve bu nedenle terfi değerlendirmesinde 2 ay 20 günlük mahkûmiyet kararının esas alındığını, İdare Mahkemesi kararının verildiği tarihte sonuçlanmış ve kesinleşmiş olmasına rağmen Mahkemece kamu davasının temyiz aşamasında devam etmekte olduğu belirtilerek kesinleşmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dikkate alınmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, mahrum kaldığı özlük haklarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

14. Başvurucu, hakkında açılan kamu davasının makul sürede sonuçlandırılmadığından, 2. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi ettirilmemesi üzerine açtığı davada verilen kararın hukuka aykırı olduğundan ve idare mahkemesinin hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını dikkate almaksızın karar vermiş olması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuru, belirtilen iddialara göre üç başlık altında incelenecektir.

1. Kamu Davasının Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası Yönünden

15. Başvurucu, hakkında açılan kamu davasının yedi yılda sonuçlandırıldığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın makul bir süre içinde verilmemesi nedeniyle terfi edemediğini, zira terfisinin devam eden bir yargılama nedeniyle gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.

16. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

17. Anılan hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin yetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).

18. Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında “görevli memura hakaret” suçundan açılan kamu davasında Eşme Asliye Ceza Mahkemesinin 27/9/2007 tarih ve E.2005/50, K.2007/154 sayılı kararı ile başvurucunun mahkumiyetine karar verilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/6/2008 tarih ve E.2008/6664, K.2008/14420 sayılı kararıyla bozulmuş, bozmaya uyan yerel mahkemenin 21/5/2010 tarih ve E.2008/373, K.2010/210 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir. Karar, 22/6/2010 tarihinde kesinleşmiştir.

19. Açıklanan nedenlerle, başvurunun, makul sürede yargılama yapılmadığı iddiasına konu kararın 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası Yönünden

20. Kamu görevlisi olan başvurucunun terfi ettirilmemesine yönelik uyuşmazlığın “medeni hak ve yükümlülük” kapsamında ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı bakımından Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer aldığı açıktır.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

22. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

23. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 20).

24. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

25. Başvuru konusu olayda başvurucu, hakkında açılan kamu davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine ve dolayısıyla üzerine atılı suç nedeniyle herhangi bir ceza almamış olmasına rağmen terfi ettirilmemesinin mevzuata aykırı olduğunu, kamu davasının devam ettiği 2007 yılı değerlendirme döneminde terfi ettirilirken 2010 yılında terfi ettirilmemesinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiş, ilk derece mahkemesi ise davacıdan kıdem sırasına göre daha sonra gelen ve terfi eden beş emsal emniyet müdürüne ait belgeler ile davacının sicil durumu bir arada değerlendirildiğinde takdir ve taltifleri genel olarak davacıdan daha fazla olan kişilerin terfi ettirildiği ve bu kişilerin sicil durumlarının davacının durumuna yakın olduğu, ayrıca davacının Kurulda görüşülme tarihi itibarıyla adli yargı yerinde 2 ay 20 gün hapis ve para cezasına mahkûm edildiği ve bu davanın temyiz yargılamasının devam ettiği, bu haliyle davacının terfi ettirilmemesi şeklinde oluşan kanaatte objektiflikten uzaklaşıldığına dair bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucunun iddialarının mevzuatın yorumlanmasına, delillerin değerlendirilmesine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

26. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe veya bariz takdir hatasına ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucunun yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen kararın sonucunun adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

27. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararının açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

28. Başvurucu, hakkındaki ceza davasının İdare Mahkemesi kararının verildiği tarihte sonuçlanmış ve kesinleşmiş olduğu halde, Mahkemenin gerekçesinde adli yargı yerinde mahkûmiyetine karar verildiğinin ve bu davanın temyiz aşamasında devam etmekte olduğunun belirtildiğini, böylece lehine olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı dikkate alınmaksızın davasının reddedildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bireysel başvuru incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No: 2012/1049, § 18, 26/3/2013).

30. Başvurucunun ihlal iddiasına konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’nin ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmektedir.

31. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”

32. Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

33. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

34. Bu çerçevede, masumiyet karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 27). Ancak suç isnadı mahkûmiyete dönüşse bile söz konusu mahkûmiyet hükmü hukuksal anlamda kesinleşmediği sürece masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü bu durumda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz.

35. Öte yandan, ceza davasının herhangi bir nedenle düştüğü, belirli bir süre sonra şarta bağlı olarak düşeceği veya sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın davanın ertelendiği durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini kabul etmek gerekir. Çünkü bu durumlarda ortada henüz verilmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 27).

36. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir usul güvencesi olmasına rağmen, buna ilişkin korumanın uygulanabilir ve etkili şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza yargılaması devam etmeyen kişilere, kamu görevlileri veya otoriteleri tarafından bunlar gerçekte suçlularmış gibi muamele edilmesinin önlenmesi gerekir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” da (hukuk, disiplin gibi), masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik önem taşır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Allen/Birleşik Krallık [BD], B. No: 25424/09, 12/7/2013, §§ 92-105 ve 120-126).

37. Buna göre, ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, henüz kesinleşmemiş mahkûmiyet kararına dayanılması masumiyet karinesi ile çelişebilir. Buna karşılık, idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve mahkûmiyetine dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. (Bkz. B. No:2012/665, 13/6/2013, § 29). Bunun için kararın gerekçesinin bütün halinde dikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir.

38. Öte yandan, ceza muhakemesi hukuku ve idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu gerektirebileceği gibi sicil, terfi, atama gibi işlemlerin tesisinde de idarece takdir yetkisi çerçevesinde göz önünde bulundurulabilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ile idarece yürütülen işlemler farklı süreçlere tabidir. Ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü idare makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Bkz. B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30).

39. Bireysel başvuruya konu olan İdare Mahkemesi kararının gerekçesi şöyledir:

“Emniyet Teşkilatının üst düzey yönetici kademelerinin belirlenmesinde, meslekte geçirilen sürenin başlı başına belirleyici olamayacağı; bu kamu hizmetinin kadrolarının oluşturulmasında mesleki liyakatin de kıdem öğesiyle beraber önemli bir yer tuttuğu; dolayısıyla aynı kıdeme sahip personel arasında daha liyakatli olanların tespitinde haklarında devam eden rütbe terfiine engel adli ve idari soruşturmaların bulunması, … önceki hizmetlerinde aldığı idari ve adli cezaların niteliği, bekleme süresi içindeki sicil not ortalamasının yüksekliği şeklindeki unsurların belirleyici olacağı açık olup, bu değerlendirme biçimi yerleşik yargısal içtihatlarla da kabul edilmektedir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/1/2000 tarihli, E.1999/765, KR.2000/87 sayılı kararı).

Bu kapsamda oluşturulan terfi sistemi açısından davacının durumu, 2010 yılında 2. sınıf emniyet müdürlüğünde terfiyi hak eden personel listesi, terfi kararı verilen personel listesi, terfi ettirilmeyen personel listesi, davacıdan kıdem sırasına göre daha sonra gelen ve terfi eden beş emsal emniyet müdürüne ait belgeler ile ilgilinin sicil durumu bir arada değerlendirildiğinde; soruşturma ve disiplin bilgileri ile takdir ve taltifleri genel olarak davacıdan daha fazla olan kişilerin terfi ettirildiği, kendinden sonra yer alıp terfi eden bu personellerin de sicil durumlarının davacının durumuna yakın olduğu, ayrıca davacının Kurulda görüşülme tarihi itibarıyla adli yargı yerinde 2 ay 20 gün hapis ve para cezasına mahkûm edildiği ve bu davanın temyiz yargılamasının devam ettiği, bu haliyle idarenin davacının ilk defa girdiği değerlendirmede terfi ettirilmemesi şeklinde oluşan kanaatte objektiflikten uzaklaşıldığına dair bir hususun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Varılan bu sonuca göre, davacının 2. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfi ettirilmemesine yönelik kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.”

40. Görüldüğü üzere İdare Mahkemesi kararında, dava konusu terfi ettirilmeme işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılırken, ceza davasının sonucundan bağımsız olarak soruşturma ve disiplin bilgilerinin, takdir ve taltif belgelerinin ve sicil durumlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde varılan kanaate göre işlem tesis edildiğine vurgu yapılmaktadır.

41. Mahkeme kararında ek gerekçe olarak yer alan “ayrıca davacının Kurulda görüşülme tarihi itibarıyla adli yargı yerinde 2 ay 20 gün hapis ve para cezasına mahkûm edildiği ve bu davanın temyiz yargılamasının devam ettiği” ifadesinin ise Mahkeme tarafından başvurucunun suçlu olduğunu kabul ya da ima eden bir gerekçe olduğu söylenemez. Zira anılan ifadede başvurucunun mahkûm edildiği bilgisinin yanında davanın temyiz yargılamasının devam ettiğinden de bahsedilmesi, yargı kararının sonucundan ziyade devam eden yargısal sürece dikkat çekildiğini göstermektedir. Danıştay İdari Dava Dairelerinin liyakat değerlendirilmesinde devam eden adli, idari soruşturmaların gözetileceği yönündeki kararına atfen Mahkeme tarafından başvurucunun suçluluğuna dair herhangi bir yargıda bulunulmaksızın salt bu sürecin vurgulanmış olmasının tek başına masumiyet karinesini ihlal ettiği söylenemez.

42. Öte yandan, anılan ifade ile başvurucu hakkındaki kamu davasının terfi değerlendirme kurulunun karar tarihindeki aşamasına işaret edilmekte olup, idare mahkemesinin kararı tarihindeki hukuki durumun kastedilmediği açıktır. Dolayısıyla mahkeme tarafından terfi ettirilmemeye ilişkin işlem tarihindeki hukuki durumun belirtilmiş olması başvurucunun iddia ettiği şekilde hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın göz ardı edildiği anlamına gelmemektedir.

43. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddiaları çerçevesinde masumiyet karinesinin ihlal edilmediğinin açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Ceza davasının makûl sürede sonuçlandırılmadığı iddiasına ilişkin kısmının “zaman bakımından yetkisizlik”,

2. Yargılamanın adil olmadığı iddiasına ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

3. Masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.




Başkan
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Son Güncelleme: 31.03.2014 17:24
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177