29 Aralık 2013 Pazar 20:11
Anayasa Mahkemesinin 10/1/2013 Tarihli ve E: 2011/141, K: 2013/10 Sayılı Kararı

28 Aralık 2013  CUMARTESİ         Resmî Gazete   Sayı : 28865

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı: 2011/141

Karar Sayısı: 2013/10

Karar Günü: 10.1.2013

İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Emine Ülker TARHAN ve Muharrem İNCE ile birlikte 116 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU : 11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin;

A- İlk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 59. ve 60. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddine,

B- Tümünün ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki cetvel ve listelerin, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 91. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına,

C- 1- 3. maddesinin,

2- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,…” ibaresinin,

3- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve…” ibaresinin,

4- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendindeki yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresinin,

5- 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,

6- 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresinin,

7- 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresinin,

8- 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresinin,

9- 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,

10- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

11- 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin…” ibaresinin,

12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,

13- 24. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır.” biçimindeki birinci cümlesinin,

b- (3) numaralı fıkrasının,

14- 27. maddesinin;

a- (1) numaralı fıkrasında yer alan “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …” ibaresinin,

b- (2) numaralı fıkrasının,

15- Geçici 1. maddesinin,

Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 11., 36., 70., 91., 104., 112., 123., 124., 128. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına,

karar verilmesi istemidir.

I- HÂKİMİN REDDİ, İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ

Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:

“I- HAKİMİN REDDİ TALEBİ

Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde, “adil yargılanma hakkı” düzenlenmiş; 138 inci maddesinde ise, “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” denilmiştir.

Yargıçların bağımsızlığına gerekçe oluşturan, Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm vermesine ilişkin bu kuraldan yargıçların tarafsızlığı anlaşılmalıdır. Yargıçlara yönelik “meslek ahlakı standartlarını” oluşturmak amacıyla belirlenen ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararıyla benimsenen, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul ettiği 2003/43 sayılı “Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” de yargıcın bağımsızlığı ile tarafsızlığına ilişkin bağlayıcı hükümler içermektedir.

Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin “Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık” değerleri şöyledir:

“Değer 1: BAĞIMSIZLIK

İlke: Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.

Uygulama:

1.1 Hâkim, doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak, hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.

1.2 Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsızdır.

1.3 Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de.

1.4 Hâkim, yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.

1.5 Hâkim, yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için, yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları artırmalıdır.

1.6 Hâkim, yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.

Değer 2: TARAFSIZLIK

İlke: Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.

Uygulama:

1. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.

2. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.

3. Hâkim, duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde hareket etmelidir.

4. Hâkim, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca hâkim, her hangi bir şahsın ya da meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her hangi bir yorum da yapmamalıdır.

5. Hâkim, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi yaratması halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan çekinmelidir. Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde söz konusu olur:

6. Hâkimin, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya,

7. Hâkimin ihtilâf konusu davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya,

8. Hâkim ya da hâkimin ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili ekonomik bir çıkarının olması. Davaya bakmaya devam edecek yeni bir mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde hâkime, görevden el çektirmek gerekmez.”

Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin yukarıda aynen yer verilen “Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık” değerleri hiçbir yoruma ve ek açıklamaya ihtiyaç göstermeyecek derecede açıktır.

Kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde (http://www.wikileaks.ch/origin/186 18.html) yer alan 03 ANKARA 4862 kodlu yazıda, “ 4. (C) Kapsamlı reformların önde gelen savunucularından, Anayasa Mahkemesi Hakimi Haşim Kılıç, 1 Ağustos tarihinde bize özel olarak CHP’nin mevcut problemleri için kendini suçlaması gerektiğini aktarmıştır. CHP, muhalefet etmek görüntüsünü vererek ya da çok çekişme yarattıktan sonra isteksizce “her şeyi” – demokrasi yanlısı ortaya atılan tüm reformları -- kabul ederek, kendisi için prensipsiz ve erişilemez bir imaj yaratmakta. CHP, Hükümet doğru şeyi yapsa bile, sanki tek işinin AK Parti Hükümetinin yaptığı her şeye muhalefet etmek gibi davranmak olduğunu söylemiştir. Bu da seçmenleri kaçırıyor demiştir.” ifadeleri yer almaktadır.

Kamuoyuna yansıyan ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç tarafından da yalanlanmayan belgeye dayalı bilgilere göre, Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk Partisi hakkında Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçiliği yetkililerine olumsuz değer yargılarında bulunduğu anlaşılmış, bu konudaki gizli görüşmenin kamuoyuna yansıması ile de Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu bir davada tarafsız karar veremeyeceği izlenimi doğmuştur.

Yasama ve yürütme organlarının siyasi söylemlerinden ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmesi de gereken bir yüksek yargıcın, hem de yabancı bir ülkenin Büyükelçiliğine iç siyasete ilişkin değerlendirmelerde bulunmasındaki tuhaf ötesi gariplik bir yana, yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü, Anayasaya şekil ve esas bakımından; Anayasa değişikliklerini ise şekil bakımından denetlemek ve bireysel başvuruları karara bağlamakla Anayasal olarak görevli Anayasa Mahkemesinin bir üyesinin, TBMM’nin çıkardığı yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü ve Anayasa değişikliklerini gerek gördüğü durumlarda Anayasa Mahkemesine taşımakla Anayasal olarak yetkilendirilmiş Anamuhalefet Partisi hakkında şikayetvari olumsuz görüş beyan etmenin de ötesinde, hiç kimseyi yüceltmeyecek sözler söylemesi; yargıcın bireysel bağımsızlığını koruyamadığını, karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsız kalamadığını, sadece bizatihi karar için değil, aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerli olan tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmayan eylemler içinde bulunduğunu, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde bulunmadığını; önüne gelme ihtimâli olan davalar hakkında, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça adilanelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak yorumlarda bulunduğunu, hiçbir yoruma ihtiyaç göstermeyecek açıklıkta ortaya koymaktadır.

Somut olayda, ekte yer alan belgeler ve bu belgeler çerçevesinde kamuoyu önünde yapılan aleni tartışma ve değerlendirmeler karşısında, Sayın Başkan Haşim Kılıç’ın derin bir sessizliğe bürünerek, usulen yalanlama yoluna dahi gitmemiş olması, kamuoyunda ABD Ankara Büyükelçiliğine Cumhuriyet Halk Partisini şikayet eder mahiyetteki sözleri söylediği ve olumsuz değerlendirmelerde bulunduğu ve dolayısıyla davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olduğu şeklinde anlaşılmış ve Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu işbu davada bir yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin ciddi kuşkuların yerleşmesine yol açmıştır.

25 Nisan 2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49 ncu Kuruluş Günü Töreninde yapılan açılış konuşmasındaki şu sözler de Sayın Haşim Kılıç’a aittir:

“Anayasanın 175 inci maddesinde Anayasa değişikliği için öngörülen nitelikli çoğunluk anlayışının içinde, uzlaşmaya dönük örtülü bir yaklaşım olduğu düşünülebilirse de, bu, çoğunluğu elde edenlerin azınlıkta kalan diğer görüşleri ve farklılıkları yok sayma, dışlama ya da dayatma yolunu haklı kılamaz. Ancak, nitelikli çoğunluk dışındaki görüş sahiplerinin de bu gücü bloke etme, etkisizleştirme gibi davranış sergilemelerine de izin verilemez. Doğal hukukla örtüşen evrensel değerler üzerinde geniş katılımlı bir iradeyi oluşturmak zor değildir. Yeter ki demokrasinin müzakere imkânlarından faydalanarak çözüm bulma iradesi samimiyetle ortaya konulabilsin. Toplumun tanıklığında ortaya konulan bu samimi duruşlar, çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” noktasındaki düşünce sahiplerinin haksızlığını açıkça ortaya koyacaktır. Siyaset kurumları, geçmişte yaşanan fahiş hatalarla hesaplaşarak, sorunlara çözüm önerilerini cesaretle sunabilmelidirler. Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesi’ne dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır.”

Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı Haşim Kılıç’a göre, Anayasanın 175 inci maddesinde aranan nitelikli çoğunluk, uzlaşmaya dönük açık bir kural değil, sadece örtülü bir yaklaşım olarak düşünülebilir ve Anayasal olarak yetkilendirilmiş Anamuhalefet partisinin, siyasal iktidarın çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” anlayışıyla çıkardığı yasal düzenlemeleri, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine götürmesi, “Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı”dır.

CHP’nin Anayasa Mahkemesine dava açmasına ilişkin olarak kamuoyunda kahve sohbeti düzeyinde sürdürülen güncel siyasi tartışmalar esnasında, sadece Anayasa Mahkemesine iptal davası açma yetkisi bulunan Anamuhalefet Partisini aşağılamayı ve toplum nezdinde itibarsızlaştırmayı değil, aynı zamanda Başkanı olduğu Yüksek Mahkemenin demokratik sistem içindeki işlevi ile Anayasal varlık nedenini de sorgulayan bu sözleri, herhangi bir siyaset insanı değil, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı söyleyebilmiştir. Dahası bu sözler, günümüz Türkiye’sinin kâbusu olduğu üzere, dostlar arasında yapılan özel bir sohbetin ortam veya telefon dinlemesi suretiyle elde edilmesi ve medyaya servisi yoluyla kamuoyuna yansımamış; yazılı ve görsel tüm medyanın takip ettiği Yüksek Mahkemenin 49 ncu Kuruluş Günü Töreninde -6223 sayılı Yetki Yasasının siyasal iktidarın sayısal çoğunluğuna dayalı olarak kabul edildiği 06.04.2011 tarihinden 20 gün sonra 25.04.2011 tarihinde- yapılmıştır.

Demokratik siyasal sistemlerde bir siyasi partinin muhatabı, diğer siyasi partilerdir. Bu bağlamda, herhangi bir siyasi parti hakkında siyasi değerlendirme, eleştiri ve suçlamaları yapacak olanların da halkın oylarına talip olan diğer siyasi partiler olacağında kuşku yoktur. Anayasasında demokratik hukuk devleti ile kuvvetler ayrılığı ilkelerini benimsemiş ve yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığına yer vermiş bir ülkede, Anayasa Mahkemesi Başkanının herhangi bir siyasi partiyi bırakınız suçlamayı, eleştirmesi dahi hiçbir şekilde mümkün olamaz. Hele bu suçlamanın, Başkanı olduğu Mahkemenin demokrasilerdeki işlevi ile varlık nedenini de yok sayarak Anayasa Mahkemesine dava açmak gibi Anayasal bir hakkın kullanımı, muhalefet görevinin bir parçası ve temel hak ve özgürlükler ile halkın çıkarlarını korumanın gereği ile ilgili olması, açıklanabilir olmanın uzağındadır.

Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanının amacı ve hedefi, “kör kör parmağım gözüne” kadar açık ve herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar belirgin bir şekilde Anamuhalefet Partisini, “Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı” ile suçlaması; hukuksal konumu ve statüsü ile mesleki deneyimi göz önüne alındığında, ancak, Anamuhalefet Partisine karşı alt benliğe yerleşmiş katı önyargının, üst benliğin kontrol işlevini parçalayarak açığa çıkacak derecede güçlü olmasıyla mümkün olabilir ve bu durum tarafsızlığın yitirildiğinin en belirgin göstergesidir.

Öte yandan, Sayın Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiği 1990 yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki yasasının iptali başvurularına üye ve başkan sıfatıyla katılmıştır.

Bu Yetki Yasaları ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Sayın Haşim Kılıç’ın kullandığı oylar şöyledir:

1) 06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin açtığı davada, AYM 12.12.1991 günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı Kararı ile 3755 sayılı Yetki Yasasını, Anayasanın 91 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, karşıoy kullanmıştır.

2) 24.06.1993 günlü 3911 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı davada, AYM 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28 sayılı Kararı ile 3911 sayılı Yetki Yasası, “verilen yetkinin belirsiz olduğu”, “yetki yasasında bulunması gereken öğeleri içermediği”, “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu olup olmadığının tespitinin olanaksız olduğu”, “yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

3)18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı davada, AYM 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı Kararı ile 3990 sayılı Yetki Yasası, “verilen KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olmadığı”, “yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu”, “öngörülen amaç, konu ve kapsamın somut ve belirgin nitelikte olmadığı” gerekçeleriyle Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile İptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, iptali yönünde oy kullanmakla beraber, KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olması gerektiği görüşüne katılmamıştır.

4) 31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı Yetki Kanununun iptali için TBMM Üyeleri Hasan KORKMAZCAN, Bülent ECEVİT ve 113 Milletvekilinin açtığı davada, AYM 04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı Kararı ile 4109 sayılı Yetki Yasasını, “erkler ayrılığı”, “demokratik hukuk devleti” “yasama yetkisinin devredilemeyeceği” ilkelerine aykırı olduğu, “nerelerin il, nerelerin ilçe olacağı konusunda belirsizlik yarattığı”, “kapsam ve ilkelerinin belirsiz olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

5) 08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı davada, AYM 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45 sayılı Kararı ile 4113 sayılı Yetki Yasasını, “yetki yasasında, çıkarılacak KHK’lerin konu, amaç, kapsam ve ilkelerinin belirgin ve somut biçimde gösterilmemesi”, “yasama yetkisinin devrini doğurması” gerekçeleriyle Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

6) 31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in açtığı davada, AYM 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35 sayılı Kararı ile 4183 sayılı Yetki Yasasını, “amaç, kapsam ve ilkelerin belirsiz olduğu”, “Bakanlar Kurulu’na geniş kapsamlı KHK çıkarma yetkisi verildiği”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük tanındığı” gerekçeleriyle, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

7) 29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet Partisinin açtığı davada, AYM 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararı ile 4588 sayılı Yetki Yasasını, “sınırlarının geniş ve belirsiz olması”, “yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelmesi”, “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptali yönünde oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

8) 21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet Partisinin açtığı davada, AYM 20.03.2001 tarihli ve E.2001/9, K.2001/56 sayılı Kararı ile 4615 sayılı Yasanın 1 inci ve 2 nci maddelerinde yer alan “idari” ibaresini, “idarî hak kavramının, memurların ve diğer kamu görevlilerinin malî ve sosyal hakları dışında kalan tüm haklarını ifade etmesi nedeniyle belirsizlik içermesi”, “idari haklara ilişkin düzenlemelerin Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alan içinde olması” “Malî ve sosyal haklar dışındaki idarî hak kavramı içinde nitelenebilecek konuların önemli, zorunlu ve ivedi durumlar kapsamında düşünülemeyeceği” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak oyçokluğu ile iptal etmiş; Sayın Haşim Kılıç iptali yönünde oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

9) 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununun iptali için Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı davada, AYM’nin 27.10.2011 tarihli ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim KILIÇ’ın kullandığı oyun üstün sayılmasından dolayı iptal istemi reddedilmiştir.

Her dosyanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekeceği kural olmakla birlikte, Sayın Haşim Kılıç’ın Yetki Yasaları konusunda 1993 yılından bu yana istikrar kazanmış görüşünden ve bu görüşlerindeki, “sınırlarının geniş ve belirsiz olması”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük tanınması” “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçelerinden dönerek iptal isteminin reddi yönünde oy kullanması, kamuoyunda AKP’yi Anayasa Mahkemesi Başkanının kurtarması şeklinde değerlendirilmiş ve bu değerlendirme Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin yerleşen ciddi kuşkuları pekiştirmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 59 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan, Başkan ve üyelerin istişari görüş ve düşüncesini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacaklarına ilişkin kural ile 60 ıncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “Başkan ve üyeler tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu iddiası ile reddolunabilirler.” hükmüne dayanarak Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç hakkında reddi hakim talebinde bulunuyoruz.”

“…

 GEREKÇELER

1) 11.10.2011 Tarihli ve 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin Tümünün ve Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasaya Aykırılığı

Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrasında, “Kuvvetler ayırımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” belirtildikten sonra 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında “hukuk devleti” ilkesine yer verilmiş; 6 ncı maddesinde, hiç kimse ve hiçbir organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci maddesinde, Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak yerine getirileceği kuralları getirilmiş; 87 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna “belli konularda” KHK çıkarma yetkisi verilmesi TBMM’nin görevleri arasında sayılmış; 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, yetki kanununun, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını göstereceği hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında da vurgulandığı üzere, Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, yasama yetkisinin genel ve asli bir yetki olması, TBMM’ye ait bulunması ve devredilememesi karşısında KHK çıkarma yetkisinin kendine özgü ve ayrık bir yetki olduğu anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla yetki yasalarının, yasama yetkisinin devri anlamına gelecek ya da bu izlenimi doğuracak biçimde yaygınlaştırılıp genelleştirilmemesi gerekir. KHK’ler ancak ivedilik gerektiren belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konulmak durumundadır.

Anayasanın 91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesinin nedeni, “... çok acele hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanırken; Anayasa Komisyonu Başkanınca da, “Kanun hükmünde kararname, yasama meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.” denilerek aynı doğrultuda görüş bildirilmiştir.

Yetki yasasında Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulunun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. KHK’nin, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla gösterilmemeli, değişik biçimlerde yorumlamaya elverişli olmamalıdır. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.

Anayasa Mahkemesinin 1990’lardan bu yana verdiği kararlarda, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermesi için, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması gerekeceğine yönelik içtihat oluşturduğu gözlenmektedir (06.02.1990 günlü ve E.1988/62, K.1990/3). Yüksek Mahkeme, 16.10.1993 günlü ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı kararında ise, “KHK’lar, ancak ivedilik isteyen belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konur.” demiştir. İvedilik koşulu ile etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeleri taşımayan hususlarda KHK çıkarma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği açıktır.

Nitekim; 1990 yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvurulardan, sonuncusu olan 6223 sayılı Yetki Yasası hariç, 06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı, 24.06.1993 günlü ve 3911 sayılı, 18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı, 31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı, 08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı 31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı, 29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı, 21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Yasaları; Anayasa Mahkemesinin sırasıyla 12.12.1991 günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı; 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28 sayılı; 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı; 04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı; 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45 sayılı; 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35 sayılı; 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27, 20.03.2001 günlü ve E.2001/9, K.2001/56 sayılı kararları ile iptal edilmiştir.

Yüksek Mahkemenin anılan 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında;

“Anayasanın 87 nci maddesine göre, ancak, belli konularda KHK çıkarma yetkisi verilmesi gerekirken dava konusu Yasa’yla her konuyu kapsayacak biçimde genel bir yetki verilmiştir. Bakanlar Kurulu, ayrık tutulan iki kurum dışında tüm kamu kurum ve kuruluşlarını yeniden örgütleyebilecek, bunların görev ve yetkilerini yeniden düzenleyebilecek, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin ücret, aylık, disiplin ve cezaları ile emeklileri hakkında kanun ve KHK’lerde değişiklik yapabilecek, Devletin gelirleri ve harcamalarına ilişkin tüm mevzuatı ‘kamu malî yönetimi’ kavramı içinde değerlendirerek yeni kurallar getirebilecektir. Sınırları geniş ve belirsiz konularda düzenleme yapmak üzere Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi verilmesi, Anayasanın 87 nci maddesinde belirtilen ‘belli konu’larda verilen yetki olarak değerlendirilemez.

Öte yandan, yasa, Anayasanın 91 inci maddesinde belirtilen öğeleri de içermemektedir. Yasa’nın 1 inci maddesinde çıkarılacak KHK’lerin “kapsam” ve konusu içiçe girmiş, kapsamının çok geniş ve sınırsız olması nedeniyle de verilen yetkinin 91 inci maddede öngörülen yasak alana girip girmediğinin denetimi olanaksız hale gelmiştir. Konu ve kapsamdaki bu sınırsızlık ve belirsizlik, TBMM’ne ait olan yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelir. Amaç, konu, ilke ve kapsamla ilgili sınırların belirli olması gerekirken bunlara uyulmadan KHK çıkarma yetkisi verilmesi Anayasanın 7 nci maddesine aykırılık oluşturur.

Yasa’nın 2 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin ivedi ve zorunlu hallerde kullanılması gerektiği belirtilmiştir. Yetkinin “önemli, ivedi ve zorunlu” durumlarla sınırlandırılması, dava konusu Yetki Yasası’nda olduğu gibi bunun takdirinin Bakanlar Kuruluna bırakılmasıyla değil, amacın, kapsamın ve konunun içeriği yönünden ivedi ve zorunlu olduğunun yasakoyucu tarafından saptanmasıyla olanaklıdır. Niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeler ivedi ve zorunlu olarak nitelendirilemez. Dava konusu Yasa’nın amaç ve kapsamındaki genişlik ve sınırsızlık, verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemektedir.

Açıklanan nedenlerle Yetki Yasası’nın 1 inci maddesiyle 2 nci maddesinin birinci fıkrası Anayasanın Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”

denilmiştir.

6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının,

(a) bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;” denildikten sonra; (1) numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine; (2) numaralı alt bendinde, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine; (3) numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına;

(b) bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına; “ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.” gibi belirsiz ve sınırsız ifadelere yer verilerek Yetki Yasasının amacı ortaya konmak istenmiştir.

Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, Yetki Yasasının kapsamına ilişkin olarak, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler;” denilip,

(a) bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak;” ifadesinden sonra, 19 alt bent halinde 19 yasa ve KHK sayılmış ve (20) numaralı alt bendinde, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeleri kapsar.” denilerek adeta teşkilatlanmaya ilişkin tüm yasa ve yasa gücünde kararnameler kapsama alınmak istenmiş;

(b) bendinde ise, “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak;” denildikten sonra 6 alt bent halinde 5 yasa ve 1 KHK sayılmış ve (7) numaralı alt bendinde ise, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde” ifadesiyle de neredeyse tüm kamu personeli hakkında Bakanlar Kuruluna her türlü düzenlemede bulunma yetkisi verilmesi hedeflenmiştir.

Oysa yetki yasalarının, Anayasanın belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması ve verilen yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirleyerek Bakanlar Kurulu’na çerçeveyi çizmesi ve niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeleri kapsamaması gerekmektedir.

Çünkü, Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulu’nun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Ancak, 6223 sayılı Yetki Yasasının, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla geçiştirilerek, her okuyanın değişik şekillerde yorumlamasına açık hale getirilmiştir. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.

Herhangi bir yetki yasasının Anayasaya aykırı olmaması için Anayasadaki öge ve ölçütlere, Anayasa Mahkemesi kararları ile getirilen yorumlara uygun olması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesi kararlarda açıklanan gerekçelerin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılar.

Tüm bunlara ve kanun hükmünde kararnamenin, 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesinden sonra 20.09.1971 tarihli ve 1488 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle Anayasanın 64 üncü maddesine girdiğinden bu güne kadarki Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına rağmen; 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı “Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu”nun iptali için Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı iptal davası sonucunda 6223 sayılı Yetki Yasası, AYM’nin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle, bu güne kadar istikrar kazanmış görüşünün aksine iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan ve bu Dava Dilekçesinin “Hakimin Reddi Talebi” bölümünde belirtilen nedenlerle reddi hakim talebinde bulunulan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim KILIÇ’ın kullandığı oydan dolayı iptal istemi OY ÇOKLUĞU ile reddedilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına göre;

“… 6223 sayılı Kanunun iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği görülmektedir:

Bunlardan birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.

İkincisi ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.

Yetki kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve kapsamını bu şekilde belirleyip sınırlandırmıştır. Yetki yasalarında, çıkarılması için izin verilen KHK’lerin konusunun belirlenmiş olması gerekmektedir. Bununla birlikte belirlenen bu konunun mutlaka dar kapsamlı olması gerektiği yönünde Anayasada herhangi bir kural bulunmamaktadır. Kaldı ki, yetki kanunlarında KHK’lerle düzenlenmesi için yetki verilen konunun kapsamının sınırlı mı yoksa geniş mi olduğu şeklindeki bir irdelemenin, sübjektif değerlendirmeleri ortaya çıkaracağı hususu, izahı gerektirmeyecek derecede açıktır. Ayrıca, konu ve kapsamın belirlenmiş olduğunun söylenebilmesi için, hangi yasalarda değişiklik yapılacağının yetki kanununda mutlaka sayma yoluyla gösterilmesi de şart değildir. Bu nedenle, dava konusu yasa kurallarında, bir kısım kanunların isimleri sıralandıktan sonra belirlenen bu iki konuyla ilgili “diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler”de de değişiklik yapılabileceğinin ifade edilmiş olması, konunun belirli olmadığı iddiasına dayanak teşkil edebilecek bir husus değildir. Zira konu ve kapsamın belirtilmiş olması kaydıyla, belirlenen bu konu ve kapsamın sınırları içine hangi yasa ya da KHK’lerin girdiğinin yetki yasasında sayma yoluyla gösterilmesi şart değildir. Bu husus 1961 ve 1982 Anayasalarının konuyla ilgili düzenlemelerinin karşılaştırılmasından da açıkça anlaşılmaktadır. Şöyle ki, 1961 Anayasasının konuyla ilgili 64 üncü maddesinde “Yetki veren kanunda … yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin açıkça gösterilmesi” şartı aranmışken, 1982 Anayasasının 91 inci maddesinde böyle bir şarta yer verilmemiştir. Yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin yetki yasasında açıkça gösterilmesi şart olmadığına göre, hangi kanunlarda ya da KHK’lerde değişiklik yapılacağının yetki kanununda sayma yoluyla gösterilmesi de şart değildir.

(…)

Bir başka anayasaya aykırılık iddiası ise, yetki yasası ve buna bağlı olarak KHK’ler çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun bulunmadığına ilişkindir. Dava konusu yetki yasasıyla çıkarılması için izin verilen KHK’ler olağan kanun hükmünde kararnamelerdir. Bu tür KHK’lerin çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasada herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu itibarla, yetki kanunlarının ve KHK’lerin anayasaya uygunluğunun incelenmesinde Anayasada öngörülmeyen yeni şartlar ihdas edilmesi mümkün olmadığı gibi, neyin “önemli”, “ivedi” ve “zorunlu” olduğuna anayasaya uygunluk denetimi yapan yargı organının karar vermesi de bu organın işlevine uygun değildir. Ayrıca bu kavramların sübjektif nitelik taşıdığı ve göreceli olduğu da açıktır. Bu nedenle, yetki yasası ve buna bağlı olarak KHK çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olup olmadığının incelenmesi, Anayasada öngörülen çerçevenin dışına taşacak ölçüde bir denetim yapılması anlamına gelebilecektir. Oysa yetki yasaları üzerindeki denetimin, Anayasada öngörülen çerçevenin sınırları içinde kalması gerekir. Bu nedenle, KHK çıkarılması için yetki verilen konunun acil, ivedi, önemli ve zorunlu olup olmadığının incelenmesine gerek görülmemiştir.”

Bu dava dilekçesinde Yüksek Mahkemenin iki farklı kararından uzun alıntı yapılmıştır. Bunlardan birincisi 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı kararı, diğeri ise 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı kararıdır.

İki karar arasındaki farklılıklar üzerine çok şey söylenebilir; söylenecektir. Özeti, Anayasa Mahkemesinin geçmişini inkâr ettiği ve çağdaş demokrasiyi yüceltmenin erdemine artık nefesinin yetmediğidir.

Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki (6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Görüşe göre;

6223 sayılı Yasanın kapsamına;

Birincisi, “‘Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi’ ve bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi” için Yetki Yasasında tek tek sayılan 19 adet kanun ve kanun hükmünde kararname ile bu konuyla ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler;

İkincisi ise, ‘Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler’ yapılması için” Yetki Yasasında sayılan 6 adet kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bu konuyla ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler;

girmektedir.

Başka bir anlatımla, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımını ve dolayısıyla teşkilat yasalarını konu alan bütün yasa ve yasa gücünde kararnameler ile kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarını konu alan tüm personel kanunları ile kanun hükmünde kararnameler, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamındadır ve dolayısıyla teşkilat ve personeli konu alan tüm yasa ve yasa gücünde kararnamelerin Yetki Kanununun kapsamında olması, Anayasanın 87 nci maddesine göre “Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” anlamına geldiği gibi kapsamı da belirli olduğu için Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırılık oluşturmamaktadır.

Bu yorum, “Kamu hizmetlerinin kapsamı ile kamu hizmetlerini yürütecek her türlü kamu kurum ve kuruluşunun teşkilatı ile görev ve yetkilerini; bağlılık, ilgililik ve ilişkililik ilişkilerini; hizmet üretme süreçlerini; memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ve diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esasları ile mali, sosyal ve diğer her türlü özlük hakları ile sorumluluklarını; kamu hizmetlerinin finansman biçimleri ile harcama usul ve esaslarını yeniden belirlemek amacıyla yürürlükte bulunan tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik ve yeni düzenlemeler yapmak üzere Bakanlar Kuruluna yetki vermektir.” şeklindeki bir yetki yasasının da konusu ve kapsamı -6223 sayılı Yetki Yasasından daha da- belirgin, kısa, öz ve anlaşılabilir olduğundan, Anayasaya daha da uygun olacağı anlamına gelmektedir.

Bu yoruma, Anayasanın 91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesi nedeninin, “... çok acele hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanması ile Anayasa Komisyonu Başkanının da, “Kanun hükmünde kararname, yasama meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.” biçiminde görüş bildirmesini de görmezden gelip, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarını da yok sayarak, “KHK çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasada her hangi bir düzenleme yer almamaktadır.” saptamasını da eklersek;

Seçimler yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulunun hazırladığı yetki yasası tasarısına TBMM’nin yetki vermesini sağladıktan sonra -75’şer günlük bütçe süreci hariç- bir sonraki genel seçimler sonuçlanıp TBMM açılana kadar TBMM’yi kapatmak; acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durum olmadığı sürece de TBMM’yi toplantıya çağırmamak gerekecektir.

Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki (6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Görüş, net bir biçimde bunu söylemektedir.

Bu görüş, Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmında kurulan Türkiye Cumhuriyetini değil, bambaşka bir devleti tanımlamakta; tanımlanana ne dendiği de herkes tarafından bilinmektedir.

Bakanlar Kurulu tarafından 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak 35 adet KHK çıkarılmış; bir tanesi yürürlükten kaldırıldığı için geriye yürürlükte 34 adet KHK kalmıştır.

Öyle ki, söz konusu KHK’lerin içeriğine girmeden isimlerinden de anlaşılacağı üzere, KHK’lerden bazıları daha bir ay yürürlükte kalmadan değişikliğe uğramıştır.

Bakanlar Kurulunun ülkemize yaşattığı kelimenin tam anlamıyla bir tür “yap-boz oyunu”dur. Yap-boz oyunu olmadığını hiç kimse ileri süremez. Ancak, yap-boz oyunları, okul öncesi çocukların eğlenerek öğrenmelerini sağlamak için geliştirilen oyunlardır. Yap-boz oyunları ile okul öncesi çocukların, anlamsız parçaları zihinsel çaba göstererek anlamlı bütünlere dönüştürmeleri ve dolayısıyla zihinlerinde kurguladıkları bütüne ulaşabilmeleri için de her defasında yeniden deneyerek düşünme ve çözüm yolları üretme yetilerini geliştirmeleri amaçlanmaktadır.

Bakanlar Kurulu ise, 6223 sayılı Yasayla aldığı yetkiye dayanarak, yap-boz oyununu Türkiye’nin hukuk sistemi üzerinde oynamaktadır. Kamu hizmeti yürütmekle görevli kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapıları, kamu hizmeti üretme usul ve esasları, personel sistemi ve hizmet üretme süreçleri altüst edilmiştir. Yapılan düzenlemelerde 3046 sayılı Kanuna dahi uyulmamaktadır. Bakanlar Kurulu uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren alanlarda hiçbir hazırlığa dayalı olmadan kural koymakta, daha koyduğu kuralı uygulama ve sonuçlarını izleme ve değerlendirme aşamalarına geçmeden değiştirmekte; durmamakta, değiştirdiğini de değiştirmektedir. Hatta bu değişiklikleri 657 ve 662 sayılı KHK’lerde örneğine yer verildiği üzere aynı gün görevlerini düzenlediği kurumu, aynı gün kapatmaya vardırabilmektedir. Hiçbir hukuksal öngörülebilirlik olmadığı için de değiştirdiği değişikliği değiştirdiğinin üzerinde yarın başka bir değişikliğe gitmeyeceği de belirsizliğini korumaktadır.

Bakanlar Kurulunun hukuksal öngörülebilirliği ortadan kaldırması ve hukuksal belirsizlik yaratarak hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalar içine girmesini sağlayan ise, Anayasanın 7 nci maddesiyle Türk Milleti adına TBMM’ye verilen devredilemez nitelikteki yasama yetkisini kullanıyor olmaktan kaynaklanmaktadır.

Parlamento, Fransızca “parler”, İtalyanca “parlare” yani “konuşmak” mastarlarından türetilmiş bir sözcüktür ve “konuşulan yer” anlamına gelmektedir. Demokrasilerde yasalar, uzun süreli ve çok yönlü araştırma, inceleme ve değerlendirmelere dayalı olarak ihtiyaçları ve çözüm yollarını tespitten sonra parlamentoların komisyon ve alt komisyonları ile genel kurulunda konuşularak, tartışılarak ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile etkilenen toplumsal kesimlerin ve bunların temsilcisi örgütlerin görüşleri alınıp üzerinde asgari mutabakat sağlanmaya çalışılarak yasalaşmaktadır. Demokratik devletin ve çağdaş demokrasinin özü budur.

Varlığını Anayasaya borçlu olan Anayasa Mahkemesinin bu yalın gerçeği görmezden gelerek tüm teşkilat ve personel yasalarının parlamenter süreç dışında yapılmasını, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 87 nci ve 91 inci maddelerine rağmen teşvik etmesinin, hukuksal hiçbir gerekçesi yoktur; olamaz.

Kaldı ki, Anayasa yasama yetkisini Türk Milleti adına TBMM’ye vermiş ve bu yetkiye -Anayasanın 91 inci maddesindeki ayrık ve spesifik durum hariç- devredilmezlik atfetmiştir. Anayasa Mahkemesinin 91 inci maddeye ilişkin Danışma Meclisinde ileri sürülen görüşler ile Anayasanın Başlangıcı ve Birinci Kısmında kurulan demokratik parlamenter sistemin niteliğinden hareketle öngördüğü ve içtihat haline getirdiği “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmediği alanlarda 6223 sayılı Yasayla Bakanlar Kuruluna konu ve kapsamı sınırsız ve belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi ve Bakanlar Kurulunun da bu yetkiyi “yap-boz oyunu” oynar gibi kullanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan parlamenter demokratik sisteme karşı girişilmiş örtülü bir yürütme organı darbesidir. Bu örtülü darbenin siyasal iktidarın yasama organındaki sayısal üstünlüğüne dayalı olarak yasama organının bilgisi ve ilgisi dahilinde yapılıyor olması, yapılanın Anayasanın özü ve sözüyle bağdaşmayan siyasal bir darbe olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Bunun en açık, bariz ve doğrudan örneklerine Yüce Mahkemeye açılan iptal davalarında yer verilmişti. 664 sayılı KHK de bunlardan birini oluşturmaktadır.

11.10.2011 tarihli ve 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 11.08.1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun, 666 sayılı KHK’nin 28 inci maddesinin birinci fıkrası ile değiştirilen 97 nci maddesi, 101 inci maddesinin birinci fıkrası ile 103 üncü ve 104 üncü maddeleri dışındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmakta ve Anayasadaki bağlayıcı kurallarla bağdaşmayan bambaşka bir Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmaktadır.

Bilindiği üzere yasaların lafzi yorumunda dahi kısım, bölüm, madde, fıkra, bent, alt bent silsilesi ve bütünlüğü büyük bir önem taşımaktadır. Bir alt bendin ilgili olduğu bent, bendin ilgili olduğu fıkra, fıkranın ilgili olduğu madde, maddenin ilgili olduğu bölüm, bölümün ilgili olduğu kısım bağlamında değerlendirilmesi genel kuraldır.

6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamı, 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler; (a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak; (1) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, (…) (19) 25/3/1997 tarihli ve 571 sayılı Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede, (20) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilişkilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve düzenlemeleri kapsar.” şeklinde hüküm altına alınmış; (b) bendinde ise, “Kamu Kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak; (1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, (…) (7) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde, yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeleri kapsar.” denilmiştir.

Yasanın 1 inci maddesinin gerekçesinde de aynen, “Kanunun amacını ve kapsamını belirleyen bu maddede, kamu hizmetlerinin düzenli, hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ve kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmektedir.” ifadelerine yer verilmiştir.

Oysa, 664 sayılı KHK ile değişiklik ve ek düzenlemeler yapılarak yürürlükten kaldırılan 11.08.1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına ilişkin 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet yasa ve yasa gücünde kararname ile (b) bendinde sayılan 6 adet yasa ve yasa gücünde kararnameler arasında sayılmamıştır.

Öte yandan, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına ilişkin 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet yasa ve yasa gücünde kararname ile (b) bendinde sayılan 6 adet yasa ve yasa gücünde kararname arasında sayılmayan 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu 6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin kapsama ilişkin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (20) numaralı alt bendinde yer alan, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde,” ifadesi ile (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,” ifadesi kapsamı içinde oldukları da ileri sürülemez. Çünkü, (20) ve (7) numaralı alt bentler içinde değerlendirilebileceği ileri sürülür ise bu durum, (20) numaralı alt bentten önce sayılan 19 alt bendin ve (7) numaralı alt betten önce sayılan (6) alt bendin boşu boşuna sayıldıkları anlamına gelir ki, yasakoyucuyu boş işlerle uğraşan bir angarya merkezi değildir. Yasakoyucunun kapsamı geniş tutmak için bu yolu seçtiği ileri sürülüyor ise, 25 yasayı sayan yasakoyucunun, eğer kapsama almak istiyor ise örneğin 2500 yasayı da sayabileceğini ve saymasının önünde de hiçbir engelin bulunmadığını kabul etmek gerekir. Diğer yandan, bu değerlendirme kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin olsun olmasın -2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26.04.1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 05.05.1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu vb. dahil- tüm teşkilat ve usul kanunları ile KHK’lerin, (20) numaralı alt bendin; personele ilişkin hükümler taşıyan tüm kanun ve KHK’lerin ise (7) numaralı alt bendin kapsamı içinde olduğu gibi Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmında kurulan Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelik ve özellikleriyle bağdaşmayan bir iddia olmaktan öteye geçemez.

Çünkü, bu durumda yasakoyucunun (1)’den (19)’a kadar 19 adet ve (1)’den (6)’ya kadar 6 adet yasa ve yasa gücünde kararnameyi saymak yerine, doğrudan, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yürürlüğe girecek kanun ve kanun hükmünde kararnameler de dahil olmak üzere tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde,” ile “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yürürlüğe girecek kanun ve kanun hükmünde kararnameler de dahil olmak üzere tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,” demesi ve böylece söz konusu müneccimliği de içeren iddiaya hukuki bir taban oluşturması gerekirdi.

6223 sayılı Yetki Yasasının yürürlüğe girişinden sonra yürürlüğe girecek kanun ve KHK’ler de dahil tüm yasa ve yasa gücünde kararnameleri kapsamına alan bir düzenleme nasıl ki, Anayasanın 91 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki, yetki kanununun çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacını, kapsamını ve ilkelerini göstereceği kuralı ile Başlangıcının dördüncü fıkrası, 2 nci maddesi ve yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceğine ilişkin 7 nci maddesi karşısında Anayasal koruma göremeyecek ise, aynı anlama gelen bir yorumun da aynı gerekçelerle koruma göremeyeceği açıktır.

Çünkü, Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, Yetki Yasası’nın Anayasanın belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması, verilen yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirlemesi ve dolayısı ile söz konusu istisnai yetki ile Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan yasama yetkisi kapsamında Bakanlar Kurulu’nun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır.

Yürürlüğe girecek olanlar da dahil tüm teşkilat, personel ve usul yasalarına ilişkin düzenleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi, hiç tartışma yoktur ki yasama yetkisinin devridir. Aksine bir düşünce, TBMM’nin ve dolayısıyla kuvvetler ayrılığına dayalı demokratik rejimin varlığının ve gerekliliğinin tartışmaya açılarak inkarı kadar, Anayasa Mahkemesinin varlığının ve gerekliliğinin de tartışmaya açılarak inkarı anlamına gelir.

Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararında;

“… 6223 sayılı Kanunun iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği görülmektedir:

Bunlardan birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.

İkincisi ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.

Yetki kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve kapsamını bu şekilde belirleyip sınırlandırmıştır.” denildiğine;

2876 sayılı Kanun, bakanlık teşkilat kanunu olmadığı gibi, 664 sayılı KHK ile 2876 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ve yeni düzenlemeler de “kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine”, “yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan bakanlıkların birleştirilmesine”, “bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesine” ilişkin olmadığına göre;

664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemeler, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına göre de, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında değildir.

Bakanlar Kurulunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda hukuksal tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.

Diğer yandan, 2876 sayılı Kanun 1983 yılından bu yana yürürlüktedir. Yürürlüğe girdiği tarihten, bu yana 24.06.1993 tarihli ve 3911 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılan 26.08.1993 tarihli ve 519 sayılı KHK ile yapılan değişiklikler dışında bir değişikliğe de uğramamıştır. 519 sayılı KHK ile yapılan değişiklikler de, 3911 sayılı Yetki Yasasının Anayasa Mahkemesinin 16.09.1993 gün ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı Kararıyla iptal edilmesi sonrasında açılan iptal davası sonucu Anayasa Mahkemesinin 25.11.1993 gün ve E.1993/51, K.1993/53 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden yürürlükten kalkmıştır. Bu bağlamda, 1993 yılında iptal edilen düzenlemeler için dahi 1993 yılından bu yana 9 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı dahil 18 yıl yasal düzenleme yapılmaz iken; 664 sayılı KHK’nin Bakanlar Kurulunca kabul edildiği 11.10.2011 tarihinde, o gün, hemen ve aniden değiştirilmezler ise kamu hizmeti ve faaliyetlerin, bundan şu ya da bu şekilde olumsuz etkileneceği, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” durumunun söz konusu olduğu ileri sürülemez. Bu bağlamda iptali istenen 664 sayılı KHK’nin iptali istenen tüm madde ve ekleri, Anayasanın 91 inci maddesine bu açıdan da aykırıdır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 11.10.2011 tarihli ve 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listeler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

2) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 3 üncü Maddesinin Anayasaya Aykırılığı

Anayasanın;

Başlangıcında, “Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;

(…)

Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

(…)

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.” denilmiş;

Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzurunu, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” ilkelerine yer verilmiş;

134 üncü maddesi ise, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetimin ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip ‘Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’ kurulur.

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda yer verilen Anayasal kurallar çerçevesinde hazırlanan ve 1983 yılından bu yana yürürlükte bulunan 2876 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinde, Anayasanın 134 üncü maddesindeki hükme aynen yer verilirken; “Görevler” başlıklı 3 üncü maddesi ise, Anayasanın 134 üncü maddesi ile KHK’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesindeki amaçlardan yalıtılmış bir şekilde düzenlenmiş; Kuruma amaçlarını hayata geçirecek görevlerle ilgisi olmayan bambaşka görevler verilmiştir.

Anayasanın 134 üncü maddesinde belirtildiği üzere, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” AMACIYLA, “Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetimin ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip” Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulacak ise, kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun görevlerinin, Anayasa yer alan söz konusu amacı hayata geçirecek görevler olması ya da söz konusu amaçlara ulaşmayı hedeflemesi gerekir.

Çünkü, kuruluşun amacı, kuruluşun görevleri doğrultusunda yürüteceği faaliyetlerle ulaşmayı hedeflediği sonuçların kavramsal ifadesidir. Bu bağlamda, amaçlarla görevler arasında doğrusal bir ilişki vardır ve görevler ulaşılması hedeflenen sonuçlara ulaşmayı mümkün kılacak şekilde olmak zorundadır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun amacı, yani faaliyetleri sonucunda ulaşmayı hedeflediği sonuçlar, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” şeklinde ifade edilmiş ise, görevlerinin de bu amaca ulaşmayı mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi; en azından amacıyla görevleri arasında bir tutarlılık bulunması gerekir.

AMACI, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna; herhangi bir üniversitenin Tarih Bölümünün müfredat programı hazırlanırcasına;

a) Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek.

b) Sosyal ve beşerî bilimler alanında özgün bilgi üretimi için ortamlar hazırlamak, bu çerçevede bütünleşik bilgi sistemi kurmak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek, eşgüdüm sağlamak, izlemek.

c) Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara destek vermek.

ç) Milli kültürümüzün ve diğer kültürlerin klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin günümüz Türkçesine çevrilmesini, basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.

d) Görev alanı kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bilimsel çalışmalarını ve bu alandaki gelişmelerle ilgili yayınlarını takip etmek, gerekli görülenleri tercüme ettirerek basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.

e) Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.”

Görevlerinin verilmesi; “yasak savma”nın da ötesinde tam anlamıyla bir çarpıtma ve dolayısıyla yetki saptırmasıdır.

Bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek faaliyetleri, Türkiye’de bulunan bütün üniversitelerin tarih bölümleri yanında, yabancı ülkelerdeki üniversitelerin Türkoloji bölüm ve enstitülerinde ve üniversitelerimizin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezlerinde zaten yapılmaktadır.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun görevleri ise, “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek” ile sınırlı, sıradan bir görev değil; Anayasanın 135 inci maddesinde belirtildiği üzere, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” amacını gerçekleştirecek somut görevler olmak zorundadır. Aksine düzenleme, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 135 inci maddelerindeki kurallarla bağdaşmaz.

Bakanlar Kurulunun, Anayasanın 135 inci maddesindeki amacı, 664 sayılı KHK’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesine aynen alarak; amacı Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” olan Kuruma, üniversitelerin Tarih Bölümleri ile Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezlerinde zaten daha da kapsamlı bir şekilde yapılan, “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak,” ile sınırlı görev vermesi ve böylece amaç ile görevler arasındaki tutarlılığı ortadan kaldırıp, amaçla görevler arasındaki doğrusal ve birebir ilişkiyi koparması; bir yandan, verilen görevler yoluyla amacın gerçekleşmemesini hukuksal olarak güvence altına almayı; diğer yandan da, çalıştığı disipline özgün veya sıradan hiçbir kuramsal katkıda bulunamamanın ve yeni bakış açıları kazandıramamanın ezikliğe dayalı fütursuzluğuyla, ilgisi ve bilgisi dışında bulunan Tarih alanında ve Atatürkçülük ve Atatürk Milliyetçiliği konularında, “Atatürkçülüğün bir tür; cehaleti, kifayetsizliği, ilme ve fikre uzaklığı ve bağnazlığı gizlemek için icat edilmiş bir maske olduğunu uzun yıllar boyu tecrübe ederek öğrendim. (…) Bu sığ ve ilkel ideoloji, bütünüyle geçekliğin çarpıtılmasına dayandığı için ülkemizin ilmen ve fikren gelişmesine engel oldu. (…) ‘Yeni anayasada ideoloji olmasın’ talebi, ‘Anayasada Atatürkçülük yer almasın’ anlamına geliyor.” “Mevcut Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan ‘Atatürk Milliyetçiliği’ ifadesi, yeni yapılacak Anayasadan çıkarılmalıdır. Çünkü bunun ne olduğunu bilen bir Allah’ın kulu yok Türkiye’de. Tanımını kimsenin bilmediği böyle bir kavram, Anayasa metninde yer almamalı.” gibi bilimsellikten uzak ve derinlikten yoksun spekülatif söz ve “Öcalan’ı paşa yapalım.” gibi sansasyonel öneriler temelinde gündem oluşturmaya çalışanları, Kurum üyeliğine atamaya hukuksal zemin oluşturmayı ve bu yolla da Anayasadaki “Atatürkçü düşünce”, “Atatürk ilke ve inkılâpları” ve “Atatürk milliyetçiliği” kavramlarını sulandırarak içlerini boşaltmayı amaçlamaktadır.

Oysa, “Atatürk Milliyetçiliği”nin, bırakınız siyaset bilimindeki anlam ve tanımını, Anayasa Mahkemesinin 10.07.1992 gün ve E.1991/1, K.1992/2 sayılı Kararında hukuksal tanımı yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi bağlamında hukuksal işlevi ortaya konmuştur. Öğrenmek isteyenler, bakıp öğrenebilir.

Öte yandan, Atatürk ilkeleri (cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik ve inkılâpçılık), 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunun 2 nci maddesine 10 Kanunuevvel 1937 tarihli ve 3115 sayılı Kanunla girmiştir. 1982 Anayasasında tek tek sayılmak yerine ise, Başlangıcı ile 42 nci, 58 nci, 81 inci ve 134 üncü maddelerinde kavramsal olarak söz edilmiş; 1 inci ve 2 nci maddelerinde ise cumhuriyetçilik, laiklik ve milliyetçilik ilkelerine yer verilmiştir. Atatürk inkılâpları bağlamındaki yasalar ise, Anayasanın 174 üncü maddesinde sayılmıştır.

Tüm bunlara rağmen, “Atatürkçü düşünce”, “Atatürk ilke ve ınkılâpları” ve “Atatürk milliyetçiliği” gibi kavramların Anayasada yer alıp almayacağı; Devletin kurucu iradeye dayalı kuruluş felsefesi olup olmayacağı konularında bilimsel tartışmalar yapılabilir. Ancak, Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten ve Anayasanın 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre, Anayasa metnine dahil olan Başlangıç kısmındaki açık hükme göre Anayasa,

“Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;

(…)

Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

(…)

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulan(acak);

Ve 134 üncü maddesine göre de, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” AMACIYLA, “Atatürk’ün manevi himayelerinde” kurulacak ise;

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun görevleri, üniversitelerin tarih bölümlerinin genel geçer görevleri değil, söz konusu amaçları gerçekleştirecek nitelikteki “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk Milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olmalı ve ayrıca bunları araştırma yanında tanıtma, yayma ve topluma benimsetmeyi de içermelidir.

Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerindeki açık kurallara rağmen, Bakanlar Kurulunun 664 sayılı KHK’nin 3 üncü maddesiyle Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na, amaçlarıyla bağdaşmayan, amaçlarını gerçekleştirmeyi hedeflemeyen, amaçlarıyla ulaşmayı hedeflediği sonuçlara ulaşılmasını mümkün kılmayan üniversitelerin tarih bölümlerinin müfredat programlarına ilişkin görevler vermesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine aykırıdır.

Öte yandan, yasama erkinin kamu yararı amacına veya yasada belirtilen amaca yönelik olarak kullanılmaması halinde, yasama yetkisinin saptırılması olayı ortaya çıkar. Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.

Ancak kanun koyucunun, Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında kişisel, siyasal ya da saklı amaç güttüğü; bir başka amaca ulaşmak için bir konuyu kanunla düzenlediği durumlarda, ‘yetki saptırması’ adı verilen durum ortaya çıkar ve bu durum, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına girer. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanunun, gerçekten Anayasanın koyduğu amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığını denetleyebilir.

Bakanlar Kurulunun, 664 sayılı KHK’nin 3 üncü maddesiyle Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna, Anayasanın 134 üncü maddesinde herkesin anlayabileceği açıklıkta belirtilen amacı gerçekleştirmek yerine, tam tersine söz konusu amacı gerçekleştirmeyeceği açık olan görevler vermesi, tam anlamıyla bir yetki saptırmasıdır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun amaçlarına ulaşılmasını mümkün kılmayan görevler verilerek yasama yetkisinin saptırılması, Anayasanın 2 nci maddesine bu açıdan da aykırıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

3) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 5 inci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasındaki “… Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, …” İbaresi ile 6 ncı Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasındaki, “… Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı KHK’nin 5 inci maddesinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun Yüksek Danışma Kurulu düzenlenmiş ve (1) numaralı fıkrasında, Başbakanın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı sayıldıktan sonra “Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,” ibaresine yer verilmiştir.

Anayasanın 123 üncü maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve yasayla düzenleneceği belirtilirken; 134 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun, kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkilerin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmış; 7 nci maddesinde ise, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği kuralına yer verilmiştir. Anayasanın yasayla düzenlemeyi öngördüğü durumlarda, idarenin ve organlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde yasayla düzenlenmesi ve bu bağlamda, Yüksek Danışma Kurulunda hangi bakanların yer alacağının açıkça belirtilmesi ve bakanları belirleme yetkisinin idareye bırakılmaması gerekir.

Yüksek Danışma Kurulunda yer alacak bakanların, “Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,” ifadesiyle, Başbakan tarafından belirlenecek bakan sayısının ve bakanların kimler olduğunun bütünüyle idareye bırakılması, Anayasanın 7 nci maddesindeki kuralla bağdaşmaz.

Kaldı ki, kişi ve kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde gerçekleşebilir. Hukuk güvenliği ise kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Kaç bakanın ve hangi bakanların Yüksek Kurulda görev alacağının belirsizliği, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.

Öte yandan, Anayasanın 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun, Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulacağı belirtilmiştir.

Anayasanın 104 üncü maddesine göre, Devletin başı olan ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil edip; Anayasanın uygulanmasını ve Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeten Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde kurulacak Kurula katılacak bakanların, Başbakan tarafından belirlenmesi ve Yönetim Kuruluna da Başbakan ve ilgili bakan tarafından üye seçilecek olması, Anayasanın 104 üncü maddesiyle bağdaşmadığı gibi 134 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, özerk ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan Yüksek Kurulun siyasallaşmasına yol açacağından Anayasal yapısı ve konumuna da uygun olmaz.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “… Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, …” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 104 üncü ve 134 üncü maddelerine; 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” ibaresi ise Anayasanın 104 üncü ve 134 üncü maddelerine aykırı olduklarından iptalleri gerekir.

4) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 9 uncu Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının görevleri, Anayasanın 134 üncü maddesinde belirtilen, “tanıtmak ve yaymak” görevlerinden ayrık bir şekilde “incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak” ile sınırlı olarak düzenlenmiştir.

644 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Anayasanın 134 üncü maddesindeki amaçlardan kopuk ve sırırlı bir şekilde Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına verilen görevler, üniversitelerin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkez (ATAMER)’lerinin çok daha gerisinde düzenlenmiştir. Hangi üniversiteye ait olursa olsun üniversitelerin ATAMER’lerine ilişkin yönetmelikler incelendiğinde bu husus bütün çıplaklığı içinde görülecektir.

Anayasanın 134 üncü maddesinin birinci fıkrası gözetildiğinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına verilecek görevlerin, “incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak” ile sınırlı bir şekilde değil; “tanıtmak ve yaymak” amacına ulaşılmasını da kapsayacak bir şekilde düzenlenmesi gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır.

“Gerekçeler”in 1 inci maddesinde belirtildiği üzere, Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten ve Anayasanın 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre, Anayasa metnine dahil olan Başlangıç kısmındaki açık hükme göre Anayasa,

“Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;

(…)

Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

(…)

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulan(acak);

Ve 134 üncü maddesine göre de, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” AMACIYLA, “Atatürk’ün manevi himayelerinde” kurulacak ise;

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun görevleri yanında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı, özel bütçeli, ve kamu tüzelkişiliğine sahip Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın görevleri de, söz konusu amaçları gerçekleştirecek nitelikteki “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk Milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olmalı ve ayrıca bunları “incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak” yanında, tanıtmak, yaymak ve topluma benimsetmek faaliyetlerini de içermelidir.

Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerindeki açık kurallara rağmen, Bakanlar Kurulunun 664 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına, amaçlarının gerçekleştirilmesinde yetersiz olan, amacın gerçekleştirilmesine katkı sağlamayan ve üniversitelerin ATAMER’lerinin görevlerinin gerisinde kalan, üniversitelerin tarih bölümlerinin müfredat programlarına ilişkin görevler vermesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine aykırıdır.

Öte yandan, yasama erkinin kamu yararı amacına veya yasada belirtilen amaca yönelik olarak kullanılmaması halinde, yasama yetkisinin saptırılması olayı ortaya çıkar. Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.

Ancak kanun koyucunun, Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında kişisel, siyasal ya da saklı amaç güttüğü; bir başka amaca ulaşmak için bir konuyu kanunla düzenlediği durumlarda, ‘yetki saptırması’ adı verilen durum ortaya çıkar ve bu durum, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına girer. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanunun, gerçekten Anayasanın koyduğu amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığını denetleyebilir.

Bakanlar Kurulunun, 664 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına, Anayasanın 134 üncü maddesinde herkesin anlayabileceği açıklıkta belirtilen amacı gerçekleştirmeye yeterli olmayan sınırlı görevler verilmesi, yetki saptırmasıdır. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına, amaçlarına ulaşmayı mümkün kılmayan, amacın gerçekleşmesine katkı sağlamayan görevler verilerek yasama yetkisinin saptırılması, Anayasanın 2 nci maddesine bu açıdan da aykırıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

5) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 7 nci Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (ğ) Bendindeki, “Başbakan veya ilgli Bakan ve …”, 10 uncu Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (o) Bendindeki, “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 11 inci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (k) Bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 12 nci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (h) Bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” İbarelerinin Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (ğ) bendinde Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi Yüksek Kurum Başkanlığına; 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında Türk Dil Kurumu Başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (o) bendinde, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi Türk Dil Kurumu Başkanlığına; 11 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında Türk Tarih Kurumu başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (k) bendinde, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi Türk Tarih Kurumu Başkanlığına; 12 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri düzenlenmekte ve (h) bendinde, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevi Atatürk Kültür Merkezi başkanlığına görev olarak verilmektedir.

Anayasanın 134 üncü ve 664 sayılı KHK’nin 1 inci maddesine göre, Yüksek Kurum kamu tüzelkişiliğine sahiptir. 664 sayılı KHK’nin 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerinin (1) numaralı fıkralarına göre, Yüksek Kurum Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına bağlı, özel bütçeli, Devlet tüzel kişiliği ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığından ayrı tüzel kişiliğe sahip, görev alanlarında bilimsel hizmet ve faaliyetlerde bulunan ve Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurullarından oluşan kamu kurumlarıdır. Başbakanlık veya ilgili Bakanlık teşkilatları içinde yer almamakta ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığından da ayrı teşkilatları bulunmaktadır.

Anayasanın 112 nci maddesinin birinci fıkrasında, Başbakanın Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği ve Bakanlar Kurulunun bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı; ikinci fıkrasında, her bakanın Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumlu olacağı; üçüncü fıkrasında, Başbakanın bakanların görevlerini Anayasaya ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiş; 134 üncü maddesinde de Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile kuruluşuna dahil kurumlar düzenlenmiştir.

Öte yandan, 10.10.1984 tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde Başbakanlığın görevleri, 3 üncü maddesinde Başbakanlık teşkilatı ve 4 üncü maddesinde ise Başbakanın görevleri düzenlenmiştir.

Anayasada veya 3056 sayılı Kanunda Başbakanın ya da ilgili Bakanların, Başbakanlık veya Bakanlıklar teşkilatından ayrı teşkilatı ve ayrı tüzel kişilikleri bulunan özerk ve bağımsız kamu kurumlarının teşkilatına yönetsel görevler verebileceğine yönelik herhangi bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır.

Anayasanın 6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu, Türk Milletinin egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 11 inci maddesinde ise, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu kurallarına yer verilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile Yüksek Kurulun kuruluşuna dahil Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığına Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek görevlerinin verilmesi, Anayasanın 6 ncı, 11 inci ve 134 üncü maddelerindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendindeki, “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendindeki, “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 11 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 12 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” ibareleri, Anayasanın 6 ncı, 11 inci ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

6) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 13 üncü Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası ile 14 üncü Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasında, kurumların (Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı) bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların; 14 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde ise, kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

Anayasanın 6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu; Türk Milletinin, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanacağı; egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci maddesinde; yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 123 üncü maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği; 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği kurallarına yer verilmiş ve 134 üncü maddesinin son fıkrasında ise, Atatürk Kültür, Dil ve tarih Yüksek Kurumunun, kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkilerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

Nitekim, bu Anayasal kurallar gözetilerek, 2876 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde Atatürk Araştırma Merkezinin kuruluşu; 18 inci maddesinde amacı, 19 uncu maddesinde görevleri, 20 nci maddesinde üyeleri, 21 inci maddesinde asli üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 22 nci maddesinde şeref üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 23 üncü maddesinde, haberleşme üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 24 üncü maddesinde organları, 26 ncı maddesinde Bilim Kurulu, 27 nci maddesinde Bilim Kurulunun görevleri, 28 inci maddesinde Bilim Kurulunun çalışma esasları, 29 uncu maddesinde Yürütme Kurulu, 30 uncu maddesinde Yürütme Kurulunun görevleri, 31 inci maddesinde Yürütme Kurulunun çalışma esasları, 32 nci maddesinde Başkanın görevleri, 33 üncü maddesinde sekreterin görevleri; 38 inci maddesinde Türk Dil Kurumunun üyeleri, 39 uncu maddesinde asli üyelerin nitelikleri ve seçimi, 40 ıncı maddesinde şeref üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 41 inci maddesinde haberleşme üyelerinin nitelikleri ve seçimi, 42 nci maddesinde organları, 44 üncü maddesinde Başkanın görevleri, 54 üncü maddesinde Bilim Kurulu, 46 ncı maddesinde Bilim Kurulunun görevleri, 47 nci maddesinde Bilim Kurulunun çalışma esasları, 48 inci maddesinde, Yürütme Kurulu, 49 uncu maddesinde Yürütme Kurulunun görevleri, 50 nci maddesinde Yürütme Kurulunun çalışma esasları, 51 inci maddesinde Sekreterin görevleri; aynı şekilde 53 üncü ile 71 inci maddelerinde Türk Tarih Kurumunun ve 72 nci ile 89 uncu maddelerinde ise Atatürk Kültür Merkezinin yukarıda sıralanan özellikleri düzenlenmiştir.

Anayasanın çeşitli maddelerinde yer alan kanunla düzenlemeden neyin anlaşılması gerektiği Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesinin 11.6.2003 gün ve E.2001/346, K.2003/63 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasanın 7 nci maddesine aykırı düşer. Ancak, yasada temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasaya aykırılık oluşturmaz. Esasen Anayasanın 8 inci maddesinde yer alan, “yürütme yetkisi ve görevi anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” hükmünün anlamı da budur.

Anayasanın 123 üncü, 128 inci ve 134 üncü maddelerindeki açık hükümlere göre yasayla düzenlenmesi gereken, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların ve ayrıca, kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların, yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olması, yasama yetkisinin devri anlamına geldiğinden Anayasanın 7 nci maddesi ile 123 üncü, 128 inci ve 134 üncü maddesindeki kurallarla bağdaşmaz.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 14 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 7 nci, 123 üncü, 128 inci ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

7) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 16 ncı Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “… değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …” İfadelerinin Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesinde Yüksek Kurumun hizmet birimleri sıralanmış; 16 ncı maddesinde hizmet birimlerinden Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığının görevleri düzenlenmiş ve (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde araştırma ve inceleme faaliyetlerine ilişkin önerileri incelemek ve projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek yanında, ayrıca araştırma faaliyetlerine ilişkin önerileri değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin projelerin hazırlık uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek görevleri Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığına verilmektedir.

Araştırma faaliyetlerine ilişkin olarak yapılacak tekliflerin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesi gibi Yüksek Kurulun asli faaliyetlerine ilişkin olan ve akademik düzeyde uzmanlık bilgisi gerektiren görevlerin, akademisyenlerden veya konunun uzmanlarından oluşturulmuş bilim kurulları tarafından yerine getirilmesi gerekeceğinde şüphe yoktur. Çünkü, bunlar Yüksek Kurulun idari teşkilatı tarafından hiyerarşik kademeler içinde yürütülecek idari görevler değildir. İdari personelin adı “Yüksek Kurum Uzmanlığı” dahi olsa bilgi ve kapasitesini aşan, aşması gereken görevlerdir. Araştırma faaliyeti önerilerinin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacakların belirlenmesi gibi görevler, idari hiyerarşi içinde yürütülecek türden görevler de değildir.

Anayasanın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasında sayılan “Hukuk Devleti”nin öğeleri içinde “yasaların kamu yararına dayanması” ilkesi de vardır. Bütün kamusal girişimlerin temelinde bulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin yasalara da egemen olması, Yasakoyucunun bu esası göz ardı etmemesi gerekir.

Yasama erkinin kamu yararı amacına veya yasada belirtilen amaca yönelik olarak kullanılmaması halinde, yasama yetkisinin saptırılması olayı ortaya çıkar. Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek için kanunla yapılacak olan düzenleme, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.

Ancak kanun koyucunun, Anayasanın gösterdiği amacın veya kamu yararının dışında kişisel, siyasal ya da saklı amaç güttüğü; bir başka amaca ulaşmak için bir konuyu kanunla düzenlediği durumlarda, ‘yetki saptırması’ adı verilen durum ortaya çıkar ve bu durum, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanına girer. Anayasa Mahkemesi, denetlediği kanunun, gerçekten Anayasanın koyduğu amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için yapılıp yapılmadığını denetleyebilir.

Bakanlar Kurulunun, 664 sayılı KHK’nin 16 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, konunun uzmanı akademisyenlerden oluşacak bir kurul tarafından yerine getirilmesi gereken, araştırma faaliyetlerine ilişkin önerilerin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesi görevlerinin, yönetsel görevlermiş gibi idari hiyerarşi içinde görülmesinin öngörülmesinde kamu yararı bulunmamaktadır. Bakanlar Kurulu söz konusu düzenlemeyle, kamu yararını gerçekleştirmeyi değil; aksine, bağımsız bilim kurulları tarafından yapılması gereken araştırma önerilerinin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünenlerin belirlenmesi görevlerinin idari hiyerarşi içinde çalışan ve konuyla ilgili akademik uzmanlıkları bulunmayan kamu görevlileri eliyle yapılmasını sağlayarak, söz konusu süreci her türlü müdahaleye açık hale getirmekte ve böylece idarenin istediği önerilere onay verilmesini, istemediklerinin ise dışta kalmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Bakanlar Kurulunun yetki saptırmasına giderek, kamu yararına aykırı düzenleme yapması Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “… değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …” ifadeleri, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.

8) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 22 nci Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Yüksek Kurum ve Kurumların, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş bulunan konularda idari düzenlemeler yapabilecekleri belirtilirken; (2) numaralı fıkrasında ise, idari düzenlemelerin Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe konulacağı kuralına yer verilmiştir.

Anayasanın 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kamu tüzelkişiliğine sahip olduğu belirtilmiş; 664 sayılı KHK de ise Yüksek Kurum ile bağlı Kurumlar kamu tüzelkişiliğine sahip olarak kurulmuşlardır.

Anayasanın 6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu, Türk Milletinin egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı, hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı kurallarına yer verilmiş; 124 üncü maddesinde ise, Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarabileceği belirtilmiştir.

Anayasanın 134 üncü maddesine göre kamu tüzelkişiliğine haiz olarak kurulan Yüksek Kurul ile Kurul’lar, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş bulunan konularda idari düzenleme yapma yetkisini Anayasanın 124 üncü maddesinden almakta olup; hazırladıkları idari düzenlemelerin, Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe girecek olması, Başbakan veya ilgili Bakana kaynağını Anayasan almayan bir yetki vermekte ve bu yetki Anayasanın 7 nci maddesi yanında 124 üncü ve 134 üncü maddelerindeki açık düzenlemelere de aykırılık oluşturmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 22 nci maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın 7 nci, 124 üncü ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

9) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 24 üncü Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasındaki “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır.” Cümlesi ile (3) Numaralı Fıkralarının Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 24 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı ile Kurum (Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi) Başkanlarının müşterek kararla atanacağı; (3) numaralı fıkrasında ise, Yüksek Kurum ve Kurumlarda 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurların atamalarının ise Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacağı belirtilmektedir.

12 Eylül Cunta Yönetimi tarafından çıkarılan 11.08.1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve tarih Yüksek Kurumu Kanununda (R.G. 17.08.1983/18138) dahi Yüksek Kurul Başkanının 8 inci maddesinde, Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakan tarafından gösterilecek üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanacağı; 25 inci maddesinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanının, tutum ve davranışları ile Atatürk’çü düşünceyi, Atatürk ilke ve İnkılaplarını benimsediğini, eserleriyle veya eğitim ve öğretim veya diğer hizmet alanlarındaki çalışmaları ile kanıtlamış, yükseköğrenim görmüş Devlet memuru olabilmek için gerekli niteliklere sahip adaylar arasından, Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla atanacağı; 43 üncü maddesinde, Türk Dil Kurumu Başkanının, asli üyelerde bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşü alınarak, Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla atanacağı; 61 inci maddesinde, Türk Tarih Kurumu Başkanının, asil üyelerde bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla atanacağı; 80 inci maddesinde, Atatürk Kültür Merkezi Başkanının, asli üyelerde bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakanın önerisi üzerine müşterek kararla atanacağı hüküm altına alınmışken; “İleri Demokrasi”ye geçildiği ileri sürülen AKP İktidarında, söz konusu Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının, hiçbir nitelik aranmadan ve Yüksek Kuruldan görüş alınmadan doğrudan müşterek kararla atanacak olması, AKP’nin “İleri Demokrasi” anlayışının, 12 Eylül Cuntasının “Güdümlü Demokrasi” anlayışından da geri olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu siyasal trajedi, aynı zamanda hukukla bağdaşmamaktadır. Anayasanın 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kurulacağı hüküm altına alındığına; 664 sayılı KHK’nin 5 inci maddesinde Yüksek Danışma Kuruluna ve 6 ncı maddesinde de Yönetim Kuruluna yer verildiğine göre, Atatürk’ün manevi himayelerinde ve Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde Anayasal görevleri yerine getirmek üzere kamu tüzelkişiliğine sahip olarak kurulmuş Yüksek Kurumun Başkanı ile Kurum Başkanlarının atanmalarında, Yüksek Danışma Kurulunun görüşlerinin alınması, söz konusu Kurumların bilimsel ve yönetsel özerklikleri ile Anayasal görev ve tüzel kişiliklerinin gereğidir. Aksine düzenleme, Anayasanın 134 üncü maddesindeki kurallarla bağdaşmaz.

Öte yandan AKP İktidarına, Yüksek Kurum ile Kurumları Anayasal görevlerinden koparmak, üst düzey kadrolarına egemen olmak yetmemekte; Yardımcı Hizmetler Sınıfında istihdam edilenler dahil tüm personelini siyaseten kendileri atamak istemektedirler.

Anayasanın 6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu; Türk Milletinin, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanacağı; egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında, Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kurulacağı; ikinci fıkrasında, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali hakların kendilerine tahsis edileceği kurallarına yer verilmiştir.

Yüksek Kurum ve Kurumlar, Anayasada düzenlenmiş, Anayasal görevler verilmiş, kamu tüzel kişilikleri Anayasadan kaynaklanan özerk kurumlardır. Başbakanlıkla ilişkileri bağlılık ilişkisidir ve Başbakanlık teşkilatı içinde düzenlenmemişlerdir. Bağlı ve ilgili kuruluşların personel atamalarının kendi yetkili organları tarafından yapılması gerekeceği tüzel kişiliğe sahip olmalarının hukuksal bir sonucudur.

Nitekim, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 37 nci maddesinin ikinci fıkrasında, Başbakanlık personelinin atanmasının 23.04.1981 tarihli ve 2451 sayılı Kanuna göre yapılacağı ve 2451 sayılı Kanunda belirtilmeyen görevlerden Başkanlıklara ortak kararla diğer görevlere Başbakanın onayı ile atama yapılacağı ile Başbakanın bu yetkisini gerekli gördüğü alt kademelere devredebileceği hüküm altına alınırken; ikinci fıkrasında, “Başbakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarının kanunlarındaki atamaya ilişkin hükümler saklıdır.” denilmiştir.

Devlet tüzelkişiliğinden ayrı tüzel kişilikleri bulunan Yüksek Kurul ile Kurumların, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurlarının atama işlemlerinin, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacak olması, yetki saptırmasıdır ve Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile 6 ncı ve 134 üncü maddesine aykırılık oluşturmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 24 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır.” Cümlesi, Anayasanın 134 üncü maddesine; (3) numaralı fıkrası ise Anayasanın 2 nci, 6 ncı ve 134 üncü maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

10) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 27 nci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasındaki, “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …” İbaresi ile (2) Numaralı Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 27 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla verileceği belirtilirken; (2) numaralı fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin usul ve esasların Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği kuralına yer verilmektedir.

Kurtuluş Savaşının lideri ve Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk, Anayasaya giren Atatürk Milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılâpları ilkeleriyle, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini belirleyen siyaset üstü bir kişiliktir. “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi bağlamında Adına verilecek “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün siyasete malzeme yapılmaması, ödül yoluyla hatırasının kirletilmemesi için kime verileceğinin siyasal bir organ tarafından değil, siyaset üstü bir kurul tarafından belirlenmesi gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır. Hatırası bunu hak etmektedir.

Bakanlar Kurulu siyasal bir organdır. Tercihleri de doğal olarak siyasal olacak ve dolayısıyla Bakanlar Kurulu, “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nü iç ve dış siyaseti siyasal tercihleri ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesinde bir araç olarak kullanacaktır. Bu durum, Bakanlar Kurulunun tercihlerinin dışında, siyaset alanının doğasından ve işleyişinden kaynaklanan olağan bir sonuçtur.

Anayasanın 6 ncı maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu; Türk Milletinin, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanacağı; egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı belirtilmiş; 112 nci maddesinde de Bakanlar Kurulunun görev ve siyasi sorumluluklarına yer verilmiştir.

Atatürk Uluslar arası Barış Ödülünün Bakanlar Kurulunu teklifi üzerine verilmesi, Anayasanın 6 ncı ve 112 nci maddeleriyle bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, Anayasanın 124 üncü maddesinde yönetmeliklerin, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarılabileceği kuralına yer verilmiştir.

Kurtuluş Savaşının önderi ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk adına verilecek ödül ile ilgili esaslar, aday tespitine ve belirlenmesine ilişkin süreçler, aday tespitinde görev alacaklar ile bunların görevleri ve çalışma esasları belirlenmeden; başka bir anlatımla, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin kurallar konulup çerçeve çizilmeden, “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin usûl ve esaslar Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.” ifadesi temelinde süreçle ilgili her şeyin yürütme organının takdirine bırakılması, yasama yetkisinin devrine yol açmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 27 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …” ibaresi, Anayasanın 6 ncı ve 112 nci maddelerine; (2) numaralı fıkrası ise, 7 nci maddesine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.

11) 664 Sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin Geçici 1 inci Maddesinin Anayasaya Aykırılığı

664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ile bilim kurulları üyelerinin görevlerinin, 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği; Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı ile Kurumların başkan yardımcılarının anılan görevlere atama yapılıncaya kadar görevlerine devam edecekleri;

(2) numaralı fıkrasında (1) numaralı fıkrada belirtilenlerden, Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı, bağlı kuruluşların başkan yardımcıları, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, daire başkanları ve genel sekreter ile merkez ve kurum sekreterlerinin ekli (3) sayılı listede ihdas edilen Başkanlık Müşaviri kadrolarına; özel kalem müdürleri ile şube müdürlerinin ise aynı listede ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacakları;

(3) numaralı fıkrasında, (1) ve (2) numaralı fıkralarda sayılanlardan 2547 sayılı Kanunun 38 inci maddesine göre Yüksek Kurum ve Kurumlarda görevlendirilenlerin, ilgili yükseköğretim kurumundaki görevlerine ilgili mevzuatı çerçevesinde geri dönecekleri;

(4) numaralı fıkrasında, 664 sayılı KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Yönetim Kurulunun Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerinin görevlerinin, 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde sona ereceği; bu üyelerin, 664 sayılı KHK’nin ilgili hükümlerine göre Yönetim Kurulu üyeliklerine ilişkin seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam edecekleri;

(5) numaralı fıkrasında, Yönetim Kurulu üyelikleri ile Yüksek Danışma Kurulu üyeliklerine 664 sayılı KHK’nin ilgili hükümlerine göre yetkili makamlar tarafından yapılacak seçimlerin, 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde yapılacağı;

(6) numaralı fıkrasında, Kurumların 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde görevde bulunan aslî üyelerinin üyeliklerinin, 664 sayılı KHK’nin yayımı tarihinde sona ereceği; bunların 664 sayılı KHK hükümlerine göre aslî üyeliklere yeni seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam edecekleri;

hüküm altına alınmakta;

(7) numaralı fıkrasında ise, ikinci fıkra uyarınca görevlerinden alınarak Başkanlık Müşaviri ve Araştırmacı kadrolarına atanmış sayılanların mali haklarına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

664 sayılı KHK’nin iptali istenen geçici 1 inci maddesiyle, Bakanlar Kurulu Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile bağlı Kurumlarında çalışanları adeta kazımaktadır.

12 Eylül Cunta Yönetimi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu kapatarak Atatürk’ün vasiyetini çiğnemekle beraber; 2876 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesiyle, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunda çalışanların kazanılmış haklarını korumanın da ötesine geçerek, bunları memur kadrolarına alıp intibaklarının yapılmasını sağlamıştır. 12 Eylül Cuntasının bu örneği ortada iken; Baklanlar Kurulunun 664 sayılı KHK’nin geçici 1 inci maddesiyle, Yüksek Kurum ve Kurum çalışanlarını atamalarındaki ve seçilmelerindeki usulün aksine yasayla görevlerinden alarak kazanılmış haklarını gasp etmesinin savunulabilecek hiçbir haklı gerekçesi ve hukuksal dayanağı yoktur.

Yüksek Kurumun Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri ile genel sekreteri Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları, daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, merkez ve kurum sekreterleri, söz konusu görevlere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde ve yasal koşulları taşıdıkları gerekçesiyle atanmışlardır.

Dahası, 30.06.2001 tarihli ve 24448 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atama ve Görevde Yüksel me Yönetmeliğinin 6 ncı maddesine göre, Yüksek Kurum ve Kurumlarda daire başkanı ve şube müdürlüğü kadroları görevde yükselme sınavına tabiidir. Görevde yükselme sınavını kazanarak daire başkanı ve şube müdürü kadrolarına atananların, yasayla görevlerinden alınması, söz konusu kamu görevlilerinin hukuk güvenliklerinin ortadan kaldırılarak Devlet eliyle terörize edilmesidir.

Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.

Evrensel hukuk ilkeleri ya da hukukun genel ilkeleri denildiğinde, hakkın kötüye kullanılmaması, iyi niyet, sözleşmeye bağlılık, ayrımcılık yapılmaması, ölçülülük, kazanılmış hakları saygı, haklı beklentilerin korunması, yasaların geriye yürümezliği, hukuk güvenliği, adalet, eşitlik, yasallık, belirlilik ve öngörülebilirlik gibi evrensel düzeyde kabul gören hukukun üstün kuralları anlaşılmaktadır.

Devlet memurluğu, statü hukuku esasına dayanan nesnel ve genel kuralların olduğu alandır. Yüksek Kurum ve Kurumlarda kariyer ve liyakat ilkeleri ile görevde yükselme sınavı sonuçlarına göre söz konusu kadrolara atananlar için söz konusu kadro görev unvanları kendileri açısından kazanılmış haktır.

Doğmuş hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil, uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş statünün geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuk Devletinin en önemli unsuru olan hukuk güvenliği, hukuk düzeni yanında, bütün devlet faaliyetlerinin az çok öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statünün süreceğine duyulan güveni de içerir. Halkın devlete olan güveninin korunması, ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür.

Kazanılmış hak, yalnızca geçmişe ilişkin edinmeyi değil, geleceği de bu geçmişe bağlı olarak aynı durumda korumayı öngörür.

Hukuk devletinin temel unsurları arasında “kazanılmış haklara saygı” yer almaktadır. Bu nedenle Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılacak tüm düzenlemelerin, memurların ve kamu görevlilerinin kazanılmış haklarını koruması gerekir. Hukukta kazanılmış hak, kamu kesiminde olsun, özel kesimde olsun güvenirliğin kanıtı, uygunluğun ölçüsüdür. Olmadık bir nedenle çiğnenmesi, Anayasal düzeyde haklı bulunamaz.

Öte yandan iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, “hukuk güvenliği ilkesi” açısından da aykırılık oluşturmaktadır. Hukuk güvenliği ilkesi kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk güvenliği, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesini, tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesini zorunlu kılar. Hukuk devletinde, hukuk normları öngörülebilir olmalı, bireyler tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmeli, devlet de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmalıdır. Hukuki istikrar bunu gerektirir. Anayasasında “hukuk devleti” ilkesine yer vermiş ve buna değiştirilemezlik atfetmiş bir ülkede, Bakanlar Kurulunun günün birinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununu baştan aşağı değiştireceğini ve idari kadrolar ile Kurum üyeliklerinde siyasi bir kadrolaşmaya gitmek için tüm görevlileri yasayla görevden alacağını kişilerden öngörmeleri beklenemez. Beklenir ise, bu durum Anayasal siyasal sistemin hukuk devleti niteliğinin tartışmaya açılması anlamına gelir.

Özü ve niteliği itibariyle idari bir işlem olan ve idari işlemle yapılması gereken “atama” işleminin, yasa gücünde kararname ile yapılmasıyla; bir yandan yürütmenin “atama” ve “görevden alma” yetkisine Anayasanın 8 inci maddesine aykırı bir şekilde yasama organı tarafından yetkisiz olarak el atılırken; diğer yandan kişilerin Anayasanın 125 inci maddesinde güvence altına alınan idari işleme karşı yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlükleri, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı bir şekilde ellerinden alınmakta; ve ayrıca kişilerin hak arama özgürlüklerinin yasa gücünde kararname ile düzenlenmesi Anayasanın 91 inci maddesiyle de bağdaşmamaktadır.

Başka bir anlatımla “atama”, “görevden alma”, “nakil”, “geçici görev” vb. idari işlemlerdir. Devlet memurlarının atanmalarındaki usule göre görevden alınmaları da kamu hukukunun temel ilkelerinden biridir. 2451 sayılı Bakanlıklarda ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki, “Bunların nakilleri ve görevden alınmaları da aynı usule göre olur.” şeklindeki hüküm sadece 2451 sayılı Kanuna ekli (1) ve (2) sayılı Cetvelde sayılanları değil, ilkesel olarak tüm kamu personelini kapsayan temel bir hükümdür.

664 sayılı KHK’de Denetleme Kuruluna yer verilmediği ve dolayısıyla Denetleme Kurulu başkan ve üyelerinin görevlerinden alınmasının zorunlu olduğu ileri sürülebilir. Ancak, 3046 sayılı Kanunda bağlı kuruluşlarda da Teftiş Kurulu kurulabileceği belirtilmiş ve 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılan tüm KHK’lerde değişik adlar altında Denetim ve Rehberlik Başkanlıkları kurulmuştur. Yasakoyucunun kendi eksikliğinin sorumluluğunu, kamu görevlilerinin üstlenmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşamaz.

Yasakoyucunun, kamu yararından başka bir amaca, kişilerin Anayasal hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırma amacına ulaşmak için, yürütmenin/idarenin yetkisinde olan idari atama ve görevden alma işlemini yasayla düzenlemesi ve kurulması gereken birimi, salt o birimde çalışanları görevden almak için kurmaması bir “yetki saptırması”dır ve bu yetki saptırması amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığına yol açarak, yasayı Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirir.

Görevden almanın ve atamanın yasa gücünde kararnameyle yapılması, kişilerin Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan yetkili yargı mercilerinde davacı olarak hak arama özgürlüklerini kullanmalarını engellediğinden iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 36 ncı maddesine aykırıdır. Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak arama özgürlüğünün yasa gücünde kararname ile engellenmesi ise, Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alana girdiğinden düzenleme Anayasanın 91 inci maddesine de aykırıdır.

Anayasanın dördüncü bölümünün siyasi haklar ve ödevler kapsamındaki 70 inci maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkı, söz konusu hizmete girenlerin görevlerinde kalma hakkına da güvence oluşturmakta ve siyasi haklar ve ödevler, Anayasanın 91 inci maddesine göre kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmaktadır.

Kişilerin statü hukukuna göre elde ettikleri kadro görev unvanlarının ve seçimle geldikleri Kurul üyesi statülerinin yasayla ellerinden alınması ve görevlerini mesleki statülerinde ve mesleki unvanlarıyla sürdürmelerinin engellenmesi, Anayasanın 70 inci maddesine aykırı olmanın yanında bunun kanun hükmünde kararname ile yapılması, ayrıca 91 inci maddesindeki kuralla da bağdaşmamaktadır.

Öte yandan geçici 1 inci maddenin (7) numaralı fıkrasında, “Başkanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” unvanlı görevlere atananların mali hakları korunuyor gibi bir izlenim yaratılmıştır. Ancak, söz konusu fıkrada, “toplam net tutarının” ibaresinden sonra parantez içinde “(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)” ifadesine yer verilerek, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum sekreterlerinin aylık net hak edişleri sabitlenmiştir. Bu durumda örneğin Başkan Yardımcısının en son aldığı net maaşı 100 TL ve Başkanlık Müşavirinin maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan ayda tazminat olarak ödenerek maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11 oranındaki enflasyonun maaşlara yansıtılmasından dolayı bir sonraki ay Başkan Yardımcısı maaşı 111 TL, Başkanlık Müşaviri maaşı da 100 TL olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, Başkan Yardımcısı iken Yasayla Başkanlık Müşaviri görevlerine atanan kişilere herhangi bir ödemede bulunulmayacak, kişilerin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel olarak 90 TL’ye gerileyecektir. Dolayısıyla kazanılmış statü kaybının yanında kazanılmış mali hak kaybı da söz konusu olduğundan iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bu açıdan da bağdaşmamaktadır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

III- YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

1) 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişiklik yapılarak yürürlükten kaldırılan 2876 sayılı Kanunun, bakanlık teşkilat kanunu olmadığı gibi, 664 sayılı KHK ile 2876 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ve yeni düzenlemelerin de “kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine”, “yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan bakanlıkların birleştirilmesine”, “bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesine” ilişkin olmaması gerçeği karşısında; 664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına göre de, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmadığı açıktır. Öte yandan, 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemelerin, Yetki Yasasının amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaması yanında Anayasanın öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” şartlarını taşımaması nedenleriyle, 664 sayılı KHK’nin tümünün ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listelerin yürürlüğünün durdurularak tüm yurttaşların ileride telafisi mümkün olmayan zarar ve ziyanlardan korunması gerekeceği değerlendirilmektedir.

2) Bakanlar Kurulunun, Anayasanın 135 inci maddesindeki amacı, 664 sayılı KHK’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesine aynen alarak; amacı Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” olan Kuruma, üniversitelerin Tarih Bölümleri ile Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezlerinde zaten daha da kapsamlı bir şekilde yapılan, “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak,” ile sınırlı bir görev vermesi ve böylece amaç ile görevler arasındaki tutarlılığı ortadan kaldırıp, amaçla görevler arasındaki doğrusal ve birebir ilişkiyi koparması; bir yandan, verilen görevler yoluyla amacın gerçekleşmemesini hukuksal olarak güvence altına almayı; diğer yandan da, çalıştığı disipline özgün veya sıradan hiçbir kuramsal katkıda bulunamayanları Yüksek Kurum üyeliklerine atamaya zemin oluşturarak, Atatürkçülük, Atatürk Milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılâplarını, sulandırıp içini boşaltmayı amaçladığından, amacın gerçekleşmesi Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine ileride telafisi olmayan zararlar verecektir.

3) Yüksek Danışma Kurulunda yer alacak bakanların, “Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,” ifadesiyle, Başbakan tarafından belirlenecek bakan sayısının ve bakanların kimler olduğunun bütünüyle idareye bırakılması, hukuki belirsizlik yarattığı ve söz konusu ifade “… Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” ibaresi ile birlikte değerlendirildiğinde ise Yüksek Kurumun siyasallaşmasına yol açacağı için, Yüksek Kurum ve Kurulların görevlerini amacın gerektirdiği şekilde bağımsız yapmasını engelleyerek Devlet ve Millet açısından ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlara neden olacaktır.

4) Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığına, üniversitelerin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkez (ATAMER)’lerinin çok daha gerisinde kalan görevler verilerek Anayasal amacın gerçekleşmemesinin güvence altına alınması, Anayasal amaçtan beklenen yararların gerçekleşmemesi yoluyla ülkemizin geleceğinde ciddi zarar ve ziyanlara yol açacaktır.

5) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile Yüksek Kurulun kuruluşuna dahil Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığına, Başbakan veya ilgili Bakan tarafından görev verilecek olması, söz konusu Yüksek Kurum ve Kurumların tüzel kişiliğe sahip olmaktan kaynaklanan bağımsızlığıyla bağdaşmayan ve onları siyasallaştırmayı amaçlayan düzenlemelerdir. Yüksek Kurum ve Kurumlar üzerinden Atatürkçülük, Atatürk Milliyetçiliği, Atatürk ilke ve inkılâpları gibi Anayasal kavramların siyasallaştırılması, ortak Anayasal değerlerin sorgulanması yoluyla ülkemizin geleceği üzerinde ciddi belirsizliklere neden olacaktır.

6) Yasayla düzenlenmesi gereken, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların ve ayrıca, kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların, yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olması, yasama yetkisinin devrini doğurmakta ve söz konusu Kurumlardan beklenen Anayasal amacın gerçekleşmesini riske sokmaktadır. Anayasal amacın gerçekleşmemesi, ülkemiz açısından ciddi zarar ve ziyanlarla sonuçlanacaktır.

7) Alanın uzmanı akademisyenlerden oluşacak bir kurul tarafından yerine getirilmesi gereken, araştırma faaliyetlerine ilişkin önerilerin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesi görevlerinin, yönetsel görevlermiş gibi idari hiyerarşi içinde gördürülmesinin öngörülmesi, söz konusu süreci her türlü müdahaleye açık hale getirmekte ve böylece idarenin istediği önerilere onay verilmesini, istemediklerinin ise dışta kalmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Bakanlar Kurulunun yetki saptırmasına giderek, kamu yararına aykırı düzenleme yapması, Yüksek Kurumun Anayasal amaçlarının gerçekleşmesini sıkıntıya sokarak ülkemizin geleceği açısından ciddi zarar ve ziyanların doğmasına yol açacaktır.

8) Yüksek Kurum ve Kurumların, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş bulunan konularda yapacakları idari düzenlemelerin Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe konulacak olması, Yüksek Kurum ve Kurumların Anayasayla kazandıkları tüzelkişilikleriyle bağdaşmamakta ve görevlerini bağımsız yapmalarıyla örtüşmemektedir. Görevlerin bağımsız yapılmasının engellenerek Anayasal amaçlara ulaşılmasının sekteye uğratılması, ülkemizin geleceğinde ciddi zarar ve ziyanlara neden olacaktır.

9) Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının, müşterek kararla diğerlerinin ise Başbakan veya ilgili Bakan tarafından atanacak olması, Yüksek Kurum ile Kurumların Anayasadan kaynaklanan tüzel kişilikleri ile bağdaşmamakta ve Yüksek Kurum ve Kurumlarda siyasal kadrolaşma yoluyla Anayasal amaçların gerçekleşmemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Anayasal amaçların gerçekleşmemesi, Devletimiz ve Milletimizin geleceğinde ciddi zarar ve ziyanlara yol açacaktır.

10) Kurtuluş Savaşının lideri ve Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk, Anayasaya giren Atatürk Milliyetçiliği ve Atatürk ilke ve inkılâpları ilkeleriyle, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini belirleyen siyaset üstü bir kişiliktir. “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi bağlamında Adına verilecek “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün siyasete malzeme yapılmaması, ödül yoluyla hatırasının kirletilmemesi için kime verileceğinin siyasal bir organ tarafından değil, siyaset üstü bir kurul tarafından belirlenmesi gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır. Bakanlar Kurulu ise siyasal bir organdır. “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün kime verileceğinin siyasal bir organ tarafından belirlenmesi, Atatürk’ün hatırasına zarar verebilecek bir durumdur.

11) Yüksek Kurumun Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri ile genel sekreteri, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları, daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, merkez ve kurum sekreterlerinin görevlerinden yasayla alınarak ilgisine göre “Başkanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” görevlerine atanması, Kurum üyelerinin seçimle geldikleri görevlerine yasayla son verilmesi ve geçici görevlilerin yasayla görev yerlerine dönmelerinin sağlanması ve böylece kişilerin kazanılmış haklarının ellerinden alınması, söz konusu kamu görevlilerinin zarar ve ziyanlarına sebep olmuştur.

Öte yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devleti olmanın en önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.

Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.

V. SONUÇ VE İSTEM

02.11.2011 tarihli ve 28103 (1. Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 11.10.2011 tarihli ve 664 sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin;

I) İptal davasıyla ilgili ilk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Kanunun 59 uncu ve 60 ıncı maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın reddine,

II) 1) Tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listeler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 nci maddelerine;

2) 3 üncü maddesi, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine;

3) 5 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “… Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, …” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 104 üncü ve 134 üncü maddelerine; 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve …” ibaresi ise Anayasanın 104 üncü ve 134 üncü maddelerine;

4) 9 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 134 üncü maddelerine;

5) 7 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendindeki, “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendindeki, “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 11 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendindeki “Başbakan veya ilgili Bakan ve …”, 12 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” ibareleri, Anayasanın 6 ncı, 11 inci ve 134 üncü maddelerine;

6) 13 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 14 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 7 nci, 123 üncü, 128 inci ve 134 üncü maddelerine;

7) 16 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “… değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …” ifadeleri, Anayasanın 2 nci maddesine;

8) 22 nci maddesinin (2) numaralı fıkrası, Anayasanın 7 nci, 124 üncü ve 134 üncü maddelerine;

9) 24 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır.” cümlesi, Anayasanın 134 üncü maddesine; (3) numaralı fıkrası, Anayasanın 2 nci, 6 ncı ve 134 üncü maddelerine;

10) 27 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve …” ibaresi, Anayasanın 6 ncı ve 112 nci maddelerine; (2) numaralı fıkrası, 7 nci maddesine;

11) Geçici 1 inci maddesi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci maddelerine;

aykırı olduklarından iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenilen Kanun Hükmünde Kararname Kuralları

11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin maddeleri, eki cetvel ve listeler şöyledir:

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Görevler

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumundan oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir.

(2) Başbakan, Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini bir Bakan aracılığı ile kullanabilir.

(3) Yüksek Kurumun merkezi Ankara’dadır.

Tanımlar

MADDE 2- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında;

a) Yüksek Kurum: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu,

b) İlgili Bakan: Başbakanın Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini devrettiği Bakanı,

c) Kurum: İlgisine göre Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıklarını,

ifade eder.

Görevler

MADDE 3- (1) Yüksek Kurumun görevleri şunlardır:

a) Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek.

b) Sosyal ve beşerî bilimler alanında özgün bilgi üretimi için ortamlar hazırlamak, bu çerçevede bütünleşik bilgi sistemi kurmak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek, eşgüdüm sağlamak, izlemek.

c) Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara destek vermek.

ç) Milli kültürümüzün ve diğer kültürlerin klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin günümüz Türkçesine çevrilmesini, basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.

d) Görev alanı kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bilimsel çalışmalarını ve bu alandaki gelişmelerle ilgili yayınlarını takip etmek, gerekli görülenleri tercüme ettirerek basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.

e) Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

İKİNCİ BÖLÜM

Teşkilat ve Görevler

Teşkilat

MADDE 4- (1) Yüksek Kurumun teşkilatı, Yüksek Danışma Kurulu, Yönetim Kurulu, Başkanlık, Kurumlar ve hizmet birimlerinden oluşur.

(2) Yüksek Kurumun teşkilatı, ekli (I) sayılı cetvelde gösterilmiştir.

Yüksek Danışma Kurulu

MADDE 5- (1) Yüksek Danışma Kurulu, Başbakanın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına giren konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları arasından üç yıllığına seçilen üç üye ile Yüksek Kurum Başkanı ve Kurum Başkanlarından oluşur. Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli gördükleri hâllerde, Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık eder.

(2) Yüksek Danışma Kurulu, Yüksek Kurumun ve Kurumların bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendirir ve gerekli tavsiye kararlarını alarak, görüşlerini Yüksek Kuruma ve Kurumlara bildirir. Bu kararlar Yüksek Kurum ve Kurumlar tarafından öncelikle dikkate alınır.

(3) Yüksek Danışma Kurulu yılda bir defa toplanır; Başbakanın veya ilgili Bakanın çağrısı üzerine her zaman olağanüstü toplantı yapılabilir. Gerektiğinde ilgili diğer kurum ve kuruluş temsilcileri de ilgili Bakan tarafından toplantılara davet edilebilir.

(4) Toplantı gündemi, Yüksek Kurum Başkanı tarafından hazırlanır ve Başbakanın veya ilgili Bakanın onayından sonra toplantıdan en az bir ay önce üyelere dağıtılır. Olağanüstü toplantı hâllerinde bu süre aranmaz.

(5) Yüksek Danışma Kurulunun sekretarya işleri, Yüksek Kurum Başkanlığınca yerine getirilir.

(6) Yüksek Danışma Kurulunca gerekli görülen kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır.

(7) Yüksek Danışma Kurulunun çalışma usûl ve esasları yönetmelikle belirlenir.

Yönetim Kurulu

MADDE 6- (1) Yönetim Kurulu, Yüksek Kurum Başkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek iki üye ile Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve Kurum Başkanlarından oluşur.

(2) Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek üyelerin görev süresi üç yıldır. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir. Bu üyeliklerde görev süresi dolmadan herhangi bir nedenle boşalma olması hâlinde, boşalan üyelik için üç ay içinde aynı usûlle yeni seçim yapılır; bu şekilde seçilen üyelerin görev süresi de üç yıldır.

(3) Yönetim Kurulu, en az beş üyenin katılımıyla toplanır ve katılan üyelerin çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Eşitlik hâlinde Başkanın oyu doğrultusunda karar alınır.

(4) Yönetim Kurulu, en az ayda bir kez olağan toplantısını yapar. Gerekli hâllerde Başbakan veya ilgili Bakan, Yönetim Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir.

(5) Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının bulunmadığı hâllerde, kendilerine vekâlet eden yardımcıları oy hakları da bulunmak üzere toplantıya katılır.

(6) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Bu Kanun Hükmünde Kararnameyle Yüksek Kuruma ve Kurumlara verilen görevlerin etkin ve verimli biçimde yerine getirilmesine yönelik temel politika ve stratejileri belirlemek.

b) Yüksek Kurumun ve Kurumların faaliyetlerine esas alınacak ilkeleri belirlemek.

c) Yüksek Kurumun ve Kurumların faaliyet etkinliğini değerlendirmek, tespit edilen sorunlara karşı gerekli görülen tedbirlere karar vermek.

ç) Yüksek Kurum Başkanlığınca sunulan, Yüksek Kurumun ve Kurumların kısa ve uzun vadeli çalışma programları ile bu programlarda yapılması öngörülen değişiklikleri, Yüksek Kurum ve Kurumların amaç ve hedeflerine uygunluğu ve yeterliği açısından inceleyerek karara bağlamak.

d) Yüksek Kurumun ve Kurumların politika ve stratejilerinin uyum ve tamamlayıcılığını sağlayacak çözüm ve tedbirleri karara bağlamak.

e) Yüksek Kurumun ve Kurumların güçlü bir uyum ve etkin bir koordinasyon içinde faaliyet yürütmelerini sağlayacak çözüm ve tedbirleri karara bağlamak.

f) Yüksek Kurum Başkanlığınca sunulan, Yüksek Kurum ve Kurumların yıllık çalışma raporlarını inceleyerek karara bağlamak.

g) Yüksek Kurumun ve Kurumların bütçelerini görüşmek.

ğ) Yüksek Kurum ve Kurumlarca hazırlanan idarî düzenlemeleri görüşerek Başbakan veya ilgili Bakanın onayına sunmak.

h) Yüksek Kurum ve Kurumların taşınmazların alınması, yaptırılması, satılması, kiralanması, rehin ve ipotek tesis edilmesi, hizmet satın alınması ve bağışların kabul edilmesi hususlarındaki önerilerini karara bağlamak.

ı) Yüksek Kurum ve Kurumlar tarafından verilecek hizmetlere ilişkin ücret tarifelerini belirlemek.

i) Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

(7) Yönetim Kurulunun sekretarya işleri Yüksek Kurum Başkanlığınca yerine getirilir.

(8) Yönetim Kurulunun çalışma usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir.

Başkanlık

MADDE 7- (1) Başkanlık, Yüksek Kurum Başkanı, iki Başkan yardımcısı ile hizmet birimlerinden oluşur.

(2) Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurumun en üst düzey yöneticisi olup Yüksek Kurum hizmetlerini, mevzuata, Yönetim Kurulunca belirlenen ilkeler ile politika ve stratejilere, Yüksek Kurumun stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler ve yürütür. Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur.

(3) Yüksek Kurum Başkanının görevleri şunlardır:

a) Yönetim Kuruluna sunulacak tüzük ve yönetmelik taslakları, bütçe taslakları, kısa ve uzun vadeli çalışma programları ile çalışma raporlarını hazırlamak.

b) Yönetim Kurulunun Yüksek Kurum faaliyetlerine ilişkin konulardaki kararlarına yönelik önerileri hazırlamak.

c) Yönetim Kurulunun Yüksek Kurum faaliyetlerine ilişkin kararlarını uygulamak.

ç) Kurumlar ve hizmet birimleri arasında koordinasyonu sağlamak.

d) Yüksek Kurumun stratejik planını, performans ölçütlerini, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını belirlemek, insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.

e) Yüksek Kurumun belirlenen politika ve stratejilere uygun olarak etkin ve verimli çalışmasına yönelik gerekli tedbirleri uygulamak.

f) Yüksek Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.

g) Yüksek Kurum ve Kurumların her türlü faaliyet ve işlemleri ile ilgili inceleme ve araştırma yaptırmak.

ğ) Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulu tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.

(4) Yüksek Kurum Başkanı, görev ve yetkilerini, sınırlarını açıkça belirlemek ve yazılı olmak kaydıyla Başkan yardımcılarına devredebilir.

Kurumlar

MADDE 8- (1) Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıkları, Yüksek Kurumun kuruluşuna dâhil olan Kurumlardır. Kurumlar ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip olup, hizmet ve görevlerini mevzuat hükümleri ile Yönetim Kurulunca belirlenen ilke, politika ve stratejiler doğrultusunda Yüksek Kurum Başkanlığının gözetim, denetim ve eşgüdümünde yerine getirir.

Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı

MADDE 9- (1) Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur. Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.

(2) Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Atatürk’ün kişiliği, düşüncesi, ilkeleri ve inkılâpları ile Türkiye Cumhuriyeti tarihini ilgilendiren kaynakları ve Cumhuriyet döneminde üretilen temel bilim ve kültür eserlerini incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak.

b) Atatürk, millî mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile ilgili Türkçe ve yabancı dillerde yazılmış kitap, broşür, dergi ve benzeri materyali toplamak, bilimsel yöntemlerle düzenlemek, yürütülen faaliyetler kapsamında değerlendirmek, araştırmacıların ve kamuoyunun hizmetine sunmak.

c) Görevi ile ilgili konularda bilimsel nitelikli kongreler, konferanslar, seminerler, kurslar, her türlü bilimsel toplantılar, geziler, sergiler düzenlemek; bu alanda yurtiçinde ve yurt dışında düzenlenen bilimsel etkinliklere katılmak.

ç) Görevi ile ilgili konularda süreli ve süresiz yayınlar yapmak, aynı mahiyetteki yayınları Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek, yaptığı araştırma, inceleme, kongre, konferans ve seminerlerin sonuçlarını yayımlamak.

d) Görevi ile ilgili konularda inceleme ve araştırma yapacaklara ve lisansüstü çalışmalarda bulunacaklara Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre her türlü destek ve yardımlarda bulunmak.

e) Yurtiçinde ve yurtdışında Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılâpları konuları ile Cumhuriyetimizin kuruluşunu hazırlayan ve Cumhuriyet dönemindeki olayların sebepleri ve gelişmeleri konularında üstün başarılı eserler veren yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişileri Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek.

f) Görevleri ile ilgili olarak, yurtiçinde ve yurtdışında yerli ve yabancı, resmî ve özel eğitim, bilim, kültür, sanat kurum ve kuruluşları ile araştırma merkezleri, arşivleri ve benzeri yerlerde ve çeşitli dallardaki araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak.

g) Görev alanına giren konularda, yurtiçi ve yurtdışındaki yayınları izlemek, incelemek, değerlendirmek.

ğ) Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak, özgün telif eserler yazmak veya yazdırmak, bunları yayınlamak, tanıtmak, yaymak ve basılan eserleri kütüphanelere göndermek.

h) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, belirlenen öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; bu projelere katılacak yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri ödüllendirmek.

ı) Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Türk Dil Kurumu Başkanlığı

MADDE 10- (1) Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur. Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.

(2) Türk Dil Kurumu Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Türk dilinin kaynak eserlerini tespit ederek incelemek ve yayına hazırlamak, Türkçe ile ilgili yurtiçinde ve yurtdışında yapılan araştırmaları takip etmek; Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak.

b) Türkçenin ticarî hayatta, kitle iletişim araçlarında, eğitim ve öğretim kurumlarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında doğru ve güzel kullanılması hususunda öncü görevi üstlenerek gerekli uyarıları yapmak, girişimlerde bulunmak, kamuoyunu, kurum ve kuruluşları bilgilendirmek, Türkçenin yozlaştırılmasına, yabancı sözcüklerin ve yazım biçimlerinin yayılmasına karşı dil bilincini güçlendirmek.

c) Türkçenin söz ve anlam yapısını korumak ve geliştirmek, yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve taramalar yapmak.

ç) Türk dilinin zenginleşmesine yönelik inceleme ve araştırmalar yapmak, yazım kılavuzları ve sözlükler hazırlamak, bilim, sanat, spor terimleri ile teknik terim ve kavramları karşılayacak Türkçe terim ve kavramların bulunmasına yönelik araştırma ve incelemelerde bulunmak.

d) Türkçe dil bilgisi üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunmak, buna dayalı olarak Türk dilinin yapısına ilişkin dil bilgileri ile Türkçenin tarihi ve karşılaştırmalı dil bilgilerini hazırlamak ve bunları yayımlamak.

e) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Türkçeyi dünya milletlerine tanıtacak ve kullanımını yaygınlaştıracak uluslararası etkinlikler düzenlemek.

f) Türk dili ve Türkçe dil bilgisi konularında kongreler, sempozyumlar, konferanslar, toplantılar, sergiler, geziler düzenlemek; yurtiçi ve yurtdışında yapılan aynı konu ve mahiyetteki toplantılara katılmak, Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre bu tür etkinlikleri desteklemek.

g) Görevleri ile ilgili olarak, yurtiçinde ve yurt dışında yerli veya yabancı, gerçek ve tüzel kişiler, eğitim, bilim, kültür, sanat kurum ve kuruluşları, araştırma merkezleri, araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak.

ğ) Görevleri ile ilgili konularda yurtiçi ve yurtdışındaki yayımları izlemek, incelemek, değerlendirmek.

h) Yabancıların Türkçeyi öğrenmesini kolaylaştırıcı bilimsel çalışmalar yapmak.

ı) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türkçenin tanıtılması ve öğretilmesine yönelik olarak yurtiçinde ve yurt dışında çalışmalar yürütmek, bu alanda yurtiçinde ve yurtdışında yürütülen çalışmaları desteklemek.

i) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk dili ve kültürüyle ilgili yerli ve yabancı temel eserler ile bu konulardaki tarihî, ilmî ve edebî değeri bulunan eserlerle ilgili çeviri, sadeleştirme ve tıpkıbasım çalışmaları ile içerik incelemelerini yürütmek, desteklemek ve bu çalışmaların sonuçlarını yayımlamak.

j) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk dili ile ilgili olarak üniversiteler, eğitim ve araştırma kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerini desteklemek.

k) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, görev alanına giren konularda akademisyenlerin ve araştırmacıların yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak; bu amaçla ödüller ve burslar vermek, yurtiçinde ve yurtdışında lisansüstü eğitim ve araştırma faaliyetlerini desteklemek.

l) Diğer birimlerle koordinasyon içinde tespit edeceği ölü ya da yaşayan dünya dillerindeki klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin, Kurum bünyesinde veya üniversitelerde ya da kamu veya özel diğer araştırma kurumlarında, tercüme grupları oluşturmak veya hizmet satın almak suretiyle Türkçeye çevrilmesini sağlamak; bunun için yapay zekâya dayalı otomatik dil araçları geliştirmek veya geliştirilmesini desteklemek ve elde edilen sonuçları yayımlamak; basılan eserleri kütüphanelere göndermek.

m) Yüksek Kurum bünyesinde ya da diğer araştırma kurumlarında üretilen özgün eserlerden gerekli olanları, diğer birimlerle koordinasyon içinde tespit ederek süreli ve süresiz yayınlar yoluyla yabancı dillere aktarmak.

n) Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, kendi çalışma alanlarıyla ilgili ve öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, bu projelere katılacak yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri ödüllendirmek.

o) Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Türk Tarih Kurumu Başkanlığı

MADDE 11- (1) Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur. Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.

(2) Türk Tarih Kurumu Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Türk tarihi ve Türkiye tarihini tüm yönleriyle hakikatlere uygun biçimde ortaya koyacak çalışmalar yapmak, tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak.

b) Türk tarihi ve Türkiye tarihinin kaynak eserlerini tespit etmek, incelemek ve yayına hazırlamak, bu alanda yurtiçi ve yurtdışındaki araştırmaları takip etmek.

c) Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak; görev alanıyla ilgili özgün bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve elde edilen sonuçları yayımlamak; basılan eserleri kütüphanelere göndermek.

ç) Türk tarihi ve Türkiye tarihine ilişkin kaynakları toplamak, incelemek, gerekli görülenleri Türkçeye çevirmek, yaymak ve yayımlamak.

d) Türk tarihi ve Türkiye tarihini aydınlatmaya yarayacak belge ve malzemeyi toplamak, arşiv ve dokümantasyon merkezleri kurmak, niteliği belirlenen belge ve malzemeyi elde etmek için gerekli araştırmaları, incelemeleri, kazıları yapmak ve yaptırmak.

e) Türk tarihi ve Türkiye tarihiyle ilgili yeni buluşları ve bilimsel konuları yaymak ve tanıtmak üzere bilimsel toplantılar yapmak, kongreler, sergiler ve geziler düzenlemek.

f) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, tarih sevgisini ve bilincini kökleştirecek, geliştirecek ve yaygın hâle getirecek, tarih araştırmalarını ve çalışmalarını özendirecek, destekleyecek her türlü tedbiri almak, gerekli çalışma plan ve programlarını yapmak.

g) Görevleriyle ilgili olarak, yurtiçinde ve yurtdışında Türk tarihi veya Türkiye tarihi üzerinde çalışan, araştırma ve yayın yapan kurum, kuruluş ve araştırma merkezleriyle, arşivlerle Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak, kitap, yayın ve orijinallerinden çoğaltılmış belge mübadele etmek.

ğ) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk tarihi, Türkiye tarihi ve Türk kültürüyle ilgili yerli ve yabancı temel eserler ile bu konulardaki tarihî, ilmî ve edebî değeri bulunan eserlerle ilgili çeviri, sadeleştirme ve tıpkıbasım çalışmaları ile içerik incelemelerini yürütmek, desteklemek ve bu çalışmaların sonuçlarını yayımlamak.

h) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk tarihi ve Türkiye tarihi ile ilgili olarak üniversiteler, eğitim ve araştırma kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerini desteklemek.

ı) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, görev alanına giren konularda akademisyenlerin ve araştırmacıların yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak; bu amaçla ödüller ve burslar vermek, yurtiçinde ve yurtdışında lisansüstü eğitim ve araştırma faaliyetlerini desteklemek.

i) Türk tarihi ve Türkiye tarihini sevdirmek amacıyla tarih müzeleri ve benzeri halka açık her türlü bilgilendirme platformlarını kurmak, kurdurmak, Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından oluşturulan benzeri tesisleri desteklemek.

j) Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, kendi çalışma alanlarıyla ilgili ve öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, tez konularını bu projeler çerçevesinde belirleyen ve böylece bu çalışmalara katılan yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri ödüllendirmek.

k) Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı

MADDE 12- (1) Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir kurum olup, Başkan, bir Başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur. Başkanlığın merkezi Ankara’dadır.

(2) Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Dil ve tarih dışında, düşünce, sanat, edebiyat, folklor ve bilim başta olmak üzere millî kültürümüzün diğer alanlarının kaynak eserlerini tespit etmek, incelemek ve yayına hazırlamak; bu alanlarla ilgili olarak yurtiçinde ve yurtdışında yapılan araştırmaları takip etmek.          

b) Yurtiçinde ve yurtdışında Türk kültürü üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunan, Türk kültürünün yayılmasına hizmet eden, gelişmesi yolunda faaliyetler gösteren, kurum, kuruluş, araştırma merkezleri, gerçek ve tüzel kişilerle Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak.

c) Türk kültürünün çeşitli alanlarında hizmet veren kamu kurum ve kuruluşlarının, özel kurumların çalışmalarına katılmak, onlarla işbirliğinde bulunmak, gerekli görülen talepleri karşılamak.

ç) Görev alanıyla ilgili konularda süreli ve süresiz yayınlar yapmak, kongre, konferans, toplantı, gösteri, gezi ve sergiler düzenlemek ve benzeri faaliyet ve hizmetlerde bulunmak.

d) Yurtiçinde ve yurtdışında Türk kültürünün, töre ve geleneklerinin tanıtılması için gerekli her türlü hizmet ve faaliyetleri Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre yerine getirmek, tanıtma kurum ve kuruluşları ile ortak çalışmalar yapmak, işbirliğini gerçekleştirmek.

e) Kültür ve sanat alanında toplumsal gelişmeye katkı sağlayan nitelikte eserler üretmek, çalışmalar yapmak, bu nitelikteki eser ve çalışmaları Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek.

f) Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak; belirtilen alanlarda bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunmak; görev alanıyla ilgili özgün bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve elde edilen sonuçları yayımlamak; tanıtmak, yaymak ve basılan eserleri kütüphanelere göndermek.

g) Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, kendi çalışma alanlarıyla ilgili ve öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; bu projelere katılacak yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri ödüllendirmek.

ğ) Yurt dışındaki kültür varlığımızın araştırılmasını ve korunmasını desteklemek; Türkiye ile diğer Türk dilli devlet ve topluluklar arasındaki kültürel ve sosyal ilişkilerin bilimsel zeminde gelişmesine dönük faaliyetler yapmak.

h) Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Bilim kurulları

MADDE 13- (1) Kurumların bünyesinde bilim kurulları kurulur.

(2) Bilim kurulları, Kurum Başkanı, Başkan yardımcısı ve aslî üyelerden oluşur.

(3) Bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usûl ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.

Kurum üyeleri

MADDE 14- (1) Kurumların aslî, şeref ve haberleşme olmak üzere üç türlü üyesi vardır. Üyelikler için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usûlü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.

Hizmet birimleri

MADDE 15- (1) Yüksek Kurumun hizmet birimleri şunlardır:

a) Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı.

b) Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı.

c) İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

ç) Hukuk Müşavirliği.

Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı

MADDE 16- (1) Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Araştırma ve inceleme faaliyetlerine ilişkin önerileri incelemek, değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek.

b) Kurumların kütüphane, arşiv ve dokümantasyon merkezlerini, bilgi bankaları ve veri tabanlarını, bilimsel araştırmalarını ve diğer faaliyetlerini Bütünleşik Bilgi Sistemi çerçevesinde elektronik ortamda birleştirmek ve bu sisteme ilişkin çalışmaları Kurumlar ile işbirliği içinde yürütmek.

c) Sosyal ve beşerî bilimler alanında ülke için öncelikli konularda uygulanacak projelere katılacak lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre yurtiçi ve yurtdışı burs verilmesi ve bunların başarı derecelerine göre ödüllendirilmesi çalışmalarını Kurumlar ile işbirliği içinde yürütmek.

ç) Kurumlarca düzenlenecek projelere ilişkin teknik çalışmaları yürütmek.

d) Kurumlarca düzenlenecek etkinliklere ilişkin hazırlık ve organizasyon çalışmalarını yapmak veya yaptırmak.

e) Ulusal ve uluslararası alanda yapılan organizasyonları izlemek ve ortaya çıkan sonuçları ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarla paylaşmak.

f) Kurumların faaliyetlerinde kullanılacak bilişim sistemlerini geliştirmek ve buna ilişkin çalışmaları Kurumlarla işbirliği içinde yürütmek.

g) Yüksek Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı

MADDE 17- (1) Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Yüksek Kurum ve Kurumlara ilişkin olarak 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve malî hizmetler birimlerine verilen görevleri Kurumların strateji ve malî hizmetler müdürlükleriyle işbirliği içinde yapmak.

b) Yüksek Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı

MADDE 18- (1) İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Yüksek Kurumun ve Kurumların insan gücü politikası ve planlaması ile insan kaynakları sisteminin geliştirilmesi ve performans ölçütlerinin oluşturulması konusunda çalışmalar yapmak ve tekliflerde bulunmak.

b) Yüksek Kurumun ve Kurumların personelinin atama, nakil, terfi, emeklilik ve benzeri özlük işlemlerini yürütmek.

c) Yüksek Kurumun ve Kurumların eğitim planını hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek.

ç) Eğitim faaliyetleri ile ilgili dokümantasyon, yayım ve arşiv hizmetlerini yürütmek.

d) Yüksek Kurumun ve Kurumların ortak ihtiyacı olan her türlü yapım, satın alma, kiralama, basım, bakım ve onarım, arşiv ve benzeri idarî hizmetleri yürütmek.

e) Fiziki çalışma ortamlarını uygun ve standart hâle getirmek.

f) Kaynak ihtiyaçlarını etkin, verimli ve zamanında karşılamak.

g) Taşınır ve taşınmaz kayıtlarını tutmak.

ğ) Yüksek Kurumun ve Kurumların sivil savunma ve seferberlik hizmetlerini planlamak ve yürütmek.

h) Yüksek Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

Hukuk Müşavirliği

MADDE 19- (1) Hukuk Müşavirliğinin görevleri şunlardır:

a) Yüksek Kurum ve Kurumlara yönelik olarak, 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre hukuk birimlerine verilen görevleri yapmak.

b) Yüksek Kurum Başkanı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yöneticilerin Sorumlulukları, İşbirliği ve Düzenleme Yetkisi

Yöneticilerin sorumlulukları

MADDE 20- (1) Yüksek Kurumun ve Kurumların her kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan ve programlara, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst kademelere karşı sorumludur.

İşbirliği

MADDE 21- (1) Yüksek Kurum ve Kurumlar, görevleri çerçevesinde yükseköğretim kurumları, araştırma merkezleri ve uluslararası kurumlar dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliği yapabilir, ortak projeler hazırlayıp uygulayabilir.

(2) Yüksek Kurum ve Kurumlar, millî savunma ve millî güvenliğe ilişkin hususlar saklı kalmak kaydıyla, görev alanıyla ilgili olarak gerekli gördüğü bilgileri bütün kamu kurum ve kuruluşlarından ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden Başbakan veya ilgili Bakan aracılığıyla istemeye yetkilidir. Kendilerinden bilgi istenen bütün kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, bu bilgileri zamanında ve noksansız vermekle yükümlüdür. Bu şekilde elde edilen bilgilerden ticarî sır niteliğinde olanların gizliliği korunur.

Düzenleme yetkisi

MADDE 22- (1) Yüksek Kurum ve Kurumlar; görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idarî düzenlemeler yapabilir.

(2) İdarî düzenlemeler Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe konulur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Personele İlişkin Hükümler

Kadrolar

MADDE 23- (1) Yüksek Kurumun ve Kurumların kadrolarının tespiti, ihdası, kullanımı ve iptali ile kadrolara ilişkin diğer hususlar, 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre düzenlenir.

Atama

MADDE 24- (1) Yüksek Kurumun ve Kurumların personeli, 657 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir.

(2) Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır. Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanlarının görev süresi üç yıldır. Görev süresi dolanlar yeniden atanabilir.

(3) 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurların atamaları Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılır.

Yüksek Kurum Uzmanlığı

MADDE 25- (1) Yüksek Kurumda ve Kurumlarda, Yüksek Kurum Uzmanı ve Uzman Yardımcısı istihdam edilir.

(2) Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atanabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartları taşımak.

b) En az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri, üniversitelerin Türk dili, edebiyatı ve tarihiyle ilgili fakülte ve bölümleri ile Yüksek Kurumun görev alanıyla ilgili konularda eğitim veren ve yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtiçindeki veya yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.

c) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.

(3) Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl fiilen çalışmak ve istihdam edildikleri birimlerce belirlenecek konularda hazırlayacakları uzmanlık tezinin oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi kaydıyla, yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilâve süre verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların Yüksek Kurum Uzmanı kadrolarına atanabilmeleri, Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgarî (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde sahip olma şartına bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlar veya sınava girmeye hak kazandığı hâlde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı unvanını kaybeder ve Yüksek Kurumda ve Kurumlarda durumlarına uygun başka kadrolara atanırlar.

(4) Yüksek Kurum Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Yüksek Kurum ve Kurumların gelirleri

MADDE 26- (1) Yüksek Kurum, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıklarının gelirleri şunlardır:

a) Genel bütçeden yapılacak yardımlar.

b) Her türlü bağış, yardım ve vasiyetler.

c) Yüksek Kurumun ve merkez başkanlıklarının gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.

ç) Diğer gelirler.

(2) Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu başkanlıklarının gelirleri şunlardır:

a) Genel bütçeden yapılacak yardımlar.

b) Atatürk’ün vasiyetine dayalı gelirler.

c) Her türlü bağış, yardım ve vasiyetler.

ç) Kurum Başkanlıklarının gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.

d) Diğer gelirler.

Atatürk Uluslararası Barış Ödülü

MADDE 27- (1) Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla, Devlet ödülü niteliğinde Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilir.

(2) Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin usûl ve esaslar Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.

Atıflar, değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 28- (1) 11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun; 97 nci maddesinin (a) ve (b) fıkralarında yer alan “Başbakanlıkça” ibaresi “Bakanlar Kurulunca” şeklinde değiştirilmiş, (b) fıkrasında yer alan “ve yürütme kurullarına atanacak üyelere ödenecek ücretlerle,” ve “, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Kurulu ve” ibareleri yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “Yüksek Kurul” ibaresi “ve Yüksek Danışma Kuruluna seçilen üyelere ödenecek ücretler ile” şeklinde değiştirilmiş, (c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) 2876 sayılı Kanunun, birinci fıkra ile değiştirilen 97 nci maddesi, 101 inci maddesinin birinci fıkrası, 103 üncü ve 104 üncü maddeleri dışındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

(3) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;

a) 36 ncı maddesinin “ORTAK HÜKÜMLER” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendine “Basın ve Enformasyon Uzman Yardımcıları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzman Yardımcıları,” ibaresi; “Basın ve Enformasyon Uzmanlığına,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanlığına,” ibaresi,

b) 152 nci maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-ÖZEL HİZMET TAZMİNATI” başlıklı bölümünün (i) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanları,” ibaresi,

c) Eki (I) sayılı ek gösterge cetvelinin “I-GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI” bölümünün (h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanları,” ibaresi,

eklenmiştir.

(4) Ekli (1) sayılı listedeki kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerinden çıkarılmış, ekli (2) sayılı listedeki kadrolar ihdas edilerek anılan cetvellerin ilgili bölümlerine eklenmiştir.

Personel kadroları ve üyelikler

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde görevde bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ile bilim kurulları üyelerinin görevleri, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı ile Kurumların başkan yardımcıları anılan görevlere atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.

(2) Birinci fıkrada belirtilenlerden, Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı, bağlı kuruluşların başkan yardımcıları, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, daire başkanları ile genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ekli (3) sayılı listede ihdas edilen Başkanlık Müşaviri kadrolarına, özel kalem müdürleri ile şube müdürleri aynı listede ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılırlar. Başkanlık Müşaviri ve Araştırmacı kadroları, herhangi bir sebeple boşaldığı takdirde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(3) Birinci ve ikinci fıkralarda sayılanlardan 2547 sayılı Kanunun 38 inci maddesine göre Yüksek Kurum ve Kurumlarda görevlendirilenler, ilgili yükseköğretim kurumundaki görevlerine ilgili mevzuatı çerçevesinde geri dönerler.

(4) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Yönetim Kurulunun Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerinin görevleri, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde sona erer. Bu üyeler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine göre Yönetim Kurulu üyeliklerine ilişkin seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.

(5) Yönetim Kurulu üyelikleri ile Yüksek Danışma Kurulu üyeliklerine bu Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine göre yetkili makamlar tarafından yapılacak seçimler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde yapılır.

(6) Kurumların bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde görevde bulunan aslî üyelerinin üyelikleri, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde sona erer. Bunlar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre aslî üyeliklere yeni seçimler yapılıncaya kadar görevlerine devam eder.

(7) İkinci fıkra uyarınca atanmış sayılanlara yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek ödeme, sözleşme ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı alınan ek ders ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır), atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek ödeme, sözleşme ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı alınan ek ders ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

(8) Yüksek Kurum ve Kurumlara ait Uzman Yardımcısı ve Uzman unvanlı kadrolardan boş olanlar bu maddenin yayımı tarihinde iptal edilmiş sayılır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Uzman Yardımcısı kadrolarına yeni atama yapılmaz, Uzman unvanlı kadroların herhangi bir nedenle boşalması hâlinde, bu kadrolar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

Kadro değişiklikleri

GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinde yer alan sınırlama ile bağlı olmaksızın boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece, dolu kadrolarda derece değişikliği yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

(2) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı kadrolarına yapılacak açıktan atamalar, yılı merkezî yönetim bütçe kanunlarında yer alan açıktan atama sayı sınırlamasına tâbi değildir.

Düzenleyici işlemler

GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasına ilişkin düzenlemeler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulur. Anılan düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanun Hükmünde Kararnameye aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Sorunların giderilmesi

GEÇİCİ MADDE 4- (1) Yüksek Kurumun bu Kanun Hükmünde Kararnameye göre yeniden yapılandırılması sebebiyle gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Başbakan veya ilgili Bakan yetkilidir.

Şeref üyeleri

GEÇİCİ MADDE 5- (1) 2876 sayılı Kanunun eki listelerde yer alanların şeref üyelikleri ve buna bağlı hakları korunur.

Yürürlük

MADDE 29- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 30- (1) Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”

 (I) SAYILI CETVEL

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU TEŞKİLATI

Yüksek Danışma Kurulu

 

Yönetim Kurulu                Yüksek Kurum Başkanı

                Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı             Kurum Başkanı                 Kurum Başkan Yardımcısı

                Hizmet Birimleri

 

Yönetim Kurulu                Yüksek Kurum Başkanı  Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı

Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı             1) Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı   Atatürk Araştırma Merkezi Başkan Yardımcısı

                1) Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı

                                                                                2)Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı

                                                2) Atatürk Kültür Merkezi Başkanı           Atatürk Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı           3) İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı

                                                                                4)Hukuk Müşavirliği

                                                3) Türk Dil Kurumu Başkanı         Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı         

                                                4) Türk Tarih Kurumu Başkanı    Türk Tarih Kurumu Başkan Yardımcısı    

 

(1)     SAYILI LİSTE

KURUMU            : ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

TEŞKİLATI : MERKEZ

İPTAL EDİLEN KADROLARIN

 

 

Sınıfı     

Unvanı

Derecesi              Serbest Kadro Adedi    

Toplam

GİH        Denetleme Kurulu Başkanı         1             1             1

GİH        Denetleme Kurulu Üyesi             1             2             2

GİH        Genel Sekreter                1             1             1

GİH        Yurt İçi ve Yurt Dışı İlişkiler Daire Başkanı              1             1             1

GİH        Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı          1             1             1

GİH        İdari ve Malî İşler Dairesi Başkanı             1             1             1

GİH        Strateji Geliştirme Daire Başkanı              1             1             1

GİH        Özel Kalem Müdürü       1             1             1

GİH        Şube Müdürü   1             4             4

                TOPLAM                             13           13

 

KURUMU            : ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI            : MERKEZ

İPTAL EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Merkez Sekreteri            1             1             1

GİH        Şube Müdürü   1             1             1

                TOPLAM                             2             2

 

KURUMU             : ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI : MERKEZ

İPTAL EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Merkez Sekreteri            1             1             1

GİH        Şube Müdürü   1             1             1

                TOPLAM                             2             2

 

KURUMU            : TÜRK DİL KURUMU BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI            : MERKEZ

İPTAL EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Kurum Sekreteri              1             1             1

GİH        Şube Müdürü   1             1             1

                TOPLAM                             2             2

 

KURUMU : TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI : MERKEZ

İPTAL EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Kurum Sekreteri              1             1             1

GİH        Şube Müdürü   1             1             1

                TOPLAM                             2             2

 

  (2) SAYILI LİSTE

KURUMU             : ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

TEŞKİLATI : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı             1             1             1

GİH        Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanı             1             1             1

GİH        Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı           1             1             1

GİH        İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı   1             1             1

GİH        Yüksek Kurum Uzmanı  5             5             5

GİH        Yüksek Kurum Uzmanı  7             5             5

GİH        Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı             9             15           15

GİH        İdari İşler Müdürü           1             4             4

                TOPLAM                             33           33

 

KURUMU             : ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Yüksek Kurum Uzmanı  7             5             5

GİH        Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı             9             10           10

GİH        Strateji Geliştirme Müdürü        1             1             1

GİH        İdari İşler Müdürü           1             2             2

                TOPLAM                             18           18

KURUMU             : ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Yüksek Kurum Uzmanı  7             5             5

GİH        Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı             9             10           10

GİH        Strateji Geliştirme Müdürü        1             1             1

GİH        İdari İşler Müdürü           1             2             2

                TOPLAM                             18           18

 

KURUMU            : TÜRK DİL KURUMU BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI            : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Yüksek Kurum Uzmanı  7             10           10

GİH        Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı             9             20           20

GİH        Malî Hizmetler Uzmanı 6             3             3

GİH        Malî Hizmetler Uzman Yardımcısı             9             2             2

GİH        Strateji Geliştirme Müdürü        1             1             1

GİH        İdari İşler Müdürü           1             2             2

                TOPLAM                             38           38

 

KURUMU            : TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI            : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı      Unvanı Derecesi              Serbest Kadro Adedi     Toplam

GİH        Yüksek Kurum Uzmanı  7             10           10

GİH        Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı             9             20           20

GİH        Malî Hizmetler Uzmanı 6             3             3

GİH        Malî Hizmetler Uzman Yardımcısı             9             2             2

GİH        Strateji Geliştirme Müdürü        1             1             1

GİH        İdari İşler Müdürü           1             2             2

                TOPLAM                             38           38

 

(3) SAYILI LİSTE

KURUMU            : ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

TEŞKİLATI : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

 

Sınıfı     

Unvanı

Derecesi              Serbest Kadro Adedi    

Toplam

GİH        Başkanlık Müşaviri          1             15           15

GİH        Araştırmacı         1             30           30

                TOPLAM                             45           45

 

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 11., 36., 70., 87., 91., 104., 112., 123., 124., 128. ve 134. maddelerine dayanılmıştır.

III- İLK İNCELEME

A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki reddi hâkim talebi görüşülmüştür:

Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın, kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 2003 yılında ABD Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda bulunduğu, 25.4.2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49. Kuruluş Yıldönümü’nde yaptığı açılış konuşmasında “Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır.” ifadelerine yer verdiği, ayrıca 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davada verilen kararda açıklanan görüşünün daha önceki kararlarda yer alan görüşlerinden farklı olduğu, bu nedenlerle Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda tarafsız olarak karar veremeyeceği ileri sürülerek 6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 60. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca reddi talep edilmiştir.

Hâkimin reddi kurumu, hâkimin tarafsız kalamayacağı şüphesi bulunan bir davaya bakmamasını sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla ilişkilidir. Nitekim adil yargılanma hakkı tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkını da içerir. Bu nedenle hukukumuzda, hâkimin tarafsız kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek durumlarda ya davaya bakması yasaklanmış ya da taraflarca reddedilebileceği kabul edilmiştir.

6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, istişarî görüş ve düşüncelerini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacakları; 60. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu iddiası ile reddolunabileceği; (2) numaralı fıkrasında, bu takdirde, Genel Kurul ya da bölümlerde ilgili üye katılmaksızın ret konusu hakkında kesin karar verileceği; (5) numaralı fıkrasında ise ret talebinin kötü niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi hâlinde, talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verileceği kurala bağlanmıştır.

Dava dilekçesinde hâkimin reddi talebi yönünden dayanılan hususlardan biri Wikileaks belgeleri olarak bilinen belgelerde yer aldığı ileri sürülen bilgilerdir. Ancak, bu belgelerin gerçekte var olup olmadığı kanıtlanamadığı gibi, içerdiği bilgilerin doğru olup olmadığı da ortaya konulabilmiş değildir. Aksine, belgelerde ismi geçen birçok kişi gibi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ tarafından da kamuoyunun bilgisine sunuldukları ilk andan itibaren anılan belgelerde var olduğu ileri sürülen bilgiler açıkça yalanlanmıştır. Ret talebi yönünden dayanılan hususlardan biri olan açılış konuşmasındaki sözler, Türk siyasal yaşamındaki uzlaşma kültürü eksikliğine ve temel siyasal sorunların siyasi arenada çözümü yerine yargı kurumlarına havale edilmesi eğilimine yönelik genel ve kişisel nitelikte bir eleştiri olup somut bir davaya ilişkin herhangi bir görüş veya düşünce içermemektedir. Ret talebine dayanak yapılan hususlardan sonuncusu olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın geçmişte kimi dava dosyalarında kullandığı oylar, tamamen hâkimin yargısal görevine ilişkindir. Hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oyların ret sebebi olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla dava dilekçesinde hâkimin reddi nedeni olarak ileri sürülen hususlar, Kanun’da düzenlenen davaya bakılması yasak bir hâl veya ret sebebi olarak kabul edilemez.

Öte yandan, her hak gibi hâkimin reddini talep etme hakkının da amacına uygun olarak kullanılması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur. Somut dava dosyasında, varlığı ve içerdiği bilgilerin doğruluğu kanıtlanmamış aksine yalanlanmış olan hukuken delil değeri bulunmadığı açık bir takım bilgi ve belgelere, yine ret sebebi olmadığı açık olan hâkimin önceki dava dosyalarında kullandığı oylara dayanılarak ret talebinde bulunulmuş olması, hâkimin reddini talep etme hakkının iyi niyetle ve amacına uygun olarak kullanılmadığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince ret talebinde bulunanlara takdiren 500 TL disiplin para cezası uygulanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle:

1- Hâkimin reddi talebinin esastan REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2- Talebin kötü niyetle yapıldığının KABULÜNE VE 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

3- Disiplin para cezasının talepte bulunan davacıya verilmesine, Serruh KALELİ, Burhan ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU’nun “Para cezasının talepte bulunanların her birine verilmesi gerektiği” yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

4- Para cezası miktarının 500 Türk Lirası olarak esas alınmasına, OYBİRLİĞİYLE,

karar verilmiştir.

B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Evren ALTAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu Kanun Hükmünde Kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi Hakkında Genel Açıklama

Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnameler, işlevsel yönden kanun hükmünde olduğundan yargısal denetimlerinin yapılması görev ve yetkisi Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Yargısal denetimde kanun hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki kanununa sonra da Anayasa’ya uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her ne kadar, Anayasa’nın 148. maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki kanunlarına uygunluğunun denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa’ya biçim ve esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de Anayasa’ya uygunluk denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde kararnamenin yetki kanununa uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa’da, Bakanlar Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması, kanun hükmünde kararnameyi Anayasa’ya aykırı duruma getirir.

Dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasa’dan alan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak, olağan dönemlerdeki kanun hükmünde kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle, kanun hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir. Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya uygun bir yetki kanununa dayanması, geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya dayandığı yetki kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.

Kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa’nın 11. maddesinde, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir. Bu nedenle kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadıkları saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun olmak zorundadırlar.

Anayasa’da kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır. Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kural gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Bakanlar Kurulu”na ancak kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.

Anayasa’nın herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa’nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz.

B- Kanun Hükmünde Kararname’nin Tümünün, Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda Anayasa Mahkemesince verilen 27.10.2011 günlü, E.2011/60, K.2011/147 sayılı kararın Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 8., 11., 87. ve 91. maddelerine rağmen tüm teşkilat ve personel kanunlarının parlamenter süreç dışında yapılmasını teşvik ettiği, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında Kanun’un kapsamının belirlendiği ve hangi kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik ve yeni düzenlemeler yapılabileceğinin belirtildiği, 664 sayılı KHK ile değişiklik ve ek düzenlemeler yapılarak yürürlükten kaldırılan 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun 6223 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet kanun ve KHK ile (b) bendinde sayılan 6 adet kanun ve KHK arasında yer almadığı gibi, anılan bentlerin (2) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen diğer kanun ve KHK’lar arasında yer aldığının da kabul edilemeyeceği, 6223 sayılı Yetki Kanunu ile tüm teşkilat, personel ve usul kanunlarına ilişkin düzenleme yapma yetkisinin Bakanlar Kuruluna verildiğinin kabulünün yasama yetkisinin devri anlamını taşıdığı, 6223 sayılı Yetki Kanunu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesince verilen 27.10.2011 günlü, E:2011/60, K:2011/147 sayılı kararda “kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi” ile “kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler” ile sınırlı olarak KHK çıkarma yetkisinin verildiğinin belirtildiği, 2876 sayılı Kanun’un ise bakanlık teşkilat kanunu olmadığı gibi 664 sayılı Kanun ile 2876 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin ve yeni düzenlemelerin “kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine”, “yeni bakanlık kurulmasına”, “var olan bakanlıkların birleştirilmesine” ve “bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesine” ilişkin de bulunmadığı, bu nedenle 664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin Anayasa Mahkemesinin K.2011/147 sayılı kararına göre de 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığı, 2876 sayılı Kanun’da değişiklikler yapan 519 sayılı KHK’nin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği tarihten 18 yıl sonra çıkarılan 664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin “ivedilik, zorunluluk ve önemlilik” ölçütlerini de içermediği, belirtilen nedenlerle KHK’nin tümünün, ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

1- KHK’nin 28. Maddesinin;

a- (1) Numaralı Fıkrasının “,(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” Bölümü,

2.11.2011 günlü, 28103 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren KHK’nin 28. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 2876 sayılı Kanun’un 97. maddesinin (c) fıkrasında değişiklikler yapılmış ve bu kapsamda, (c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş ise de aynı günlü Resmî Gazetede yayımlanan 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK’ye eklenen ek 12. maddenin (3) numaralı fıkrasının (ç) bendi ile “11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendinin birinci, ikinci ve üçüncü paragrafları”, 14.1.2012 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.

2876 sayılı Kanun’un 97. maddesinin yürürlükten kaldırılan kurallarında değişiklikler içeren 664 sayılı KHK’nin 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “,(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümünün konusu kalmadığından, konusu kalmayan bu bölüme yönelik iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

b- (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…ve 104 üncü” İbaresi

KHK’nin 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 2876 sayılı Kanun’un 97., 101., 103. ve 104. maddeleri dışındaki hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir. 2876 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılmayan 104. maddesi ise 31.5.2012 günlü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 22. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, KHK’nin 28. maddesinin konusu kalmayan (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve 104 üncü” ibaresi yönünden iptal isteminin konusunun kalmadığı, bu nedenle iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

               

c- (3) Numaralı Fıkrasının (b) ve (c) Bentleri

664 sayılı KHK’nin 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendiyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 152. maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A- ÖZEL HİZMET TAZMİNATI” başlıklı bölümünün (i) bendine “Yüksek Kurum Uzmanları” ibaresi, (c) bendiyle ise 657 sayılı Kanun’un eki (I) sayılı ek gösterge cetvelinin “I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI” bölümünün (h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Yüksek Kurum Uzmanları” ibaresi eklenmiş ise de söz konusu ibareler, 666 sayılı KHK’nin 5. maddesinin (ç) fıkrası ile yürürlükten kaldırılan 657 sayılı Kanun hükümleri arasında yer aldığından, 664 sayılı KHK’nin 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasının konusu kalmayan (b) ve (c) bentleri yönünden iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

2- KHK’nin Diğer Kuralları

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun (Yüksek Kurum) kuruluş ve görevlerini düzenleyen 2876 sayılı Kanun’un bir maddesini değiştiren ve dört maddesi dışındaki hükümlerini yürürlükten kaldıran KHK ile Yüksek Kurum’un kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları bir bütün olarak yeniden düzenlenmiştir.

6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1. maddesinde Kanun’un amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak olarak belirlenmiş ve yetkinin kapsamı iki başlık altında tespit edilmiştir. Yetkinin kapsamına ilk olarak kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi girmektedir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu amaçla;

1- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,

2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,

3- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,

ilişkin kanun hükmünde kararname çıkarılabilecektir.

İkinci olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılması için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.

664 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerin “ivedilik, zorunluluk ve önemlilik” ölçütlerini içermediği ve bu yönüyle de Anayasanın 91. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü, E.2011/60, K.2011/147 sayılı kararında da belirtildiği üzere, olağan kanun hükmünde kararnamelerin çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasa’da herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu itibarla, yetki kanunlarının ve KHK’lerin anayasaya uygunluğunun incelenmesinde Anayasa’da öngörülmeyen yeni şartlar ihdas edilmesi mümkün olmadığı gibi, neyin “önemli”, “ivedi” ve “zorunlu” olduğuna anayasaya uygunluk denetimi yapan yargı organının karar vermesi de bu organın işlevine uygun değildir. Ayrıca, bu kavramların sübjektif nitelik taşıdığı ve göreceli olduğu da açıktır. Bu nedenle, yetki kanunu ve buna bağlı olarak KHK çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olup olmadığının incelenmesi, Anayasa’da öngörülen çerçevenin dışına taşacak ölçüde bir denetim yapılması anlamına gelebilecektir. Bu nedenle, KHK ile düzenlenen konunun acil, ivedi, önemli ve zorunlu olup olmadığının incelenmesine gerek görülmemiştir.

Bu açıklamalar çerçevesinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumundan oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen KHK’nin, hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında kalan diğer kuralları 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamında bulunduğundan, Anayasa’nın 91. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

C- Kanun Hükmünde Kararname’nin Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasanın 91. ve 163. Maddeleri Yönünden İncelenmesi

KHK’nin ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki cetvel ve listeler, Anayasa’nın 91. ve 163. maddelerinde kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin düzenleme içerip içermediği yönünden incelenmiştir.

1- KHK’nin 21. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” İbaresi ile İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” İbaresi

KHK’nin “İşbirliği” başlıklı 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (Yüksek Kurum) ve Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıklarının (Kurumlar), görevleri çerçevesinde yükseköğretim kurumları, araştırma merkezleri ve uluslararası kurumlar dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliği yapabileceği, ortak projeler hazırlayıp uygulayabileceği belirtilmiş, (2) numaralı fıkrasında da Yüksek Kurum ve Kurumların, millî savunma ve millî güvenliğe ilişkin hususlar saklı kalmak kaydıyla, görev alanıyla ilgili olarak gerekli gördüğü bilgileri bütün kamu kurum ve kuruluşlarından ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden Başbakan veya ilgili Bakan aracılığıyla istemeye yetkili olduğu, kendilerinden bilgi istenen bütün kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerin, bu bilgileri zamanında ve noksansız vermekle yükümlü olduğu ifade edilmiştir.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir.

Anayasa’nın “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” hükmüne yer verilmiş, üçüncü fıkrasında ise “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” denilmiştir. Buna göre, Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen ve “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir.

KHK’nin 21. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Yüksek Kurum ve Kurumların görev alanıyla ilgili olarak gerek gördüğü bilgileri kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra diğer gerçek ve tüzel kişilerden Başbakan veya ilgili Bakan aracılığıyla istemeye yetkili kılınması ve kendilerinden bilgi istenen söz konusu gerçek ve tüzel kişilerin bu bilgileri zamanında ve noksansız vermekle yükümlü kılınması, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğindedir.

 Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

2- KHK’nin 25. Maddesinin (2), (3) ve (4) Numaralı Fıkraları

KHK’nın “Yüksek Kurum Uzmanlığı” başlıklı 25. maddesinin (2) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atanabilmek için aranan şartlar, (3) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atananların Yüksek Kurum Uzmanı olarak atanma şartları ve Uzmanlığa atanamayanların atanacakları kadrolar belirtilmiş, (4) numaralı fıkrasında da Yüksek Kurum Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.

Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında ise hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın İkinci Kısmının “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkı ile ilgili olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması, Anayasanın 91. maddesi uyarınca mümkün değildir.

Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığı ve Yüksek Kurum Uzmanlığı kadrolarına atanma şartlarının belirlenmesi, Anayasa’nın 70. maddesine göre kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme olduğundan KHK’nin 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları, Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. İptalleri gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ile Burhan ÜSTÜN bu görüşe değişik gerekçeyle katılmışlardır.

Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.

3- KHK’nin Geçici 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrası

KHK’nin geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bu KHK’nin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle Yüksek Kurum Uzman yardımcısı kadrolarına yapılacak atamaların, yılı merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan açıktan atama sayı sınırlamasına tâbi olmadığı hükme bağlanmıştır.

Anayasa’nın 161. maddesinde, Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamalarının ”yıllık bütçelerle” yapılacağı ve bütçenin ”kanunla” düzenleneceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 163. maddesinde bütçelerde değişiklik yapılmasının esasları düzenlenmiş, maddenin üçüncü cümlesinde ise ”Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez.” hükmüne yer verilmiştir.

KHK’nin geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla bir yıl süreyle, yılı merkezi yönetim bütçe kanunlarında yer alan açıktan atama sayı sınırlamasına tâbi olmaksızın Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı kadrolarına atama yapılabilmesinin olanaklı kılınması, bütçe kanununda değişiklik yapılması anlamı taşımaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 163. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

4- KHK’nin Diğer Kuralları

KHK’nin 21. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresi, 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları ve geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında kalan diğer kurallarında Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası ile 163. maddesi uyarınca kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşıldığından bu maddelere, fıkralara, bölümlere, cetvel ve listelere ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

D- Kanun Hükmünde Kararnamenin İçerik Yönünden İncelenmesi

1- KHK’nin 3. Maddesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Yüksek Kurum’un kuruluş amacının Anayasa’nın 134. maddesinde belirtildiği, bu nedenle Yüksek Kurum’un görevlerinin KHK ile düzenlenirken Anayasa’da öngörülen amaçların esas alınması gerektiği, bu çerçevede Anayasa’da belirtilen “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” amacına ulaşmayı mümkün kılacak şekilde düzenleme yapılması gerekirken yapılmadığı ve Yüksek Kurumun görevlerinin herhangi bir üniversitenin tarih bölümünün müfredat programı hazırlanırcasına belirlendiği, bu suretle Anayasa’daki “Atatürkçü düşünce”, “Atatürk ilke ve inkılâpları” ve “Atatürk milliyetçiliği” kavramlarının sulandırılarak içlerinin boşaltılmasının amaçlandığı, Yüksek Kurumun görevlerinin “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk Milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda araştırma yapma, tanıtma, yayma ve topluma benimsetme faaliyetleri olması gerekirken Yüksek Kuruma söz konusu amacı gerçekleştiremeyeceği açık olan görevler verilmesinin tam anlamıyla bir yetki saptırması olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 3. maddesinde, Yüksek Kurumun görevleri şu şekilde belirlenmiştir:

a- Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek.

b- Sosyal ve beşerî bilimler alanında özgün bilgi üretimi için ortamlar hazırlamak, bu çerçevede bütünleşik bilgi sistemi kurmak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek, eşgüdüm sağlamak, izlemek.

c- Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara destek vermek.

ç- Milli kültürümüzün ve diğer kültürlerin klasikleşmiş bilim ve düşünce eserlerinin günümüz Türkçesine çevrilmesini, basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.

d- Görev alanı kapsamında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bilimsel çalışmalarını ve bu alandaki gelişmelerle ilgili yayınlarını takip etmek, gerekli görülenleri tercüme ettirerek basılmasını ve yayımlanmasını sağlamak.

e- Mevzuatla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Anayasa’nın “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” başlıklı 134. maddesinde, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur. Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.” denilmiştir.

Anayasa’nın 134. maddesinde “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak” olarak belirtilen Yüksek Kurumun kuruluş amacı, KHK’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde de aynen yer almış ve “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumundan oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir.” ifadesine yer verilmiştir.

Dava konusu kuralda, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak” görevi açıkça Yüksek Kurumun görevleri arasında sayılmamakla birlikte, Yüksek Kuruma verilen “bütün yönleriyle Atatürk ve eseri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek” görevinin, Yüksek Kurumun kuruluş amacı olarak Anayasa’nın 134. maddesi ile KHK’nin 1. maddesinde belirtilen “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak amacı” doğrultusunda yerine getirileceği kuşkusuz olduğundan, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak” görevinin dava konusu kuralda açıkça yer almaması, Anayasa’nın 134. maddesine aykırılık oluşturmamaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ve 2. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

2- KHK’nin 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,…” İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kanunla düzenleneceğinin belirtildiği, 134. maddesinde de Yüksek Kurumun kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkilerinin kanunla düzenleneceğinin ifade edildiği, dava konusu kuralda Yüksek Danışma Kurulunun kimlerden oluşacağının belirlenirken Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı’nın yanı sıra “Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar” ibaresine yer verilmek suretiyle Kurulda hangi bakanların yer alacağının ve sayılarının belirlenmesinin bütünüyle idareye bırakılmasının yasama yetkisinin devredilemezliği kuralına ve idarenin kanuniliği ilkesine aykırı olduğu, bu durumun aynı zamanda bir yasa kuralının belirli ve öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturduğu, Devletin başı olan ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil edip Anayasa’nın uygulanmasını ve Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeten Cumhurbaşkanı’nın gözetim ve desteğinde kurulacak Yüksek Kurumun Yüksek Danışma Kuruluna katılacak bakanların Başbakan tarafından belirlenmesinin Anayasa’nın 104. maddesiyle bağdaşmadığı gibi Anayasa’nın 134. maddesi uyarınca özerk ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan Yüksek Kurumun siyasallaşmasına da yol açacak nitelikte bulunduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 7., 104. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin dava konusu ibarenin yer aldığı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Yüksek Kurumun ve Kurumların bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendiren ve gerekli tavsiye kararlarını alarak görüşlerini Yüksek Kurum ve Kurumlara bildiren Yüksek Danışma Kurulunun oluşumu düzenlenmiştir. Buna göre, Yüksek Danışma Kurulu, Başbakan’ın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına giren konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları arasından üç yıllığına seçilen üç üye ile Yüksek Kurum Başkanı ve Kurum Başkanlarından oluşacak ve Cumhurbaşkanı ile Başbakan gerekli gördükleri hâllerde, Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık edecektir. Başbakan tarafından belirlenecek bakanların Yüksek Danışma Kurulunun üyeleri arasında yer alacak olması, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Hukuk güvenliği ise normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.

Anayasa’nın 123. maddesinde, “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.”, 134. maddesinde de “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri ve özlük işleri ile kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.” denilmiştir.

Dava konusu ibarenin yer aldığı kuralda Yüksek Kurumun teşkilat yapısında yer alan Yüksek Danışma Kurulunun, Başbakan veya ilgili Bakanın başkanlığında bakanlar, bilim adamları, Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum başkanlarından oluşacağı öngörülmüştür. Kurulda yer alacak bakanlar ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar olarak ifade edilmiştir. Anılan düzenleme ile Yüksek Kurulun oluşumu temel olarak belirlenmiş, Kurulun üye yapısının çerçevesi çizilmiştir. Buna göre, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı ile Milli Eğitim Bakanının yanı sıra Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanların da Yüksek Danışma Kuruluna katılmalarının öngörülmesi, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir yetki verilmesi anlamını taşımamakta, bu nedenle yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

Yüksek Danışma Kurulunun oluşumu KHK ile belirlendiğinden, Başbakanca belirlenecek bakanların da Kurula katılacak olmaları, idarenin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaz ve kuralın belirsizliği ve öngörülemezliğinden söz edilemez.

Yüksek Kurum’un ve Kurumların bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendiren ve gerekli tavsiye kararlarını alarak görüşlerini Yüksek Kuruma ve Kurumlara bildiren Yüksek Danışma Kurulunun üyeleri arasında bakanların bulunmasının, Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Yüksek Kurumun siyasallaşmasına yol açacağının ya da anayasal konumuna aykırı olduğunun söylenebilmesi de olanaklı değildir.

                Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7. ve 134. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 104. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

                3- KHK’nin 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve…” İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Devletin başı olan ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden, Anayasa’nın uygulanmasını ve Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeten Cumhurbaşkanı’nın gözetim ve desteğinde kurulacak Yüksek Kurumun Yönetim Kuruluna Başbakan ve ilgili bakan tarafından birer üye seçilecek olmasının Anayasanın 104. maddesiyle bağdaşmadığı, özerk ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan Yüksek Kurumun siyasallaşmasına yol açacağı ve Yüksek Kurumun Anayasal yapısı ve konumuna da uygun olmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 104. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Yönetim Kurulunun, Yüksek Kurum Başkanı’nın başkanlığında, Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek iki üye ile Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve Kurum Başkanlarından oluşacağı ifade edilmiştir. Yönetim Kuruluna Başbakan ve ilgili Bakan tarafından birer üye seçilmesi, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

KHK’nin 1. maddesinde Başbakan’ın Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini bir Bakan aracılığıyla kullanabileceği belirtilmiş, 2. maddesinde ise Başbakanın Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini devrettiği Bakan, “ilgili Bakan” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, Yönetim Kurulu üyelerinin biri Başbakan, bir diğeri ise Başbakan’ın Yüksek Kurum ile ilgili yetkilerini devrettiği Bakan tarafından seçilmesi söz konusudur.

Anayasa’nın 134. maddesinde belirtildiği üzere Başbakanlığa bağlı ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan Yüksek Kurum, bir hizmet yerinden yönetim kuruluşudur. Belirtilen hukuki konumu dolayısıyla Yüksek Kurum ile Başbakanlık arasındaki ilişki, bir idari vesayet ilişkisidir. Bu ilişki çerçevesinde, aksi yönde bir anayasal düzenleme bulunmadıkça, Yüksek Kurumun Yönetim Kurulu üyelerinin bir bölümünün siyasal organlar tarafından seçilmesinin Yüksek Kurumun özerkliğiyle bağdaşmayacağı söylenemez.

Bu çerçevede, Başbakanlığa bağlı bir yerinden yönetim kuruluşu olan Yüksek Kurumun dokuz üyeli Yönetim Kurulunun iki üyesinin Başbakan ile ilgili Bakan tarafından seçilmesinde Anayasa’nın 134. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 104. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

4- KHK’nin;

a) 7. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının (ğ) Bendinde,

b) 10. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (o) Bendinde,

c) 11. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (k) Bendinde,

ç) 12. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (h) Bendinde,

Yer Alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” İbarelerinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, KHK’nin 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde Yüksek Kurum Başkanlığının görevleri arasında, 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendinde Türk Dil Kurumu Başkanlığının görevleri arasında, 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendinde Türk Tarih Kurumu Başkanlığının görevleri arasında, 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendinde ise Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri arasında “Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek” görevinin sayıldığı, Anayasa’nın 134. maddesine göre Yüksek Kurumun kamu tüzelkişiliğine sahip olduğu, KHK’nin 10., 11. ve 12. maddelerinin (1) numaralı fıkralarına göre, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının, Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve Yüksek Kurum Başkanlığı’ndan ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip kamu kurumları olduklarının belirtildiği, bu Kurumların Başbakanlık veya ilgili Bakanlık teşkilatları içinde yer almadığı gibi Yüksek Kurum Başkanlığı’ndan da ayrı teşkilatlarının bulunduğu, Anayasa’nın 112. maddesinde Başbakan’ın Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği ve Bakanlar Kurulunun bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olacağı ve Başbakan’ın bakanların görevlerini Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlü olduğunun belirtildiği, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinde Başbakanlığın görevlerinin, 3. maddesinde Başbakanlık teşkilatının ve 4. maddesinde de Başbakan’ın görevlerinin düzenlendiği, Anayasa’da veya 3056 sayılı Kanun’da Başbakan’ın ya da ilgili bakanların, Başbakanlık veya bakanlıklar teşkilatından ayrı teşkilatı ve ayrı tüzel kişilikleri bulunan özerk ve bağımsız kamu kurumlarına idari görevler verebileceğine yönelik herhangi bir hukuki düzenleme bulunmadığı, Anayasa’nın 6. maddesinde, egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu, Türk Milletinin egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 11. maddesinde ise Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu kurallarına yer verildiği, Yüksek Kurum Başkanlığı ile Yüksek Kurumunun kuruluşuna dahil Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığına Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen görevleri yerine getirmek görevinin verilmesinin Anayasa’nın 6., 11. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin iptali istenilen ibarelerin yer aldığı 7. maddesinde Yüksek Kurum Başkanlığı, 10. maddesinde Türk Dil Kurumu Başkanlığı, 11. maddesinde Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve 12. maddesinde Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı düzenlenmiştir. İptali istenilen ibareler, anılan maddelerin Yüksek Kurumun ve anılan Kurumların görevlerinin belirtildiği fıkralarında yer almış ve bu fıkraların son bendinde “Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak”, 7. maddede Yüksek Kurum Başkanı’nın, 10. maddede Türk Dil Kurumu Başkanlığı’nın, 11. maddede Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın ve 12. maddede Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nın görevleri arasında sayılmıştır. Söz konusu dört maddede yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibareleri, dava konusu ibareleri oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 134. maddesinde Başbakanlığa bağlı kurulacak Yüksek Kurumun, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumundan oluşacağı ve Yüksek Kurumun kuruluşu, organları ile çalışma usullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. KHK’nin 10., 11. ve 12. maddelerinde de Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının Yüksek Kuruma bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan kurumlar oldukları ifade edilmiştir. KHK’nin 8. maddesinde ise ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip olan Kurumların, görevlerini Yüksek Kurum Başkanlığının gözetim, denetim ve eşgüdümünde yerine getirecekleri belirtilmiştir.

Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı ifade edilmiştir. İdarenin bütünlüğü, tekil devlet modelinin yönetim alanındaki temel ilkesidir. İdarenin bütünlüğü ilkesiyle, idari görevleri yerine getiren kurumlar arasında birliğin sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içerisinde çalışması öngörülmüştür.

Yüksek Kurum ve Kurumlar, kamu tüzel kişiliğini haiz, hizmet yerinden yönetim kuruluşlarıdır. İdarenin bütünlüğü ilkesinin bir gereği olarak, Başbakanlık ile kendisine bağlı olan Yüksek Kurum ve Yüksek Kurumu oluşturan Kurumlar arasında idari vesayet ilişkisi bulunmaktadır.

Dava konusu kurallar ile Yüksek Kurum ve Kurumlar için öngörülen “Başbakan veya ilgili Bakan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek” görevinin, anılan kurumların yürütmekle yükümlü oldukları hizmet alanına ilişkin olacağı açıktır.

Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurumun en üst düzey yöneticisi olup Yüksek Kurum hizmetlerini, mevzuata, Yönetim Kurulunca belirlenen ilkeler ile politika ve stratejilere, Yüksek Kurumun stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenlemek ve yürütmekle görevli, Yüksek Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur. Yüksek Kuruma bağlı Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıkları da, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan kurumlardır.

İdarî vesayet yetkisi, hiyerarşik denetimde olduğu gibi genel bir yetki olmayıp, kanunla çerçevesi çizilen sınırlar içerisinde kullanılması gereken istisnaî bir yetkidir. İstisnaîlik ve kanunîlik, idarî vesayetin en belirgin iki temel özelliğidir. Anayasa’da belirtilen amaç ve çerçeve içinde kalmak koşuluyla bu yetkinin kapsam ve sınırını belirleme yetkisi kanun koyucuya aittir.

Söz konusu yetki kapsamında, Yüksek Kurum Başkanı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının görevleri belirlenirken, idarenin bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Başbakanlığa bağlı olan Yüksek Kurum ile Yüksek Kurum bünyesinde yer alan Kurumların başkanlıklarına Başbakan veya ilgili Bakan tarafından bu kurumların yürütmekle yükümlü oldukları hizmet alanına ilişkin görev verilmesine olanak sağlayan düzenlemede Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 6. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

5- KHK’nin 9. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın görevlerinin de Yüksek Kurumun Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacını gerçekleştirecek şekilde “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olması ve ayrıca bunları “incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak” yanında, tanıtmak, yaymak ve topluma benimsetmek faaliyetlerini de içermesi gerekirken dava konusu kuralla Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’na Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen amaçların gerçekleştirilmesinde yetersiz olan ve bu amaçların gerçekleştirilmesine katkı sağlamayan, üniversitelerin tarih bölümlerinin müfredat programlarına ilişkin görevler verilmek suretiyle yasama yetkisinin saptırıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kural, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın görevlerini düzenlemiştir. Buna göre, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a- Atatürk’ün kişiliği, düşüncesi, ilkeleri ve inkılâpları ile Türkiye Cumhuriyeti tarihini ilgilendiren kaynakları ve Cumhuriyet döneminde üretilen temel bilim ve kültür eserlerini incelemek ve yayıma hazırlamak veya hazırlatmak.

b- Atatürk, millî mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile ilgili Türkçe ve yabancı dillerde yazılmış kitap, broşür, dergi ve benzeri materyali toplamak, bilimsel yöntemlerle düzenlemek, yürütülen faaliyetler kapsamında değerlendirmek, araştırmacıların ve kamuoyunun hizmetine sunmak.

c- Görevi ile ilgili konularda bilimsel nitelikli kongreler, konferanslar, seminerler, kurslar, her türlü bilimsel toplantılar, geziler, sergiler düzenlemek; bu alanda yurtiçinde ve yurt dışında düzenlenen bilimsel etkinliklere katılmak.

ç- Görevi ile ilgili konularda süreli ve süresiz yayınlar yapmak, aynı mahiyetteki yayınları Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek, yaptığı araştırma, inceleme, kongre, konferans ve seminerlerin sonuçlarını yayımlamak.

d- Görevi ile ilgili konularda inceleme ve araştırma yapacaklara ve lisansüstü çalışmalarda bulunacaklara Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre her türlü destek ve yardımlarda bulunmak.

e- Yurtiçinde ve yurtdışında Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılâpları konuları ile Cumhuriyetimizin kuruluşunu hazırlayan ve Cumhuriyet dönemindeki olayların sebepleri ve gelişmeleri konularında üstün başarılı eserler veren yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişileri Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre desteklemek.

f- Görevleri ile ilgili olarak, yurtiçinde ve yurtdışında yerli ve yabancı, resmî ve özel eğitim, bilim, kültür, sanat kurum ve kuruluşları ile araştırma merkezleri, arşivleri ve benzeri yerlerde ve çeşitli dallardaki araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre işbirliğinde bulunmak.

g- Görev alanına giren konularda, yurtiçi ve yurtdışındaki yayınları izlemek, incelemek, değerlendirmek.

ğ- Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak, özgün telif eserler yazmak veya yazdırmak, bunları yayınlamak, tanıtmak, yaymak ve basılan eserleri kütüphanelere göndermek.

h- Yönetim Kurulunca belirlenecek esaslara göre, Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, belirlenen öncelikli konularda projeler hazırlamak ya da hazırlatmak; bu projelere katılacak yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yurtiçi ve yurtdışı burslar vermek, üstün başarı gösterenleri ödüllendirmek.

ı- Başbakan veya ilgili Bakan ve Yönetim Kurulunca verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Anayasa’nın 134. maddesinde, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulacağı belirtilmiştir.

Kuralın, Anayasa’ya aykırılığı savının temelini, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’na verilen görevler ile Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen amaçlara ulaşılmasının mümkün olmadığı hususu oluşturmaktadır.

Dava dilekçesinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’na verilen görevlerin “Atatürkçülük”, “Atatürk ilke ve inkılâpları”, “Atatürk milliyetçiliği” ile ilgili alanlarda olması ve bunları “tanıtmak, yaymak ve topluma benimsetmek” faaliyetlerini içermesi gerekirken dava konusu kuralın bu niteliği taşımadığı ileri sürülmüş ise de fıkranın (a) bendinde Atatürk’ün, kişiliği, düşüncesi, ilkeleri ve inkılâplarının incelenmesi, yayıma hazırlanması veya hazırlatılması görevinin Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’na verildiği ve (c) bendinde de görevi ile ilgili konularda süreli ve süresiz yayın yapmak, yapılan yayınları desteklemek ve görevi ile ilgili konularda yaptığı araştırma, inceleme, kongre, konferans ve seminerlerin sonuçlarını yayınlamakla görevlendirildiği hususları gözetildiğinde, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nca bu görevlerin Anayasa’nın 134. maddesinde belirtilen Yüksek Kurum’un kuruluş amaçlarına uygun olarak yerine getirileceği kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ve 2. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

6- KHK’nin 13. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, KHK’nin 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasında Kurumların bünyesinde kurulacak bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların yönetmelikle düzenleneceğinin hüküm altına alındığı, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı bilim kurullarının Anayasa’nın 123., 128. ve 134. maddeleri uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekirken bu kurulların oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olmasının yasama yetkisinin devri anlamına geldiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 123., 128. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıkları bünyesinde Kurum Başkanı, Başkan yardımcısı ve aslî üyelerden oluşan bilim kurullarının kurulması öngörülmüş, dava konusu (3) numaralı fıkrasında da bilim kurullarının oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usûl ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.

Dava konusu kuralı da içeren KHK’nin 13. maddesinin bir bütün olarak incelenmesinden, söz konusu bilim kurullarının, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıklarına verilen görevlerin yerine getirilmesinde anılan Kurumlara yardımcı olmak üzere faaliyette bulunacakları ve görev alanlarının, Kurumların görev alanına giren konularla sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Bilim kurullarının, Kurumların bünyesinde kurulacağının ve Kurum Başkanı, Başkan yardımcısı ve aslî üyelerden oluşacağının KHK ile belirlenmesinden sonra, oluşumu, üyelerinin seçimi, görevleri, çalışma usul ve esasları ile bilim kurullarına ilişkin diğer hususların düzenlenmesi gibi uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konuların yürütmeye bırakılması, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.

Açıklanan nedenle, kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 123., 128. ve 134. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

7- KHK’nin 14. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, KHK’nin 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde kurumların asli, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların yönetmelikle düzenleneceğinin hüküm altına alındığı, Anayasa’nın 7., 123., 128. ve 134. maddelerindeki açık hükümlere göre kanunla düzenlenmesi gereken Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının aslî, şeref ve haberleşme üyelikleri için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usulü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların yönetmelikle idare tarafından düzenlenecek olmasının yasama yetkisinin devri anlamına geldiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 123., 128. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde Kurumların aslî, şeref ve haberleşme olmak üzere üç türlü üyesinin bulunduğu belirtildikten sonra dava konusu ikinci cümlesinde bu üyelikler için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usûlü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.

Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının aslî, şeref ve haberleşme üyeleri, Kurumların görev alanına ilişkin konularda faaliyet gösterecek olup bu üyelikler için gereken nitelikler, yapılacak seçim ve görevlendirmelerin usûlü, üyeliklerin sayısı ve görev süresi, üyelerin görev, yetki ve sorumlulukları ile üyelikle ilgili diğer hususlar, Kurumların görev alanına ilişkin uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konular olduğundan bu hususların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 123., 128. ve 134. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

8- KHK’nin 16. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin…” İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın görevleri arasında sayılan araştırma faaliyetlerine ilişkin olarak yapılacak önerilerin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesi gibi Yüksek Kurulun asli faaliyetlerine ilişkin olan ve akademik düzeyde uzmanlık bilgisi gerektiren görevlerin akademisyenlerden veya konunun uzmanlarından oluşturulmuş bilim kurulları tarafından yerine getirilmesi gerekirken bu görevlerin Bilimsel Çalışmalar Dairesi Başkanlığı’nın görevleri arasında sayıldığı, bu görevlerin Yüksek Kurulun idari teşkilatı tarafından hiyerarşik kademeler içinde yürütülecek idari görevler olmadığı ve bu görevlerin yönetsel görevlermiş gibi idari hiyerarşi içinde görülmesinde kamu yararı bulunmadığı, idari personelin adının “Yüksek Kurum Uzmanlığı” dahi olsa bu görevlerin bu kişilerin bilgi ve kapasitesini aşan bir niteliği bulunduğu, bağımsız bilim kurulları tarafından yapılması gereken araştırma önerilerinin değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi ve yararlı olacağı düşünülenlerin belirlenmesinin konuyla ilgili akademik uzmanlıkları bulunmayan kamu görevlileri eliyle yapılmasının söz konusu süreci her türlü müdahaleye açık hale getirdiği ve böylece idarenin istediği önerilere onay verilmesi, istemediklerinin ise dışta kalmasının güvence altına alınmasının amaçlandığı, yetki saptırmasına gidilerek kamu yararına aykırı düzenleme yapmasının hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın görevleri düzenlenmiş ve fıkranın (a) bendinde de araştırma ve inceleme faaliyetlerine ilişkin önerileri incelemek, değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek görevi adı geçen Başkanlığın görevleri arasında sayılmıştır. Araştırmaların Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nca değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetler için koordinasyon görevi verilmesi, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği ise, yasaların kişisel yarar gözetilerek değil, kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır.

Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken “kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Bunun ötesinde yapılan somut düzenlemenin bu amaçları etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.

Yüksek Kurum’un hizmet birimlerinden biri olarak öngörülen Bilimsel Çalışmalar Koordinasyon Dairesi Başkanlığına dava konusu ibare ile verilen araştırmaların değerlendirilmesi, önceliklendirilmesi, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin projelerin hazırlık ve uygulama süreçlerini Kurumlarla işbirliği içinde koordine etmek görevinin, kamu yararı dışında bir amaçla adı geçen Başkanlığa verildiği söylenemeyeceği gibi söz konusu kuralın, Yüksek Kurum ile Kurumlar arasında olması gereken işbirliğinin sağlanmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

9- KHK’nin 22. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 134. maddesinde Yüksek Kurumun kamu tüzelkişiliğine sahip olduğunun belirtildiği, KHK’de de Yüksek Kurum ile Kurumların kamu tüzelkişiliğine sahip olduğunun ifade edildiği, Anayasa’nın 124. maddesinde Başbakanlık, bakanlık ve kamu tüzelkişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarabileceğinin belirtildiği, kamu tüzelkişiliğini haiz olarak kurulan Yüksek Kurum ile Kurumların görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş bulunan konularda idari düzenleme yapma yetkilerinin bulunduğu, Yüksek Kurum ve Kurumların hazırladıkları idari düzenlemelerin yürürlüğe girmesinin Başbakan veya ilgili Bakanın onayı şartına bağlanmasının Başbakan veya ilgili Bakana kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki verilmesi sonucuna yol açtığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 124. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 22. maddesinde Yüksek Kurum ve Kurumların, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idari düzenlemeler yapabilecekleri belirtildikten sonra dava konusu fıkrada bu idari düzenlemelerin Başbakan veya ilgili Bakanın onayıyla yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmıştır.

Anayasa’nın 134. maddesinde Yüksek Kurumun, KHK’de de Yüksek Kurum ile Kurumların kamu tüzel kişiliğine sahip bulundukları belirtilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nda ifade edildiği üzere tüzel kişiler, yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün hak ve borçlar yönünden hak ehliyetine ve fiil ehliyetine sahip bulunmaktadırlar. Dava konusu kuralda yer alan “idari düzenlemeler”, Yüksek Kurum ile Kurumların sahip oldukları kamu tüzel kişilikleri dolayısıyla tesis ettikleri işlemler kapsamında yer almaktadır. İdari düzenlemelerin bir kısmı mevzuatın uygulanmasına yönelik açıklama ve talimatlar içermekte, bir kısmı da idarenin iç işleyişine yönelik bulunmaktadır. Genel, soyut ve objektif hukuk kuralları içeren idare hukukuna özgü bu düzenlemelerin başında yönetmelikler gelmektedir.

Anayasa’nın 124. maddesinde, “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” denilmiştir.

Yüksek Kurum ve Kurumlar kamu tüzel kişiliğine sahip olduklarından, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelik çıkarabilecekleri kuşkusuzdur.

Dava konusu kural, yönetmeliklerin Yüksek Kurum ve Kurumlarca çıkarılmalarına engel oluşturmamakta ancak, bunların yürürlüğe girmesini Başbakanın veya ilgili Bakanın onayı koşuluna bağlamaktadır.

Başbakanlık ile Yüksek Kurum ve Kurumlar arasındaki ilişki, yukarıda da ifade edildiği üzere idari vesayet ilişkisidir ve bu anlamda Başbakanlık idari vesayet yetkisine sahiptir.

Vesayet yetkisinin kapsamı, işlemler yönünden iptal, onama, düzeltme, erteleme, yeniden görüşülmesini isteme, yargıya başvurma şeklinde ortaya çıkmakta ve kural olarak vesayet makamının, yerinden yönetim kuruluşunun yerine geçerek işlem tesis etme yetkisi bulunmamaktadır.

Vesayet yetkisinin istisnai bir yetki olması nedeniyle, bu yetkinin kullanımının mutlaka kanunla veya KHK ile düzenlenmesi gerekliliğine uyulmak suretiyle, Yüksek Kurum ve Kurumların çıkardıkları yönetmeliklerin yürürlüğe girmesinin, aralarındaki idari vesayet ilişkisi gözetilerek Başbakan’ın veya ilgili Bakan’ın onayına bağlanması, Anayasa’ya aykırılık oluşturmamaktadır.

Aynı husus, kamu tüzel kişiliğini haiz olan Yüksek Kurumun ve Kurumların, genelge, yönerge, tebliğ ve benzeri adlar altında yaptığı diğer idari düzenlemelerin yürürlüğe konulması bakımından da geçerlidir.

Açıklanan nedenle kural, Anayasanın 124. ve 134. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 7. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

10- KHK’nin 24. Maddesinin;

a) (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, 11.8.1983 günlü, 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun mülga maddelerinde Yüksek Kurul Başkanı’nın Yüksek Kurulun görüşü alınarak Başbakan tarafından gösterilecek üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanması, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı’nın tutum ve davranışları ile Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsediğini, eserleriyle veya eğitim ve öğretim veya diğer hizmet alanlarındaki çalışmaları ile kanıtlamış, yükseköğrenim görmüş Devlet memuru olabilmek için gerekli niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşünün alınarak Başbakan’ın önerisi üzerine müşterek kararla atanması, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlarının ise asli üyelerde bulunması gereken niteliklere sahip adaylar arasından Yüksek Kurulun görüşünün alınarak, Başbakan’ın önerisi üzerine müşterek kararla atanması öngörülmüş iken iptali istenilen kural uyarınca Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum başkanlarının hiçbir nitelik aranmadan ve Yüksek Kuruldan görüş alınmadan doğrudan müşterek kararla atanacak olmasının demokrasi ve hukukla bağdaşmadığı, Yüksek Kurumun Başkanı ile Kurum başkanlarının atanmalarında Yüksek Danışma Kurulunun görüşlerinin alınmasının söz konusu Kurumların bilimsel ve yönetsel özerklikleri ile anayasal görev ve tüzel kişiliklerinin gereği olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 134. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 24. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dava konusu birinci cümlesinde, Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum başkanlarının müşterek kararla atanacakları hükme bağlanmıştır.

Anayasa’nın 8. maddesinde ”Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.” denilmiş, 104. maddesinde de “kararnameleri imzalamak” Cumhurbaşkanı’nın yürütme alanındaki görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Anayasa’nın 104. maddesinde sözü edilen ”kararnameler”, kanun hükmünde kararnameler ile Bakanlar Kurulunun çeşitli kararnamelerinin yanında üst düzey yöneticilerin atanması ile ilgili müşterek kararnameleri de kapsamaktadır.

Kamu politikasının tayinine katılan, etkin bir otoriteye sahip olan, kuruluşların amacının gerçekleşmesinde önemli yetki ve sorumluluklarla donatılan, planlama, örgütlenme, personel ve kadrolarını yöneten, denetim ve temsil gibi işlevleri yerine getiren kamu görevlilerinin, üst düzey yönetici konumunda olmaları nedeniyle bunların atamaları müşterek kararname ile yapılmaktadır.

Yüksek Kurum Başkanı, Yüksek Kurum hizmetlerini, mevzuata, Yönetim Kurulunca belirlenen ilkeler ile politika ve stratejilere, Yüksek Kurumun stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenleyen ve yürüten, yönetiminden ve temsilinden sorumlu olan en üst düzey yöneticidir.

Kurumların başkanları da Yüksek Kurumdan ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip Kurumların yönetimi ve temsilinden sorumlu, Kurumların görevlerinin yerine getirilmesinde taşıdıkları sorumluluk ve yetkileri itibariyle Kurumların en üst düzey yöneticileridir.

Müşterek kararname ile atanmaları öngörülen Yüksek Kurum ve Kurumların başkanlarının atanmalarından önce herhangi bir makamın görüşü veya önerisinin alınmasını zorunlu kılan anayasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

b) (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Yüksek Kurum ile Kurumların kamu tüzel kişiliklerinin Anayasa’dan kaynaklandığı ve özerk oldukları, Başbakanlıkla ilişkilerinin bağlılık ilişkisi olduğu, bağlı ve ilgili kuruluşların tüzel kişiliğe sahip olmalarının hukuksal bir sonucu olarak personel atamalarının kendi yetkili organları tarafından yapılması gerektiği, Yüksek Kurum ile Kurumların yardımcı hizmetler sınıfında istihdam edilenler dâhil tüm personelinin atamasının iktidar tarafından yapılmak istenildiği, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’da Başbakanlık personelinin atanmasının 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun’a göre yapılacağının ve 2451 sayılı Kanun’da belirtilmeyen görevlerden başkanlıklara ortak kararla, diğer görevlere ise Başbakan’ın onayı ile atama yapılacağının, Başbakan’ın bu yetkisini gerekli gördüğü alt kademelere devredebileceğinin ve Başbakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarının kanunlarındaki atamaya ilişkin hükümlerin saklı olduğunun belirtildiği, Devlet tüzelkişiliğinden ayrı tüzel kişilikleri bulunan Yüksek Kurum ile Kurumların 2451 sayılı Kanun’un eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurlarının atama işlemlerinin Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacak olmasının yetki saptırması olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 6. ve 134. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 24. maddesinin dava konusu (3) numaralı fıkrasında, 2451 sayılı Kanun’un eki cetvellerde sayılanlar dışında kalan memurların atamalarının Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacağı hükme bağlanmıştır.

2451 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, bu Kanun’a ekli (1) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere Bakanlar Kurulu kararıyla, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere ise müşterek kararla atama yapılacağı belirtilmiştir.

2451 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla ya da müşterek kararla atanması öngörülmeyen, Yüksek Kurum ve Kurumlarda görev alan memurların atamalarının Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılacağının öngörülmesi, 6223 sayılı Yetki Kanunu ile Bakanlar Kuruluna verilen yetki kapsamında kullanılan takdiri yansıtmakta olup, Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olan Yüksek Kurumun memurları ile Kurumların memurlarının atamalarının Başbakan veya ilgili Bakan tarafından yapılmasında Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasanın 134. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 2. ve 6. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

11- KHK’nin 27. Maddesinin;

a) (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Bakanlar Kurulunun teklifi ve…” İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla verileceğinin ve bu ödülün verilmesine ilişkin usul ve esasların Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtildiği, Kurtuluş Savaşı’nın lideri ve Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini belirleyen siyaset üstü bir kişilik olduğu, adına verilecek “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü”nün siyasete malzeme yapılmaması ve ödül yoluyla hatırasının kirletilmemesi için kime verileceğinin siyaset üstü bir kurul tarafından belirlenmesi gerektiği, siyasal bir organ olan Bakanlar Kurulunun tercihlerinin de doğal olarak siyasal olacağı ve dolayısıyla Bakanlar Kurulunun Atatürk Uluslararası Barış Ödülünü iç ve dış siyaseti siyasal tercihleri ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesinde bir araç olarak kullanacağı, bu durumun siyaset alanının doğasından ve işleyişinden kaynaklanan olağan bir sonuç olduğu, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün Bakanlar Kurulunu teklifi üzerine verilmesinin Anayasa’nın egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanılmasını öngören 6. maddesi ile Bakanlar Kurulunun görev ve siyasi sorumluluklarını düzenleyen 112. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla, Devlet ödülü niteliğinde Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesi öngörülmüştür. Bu ödülün “Bakanlar Kurulunun teklifi ile” verilmesi hususu, dava konusu ibareyi oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 6. maddesinde Türk Milletinin, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı ve hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükme bağlanmıştır.

Anayasa’nın 112. maddesinde de, Başbakan’ın, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağı ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözeteceği belirtildikten sonra Bakanlar Kurulunun bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumlu olduğu ifade edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ün adını taşıyan ve dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet edenlere verilmesi öngörülen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün niteliği ve önemi gözetilerek, bu Ödül’ün verilmesinde yürütme organı görevli ve yetkili kılınmıştır. Buna göre, hükümetin genel siyasetini yürütmekle görevli Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Devletin başı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı tarafından Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilecektir.

Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere verilmesi öngörülen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün verileceği kişinin belirlenmesi konusunda Bakanlar Kurulunca Cumhurbaşkanı’na teklifte bulunulması, Bakanlar Kurulunun anayasal konumuna aykırı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 6. ve 112. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

b) (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Kurtuluş Savaşı’nın önderi ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk adına verilecek ödül ile ilgili esasların, aday tespitine ve belirlenmesine ilişkin süreçlerin, aday tespitinde görev alacaklar ile bunların görevleri ve çalışma esaslarının belirlenmeksizin ve Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin kuralların konulup çerçevesinin çizilmeksizin bu Ödül’ün verilmesine ilişkin usûl ve esasların Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceğinin öngörülmesinin yasama yetkisinin devrine yol açacağı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 27. maddesinin dava konusu (2) numaralı fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmesine ilişkin usûl ve esasların, Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.

Anayasa’nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği kurala bağlanmıştır.

Yasayla düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu niteliği taşıyan bir yasal düzenleme ile ayrıntıların belirlenmesi konusunda yürütme organına yetki verilmesi, yasal düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

KHK’nin 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Atatürk Uluslararası Barış Ödülünün “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, dünya barışına, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden kişilere verileceğinin belirtilmesi suretiyle ödül verilecek kişinin taşıması gereken niteliklerin belirlendiği, gerçek kişilerin yanı sıra tüzel kişilere de ödül verilebilmesine imkân sağlandığı, Bakanlar Kurulunun teklifi ve Cumhurbaşkanının onayıyla ödül verileceği ifade edilmek suretiyle de ödülün verilmesine ilişkin karar sürecinin belirlendiği anlaşılmaktadır.

Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün verileceği kişinin nitelikleri ve ödül verilecek kişinin belirlenme sürecine ilişkin temel ilkeler KHK ile belirlendiğinden, bu konuya ilişkin ayrıntıların düzenlenmesi bakımından Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi, yasal düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

Açıklanan nedenle kural, Anayasanın 7. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

12- KHK’nin Geçici 1. Maddesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Yüksek Kurum’un Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri ile Genel Sekreteri, Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları, daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, merkez ve kurum sekreterlerinin söz konusu görevlere 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde atandıkları, daire başkanı ve şube müdürlerinin ise yönetmelikte öngörülen görevde yükselme sınavında başarı elde ederek atandıkları, söz konusu kadrolarda bulunanların kanunla görevlerinden alınmasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu, hukuk devletinde kanunların yalnız Anayasa’ya değil evrensel hukuk ilkelerine de uygun olması gerektiği, Yüksek Kurum ve Kurumlarda kariyer ve liyakat ilkeleri ile görevde yükselme sınavı sonuçlarına göre söz konusu kadrolara atananlar için söz konusu kadro görev unvanları kendileri açısından kazanılmış hak olduğu, kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmanın “hukuk güvenliği ilkesi” açısından aykırılık oluşturduğu, niteliği itibariyle idari bir işlem olan “atama” işleminin KHK ile yapılmasıyla bir yandan yürütmenin “atama” ve “görevden alma” yetkisine Anayasa’nın 8. maddesine aykırı bir şekilde el atılırken diğer yandan kişilerin Anayasa’nın 125. maddesinde güvence altına alınan idari işleme karşı yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlüklerinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırı bir şekilde ellerinden alındığı, ayrıca kişilerin hak arama özgürlüklerinin KHK ile düzenlenmesinin Anayasa’nın 91. maddesiyle bağdaşmadığı, Denetim Kurulu yerine Teftiş Kurulu ya Denetim ve Rehberlik Başkanlıkları kurulabilecekken kurulmadığı, kamu yararına aykırı olarak salt görevden almak amacıyla getirilen kuralın “yetki saptırması” olduğu ve Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, “Başkanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” unvanlı görevlere atanan Yüksek Kurum ve Kurumların başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum sekreterlerinin aylık net hak edişlerinin sabitlendiği, bu düzenleme nedeniyle bu kişilerin maaşlarının reel olarak gerileyeceği, kazanılmış mali hak kaybının ise hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.,, 7., 36., 70. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin geçici 1. maddesinde, KHK’nin yayımı tarihinde görevde bulunan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu başkan yardımcıları ile anılan kurumların daire başkanları, özel kalem müdürleri, şube müdürleri, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, genel sekreter, merkez ve kurum sekreterleri ile bilim kurulları üyelerinin görevlerinin bu KHK’nin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği, görevine son verilen kişilerden Yüksek Kurum Başkan Yardımcısı, bağlı kuruluşların başkan yardımcıları, Denetleme Kurulu Başkanı ve üyeleri, daire başkanları ile genel sekreter, merkez ve kurum sekreterlerinin bu amaçla ihdas edilen Başkanlık Müşaviri kadrolarına, özel kalem müdürleri ile şube müdürlerinin ise ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacakları, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38. maddesine göre Yüksek Kurumda ve Kurumlarda görevlendirilenlerin, yükseköğretim kurumundaki görevlerine geri dönecekleri, KHK’nin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Yönetim Kurulunun Cumhurbaşkanınca seçilen üyeleri ile Kurumlarda bulunan asli üyelerin üyeliklerinin sona ereceği, Başkanlık müşavirliği ile araştırmacı kadrosuna atanmış sayılanlara eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda, aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek ödeme, sözleşme ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarının, atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak aylık, ek gösterge, ikramiye, her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı ve temsil tazminatı, ek ödeme, sözleşme ücretleri ile benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödeneceği, Yüksek Kurum ve Kurumlara ait Uzman Yardımcısı ve Uzman kadrolarından boş olanların, bu maddenin yayımı tarihinde iptal edilmiş sayılacağı, bu kadroların daha sonra boşalması halinde de iptal edilecekleri hükme bağlanmıştır.

                Anayasa’nın 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken “kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun ile kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemenin anayasa yargısıyla bağdaşmayacağı, bunun kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.

KHK’nin genel gerekçesinde, 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun onsekiz maddesinde değişiklik yapan 519 sayılı KHK’nin 1993 yılında Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra 2876 sayılı Kanun’da oluşan boşluklar nedeniyle kurulların, komisyonların ve çalışma gruplarının oluşturulamaması ve Cumhurbaşkanınca atanması öngörülen üyelerin atanamaması nedeniyle Yüksek Kurum ve Kurumlarda başkanlar dışında hiçbir bilim adamı ve araştırmacının kalmadığı, bu durumun Yüksek Kurum’un daha önce de yürütemediği bilimsel araştırma işlevine ilişkin kurumsal kabiliyetini tamamen yitirmesine yol açtığı, 2876 sayılı Kanun’un onarılması yerine değişen şartlar ve ihtiyaçlarla uyumlu, Yüksek Kurumu gerçek işlevine kavuşturan ve ahenk içinde çalışmasını sağlayacak bir kanun tasarısının hazırlandığı, bürokratik yönü ağır basan bir kurum haline dönüşen Yüksek Kurumun teşkilat yapısının kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak bir yapıya kavuşturulmasının amaçlandığı ifade edildiğinden, kanun koyucunun amacının kamu yararını sağlamaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Somut düzenlemenin bu amaçları etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme, anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri kazanılmış haklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. Dava konusu kuralda kişilerin bulunduğu statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahale söz konusu değildir.

Teşkilat yapısı değiştirilen Yüksek Kurum ve Kurumların bazı kadrolarında görev yapan kamu görevlilerinin görevlerinin sona erdirilerek Başkanlık müşaviri veya araştırmacı kadrolarına atanmış sayılmalarının öngörülmesi, yeniden teşkilatlanma sonucu ortaya çıkan hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyledir. Buna göre, söz konusu işlemin sebep unsuru, Yüksek Kurum ve Kurumların yeniden teşkilatlandırılması olup yürürlükte bulunan kanunlara dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesis edilen naklen atama işlemlerinden tamamen farklıdır. Söz konusu hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyle kazanılmış haklar korunarak başka kadrolara atama yapılması, kanun koyucunun takdir alanı içindedir.

Öte yandan, dava konusu kuralla tek bir kişi hakkında bireysel nitelikte bir yürütme işlemi tesis edilmeyip, aksine genel ve soyut bir kural getirilmektedir. Soyut bir kuralın gerçekte tek bir kişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi ilgilendiriyor olması onun bu niteliğini ortadan kaldırmaz. Bireysel nitelikte bir işlemden söz edilebilmesi için somut olarak bir kişinin hukuki durumunda değişiklik yapan bir irade açıklamasının bulunması gerekir. Dava konusu kuralla doğrudan somut bazı kişilerin hukuki durumunda değişiklik yapılmasına yönelik bir irade açıklamasında bulunulmadığından bireysel işlemin varlığından söz edilemez. Kuralda belirtilen kadrolarda görev yapan kişilerin hukuki durumlarının düzenlemenin sonucundan etkilenmiş olması, bu neticeyi değiştirmez.

 Memuriyet kadro derecesine bağlanan mali haklar ise o dereceye ulaşan kişi yönünden tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş alacak niteliğine dönüştüğünden kazanılmış hak teşkil eder. Kadro derecesine bağlanan mali haklar unvandan bağımsız olduğundan, unvan değişse bile bunların hukuken korunması gerekmektedir. Buna karşılık bir görevin fiilen yapılması karşılığında ödenen mali haklar ise kazanılmış hak oluşturmaz. Bu gibi mali haklar, ilgilinin o görevi fiilen yerine getirdiği süreyle sınırlı olarak ödenir.

Dava konusu kuralda, Başkanlık müşaviri ve araştırmacı kadrolarına atanan kişilerin bulunduğu statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş mali haklarının (ücret ve özel hizmet tazminatı toplamının), mevcut kadrolarındakine göre daha düşük olması halinde yeni kadrolarındaki gelirlerine eşitleninceye kadar aradaki farkın ödenmesi öngörülmek suretiyle kazanılmış hakları korunmuştur.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 7., 36., 70. ve 91. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin:

A) 1- 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümü,

2- 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve 104 üncü…” ibaresi,

 

3- 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentleri,

hakkında, 10.1.2013 günlü, E. 2011/141, K. 2013/10 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu bentlere, bölüme ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

B) Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası yönünden;

1- 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17., 18., 19. ve 20. maddeleri, 21. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının iptal edilen ibareler dışında kalan bölümünün, 22., 23., 24. maddeleri, 25. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, 26., 27. maddeleri, 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümü dışında kalan bölümü, (2) numaralı fıkrasının “…ve 104 üncü…” ibaresi dışında kalan bölümü, (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1. maddesi, geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici 3., geçici 4., geçici 5., 29., 30. maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel, (1), (2) ve (3) sayılı listeleri, 10.1.2013 günlü, E. 2011/141, K. 2013/10 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bölümlere, ibareye, cetvele ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,

2- a- 21. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresine,

b- 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarına,

c- Geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,

ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle, bu fıkraların ve ibarelerin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,

C) Kapsam yönünden 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17., 18., 19., 20. maddeleri, 21. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresi dışında kalan bölümü, 22., 23., 24. maddeleri, 25. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 26., 27. maddeleri, 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümü dışında kalan bölümü, (2) numaralı fıkrasının “…ve 104 üncü…” ibaresi dışında kalan bölümü, (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1. maddesi, geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici 3., geçici 4., geçici 5., 29., 30. maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel, (1), (2) ve (3) sayılı listeleri, 10.1.2013 günlü, E. 2011/141, K. 2013/10 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bölümlere, cetvele ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,

D) İçerikleri itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;

1- 3. maddesine,

2- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,…” ibaresine,

3- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve…” ibaresine,

4- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” ibaresine,

5- 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,

6- 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresine,

7- 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” ibaresine,

8- 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresine,

9- 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,

10- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,

11- 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin …” ibaresine,

12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasına,

13- 24. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır.” biçimindeki birinci cümlesine,

b- (3) numaralı fıkrasına,

14- 27. maddesinin;

a- (1) numaralı fıkrasında yer alan “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve…” ibaresine,

b- (2) numaralı fıkrasına,

15- Geçici 1. maddesine,

yönelik iptal istemleri, 10.1.2013 günlü, E.2011/141, K.2013/10 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,

10.1.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

VI- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.

11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 21. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ve ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibareleri ile 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının ve geçici 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibarelere ve fıkralara ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

VII- SONUÇ

11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin:

A) 1- 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümüne yönelik iptal istemi, 10.11.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle 11.8.1983 günlü, 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun 97. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendinin birinci, ikinci ve üçüncü paragraflarının yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusuz kaldığından,

2- 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve 104 üncü…” ibaresine yönelik iptal istemi, 16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 22. maddesiyle, 2876 sayılı Kanun’un 104. maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusuz kaldığından,

3- 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine yönelik iptal istemi,14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 152. maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A- Özel Hizmet Tazminatı” başlıklı bölümünün (i) bendinde yer alan “Yüksek Kurum Uzmanları” ibaresi ile aynı Kanun’un Eki (I) sayılı ek gösterge cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (h) bendinde yer alan “Yüksek Kurum Uzmanları” ibaresinin 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin (ç) fıkrasıyla yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusuz kaldığından,

bu bentlere, bölüme ve ibareye ilişkin iptal istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

B) 1- 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17., 18., 19., 20., 22., 23., 24., 26., 27. maddeleri, 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümü dışında kalan bölümü, (2) numaralı fıkrasının “…ve 104 üncü…” ibaresi dışında kalan bölümü, (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1., geçici 3., geçici 4., geçici 5., 29., 30. maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel, (1), (2) ve (3) sayılı listelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu maddelere, bölümlere, cetvele ve listelere ilişkin iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- 21. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresinin Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının iptal edilen ibareler dışında kalan bölümünün Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu fıkra ve bölüme ilişkin iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

c- (2) numaralı fıkrasının, birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ve ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibarelerinin, iptal edilmeleri nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibarelere ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3- 25. maddesinin;

a- (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b- (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

c- (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının iptal edilmeleri nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkralara ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

4- Geçici 2. maddesinin;

a- (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b- (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

c- (2) numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C) 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17., 18., 19., 20. maddeleri, 21. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ile diğer gerçek ve tüzel kişiler…” ibaresi dışında kalan bölümü, 22., 23., 24. maddeleri, 25. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 26., 27. maddeleri, 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “(c) fıkrasında yer alan “genel sekreter, kurum ve merkez sekreteri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “ve şube müdürü” ibaresi “ve Yüksek Kurum Uzmanı ile Yüksek Kurum Uzman Yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş” bölümü dışında kalan bölümü, (2) numaralı fıkrasının “…ve 104 üncü…” ibaresi dışında kalan bölümü, (3) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentleri dışında kalan bölümü, geçici 1. maddesi, geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası, geçici 3., geçici 4., geçici 5., 29., 30. maddeleri ile eki (I) Sayılı Cetvel, (1), (2) ve (3) sayılı listeleri, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olduğundan Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu maddelere, fıkralara, bölümlere, cetvele ve listelere ilişkin iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D) İçerikleri itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;

1- 3. maddesinin,

2- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar,…” ibaresinin,

3- 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve…” ibaresinin,

4- 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” ibaresinin,

5- 9. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,

6- 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (o) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresinin,

7- 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (k) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve …” ibaresinin,

8- 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendinde yer alan “Başbakan veya ilgili Bakan ve…” ibaresinin,

9- 13. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,

10- 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

11- 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…değerlendirmek, önceliklendirmek, faydalı olacağı değerlendirilen faaliyetlere ilişkin…” ibaresinin,

12- 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,

13- 24. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının “Yüksek Kurum Başkanı ile Kurum Başkanları, müşterek kararla atanır.” biçimindeki birinci cümlesinin,

b- (3) numaralı fıkrasının,

14- 27. maddesinin;

a- (1) numaralı fıkrasında yer alan “… Bakanlar Kurulunun teklifi ve…” ibaresinin,

b- (2) numaralı fıkrasının,

15- Geçici 1. maddesinin,

Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu maddelere, fıkralara, cümlelere ve ibarelere ilişkin iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

10.1.2013 gününde karar verildi.

 

Başkan

Haşim KILIÇ        Başkanvekili

Serruh KALELİ   Başkanvekili

Alparslan ALTAN

                                 

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU  Üye

Mehmet ERTEN               Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

                                 

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT            Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ       Üye

Recep KÖMÜRCÜ

                                 

Üye

Burhan ÜSTÜN Üye

Engin YILDIRIM Üye

Nuri NECİPOĞLU

                                 

Üye

Hicabi DURSUN                Üye

Celal Mümtaz AKINCI    Üye

Erdal TERCAN

                                 

Üye

Muammer TOPAL           Üye

Zühtü ARSLAN

                                              

 

 

                                KARŞIOY YAZISI

11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları çoğunluk kararıyla Anayasa’nın 91. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

664 sayılı KHK’nin “Yüksek Kurum Uzmanlığı” başlıklı 25. maddesinin (2) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atanabilmek için aranan şartlar, (3) numaralı fıkrasında Yüksek Kurum Uzman Yardımcılığına atananların Yüksek Kurum Uzmanı olarak atanma şartları ve Uzmanlığa atanamayanların atanacakları kadrolar belirtilmiş, (4) numaralı fıkrasında da Yüksek Kurum Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.

6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrasının (a-3) bendinde, Kanun’un amaçlarından birinin kamu hizmetlerinin Bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek, mevcut Bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan Bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek olduğu belirtilmiş ve aynı Kanun’un ikinci fıkrasında da ilgili kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılabileceği belirtilmiştir.

664 sayılı KHK’nin iptali istenen kurallarıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunda uzman ve uzman yardımcılığına atanma koşullarının düzenlenmesi teşkilat ve kadroların belirlenmesine ilişkin bir husus olduğundan Yetki Kanunu’na aykırılık bulunmamaktadır.

Kamu görevlilerinin kadrolarının ve bu kadrolara atanacak kişilerde bulunması gereken niteliklerin de kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Ancak, kamu görevlisi olarak atanacak kişilerle ilgili tüm ayrıntıların sadece yasayla düzenlenmesi gerektiği ve bu konuda idarî düzenlemeler yapılmasının Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı düşeceği iddiası yerinde değildir. Anayasa’nın bir maddesinin yasayla düzenleneceğini öngördüğü bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile doğrudan ilgili olmadıkça, ya da KHK ile düzenlenemeyeceği Anayasa’da özel olarak belirtilmedikçe KHK ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırı değildir.

Anayasa’nın 70. maddesine göre, “her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez”. Maddede Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin görevin gerektirdiği nitelikler dışında, dil, din, mezhep, renk, siyasi düşünce, cinsiyet ve benzeri ayırım gözetilmeksizin kamu hizmetlerine girme hakkına sahip bulundukları belirtilmiştir. Böylece “kamu hizmetlerine girme hakkı” siyasi hak ve ödevler kapsamında, vatandaşlık bağına bağlı olarak kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Düzenlemenin temel hakka ilişkin niteliği bundan ibarettir. Yoksa, bunun dışında kamu görevlerine giriş, atanma, görev değişikliğine ilişkin tüm düzenleme ve uygulamaların temel hakkın düzenlenmesi ve 91. madde anlamında yasak alan kapsamında görülmesi yerinde değildir.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Anayasa’nın belirtilen bölümlerinde birçok temel hak ve özgürlük düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözkonusu temel hak ve özgürlüklerin kapsama alanları ve ilgili oldukları hususlar geniş bir biçimde yorumlandığında KHK’lerle yapılacak tüm düzenlemelerin bu hak ve özgürlüklerle bağlantılarının bulunduğu ileri sürülebilecektir. Böyle bir yorumdan hareket edilmesi halinde yasak alan kapsamı oldukça genişleyecek ve KHK ile düzenlenebilecek alan kalmayacaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin, 6.1.1987 günlü, E:1986/15 ve K:1987/1 sayılı kararında, dolaylı biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme düşünmenin oldukça güç olduğu, bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına dayanılarak sonuca gitmenin isabetli sayılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre, yasak alanın kapsamının, temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili düzenlemeleri kapsayacak, dolaylı olarak ilgili düzenlemeleri ise kapsam dışında bırakacak şekilde belirlenmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesi, 16.5.1989 günlü, E:1989/4 ve K:1989/24 sayılı kararında, 3.11.1988 günlü, 347 sayılı “233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin Genel Müdür olarak atanabilmek için, “yükseköğrenim görmüş olmak, dört yılı kamuda, altı yılı özel sektörde geçmek şartıyla en az on yıl hizmeti bulunmak, kamu hizmeti bulunmayanlarda ise özel sektörde asgari onbeş yıl çalışmış olmak, Genel müdürlük görevini yerine getirebilecek yetenek, bilgi ve tecrübeye sahip olmak” şartlarını getiren 1. maddesine yönelik iptal istemini reddetmiştir.

Anayasa’nın 91. maddesi kapsamına giren alanlarda düzenleme yapılmış olmasından söz edilebilmesi için 91. maddede belirtilen hak ve alanlarla ilgili doğrudan bir düzenleme yapılmış olması gerekir.

İptaline karar verilen kurallarda Yetki Kanunu kapsamında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunda uzman ve uzman yardımcılığı kadroları oluşturulduğundan, zorunlu olarak bu kadrolara girişin koşulları da düzenlenmiştir. Bu nedenle anılan kuralların Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen yasak alana ilişkin düzenlemeler içerdiğinden söz etmek mümkün değildir.

Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara yönelik iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle kuralın iptaline yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.

 

Başkan

Haşim KILIÇ        Başkanvekili

Alparslan ALTAN              Üye

Engin YILDIRIM

                                 

Üye

Nuri NECİPOĞLU             Üye

Hicabi DURSUN

                 

Üye

Celal Mümtaz AKINCI    Üye

Muammer TOPAL

                                              

 

KARŞIOY

(Reddi Hakim)

Mahkememize 2011/141 Esas sayısı ile T.B.M.M. üyesi 116 milletvekili tarafından açılan 11.10.2011 tarih ve 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali davasın da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddi talebi yer almış ise de, dosyanın 12.1.2012 tarihli ilk incelemesinde hakimin reddi talebi esastan reddedilmiş, talebin kötü niyetle yapıldığı oyçokluğu ile kabul edilmiş ise de, bu gibi hallerde uygulanacak para cezasının talepte bulunanlar dışında cezanın SOYUT bir niteleme ile sadece davacıya verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki nedenler ile katılınmamıştır.

Reddi hakim talebinin kötü niyetle yapıldığının kabulü halinde, bu kasta yaptırım uygulanması hukuk düzenince makul kabul görmeyen bir fiilin cezalandırılması isteminin gereğidir. Nitekim hukukun temel ilkelerinden bakıldığında HMK’nun 42. maddesi hukuksuz eyleme meşruiyet kazandırmamak için ceza öngörüsünde bulunmuş ve başvuruda bulunanlara bunlar arasında nasıl bir hukuksal ilişki olduğuna bakmaksızın talepte bululanlar yönünden her birinin cezalandırılması gerektiğini ifade etmiştir.

Nitekim genel usul hukuku hükümleri yanında özel nitelik taşıyan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinde yapılacak hakimin reddi taleplerinin kötü niyetle yapıldığının anlaşılması halinde BAŞVURUCULARIN HER BİRİNE disiplin para cezası verileceği hükmü çok açıktır.

Davacılar; Anayasanın 150. maddesince siyasi parti kimliklerine bakılmaksızın kendilerine iptal davası açma hakkı tanınan meclis üye tamsayısının 1/5 oranındaki asgari 110 milletvekilidir. Açılan davaların kabul görebilmesi için alt sınır 110 olup beklenmeyip üstünde olması haline ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Nitekim Türkiye Büyük Milet Meclisi tarafından imzalanarak tasdik edilen belge ile görülen bu davayı açanların Meclis üyeleri oldukları teyit edilmiş ve görülen bu davayı da asgari 116 kişinin bir araya gelerek açtığı anlaşılmıştır.

Bir an için dava açma için bir araya gelen iradenin zorunlu bir birliktelik içinde oldukları kabul edilse bile bu beraberlik açılmış davanın mahkemece kabulünün ön şartıdır. Örneğin değişik siyasi gruplardan 140 kişinin bir araya gelmesi ile açılan bir davada dava açan belgeye imza atanlardan 40 kişinin diğer talepler yanında reddi hakim talebinde bulunmamış veya bilahare feragat olmaları halinde görülen davada dava, kalan 100 kişi davacı yönünden 110 kişilik dava açma şartını oluşturmadığı için açılmamış mı sayılacaktır? veya dava tüm diğer talepler yönünden düşmüş mü olacaktır?

Dava açanların iradesi açılmış davanın kabul şartından bağımsız nitelikte olup dava açanlar arasında ki hukuksal ilişkiden kaynaklı bir zorunluluk değildir. Reddi hakim talebinden çekilenler yönünden kötü niyet araştırması yapılamayacak ve para cezası verilemeyecek olması – talepte bulunan ve bulunmayanlar arasında nasıl bir hukuki tespit yapmayı gerektiriyorsa da dava açıp hakimin reddi talebinde bulunanların bu yöndeki iradesi dava açma için bir araya gelme zorunluluğunda bağımsız bir fikir –bir irade tezahürüdür.

Dava açanlar, açma yönünden gerekli biçimsel bir zorunluluk, dava konusu talepler yönünden ise ihtiyari bir birliktelik içindedirler. Davacılar arasında şekli bakımından mecburi dava arkadaşlığı vardır.

Mecburi dava arkadaşlığında; dava konusu hukuki ilişkide farklı davranmalarını önleyecek çok sıkı, iştirak halinde bir ortaklık olup, dava arkadaşları aynı şekilde ve birlikte hareket etmek zorundadırlar. İştirak halinde mülkiyet, adi ortaklık, miras şirketi gibi veya ilgililer hakkında tek bir karar verilmesi zorunluluğunu doğuran davalarda davacılar şekli bakımından mecbur dava arkadaşı durumundadırlar ve dava konusu hak ile aralarında zorunlu ilişki vardır.

Özel yasasına tabii olan Anayasa Mahkemesine iptal davası açma şeklinde izah edildiği anlamda dava açan asgari 110 kişinin hukuk usulü nitelemesi ile mecburi dava arkadaşı oldukları söylenemeyecektir. Aralarında şekli bakımından olan bu zorunlu birliktelik nedeniyle dava açma şartı yerine getirildikten sonra dava açanlar yönünden dava açmada asgari sayısal zorunluluk şartının altına düşmedikçe talep konusu haklar yönünden bağımsız ihtiyari davranmalarının önüne geçecek kısıtlayıcı bir hüküm mevzuatta yoktur.

Kaldı ki, davanın konusu, dava açanlar arası şahsa bağlı sıkı bir medeni hukuk ilişkisinden değil Kamu hukukundan doğan ve toplumun tümünü ilgilendiren bir yasa uygulamasının, demokratik toplum öznelerinden Anayasal denetim talebine ilişkin olup bu yönüyle de mecburi dava arkadaşlığı nitelemesinden ayrıldığı düşünülmektedir.

Aktif süje olan davanın konusu, toplumun tümünü ilgilendiren içerik taşıdığından, pasif süje olan dava açanlar olup, dava açmada birliktelik zorunluluğu içinde iseler de hak, yetki ve taleplerini hukuka uygun sorumluluk bilinci dahilinde kullanmak zorundadırlar, Aksine davranışın cezalandırılacağının öngörüldüğü hallerde ceza vermenin sınırını adaletle şekillendirilmiş toplumsal yarar düşüncesi oluşturur, ve cezaların önleme iyileştirme amaçları da göz önüne alınarak adaletli bir ölçü içinde biçimlenir. Hedef cezanın yaratacağı korkutuculuk ve caydırıcılıktan toplum adına yararlanma ilkesidir.

Ceza önlemi kimi suçlardan, niteliği, işleme biçimi, Devlet için zarar alanı, SUÇTAN ZARAR GÖRENİN KİMLİĞİ vb nedenler ile farklı düzenlemeler içerebilir.

                                                              

                Başkanvekili

Serruh KALELİ

                                                                                                                                                                                                                           

KARŞIOY GEREKÇESİ

6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak 11.10.2011 günlü 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 91. maddesinin, üçüncü fıkrası uyarınca, yetki kanununda çıkarılacak KHK’nin amacının, kapsamının, ilkelerinin, kullanma süresinin ve süresi içinde birden fazla KHK çıkarılıp çıkarılmayacağının gösterilmesi gerekir. Buna göre Bakanlar Kuruluna ancak yetki yasasında belirtilen sınırlar içinde KHK çıkarma yetkisi verilebileceğinden, bir KHK’nin Anayasa’ya uygun olduğunun kabulü, öncelikle dayandığı yetki yasasının kapsamı içinde kalmasına bağlıdır.

6223 sayılı Yetki Yasası’nın 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bu Yasa’nın amacının, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere; kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımının yeniden belirlenmesi suretiyle aynı maddede belirtilen bazı konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermek olduğu ifade edilmiştir. Bu durumda, (1) numaralı fıkranın (a) bendinin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerinde düzenlenen konularda KHK ile düzenleme yapılabilmesi, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine bağlıdır. Böyle bir belirleme yoksa anılan alt bentlerde yer alan konularda KHK ile düzenleme yapılamaz.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Başbakanlığa bağlı olarak Anayasa’nın 134. maddesi uyarınca kurulmuş olup, bu bağlamda dayanağını Anayasa’dan almaktadır. Anayasa gereği Başbakanlığa bağlı olan Kurum’un yerine getireceği hizmetlerin bakanlıklar arasında dağılımı yeniden belirlenecek kamu hizmetleri kapsamında yer almadığından kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımı konusunda Bakanlar Kuruluna tanınan yetki kapsamında da bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle dayandığı Yetki Yasasında Bakanlar Kuruluna yetki verilmeyen bir konuda çıkarılan dava konusu KHK’nin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

                Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

(Reddi Hakim)

6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında ret talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas yönünden kabul edilmemesi” hâlinde, “disiplin para cezası” verileceği öngörülmekte, (6) numaralı fıkrasında da ret talebinin “açıkça” kötüye kullanıldığının tespiti aranmaktadır.

Söz konusu kurallar uyarınca disiplin para cezasına hükmedilebilmesi için, ret talebinin kötü niyetle yapılması ve ret talebi olarak gösterilen sebeplerin esastan kabul edilmemesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Bu şartlardan birinin gerçekleşmesi disiplin para cezası verilebilmesi için yeterli olamayacağı gibi ret talebinin açıkça kötüye kullanıldığının da tespit edilmesi gerekmektedir.

Davacı ret sebeplerini,

- Kamuoyunda “WikiLeaks Belgeleri” olarak bilinen belgelere göre, 2003 yılında ABD Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda bulunduğu iddiası,

- “Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır” biçimindeki 25 Nisan 2011 tarihli konuşma metninden yapılan alıntı,

ve bunları pekiştiren

- 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali başvurusunda istikrar kazanmış görüşünden vazgeçerek iptal isteminin reddi yönünde kullandığı oy,

olarak gösterdikten sonra, bu sebeplerin Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarafı olduğu davalarda, reddedilenin tarafsız davranamayacağına ilişkin kuşkulara neden olduğunu ileri sürmüştür.

İleri sürülen bu iddia, 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (1) numaralı fıkrası çerçevesinde incelenerek, söz konusu sebeplerin tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılan hâl kapsamında olmadığı düşüncesiyle Davacının ret talebi esastan reddedilmiştir.

Ret talebinin esastan reddedilmiş olması, talebin kötü niyetle yapıldığı anlamını taşımayacağı gibi salt reddedilme nedeniyle disiplin para cezası verilemeyeceği de açıktır. Disiplin para cezası verilebilmesi için kanunun tanıdığı bu hakkın açıkça kötüye kullanıldığının (kötü niyetle yapıldığının) tespit edilmesi gerekmektedir.

Ret talebinin, kimi internet sitelerinden elde edilebilmesi mümkün olan ret sebeplerine dayanması, belirtilen ret sebeplerinin içerikleri, ret talebinin sunuluş biçimi, anlatım düzeni ve yargılama sürecindeki ileri sürülüş zamanı, Davacı tarafından açılan ve ret taleplerini de içeren diğer iptal davalarının konuları arasındaki benzerlik ve bu iptal başvurularındaki ret taleplerinin başvuru yönteminin ve ret sebeplerinin ayırımsız aynı olması dikkatle incelendiğinde, ret talebi başvurusunun, kanunun tanıdığı bir hakkın kanuni sınırlar içinde kullanıldığını ve yargılamanın düzenli biçimde işleyişini önlemek ve kamu düzenini bozmak gibi bir amaç taşımadığını, dolayısıyla da bu hakkın açıkça kötüye kullanılmadığını göstermektedir.

Açıklanan nedenle Davacıya disiplin para cezası verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

                Üye

Mehmet ERTEN

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

6223 sayılı Yetki Kanunu’na dayanılarak kararlaştırılan 664 sayılı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin incelenmesi.

Anayasa’nın 134. maddesinin birinci fıkrasında “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevî himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur.” denilmektedir. Buna göre, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun Başbakanlığa bağlı bir kamu kurumudur.

664 sayılı KHK 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun bazı maddeler dışındaki hükümlerini yürürlükten kaldırarak kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden düzenlemiştir.

664 sayılı KHK’nin, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında kabul edilebilmesi, Yetki Kanunu’nda öngörülen kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine bağlı bulunmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu KHK ile yapılan düzenlemelerin, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesinin bir sonucu olarak yapılması gerekmektedir. Oysa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Anayasa gereği Başbakanlığa bağlı bir kamu kurumu olup, yerine getirmek için görevlendirildiği “Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak” biçimindeki hizmetler, bakanlıklar arasında dağılımı yeniden belirlenecek bir kamu hizmeti niteliğinde değildir. Bu nedenle, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımının yeniden belirlenmesi yetkisine dayanarak, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarının yeniden düzenlenebilmesine imkân bulunmamaktadır.

6223 sayılı Yetki Kanunu’na dayanılarak düzenlenen Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile ilgili 664 sayılı KHK, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi kapsamında bulunmadığından, KHK düzenleme yetkisi veren 6223 sayılı Yasa kapsamında da bulunmamaktadır.

6223 sayılı Yetki Kanunu ile kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına, ilişkin konularda da KHK çıkarma yetkisi verilmiş ise de.664 sayılı KHK’nin amacının Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlenmek olduğu ve buna ilişkin kuralların 6223 sayılı Yetki Kanununun kapsamı dışında kalması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği dikkate alındığında, bu kurallara bağlı olarak düzenlenen Yetki Kanunu kapsamında yer alan diğer KHK kurallarının uygulanması imkansız hale geleceğinden, anılan KHK’nin tümünün iptali gerekmektedir

Açıklanan nedenlerle, 664 sayılı KHK, 6223 sayılı Yetki Yasası kapsamında yer almadığı için Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır.

Tamamının iptali gerekir.

 

 

                Üye

Mehmet ERTEN

 

DEĞİŞİK GEREKÇE

6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına” ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere, Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermektedir. 664 sayılı KHK’nin 25. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları memuriyet statüsüne alınmaya ilişkin bir düzenleme niteliğindedir. Oysa yukarıda ifade edildiği üzere 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun belirtilen hükmü salt “istihdam edilen” kamu görevlileri bakımından bir düzenleme yapılabilmesi konusunda yetki vermektedir. Diğer bir deyişle sözkonusu kural Yetki Kanunu kapsamı dışında kalmakta ve bu mahiyeti itibariyle de Anayasa’nın 91. maddesine aykırı düşmektedir.

Açıklanan nedenle, anılan kuralların iptaline bu gerekçeyle katılıyoruz.

 

 

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR         Üye

Burhan ÜSTÜN

 

KARŞIOY YAZISI

I- Reddi hakim talebinin kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA yer olmadığına dair KARŞIOY:

İptal davasını açan Parti tarafından Başkan Haşim KILIÇ’ın reddi talebinin kötü niyetle yapıldığına ve 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince disiplin para cezası uygulanmasına ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:

6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında “Ret talebinin kötü niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi halinde, talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verilir” denilmiş; (6) numaralı fıkrasında “Bu Kanun anlamında disiplin para cezasından maksat, bireysel başvuru hakkını veya ret talebini açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine verilen … para cezası” olduğu belirtilmiştir. Buna göre para cezası verilebilmesi için öncelikle talebin esastan reddedilmesi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Talepte kötü niyet olup olmadığı talebin yerinde olup olmadığı hususundan bağımsız olarak ayrıca incelenecek, varlığı açıkça saptanmışsa kötü niyete ilişkin para cezasına hükmedilebilecektir.

Reddi hakim talep etme hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının gereğince kullanılmasını güvence altına alan bir hukuk müessesesidir. Temel hakların kötüye kullanılması gerekçesi, çoğu kez hakkın özüne dokunacak nitelikte kısıtlayıcı düşüncelere yönelebildiğinden, ihtiyatla kullanılmalı ve ancak açık, nesnel koşulların oluşması halinde başvurulmalıdır. Bu nedenle reddi hakim talepleri yönünden de kötü niyetin varlığı açık, somut ve nesnel delillere dayanmalıdır. Talebin gerekçelerinin yetersiz olması, davacının daha önce de benzeri nitelikte, kabul edilmeyen taleplerde bulunması, davacının mahkemeye ve hakime karşı itimatsızlığının bilinmesi, tek başına kötü niyetin kanıtlarını oluşturamazlar.

Olayda davacının reddi hakim talebinde bulunmasının kendi açısından hassasiyet yaratan bazı beyan ve olgulara dayandığı, bu bağlamda:

- Başkan Haşim KILIÇ’ın aleni bir konuşmada kullandığı ifadeler siyaset alanına giren eleştirilerdir. İyi işleyen demokrasilerde yüksek yargı başkanlarının siyaset alanına yönelik, ifade özgürlüğü kapsamında da olsa, yorum veya değerlendirme yapmaları olağan değildir. Öte yandan, Anayasa’nın 150. maddesine göre iptal davası açma hakkı Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis gruplarına ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere ait olup, bunlardan Cumhurbaşkanının dava açması uygulamasına uzun süredir rastlanmadığı, iktidar partisinin dava açtığının ise hiç görülmediği bilinmektedir. Bu durumda eleştirinin hedefinin ana muhalefet partisi olduğu açıktır.

- WIKILEAKS belgeleri her ne kadar hukuki bir işleme veya karara esas alınabilecek nitelikte değillerse de bunlarda geçen anlatımların davalı partide menfi yönde sübjektif kanaat veya kuşku uyandırmaya elverişli oldukları anlaşılmaktadır.

Başkan Haşim KILIÇ’ın derdest olan davada tarafsız hareket edemeyeceği yönünde somut bir ret nedeni bulunmamakla birlikte Sayın Başkan’dan kaynaklanan nedenlerle davacıda bir hassasiyet doğmuş olduğu, dosyadaki evraktan anlaşılmaktadır. Bu nedenle olayda açıkça kötü niyet bulunduğu söylenemez. Para cezasına hükmedilmemesi gerekir.

II- Yetki Kanunu Kapsamı Dışında Kalması Yönünden:

KHK ile Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun kuruluş ve görevlerini düzenleyen 2876 sayılı Kanun’un bir maddesi değiştirilmiş, dört maddesi dışındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve Yüksek Kurum’un kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden düzenlenmiştir.

6223 sayılı Yetki Kanunu ile:

1. Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,

2. Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,

3. Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına

İlişkin kanun hükmünde kararname çıkartmak yetkisi verilmiştir.

Anayasa’nın 134. maddesinde Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulur” denilmiştir.

Anayasa’nın Başlangıç’ı ile çeşitli maddelerinde Atatürk’e atıf yapılmaktadır. Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen ve değişmez mahiyetteki 2. madde, eğitim ve öğrenim hakkına ilişkin 42. madde, gençliğin korunmasına ilişkin 58. madde, milletvekili andına ilişkin 81. madde, Cumhurbaşkanlığı andına ilişkin 103. madde, Atatürk’ün açıkça zikredildiği maddelerdir. İnkılap kanunlarının korunmasına dair 174. maddede sayılan kanunların ise Atatürk inkılapları olarak bilinen devrim kanunları olduğu açıktır.

Bilindiği gibi anayasa hukukunda “anayasa bloku” olarak tanımlanan ve anayasaların lafzı dışında, anayasa yargısının içtihatları ile birlikte, anayasa teamül ve yorumunda esas alınan bir külliyatın varlığı söz konusudur. Atatürk’ün ve Türk tarih, dil ve kültürüne ilişkin konuların siyasal parti ideoloji ve programlarına göre değil nesnel ve bilimsel olarak incelenmesi, tartışılması ve geliştirilmesi amacıyla anayasa koyucu Atatürk Dil ve tarih Yüksek Kurumu’nu vaz etmiştir. Kurum, Anayasa’nın özel bir amaç ve statü altında doğrudan düzenlediği bir kamu tüzel kişisi olup, Başbakanlığa bağlı oluşu idari ve mali gereklerin karşılanması amacıyladır. Bu nedenle Kurum’un, işlevsel olarak 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamında kalan bir bağlı kuruluş olarak kabulüne olanak yoktur. Şekli bakımdan Yetki Kanunu kapsamında görünse bile Anayasal anlam ve içerik yönünden Yetki Kanunu kapsamı dışında kalan anılan kuruluşun KHK ile düzenlenmesinde Anayasanın 91. maddesine uygunluk bulunmamaktadır..

III- Kuralların İçerik Yönünden Anayasa’ya Aykırılığı:

KHK’nin 3., 5., 6., 7., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 16., 22., 24., 27. ve geçici 1. maddeleri ile yapılan düzenlemelerin iptal istemine konu olmasının nedeni, Kurumun Anayasa ile belirlenen özel niteliğinin ve yine Anayasa ile saptanan amaçlarının dışında, yönetimi, işleyişi ve işlevleri Başbakan ve bakanlar kurulu tarafından tespit edilen alelade bir genel idare birimine dönüştürülmüş olmasıdır. İptali istenen kurallar incelendiğinde, Kurum’un Başbakanlığa bağlı, sıradan bir genel idare birimi olarak düzenlendiği görülmektedir. KHK ile getirilen bu düzenlemelerin, Kurumun Anayasa’da “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak …” şeklinde belirtilen varlık nedenini dikkate almayan ve anayasada belirtilen amaçlara uygun düşmeyen bir nitelik taşıdığı anlaşıldığından Anayasa’nın 134. maddesine esas yönünden de aykırı oldukları sonucuna varmak gerekir.

 

                Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

     

KARŞIOY GEREKÇESİ

(Reddi Hakim)

6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında red talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas yönünden kabul edilmemesi” halinde talepte bulunanların her birine beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar “disiplin para cezası” verileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (6) numaralı fıkrasında ise, bu Kanun anlamında disiplin para cezasının bireysel başvuru hakkını veya red talebini “açıkça kötüye kullandığı” tesbit edilen başvurucular aleyhine verilen para cezası olduğu belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi disiplin para cezasına hükmedilebilmesi için red talebinin kötü niyetle yapılması (açıkça kötüye kullanılması) ve talebin esastan kabul edilmemesi koşullarının birlikte bulunması gerekmektedir.

Bu durumda her somut olayda olayın özelliğine göre “hakimin reddi talebinin kötü niyetle yapıldığı” hususu mahkemece takdir edilecektir.

Davada, davacının hakimin reddi talebinin reddedildiği açıktır. Ancak dosyanın incelenmesinden bu talebin kötü niyetle yapıldığı konusunda herhangi bir belge ve bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenle kararın “hakimin reddi talebinin kötü niyetle yapıldığının kabulü ile talepte bulunanlar hakkında disiplin para cezası uygulanması” yolundaki kısmına katılmıyorum.

 

                Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

Dava, 11.10.2011 günlü, 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verme sınırlı bir yetki olup, maddenin ikinci fıkrasında da “Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını gösterir.” denilmek suretiyle bu yetkinin kapsamı da gösterilmiştir.

Anayasa’nın 148. maddesinde Anayasa Mahkemesi, kanunların,kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetleyeceği hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, Anayasa Mahkemesi bu denetimi yaparken kanun hükmünde kararnamenin sadece Anayasa hükümlerine uygunluğu değil, aynı zamanda Kararname’nin dayanağı olan yetki kanunu hükümlerine de uygunluğunu incelemektedir.

Dava konusu 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin dayanağı olan 6.4.2011 günlü ve 6223 sayılı Yetki Kanunu’nda;

Bu Kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere;

a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;

1) Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,

2) Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,

3) Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,

b) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına,

ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektedir.

Anayasa’nın 134. maddesinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Cumhurbaşkanının gözetim ve denetiminde Başbakanlığa bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip bir kurul olduğu belirtilmiştir.

Bu durumda bir Anayasal kurum olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun kuruluş, yetki ve görevlerini düzenleyen 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi konularında Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren 6223 sayılı Yetki Yasası kapsamında yer almamaktadır.

Açıklanan nedenlerle 11.10.2011 günlü, 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, 6223 sayılı Yetki Yasası kapsamında yer almadığı, bu haliyle Anayasa’nın 91. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

                Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: 29.12.2013 20:34
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177