16 Temmuz 2014 Çarşamba 19:06
Anayasa Mahkemesi
Anayasa Mahkemesi, Avukat Sinem Hun'un "habervaktim.com" isimli internet sitesinde yer alan bir haberde "...Kaos GL isimli sapkınların derneğinin de avukatlığını yürüten Ankara Baorsu'na kayıtlı Sinem Hun" ifadesini hak ihlali saymadı. Kaos GL'nin söz konusu ifadeye yönelik bir başvurusu bulunmadığına dikkat çeken Yüksek Mahkeme, "sapkın avukat" ifadesinin başvurucu nefret suçu veya nefret söylemi niteliği taşımadığına hükmetti. 

ANKARA (ANKA) -
Avukat Sinem Hun, medyada "Hitler'li şampuan reklamı" olarak tanınan şampuan reklam filminde kadın kimliğine karşı hakaret ve Yahudi azınlığa karşı nefret söylemlerinde bulunulması nedeniyle "suçluyu övme ve halkın bir kesimini aşağılama" suçlarının işlendiğini iddia ederek şampuan firmasına ve reklam şirketine suç duyurusunda bulundu.
Şikâyeti inceleyen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheliler hakkında soruşturma başlatarak, reklam filmi üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırdı ve rapor doğrultusunda reklam filminde suçluyu övme ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunun işlendiğine dair kamu davası açılmasına yeterli delil olmadığına karar verdi. Karara itiraz edildi. İtirazla ilgili hukuki süreç devam ederken "www.habervaktim.com" isimli internet haber sitesinde ve karara dair "Hastürktv" isimli internet sitesinde geçen yorumlarla ilgili olarak yayınlanan "Siyonist uşakları yine teröre sarıldı" başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, "...Kaos GL isimli sapkınların derneğinin de avukatlığını yürüten Ankara Baorsu'na kayıtlı Sinem Hun, "reklamda ırkçılık suçu işlendiğini' iddia ederek savcılığa başvurdu..." şeklinde ifadeler yer aldı. Avukat Sinem Hun, "www.haberxaktim.com" isimli internet haber sitesinin haberinde kendisine hakaret edildiği ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Başsavcılık suç duyurusu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. Avukat Hun, karara itiraz etti. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi de itirazı reddedince konu Anayasa Mahkemesi'nin gündemine taşındı.

-CİNSEL YÖNELİM BİREYİN ÖZEL HAYATININ MAHREMİDİR-

Yüksek Mahkemeye bireysel başvuruda bulunan Hun, "Habervaktim.com" adlı internet adresinin haberinde "kendisinin manevi varlığına, mesleki onur ve şahsiyetine "sapıkların avukatı" denilerek hakaret edildiğini, itibarının zedelendiğini, cinsel yöneliminden dolayı bir gruba "sapık" demenin hakaret oluşturduğunu, ilgili derneğe "sapık" denildiğini, Yargıtay kararı ile "sapık' sözcüğünün hakaret olarak kabul edildiğini ve haberde geçen bu ifadenin eleştiri sınırını aştığını belirterek, manevi varlığına saldırıda bulunulduğunu savundu. Başvuruyu kabul edilebilir bulan Anayasa Mahkemesi, hak ihlali bulunmadığına karar verdi. Kararın gerekçesi Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayınlandı. AİHM'in cinsel yönelime ilişkin kararlarına atıfta bulunulan gerekçede, cinsel yönelimin bireyin özel hayatının mahrem yönlerinden birisini oluşturduğu belirtildi. Ceza muhakemesi yolunu tüketmiş olan Avukat Hun'un cinsel yönelim üzerinden nefret içeren ifadelerin kullanılması sonucu manevi varlığına karşı aşağılama ve itibarsızlaştırma yapıldığını iddia ettiği belirtilerek, başvuruya ilişkin Adalet Bakanlığı'nın görüşüne yer verdi. Gerekçede, Adalet Bakanlığı'nın görüşünde, özel hayata müdahale olarak değerlendirilebilecek ihlaller arasına sadece kamu makamlarının eylemleri sonucunda ortaya çıkan durumların değil, aynı zamanda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı devlet tarafından pozitif yükümlülükler çerçevesinde mağduriyetin giderilememesi ve kişilik haklarına saldırının önlenememesinin de gireceğini belirttiği ifade edildi.

-MANEVİ VARLIKLA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDA DENGE KURULMALI-

Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesiyle, devletin vücut ve ruhsal bütünlüğüne yönelik fiziksel ve cinsel saldırıların, tıbbi müdahalelerin, şeref ve itibarı etkileyen saldırılar karşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğünün bulunduğunun belirtildiği gerekçede, bireyin şeref ve itibarının, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan "manevi varlık" kapsamında yer aldığı vurgulandı. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü olduğunun altı çizilen gerekçede, üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesinin, birçok ihtimalin yanında, görsel ve işitsel yayınlar yoluyla da olabileceği, bir kişinin görsel ve işitsel yayın yoluyla bir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde bir tarafın, şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa'da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında bir denge kurması gerektiğinin altı çizilen kararda, Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesi ile "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesine dikkat çekildi.

-DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA ÖZGÜRLÜĞÜ İLE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİ İÇİN YAŞAMSAL ÖNEMDE-

Gerekçede, Anayasa da yer alan düzenlemeler uyarınca ifade özgürlüğünün, sadece "düşünce ve kanaate sahip olma" özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan "düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma", buna bağlı olarak "haber veya görüş alma ve verme" özgürlüklerini de kapsadığı belirtildi. İfade özgürlüğünün bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına geldiği vurgulandı. Anayasa'da sadece düşünce ve kanaatlerin değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçları da güvence altına alındığının vurgulandığı gerekçede, ifade özgürlüğünün, Anayasa'da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkili olduğu belirtildi. Görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan basın özgürlüğünün de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılma araçlarından birisi olduğunun anımsatıldığı kararda, "Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir. Basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü iken diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıyla yakından ilgilidir" denildi.

-OTOSANSÜR VURGUSU-


Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetiminin en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynadığı ifade edilen kararda, halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğu, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlük olduğu vurgulandı. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğünün de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü gibi mutlak ve sınırsız olmadığının altı çizilen kararda, basının özgür olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin de şart olduğu belirtildi. Kararda, basın yoluyla işlenen her türlü hakaret suçlarına ilişkin olarak adli soruşturmalar açılarak hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmesi halinde bunun tüm basın üzerinde baskı kurabileceği ve kamuoyunu ilgilendiren konuların tartışılmasından gazetecileri caydırabileceği, böylece bir otosansür kurumuna dönüşebileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulandı. Kararda, demokratik bir toplumda şiddet çağrısı veya nefret söylemi gibi çoğulcu demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan ifadeler söz konusu olmadıkça kişiler hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmekten kaçınılması gerektiği belirtildi.

-BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE DENGE-

Kararda, şeref ve itibarının korunması hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığını araştırırken dikkate alınması gereken ölçütlerin, ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, hedef alman kişinin tanınmışlık düzeyi ve şikayet edilen konuyla ilgili olarak önceki davranışları, ifadenin içeriği, habere konu olayın daha önce basında yer alıp almamış olması gibi hususlar olabileceği kaydedildi. Kararda, "Habervaktim.com" isimli internet haber sitesinde yer alan "Siyonist uşakları yine teröre sarıldı" başlıklı haberde mevcut ve var olan bilgilerin kamuoyuna aktarılması ve tartışmaya açılmasının hedeflendiği, eleştirinin "siyonist uşakları" kavramı üzerinden yapıldığı, bu kavram ile başvurucunun hedef alınmadığının açık olduğu, "Hastürktv" isimli internet sitesinde okuyucu formunda yer alan kimliği belirsiz kişilerin kastedildiği, bu kişilerin teröre nasıl destek verdiği konusunun haber yapıldığı ifade edildi.

-DENGENİN ADİL OLMADIĞI SÖYLENEMEZ-


Başvurucunun söz konusu haberde kendisine yönelik olarak da "sapıkların avukatı" ifadesi kullanılarak şerefine ve itibarına yönelik saldırıda bulunulduğu, anılan sitenin sürekli eşcinsellere nefret söyleminde bulunan bir tavır içerisinde olduğu, toplumun bir kesimini bir özelliğinden dolayı nefret saikiyle hedef aldığı iddiaları üzerinde ayrıca durulması gerektiğini belirten Anayasa Mahkemesi, adli makamların söz konusu haber sitesinde yer alan haberin içeriğini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdiklerini anımsattı. Kararda, yerel mahkemenin haberde yer alan "sapkın" ifadesinin doğrudan derneğe yöneltildiği, sapkın ifadesiyle başvurucu arasında doğrudan bir bağlantı kurulmadığı, haberde yalnızca "...sapkınların derneğinin de avukatlığını yürüten Sinem Hun" denilmek suretiyle başvurucunun derneğin avukatı olduğu olgusunu vurgulandığı belirtildi. Kararda, şöyle denildi:
"Habervaktim.com isimli internet haber sitesinde yer alan "Siyonist uşakları yine teröre sarıldı" başlıklı haber bir bütün olarak değerlendirildiğinde; haberin genel olarak basında yer alan ve kamuoyunu ilgilendiren bir tartışmaya yönelik olduğu, içeriği ve veriliş biçimi dikkate alındığında "sapkınlar" ifadesi toplumda yer alan belli bir kesimi ve demeği hedef almasına rağmen bu ifadeyle ilgili olarak hedef alman demek tarafından başvuruda bulunulmadığı, adli makamların bu ifadeye muhatap olarak kabul edilen demeğin avukatlığını yapan başvurucuya yönelik "sapkınların avukatı' şeklindeki sözlerin ceza muhakemesi yoluyla cezalandırmayı gerektirecek belli bir tahkir ve aşağılama eşiğini geçmediği yönündeki değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadığı, başvurucu yönünden nefret suçu veya nefret söylemi niteliği taşımadığı, demokratik bir toplumda bu ifadeye karşı mutlaka ceza muhakemesi yoluyla bir yaptırım uygulanmasını gerektiren toplumsal bir ihtiyaç olmadığı ve adli makamlarca çatışan değerler arasında kurulan dengenin adil olmadığının söylenemeyeceği anlaşılmaktadır."
Adli makamların değerlendirmesinin başvurucunun şeref ve itibara saygı hakkı ile diğer tarafın ifade ve basın hürriyeti arasındaki dengeyi başvurucu aleyhine katlanılamaz şekilde bozduğunun söylenemeyeceğini belirten Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alman şeref ve itibara saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verildi.

-SAPKINLARIN AVUKATI İFADESİ FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA DEĞİL-

Karara Anayasa Mahkemesi Üyesi Osman Alifeyyaz Paksüt muhalif kaldı. Paksüt, karşıoy yazısında haberin başvurucunun eleştirisinin ötesinde, avukatlığını yaptığı farklı cinsel yönelimleri olan kişileri temsil eden "Kaos GL" adlı bir derneğin üzerinden "sapkınların avukatı " nitelemesiyle aşağılama ve itibarsızlaştırma amacına yönelindiğini belirterek, bu tür bir ifadenin kullanılmasının fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Farklı cinsel eğilimleri olan kişilere karşı toplumda egemen olan ayrımcılık, dışlayıcılık ve nefretin önlenmesinin, devletin pozitif yükümlülükleri arasında olduğunda tereddüt bulunmadığını belirten Paksüt, Avukat Hun'un mesleği gereği avukatlığını yaptığı, devletçe korunması gereken grubun kimliği üzerinden eleştirilmesinin, hukuk davası yoluyla giderim sağlanabilecek basit bir hakaret gibi değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Başvuruya konu olayda, basit hakaretin ötesinde, avukatın savunmasını yaptığı ve korunması gereken grubun üzerinden aşağılanması ve itibarsızlaştırılması gayreti olduğunun açık olduğuna dikkat çeken Paksüt, "Sapkınların avukatı şeklindeki hakaret, muhatabını sadece üzmek ve rencide etmekle kalmayıp, üstlendiği avukatlıktan dolayı tecziye etmek, yıldırmak ve savunma görevinden vazgeçirmek gibi sonuçlar doğurmaya elverişlidir. Bu nedenle "sapkınların avukatı' şeklindeki söylem, bir avukat için hoşgörüyle karşılanması, tahammül gösterilmesi gereken bir eleştiri değildir. Hal böyle iken başvurucu, kişilik haklarına yönelik saldırıya karşı ceza yoluyla giderim sağlamaya çalışmışsa da bunu elde edememiştir" dedi.
Hun'un alelade bir suçluyu savunduğu için değil, aksine, nefret söylemine muhatap olan bir grubun avukatı olduğu için hakaret içerikli ifadelerin hedefi olduğuna dikkat çeken Paksüt, "Başvurucunun, katlanmak, hoş görmek zorunda olmadığı, hakaret içeren ifadelere karşı devletçe etkin bir şekilde korunması gerekirdi. Başvurucunun, Anayasa'nın 17. ve 40. maddesinde belirtilen haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir" değerlendirmesinde bulundu. (ANKA) (YE/ÖZK)
Son Güncelleme: 16.07.2014 19:11
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177