28 Şubat 2014 Cuma 10:57
2013/3282 Başvuru No'lu 23.1.2014 Tarihli Karar

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başvuru Numarası: 2013/3282

 

Karar Tarihi: 23/1/2014


BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Mehmet ERTEN

 

 

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

Burhan ÜSTÜN

 

 

Nuri NECİPOĞLU

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucular

:

Şerif ESEN

 

 

Cemil ESEN

 

 

Sadun ESEN

Vekili

:

Av. Ali AYDEMİR

I.          BAŞVURUNUN KONUSU

1.         Başvurucular, 1978 tarihinde aleyhlerine açılan tespite itiraz davasının hâlihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğunu ve uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan yararlanamadıklarını belirterek, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir.

II.       BAŞVURU SÜRECİ

2.         Başvuru, 20/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.         Birinci Bölümün Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyaların Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4.         Bölüm tarafından 24/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.         Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 11/11/2013 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

 

III.    OLAY VE OLGULAR

A.       Olaylar

6.         Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7.         Diyarbakır ili Çınar ilçesi Kürekli köyü Şark mevkiinde kain 84 parsel sayılı taşınmaz başvurucular adına, aynı yerde kain 79 ve 81 parsel sayılı taşınmazlar ise başvurucuların da aralarında bulunduğu bir kısım şahıslar adına tespit görmüştür.

8.         Hazine tarafından 84 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak, Çınar Kadastro Mahkemesinin E.1978/26 sayılı dosyasında tespite itiraz davası açılmıştır.

9.         Hazine tarafından 79 parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak açılan, aynı Mahkemenin E.1978/27 sayılı ve 81 parsel sayılı taşınmazı konu alan E.1978/28 sayılı dava dosyaları, E.1978/26 sayılı dosya ile birleştirilmiştir.

10.     Çınar Kadastro Mahkemesinin tespitin kısmen iptaline hükmettiği 11/3/2008 tarih ve E.1978/26, K.2008/2 sayılı kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 16/10/2010 tarih ve E.2010/3190, K.2010/8527 sayılı kararı ile kısmen onama kısmen bozma hükmü kurulması neticesinde, bozmaya konu kısım açısından Çınar Kadastro Mahkemesinin E.2010/2 sayılı dosyası üzerinde yargılamaya devam edildiği ve davanın halihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğu anlaşılmıştır.

B.       İlgili Hukuk

11.     12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

       “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

12.     21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

       “Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir.”

13.     3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

       “Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”

14.     3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.

Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan hallerde basit yargılama usulü uygulanır.

Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”

15.     3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

       “Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.

       Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür. …”

16.     3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

       “Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”

17.     3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:

       “Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.

IV.    İNCELEME VE GEREKÇE

18.     Mahkemenin 23/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 20/5/2013 tarih ve 2013/3282 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.       Başvurucuların İddiaları

19.     Başvurucular, 1978 tarihinde aleyhlerinde açılan tespite itiraz davasının hâlihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğunu, kendilerinin yargılamanın uzamasında herhangi bir kusurlarının olmadığını, muhtelif nedenlerle keşiflerin tehiri, dosyanın tetkike alınması, usul işlemlerinde gerekli özenin gösterilmemesi, uzayan yazışmalar ve beklenen müzekkere cevapları nedeniyle yargılama süresinin uzadığını, verilen bozma kararı sonrasında da yargılamanın daha uzun bir süre sonuçlandırılamayacağının açık olduğunu, ayrıca uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan yararlanamadıkları gibi taşınmaz nedeniyle sağlanan gelir desteklerinden de mahrum kaldıklarını belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

 

B.       Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20.     Başvurucu, somut başvuruya ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayı sonlandırır nitelikte bir karar mevcut olmadığını belirtmiştir.

21.     Başvuru konusu dava, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önce açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte hukuk sistemimizde, yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul sürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik taşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir. (B. No.2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).

22.     Açıklanan nedenlerle, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

23.     Başvurucular, 1978 tarihinde aleyhlerine açılan hukuk davasının hâlihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olması ve uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan yararlanamamaları nedeniyle makul sürede yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

24.     Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No.2012/1049, 26/3/2013, § 18)

25.      Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

       “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

26.     Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

       “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.

27.     Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

       “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.

28.     Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 38).

29.     Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

30.     Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 40).

31.     Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No.2012/13, 2/7/2013, §§ 41, 45, 46).

32.     Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

33.      Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, iki adet taşınmaz hakkında açılan tespitin iptali ve tescil davasının söz konusu olduğu görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 49).

34.     Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, başvuruya konu davada, başvuruculardan Cemil Esen’in  6/3/1978 havale tarihli dava dilekçesine istinaden davada yer aldığı, başvurucular Sadun Esen ve Şerif Esen’in ise 6/11/1984 tarihli ara karara istinaden davada yer almayan tespit malikleri olarak yargılamaya dâhil edildikleri anlaşılmakla, belirtilen tarihlerin başvurucular açısından uyuşmazlığın başlangıç tarihi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

35.      Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde,  dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No.2012/13, 2/7/2013, § 51).

36.     Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 52).

37.     Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta bir adet taşınmaza ilişkin tespitin iptali ve tescil talebi olduğu, yargılama sırasında Çınar Kadastro Mahkemesinin E.1978/27 ve 1978/28 sayılı dosyalarının da başvuruya konu dosyayla birleştirilmesine karar verildiği ve dava dosyası kapsamında dava konusu olan taşınmaz sayısının nihai olarak üç adet taşınmaz olduğu anlaşılmaktadır. Hazine vekili tarafından verilen 6/3/1978 havale tarihli dava dilekçesi üzerine Çınar Kadastro Mahkemesinin E.1978/26 sırasına kaydı yapılan davanın 10/3/1978 tarihli tensip zaptı sonrasında, dava konusu taşınmazlara ilişkin tespit tutanağı ve krokilerin bölge tapu müdürlüğünden talep edilmesine karar verilerek celsenin günsüz olarak tehir edildiği ve yaklaşık beş yıl dört ay sonra talep edilen belgelerin geldiği belirtilmekle yeniden duruşma açıldığı, vergi kaydı, kroki ve mahalli bilirkişi isim listesi gibi evrakın temini hususunda bir yıl üç aylık bir zaman diliminin geçtiği, 6/11/1984 tarihli celsede başvuruculardan Sadun Esen ve Şerif Esen’in de aralarında bulunduğu bir kısım tespit maliklerinin davaya dâhil edilmesine karar verilerek, belirtilen hususun ve bazı yargılama evrakının temini için bir yıl üç aylık bir sürenin geçtiği, akabinde beş yıl dokuz aylık bir süreçte defalarca verilen keşif ara kararları icra edilmeyerek, dosyanın muhtelif defa keşif günü verilmek üzere veya hâkim değişikliği nedeniyle tetkike alındığı görülmektedir. Verilen keşif ara kararlarının icra edilmemesini müteakip, on ay boyunca, vefat eden davalı mirasçılarının dâhili dava edilmesine çalışıldığı,  takip eden on bir ay süresince yeniden muhtelif celselerde verilen keşif ara kararlarının yerine getirilmediği ve bu süreçte birçok defa keşif kararı verilmek üzere celselerin tehir edildiği,  24/8/1993 tarihli celse itibariyle yeniden, vefat ettiği tespit edilen davalı mirasçılarının davaya dâhil edilmesi işlemlerine başlanıldığı ve akabinde bazı yargılama evrakının teminine çalışıldığı, özellikle dava konusu taşınmazlara ait hava fotoğraflarının temininin onu aşkın celse boyunca sağlanamadığı ve belirtilen tebligat ve evrak temini işlemlerinin ikmali için beş yıl sekiz aylık bir yargılama süresinin geçtiği anlaşılmaktadır.

38.     Devam eden yargılama sürecinde, üç yıl beş ay süreyle, verilen keşif ara kararlarının icra edilmediği, yaklaşık dört ay vefat ettiği tespit edilen davalı mirasçılarının davaya dâhil edilmelerine ve yargılama evrakı teminine çalışıldığı, verilen iki keşif ara kararının yerine getirilmemesini takiben 14/5/2003 tarihinde keşif icra edildiği, keşfi müteakip on celsenin bilirkişi raporlarının beklenilmesi, raporlara karşı beyanda bulunmak üzere taraflara süre verilmesi, dava konusu parsellere ilişkin başka bir yargılama olup olmadığının tetkiki ve ek rapor alınması işlemleriyle geçtiği,  akabinde davanın orman işletme müdürlüğüne ihbarı, taşınmazların kuru veya sulu tarım arazisi niteliğinin belirlenmesi ve kıymet takdir çizelgelerinin temini için ilgili kurumlarla yazışma yapılması hususunda üç yıl altı aylık bir sürenin geçtiği ve bu süreçte, birçok celsede taraf vekillerine dosya hakkında beyanda bulunmak üzere süreler verildiği, taraf vekili mazeretlerinin kabul olunduğu ve dosyanın muhtelif celselerde tetkike alındığı görülmektedir.

39.     Belirtilen işlemlerin tamamlanmasını müteakip 11/3/2008 tarihinde uyuşmazlık ilk derece mahkemesince karara bağlanarak, dava konusu 79 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davanın kısmen kabulüne, 81 ve 84 parsel sayılı taşınmazlara yönelik talebin reddine dair hüküm kurulmuştur. Karar temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesine gönderilmiş, belirtilen Dairenin 15/1/2009 tarih ve E.2008/7067, K.2009/108 sayılı kararıyla dosya, görevli olduğu belirtilen Yargıtay 20. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. İlgili Dairenin 10/2/2009 tarihli kararına istinaden dosya, tespit edilen bir kısım eksikliklerin ikmali için mahalline iade edilmiş ve kararda belirtilen hususların tamamlanmasını müteakip 23/2/2010 tarihinde temyiz incelemesi için tekrar Yargıtay 20. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Dairenin 16/6/2010 tarih ve E.2010/3190, K.2010/8527 sayılı kararıyla, ilk derece mahkemesinin 79 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hükmünün onanmasına, kararın 81 ve 84 parsellere ilişkin kısmının bozulmasına hükmedilmiştir. Bozma kararı sonrasında 81 ve 84 parseller hakkındaki dosyanın, Çınar Kadastro Mahkemesinin E.2010/2 sırasına kaydı yapılmıştır. 15/10/2010 tarihli tensip zaptı sonrasında, yaklaşık bir yıl yedi ay taraflara tebligat işlemlerinin ikmaline çalışıldığı, bu süreçte birçok defa taraf vekillerine vekaletname sunmaları ve dosya hakkında beyanda bulunmaları hususunda süre verildiği ve beş celse boyunca ek rapor temini ile uğraşıldığı, ek raporun sunulmasını müteakip yargılamanın son celsesinde dosyanın tetkike alınmasına karar verilerek, duruşmanın 25/12/2013 tarihine tehir edildiği anlaşılmaktadır.

40.     İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, özellikle yargılama evrakının ilgili kurumlardan kısım kısım talep edildiği, ara karar gereklerinin yerine getirilmediği muhtelif celselerde taraf vekillerinin mazeretlerinin kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celse harcı tayini gibi usuli imkânların yargılama makamlarınca kullanılmadığı, bazı usuli işlemlerin ikmali veya dosya hakkında beyanda bulunmak üzere taraflara ve taraf vekillerine defalarca kesin olmayan mahiyette süreler verilerek başka usuli işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kanun’da yer alan ve yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümleri nazara alınmaksızın, Mahkemece defalarca taraf vekillerine dâhili dava işlemleri ve masraflarının ikmali hususunda süreler verildiği, verilen onlarca keşif ara kararının müracaat yokluğu, mahkemenin keşif ve duruşmalarının yoğun olması ile hava muhalefeti gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve belirtilen bu uygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

41.     Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu yargılamanın üç adet taşınmazın şahıslar adına yapılan tespitine itiraz ve hazine adına tescili talebine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında elliyi aşkın kişinin bulunduğu, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, özelikle Kadastro Mahkemesinde geçen yargılama sürecinde tatbiki gereken yargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen ara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, bunun yanı sıra  birçok kez dosyanın tetkike alındığı anlaşılmaktadır.

42.     3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulama alanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi,  uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

43.     Özellikle Kadastro Mahkemesinde geçen somut yargılama açısından dava malzemesinin taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında, yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün daha dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir ((B. No.2012/12, § 58, 17/9/2013; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ümmühan Kaplan/Türkiye, B. No.24240/07, 20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye, B. No:57407/02, 4/3/2008; Namlı ve Diğerleri/Türkiye, B. No:51963/99,  05/12/2006; Nalbant/Türkiye, B. No:61914/00,  10/8/2006).

44.     Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi, verilen birleştirme kararlarının hak ve adaletin tesisi için gerekli olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür kararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğer aşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özen gösterilmesi gerektiği açıktır.

45.     Yargılama sürecinde başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dâhil olmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümleri nedeniyle başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilememiştir.

46.     Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

47.     Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

48.     Başvurucular tarafından ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazlardan yararlanamadıkları gibi taşınmazlar nedeniyle sağlanan gelir desteklerinden de mahrum kaldıkları belirtilerek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber, somut yargılama bağlamında başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

49.     Başvurucular, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle 250.000,00 TL maddi ve başvurucuların her biri için 150.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

50.     6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

       “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

51.     Başvurucular Sadun Esen ve Şerif Esen açısından yirmi dokuz, başvurucu Cemil Esen açısından ise yaklaşık otuz altı yıllık yargılama süreleri nazara alındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir başvurucuya takdiren 9.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

52.     Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

53.     Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

54.     Başvuruya konu yargılamanın yaklaşık otuz altı yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V.       HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A.       Başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.       Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.       Başvurucular Şerif Esen, Cemil Esen ve Sadun Esen’e ayrı ayrı 9.500,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D.       Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E.       Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin müştereken BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

F.        Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G.      Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

 

 

 

23/1/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

 

 

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

 

 

 

 

 

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Nuri NECİPOĞLU

 

Son Güncelleme: 28.02.2014 10:57
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177