08 Temmuz 2013 Pazartesi 14:20
BİBER GAZI YİYENLER İÇİN AİHM KARARI
BİBER GAZI YİYENLER İÇİN AİHM KARARI
İKİNCİ DAİRE
ALİ GÜNEŞ – TÜRKİYE DAVASI
(Basvuru no. 9829/07)
KARAR
STRAZBURG
10 Nisan 2012
İsbu karar Sözlesme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen kosullar çerçevesinde kesinlesecek olup sekli bazı değisikliklere tabi tutulabilir.
——– – Türkiye davasında,
Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) asağıdakilerden
olusmaktadır:
Françoise Tulkens, Baskan,
Danuté Jociené,
Isabelle Berro-Lefévre,
András Sajó,
Isıl Karakas,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, Yargıçlar,
ve Stanley Naismith, Daire Yazı İsleri Müdürü,
13 Mart 2012 tarihinde gizli olarak müzakere edilmis olup,
Aynı tarihte kabul edilmis olan asağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (9829/07 nolu) bu dava, TC vatandası Bay ——— (“basvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Ocak 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İliskin Sözlesme’nin (“Sözlesme”) 34. maddesi uyarınca yapmıs olduğu basvurudan ibarettir.
2. Basvuran, İstanbul barosu avukatlarından Bay ———- tarafından temsil
edilmistir. Türkiye Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlileri tarafından temsil edilmistir.
3. Basvuran özellikle, kötü muameleye maruz kaldığını ve buna bağlı olarak Sözlesme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmistir.
4. 8 Temmuz 2010 tarihinde Đkinci Daire Baskanı basvuruyu Hükümet’e tebliğ etmeye karar vermistir. Aynı zamanda basvurunun, kabul edilebilirliği ve esası yönünden birlikte karar verileceğini belirtmistir (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
DAVANIN KOSULLARI
A.Giris
5. Basvuran, 1968 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmekte olup, lise öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesidir.
6. 2004 NATO zirvesi 28 – 29 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da yapılmıstır. İstanbul
Valiliği, tayin edilen on üç bölgede gösterinin yapılmasına izin vermistir.
7. Davanın geriye kalan kısmı taraflar arasında ihtilaf konusu olduğundan, ayrı ayrı
açıklanacaktır. Basvuranın beyanına göre olaylar asağıda B kısmında (8-10 paragraflar)
belirtilmektedir, Hükümet’in olaylara iliskin beyanları ise asağıda C kısmında (11-13
paragraflar) özetlenmektedir. Hükümet ve basvuran tarafından ibraz edilen yazılı deliller ve diğer fiili unsurlar D kısmında (14-27 paragraflar) özetlenmektedir.
B. Basvuranın olaylar hususundaki beyanları
8. 28 Haziran 2004 tarihinde, basvuran ve birkaç meslektası, basın açıklaması yapmak üzere,yukarıda belirtilen on üç bölgeden biri olan Mecidiyeköy Metro İstasyonu çıkısındaki alana gitmislerdir.
9. Basvuran ve meslektaslarının tümü silahsızdılar ve barısçıl bir tutum içerisindeydiler. Buna rağmen, kalabalığın etrafını saran polis memurları, basvuran ve arkadaslarını kollarından yakalamıs, göz yasartıcı gaz sıkmıs ve hırpalamıslardır.
10. Polis memurları sonrasında basvuranı polis merkezine götürmüs ve basvuran on bir saat orada tutulmustur. Daha sonra basvuran savcı karsısına çıkarılmıs ve sorgusunun ardından salıverilmesine karar verilmistir.
C. Hükümet’in olaylar hususundaki beyanları
11. Basvuran ve gösteri yapan diğer öğretmenler basın açıklamalarını okuduktan sonra polis memurları kendilerinden dağılmalarını istemistir. Dağılmayı reddetmeleri durumunda, polis memurları göstericileri gözaltına alınacakları konusunda uyarmıslardır. Grup dağılmayı reddederek oturma eylemi yapmıstır. Polis memurlarına, diğer bölgelerde yakalanmıs olan arkadasları serbest bırakılıncaya kadar protestolarına devam edeceklerini bildirmislerdir.
12. Polis ikna çabalarına devam ederken, göstericiler polise tas ve sopalarla saldırmıslardır.
Ayrıca, çevredeki araçlara zarar vermisler ve birkaç polis memurunu yaralamıslardır. Sonuç olarak polis, göstericileri dağıtabilmek için göz yasartıcı gaz kullanmıstır. Basvuran polis merkezine alınmıs ve savcı tarafından salıverilmesine karar verilinceye kadar 11 saat gözaltında tutulmustur.
13. Aynı gün basvuran iki doktor tarafından muayene edilmistir. İlk muayene saat 11.30’da Haseki Devlet Hastanesi’nde gerçeklestirilmistir. Doktor, basvuranın gözlerinde kızarıklık bulunduğunu, bu yüzden uzman bir doktor tarafından muayene edilmesi gerektiğini belirtmistir. Aynı gün saat 18.45’te Sağmalcılar Hastanesi’nde basvuranı muayene eden uzman doktor, basvuranın vücudunda kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir iz bulunmadığını rapor etmistir.
D. Taraflarca ibraz edilen yazılı deliller ve diğer fiili unsurlar
14. Olaya karısan dokuz polis memuru tarafından 28 Haziran 2004 tarihinde hazırlanan
rapora göre, Mecidiyeköy’deki göstericilerin konusmacısı polis memurlarına, sendika üyesi birkaç arkadaslarının önceki gün İstanbul’un baska bir bölgesinde yakalandıklarını ifade etmistir. Buna ilaveten, arkadasları serbest bırakılmadan Mecidiyeköy’deki göstericilerin dağılmayacaklarını, üstelik Taksim meydanına yürüyeceklerini belirtmistir. Polis, konusmacıya; buna izin verilmeyeceğini belirtip, göstericileri dağılmaları konusunda uyardığında, göstericiler polis memurlarına pankartlarının sopalarıyla saldırmıslar ve oturma eylemi baslatmıslardır. Sonrasında Çevik Kuvvet, göstericileri dağıtmıs ve aralarında dağılmayı reddeden basvuranın da bulunduğu on bir kisiyi yakalamıstır.
15. Olay, ulusal basında genis olarak yer almıstır. Günlük Sabah gazetesinde yayımlanan bir fotoğrafta, basvuranın iki polis memuru tarafından tutulduğu ve içlerinden birinin çok yakın mesafeden basvuranın ağzına ve burnuna gaz sıktığı görülmektedir.
16. Basvuran, aynı gün saat 11.30’da Haseki Hastanesi’nde doktor tarafından muayene
edilmistir. Doktor, basvuranın her iki gözünde de kızarıklık tespit etmis ve uzman doktora sevkini yapmıstır. Günün ilerleyen saatlerinde aynı hastanede basvuranı muayene eden göz doktoru, her iki gözde “hiperemi” tespit etmis ve bulgularını rapor haline getirmistir.
17. Basvuran, aynı gün saat 18.45’te baska bir doktor tarafından muayene edilmistir. Ancak doktor, raporda olayın detayları, basvuranın iddiaları ve doktorun bulguları için ayrılmıs kısımları doldurmamıstır. Raporun bu kısımları doktor tarafından basit bir sekilde çizilmistir.
Raporda sadece basvuranın ismi, doğum tarihi, tıbbi muayene zamanı ve kendisine eslik eden polis memurunun ismi yer almaktadır.
18. Basvuranın, aynı gün içerisinde baska bir doktor tarafından da muayene edildiği
görülmektedir. Doktor, raporunda (3015 nolu rapor), basvuranın omuzlarının alt bölgesinde 5 x 8 cm altında 8 cm büyüklüğünde çürük bulunduğunu, ayrıca basvuranın gözlerinde kızarıklık olduğunu belirtmistir.
19. Hükümet tarafından ibraz edilen tıbbi raporlara göre, basvuranla birlikte yakalanan on göstericinin (bkz. yukarıda paragraf 14) vücutlarında da çesitli zedelenmeler tespit edilmistir.
20. Basvuran ve diğer göstericiler savcı karsısına çıkartılmıs ve sorgulanmıslardır. Basvuran ifadesinde hiçbir suç islemediğini sadece basit bir sekilde demokratik haklarını kullandığını belirtmistir. Savcıya, polisin kendisine biber gazı sıktığını ifade etmistir. İfade tutanağına göre, basvuranın sorgulanması sırasında kendisine bir avukat eslik etmistir.
21. Basvuran, 7 Eylül 2004 tarihinde, polis memurları aleyhine Sisli Savcılığına sikayette
bulunmustur. Olay günü saat 10.00’da kendisiyle beraber bir kısım meslektasının basın
açıklaması hazırladıkları sırada, birkaç polis memurunun kendilerine coplarla saldırdıklarını ve göz yasartıcı gaz sıktıklarını ileri sürmüstür. Polis memurlarının kendisine coplarla vurduklarından ve hatta yakaladıktan sonra bile yumruklayıp tekmelediklerinden dolayı sikayetçi olmustur. Sorumlu polis memurlarının gazetede yayımlanan fotoğraflardan saptanabileceklerini belirtmistir. Basvuran, polis memurlarının kendisine karsı olan tutumları nedeni ile hem iç mevzuatta, hem de Sözlesme ile korunan özgürlük ve güvenlik hakkı, ifade özgürlüğü ve kötü muameleden korunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
22. Basvuran, 2007 yılında, 7 Eylül 2004 tarihli sikayetinden önce savcının 30 Haziran 2004 tarihinde polis memurları hakkında takipsizlik kararı verdiğini öğrenmistir. Savcının kararında, basvuran dahil olmak üzere on altı kisi “müstekiler” olarak ifade edilmistir. On altı kisi içerisinde ayrıca basvuranla birlikte yakalanan on gösterici bulunmaktadır (bkz. yukarıda 14. paragraf). Dokuz polis memuru (bkz. yukarıda 14. paragraf) “süpheli” olarak ifade edilmistir. Bu kararda polis memurlarına atılı suç “kötü muamele” olarak belirtilmistir.
23. Savcı, kararında, polis memurlarının göstericilerin basın açıklamalarını okumalarına izin verdiklerini ancak Taksim meydanına yürümek istediklerinde göstericileri dağıtmak zorunda kaldıklarını ifade etmistir. Savcıya göre, polis memurları Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu uyarınca görevlerini yerini getirmis ve hiçbir suç islememislerdir. Kararda açıkça, kararın müstekilere tebliğ edileceği ve müstekilerin karara karsı itirazda bulunabilecekleri belirtilmis olmasına rağmen karar basvurana tebliğ edilmemistir.
24. Basvuran, 4 Temmuz 2007 tarihinde sorusturma hakkında bilgi edinmek üzere Sisli
savcısına bir dilekçe yazmıstır.
25. 21 Kasım 2007 tarihinde Sisli savcısı, basvuranın avukatına cevap olarak 30 Haziran 2004 tarihinde alınan kararın bir kopyasını iletmistir.
26. 4 Aralık 2007 tarihinde, basvuran karara karsı itirazda bulunmustur ve savcının, yukarıda belirtilen tıbbi raporları (bkz. yukarıda 16 ve 18. paragraflar) ve olaya iliskin basında yer alan fotoğrafları dikkate almadığına dikkat çekmistir.
27. 8 Subat 2008 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, savcının 30 Haziran 2004 tarihli kararının, uygulanabilir mevzuat ve usule uygun düstüğünü ifade ederek itirazı reddetmistir.
HUKUK
SÖZLESME’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
28. Basvuran, Sözlesme’nin 3. maddesi uyarınca, polis tarafından yakalandıktan sonra bile dövüldüğünden ve kendisine zararlı gazlar sıkıldığından sikayetçidir. Ayrıca Sözlesme’nin 13. maddesine istinat ederek, ulusal makamların, polis memurları hakkındaki iddialarını yeterince incelemediğinden sikayetçidir.
29. Hükümet bu iddiaya itiraz etmistir.
30. Mahkeme, her iki sikayeti de yalnızca Sözlesme’nin 3. maddesi yönünden incelemeyi uygun görmüstür. Bu madde su sekildedir:
“Hiç kimse iskenceye, insanlık dısı ya da onur kırıcı ceza veya islemlere tabi tutulamaz.”
A. Kabul edilebilirlik
31. Hükümet, basvuranın, kötü muameleye iliskin sikayetleri hususunda, yürürlükteki
mevzuat uyarınca birtakım hukuki ve idari çözümlerden faydalanmadığını iddia etmistir.
32. Mahkeme, benzer davalarda yapılan benzer ilk itirazları halihazırda incelediğini ve
reddettiğini vurgulamaktadır (bkz. özellikle, Gazioğlu ve Diğerleri – Türkiye, no. 29835/05, §§ 29-30, 17 Mayıs 2011, ve orada yer alan durumlar). Mevcut davada, yukarıda atıf yapılan davaya iliskin bulgulardan sapmasını gerektirecek hiçbir özel kosul saptamamaktadır. Bu nedenle, Hükümet’in sikayetin kabul edilebilirliğine iliskin itirazını reddetmistir.
33. Mahkeme, Sözlesme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı çerçevesinde bu sikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca sikayetin baska bir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle sikayet kabul edilebilir olarak beyan edilmistir.
B. Esas Bakımından
34. Hükümet, basvuranın iddialarının asılsız olduğunu beyan etmistir (savunmustur).
Hükümet’e göre, basvuran ve gösterici arkadasları polisin dağılma emrine uymadıkları sırada, polis memurları tarafından hukuku ihlal etmemeleri konusunda uyarılmıslardır. Ancak, grubun trafik akısını engelleyen protestolarına devam etmeleri üzerine, polis memurları göstericilerin etrafında bir kordon olusturup onları yakalamıslardır. Polis ve göstericiler arasında hiçbir mücadele yasanmamıstır. Basvuran, polisin kendisini yakalama girisimine direndiği için, polis tarafından kendisine asırı olarak nitelendirilemeyecek güç kullanılmak zorunda kalınmıstır. Polisin güç kullanımı, kamu düzenini sağlama hususunda orantılı olup Sözlesme’nin 3. maddesinin ihlali söz konusu değildir.
35. Hükümet, ayrıca, İstanbul Savcılığına sikayette bulunulmasını müteakip savcının
sorusturma baslattığını ileri sürmüstür. Savcı, sorusturma sürecinde polis memurlarını
sorgulamıs ve kararını verirken tarafların ifadeleri ile tıbbi raporları göz önünde
bulundurmustur. Sorusturmanın basvuranın istediği sekilde sonuçlanmaması, sorusturmanın etkili olarak yürütülmediği manasına gelmemektedir.
36. Mahkeme, öncelikle basvuranın kötü muameleye iliskin sikayetlerinin iki bölümden
olustuğunu gözlemlemektedir. İlk olarak, basvuran polis memurunun kendisini yakaladıktan sonra göz yasartıcı gaz sıktığından sikayetçi olmustur. Bu sikayete iliskin olarak basvuran, Mahkeme’ye ulusal bir gazetede yayınlanan fotoğrafı (bkz. yukarıda paragraf 15) ibraz etmis ve gözlerinin gazdan etkilenmis olduğunu gösteren yukarıda belirtilmis olan tıbbi raporlara (bkz. yukarıda paragraf 16) atıfta bulunmustur. İkinci olarak basvuran, polis tarafından dövüldüğünden sikayetçi olmustur. İkinci iddiasını desteklemek için basvuran maruz kaldığı darbeleri detaylandıran tıbbi raporlara dayanmıstır (bkz. yukarıda paragraf 18).
37. Mahkeme halihazırda, yasaların uygulanmasına iliskin olarak “göz yasartıcı gaz” veya “biber gazı” kullanılması hususunu incelemeye tabi tutmus ve “biber gazı” kullanımının solunum problemleri, bulantı, kusma, soluk borusu irritasyonu, göz irritasyonu, spazm, göğüs ağrısı, dermatit ve alerji gibi sorunlara yol açabileceği sonucuna varmıstır. Asırı doz halinde, bu gaz, solunum ve sindirim borularında doku ölümüne, akciğer ödemi ve iç hemorajiye yol açabilmektedir (böbrek üstü bezi hemorajisi) (Oya Ataman – Türkiye, no. 74552/01, §§ 17-18, AİHM 2006 – XIII).
38. Mahkeme aynı kararda ayrıca, Kimyasal Silahların Gelistirilmesi, Üretilmesi, Saklanması ve Kullanılması ve Yok Edilmesine dair 1993 tarihli Sözlesme (Kimyasal Silahlar Sözlesmesi (CWC)) uyarınca, göz yasartıcı gazı, kimyasal bir silah olarak düsünmemektedir. Ayrıca bu gazın kullanımına, iç karısıklıkların kontrol altına alınması da dahil olmak üzere, yasaların uygulanması amacıyla izin verilmistir (II § 9 (d) maddesi). CWC, Türkiye’de 11 Haziran 1997 tarihinde yürürlüğe girmistir.
39. Mahkeme, yasaların uygulanması hususunda bu tür gazların kullanılmasına iliskin olarak, Avrupa İskencenin ve İnsanlık Dısı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) tarafından kaygıların ifade edildiğini belirtmektedir. CPT su kanaattedir:
“… Biber gazı potansiyel olarak tehlikeli bir maddedir ve kapalı alanlarda kullanılmamalıdır. Açık havada kullanılması halinde bile CPT’nin ciddi çekinceleri bulunmaktadır; istisnai olarak kullanılması gerektiğinde, bölgede belirli güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Örneğin, biber gazına maruz kalan kisiler derhal
bir doktora ulastırılmalı ve bu kisilere panzehir sağlanmalıdır. Biber gazı, halihazırda kontrol altına alınmıs bir tutukluya karsı kullanılmamalıdır.” (CPT/Inf (2009) 25).
40. Avrupa Konseyi’nin birkaç Üye Devletinde yürüttüğü teftislerinde, CPT su tavsiyelerde bulunmustur:
“… Biber gazı kullanımının kontrolüne iliskin düzenlenen net bir yönetmelik en azından sunları içermelidir:
biber gazının hangi durumda kullanılabileceğine dair talimatlar; biber gazının kapalı alanlarda kullanılmaması gerektiğini açıkça belirtmelidir;
biber gazına maruz kalan tutukluların derhal doktora ulastırılmalarına ve kendilerine kurtulma tedbirlerinin sunulmasına dair hakları;
biber gazı kullanma yetkisi verilmis personellerin nitelikleri, eğitimleri ve yeteneklerine iliskin bilgi; biber gazının kullanımına iliskin yeterli bir raporlama ve denetim mekanizması…” (ayrıca bkz. CPT/Inf (2009) .
41. Mahkeme, CPT’nın kaygılarına katılmakta ve yukarıda belirtilen tavsiyeler ile
uyusmaktadır. Ayrıca, mevcut davada görüldüğü gibi, kolluk kuvvetleri tarafından kontrol altına alınmıs olan bireye karsı bu tür gazların kullanılmasının hiçbir haklı nedeni
olamayacağını vurgulamaktadır.
42. Basvuru, ilgili Hükümet’e iletildiğinde, Mahkeme tarafından Hükümet’ten basvuran
yakalandığında polis memurlarının hangi gerekçe ile kendisine göz yasartıcı gaz sıktığını
açıklaması talep edilmistir. Ancak, Hükümet bu özel soruya yanıt vermemis ve bu nedenle, basvurana biber gazı sıkılmasına gerekçe göstermeye çalısmamıstır.
43. Gazların neden olduğu etkiler ve içerdiği potansiyel sağlık tehlikelerini göz önünde
bulundurarak (bkz. 37. Paragraf) Mahkeme, yukarıda anlatılan kosullar altında basvuranın yüzüne haksız yere gaz sıkılmasının, kendisinin yoğun fiziksel ve ruhsal acı duymasına neden olduğu ve basvuranı asağılayabilecek ve itibarını düsürebilecek korku, acı ve asağılanma duyguları uyandırma niteliğinde bulunduğu kanaatindedir (bkz. gerekli değisikliklerle, Kudla v. Polonya [GC], no. 30210/96, § 92, AİHM 2000-XI). Bu nedenle Mahkeme, polis memurlarının, basvurana bu sartlar altında göz yasartıcı gaz sıkarak, Sözlesme’nin 3. Maddesi çerçevesinde, basvuranı insanlık dısı ve asağılayıcı muameleye maruz bıraktıkları sonucuna varmaktadır.
44. Yukarıda varılan sonuç dikkate alındığında Mahkeme, ayrıca basvuranın polis memurları tarafından dövülüp dövülmediğini incelemeyi gerekli görmemistir.
45. Basvuranın sorusturmanın etkisizliğine iliskin sikayetine gelince, yukarıda bahsedildiği üzere, sorusturma savcı tarafından kırk sekiz saat içinde kapatılmıstır. Savcının sorusturmayı kapatma kararı dısında (bkz. yukarıda paragraf 22), yetkili merciler tarafından kötü muamele iddialarını arastırma hususunda girisimde bulunulduğuna iliskin Mahkeme’ye hiçbir belge sunulmamıstır. Mahkeme bu nedenle ulusal mercilerin basvuranın kötü muameleye katıldığına iliskin etkin bir sorusturma yürütmediği sonucuna varmıstır.
46. Yukarıda bahsedilenler ısığında Mahkeme, basvuranın iddialarına iliskin sorusturma
yürütülmemesinin yanı sıra kendisine göz yasartıcı gaz sıkılması nedeniyle Sözlesme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermistir.
II. SÖZLESME’NİN 5 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASINA DAİR
47. Son olarak, Sözlesme’nin 5. maddesine dayanan basvuran, ulusal mevzuata aykırı olarak, yasal bir dayanak olmaksızın polis tarafından yakalanmasından ve özgürlüğünden mahrum bırakılmasından sikayetçi olmustur.
48. Mahkeme, bu sikayeti Sözlesme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında incelemeyi uygun görür.
Sözlesme’nin bu maddesi su sekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Asağıda belirtilen haller dısında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Kisinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmis mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;
b) Kisinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Kisinin bir suç islediğinden süphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç islemesine ya da suçu isledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmis bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması;
e) Bulasıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kislerin, akıl hastalarının, alkol veya uyusturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması;
f) Kisinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dısı ya da iade isleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;”
49. Hükümet, basvuranın iddialarına itiraz etmistir.
50. Hükümet, basvuranın, hakkındaki gözaltı kararının 28 Haziran 2004 tarihinde sona
ermesinden sonra 6 ay içinde basvurusunu Mahkemeye sunmadığı için, 6 aylık süre limitine uymadığı görüsündedir.
51. Mahkeme, Hükümet’in 6 aylık süre kuralı ile ilgili itirazını ele almayı gerekli görmemistir ve her kosulda böyle bir sikayetin asılsız olduğunun açıkça görüldüğü kanısındadır.
52. Mahkeme, basvuranın bu sikayetin ayrıntılarına girmediğini ve yakalanması ve
tutukluluğuna iliskin usulde herhangi bir hata veya eksiklik iddiasında bulunmadığını
gözlemlemistir.
53. Mahkeme, her kosulda, geçerli olan usulün, ulusal yetkililer tarafından uygulanmıs
olduğunu gözlemlemektedir. Basvuranın tutukluluğu, polis memurunun raporunda kayıt altına alınmıstır (bkz. yukarıda paragraf 14) ve ayrıca basvuranın karakoldan savcılığa nakli de basvuranın imzaladığı resmi bir belge ile kayıt altına alınmıstır. Sonrasında basvuran savcı tarafından – avukat esliğinde – gösteriye katılımı ile ilgili sorguya alınmıstır ve aynı gün içinde salıverilmesine karar verilmistir.
54. Yukarıda anlatılanlar ısığında Mahkeme, bu sikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözlesme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
III. SÖZLESME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
55. Sözlesme’nin 41. Maddesi su sekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözlesme ve Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlesmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektirdiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
56. Basvuran, manevi tazminata iliskin olarak 10,000 Euro (EUR) talep etmistir.
57. Hükümet bu talebi abartılı bulup Mahkemeyi talebi reddetmeye davet etmistir.
58. Sözlesme’nin 3. maddesinin ihlaline yol açan olaylar neticesinde Mahkeme, manevi
tazminat olarak basvurana talep ettiği tüm tazminat miktarı olan 10,000 Euro (EUR)
ödenmesine karar vermistir.
B. Masraf ve Harcamalar
59. Basvuran ayrıca mahkeme masraf ve harcamaları için 3,000 Euro (EUR) talep etmistir.
İddiasını desteklemek amacıyla basvuran, Mahkeme’ye, avukatının bu dava üzerine harcadığı zamanı belgeleyen bir zaman çizelgesi ibraz etmistir.
60. Hükümetin görüsü, bu iddianın asılsız ve abartılı olduğu yönündedir.
61. Mahkeme’nin içtihadına göre, basvuran, masraf ve harcamaları, sadece fiilen ve zorunlu olarak ortaya çıktığının gösterildiği ve miktar olarak makul olduğu kadarıyla tazmin etme hakkına sahiptir. Mevcut davada Mahkeme, yukarıdaki kriterleri ve elindeki belgeleri dikkate alarak, Mahkeme önündeki yargılamalar için basvurana 1,500 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
62. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun
olduğuna karar verir.
İSBU NEDENLERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Sözlesme’nin 3. maddesi kapsamındaki sikâyetlerin kabul edilebilir olduğunu; ancak
basvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Basvuranın yüzüne göz yasartıcı gaz sıkıldığından ve basvuranın iddiası hakkında bir
sorusturma yürütülmediğinden dolayı Sözlesme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar
verir;
3. (a) Davalı Hükümet tarafından basvurana, Sözlesme’nin 44 § 2 maddesi doğrultusunda, kararın kesinlestiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, basvuranın tabi tutulabileceği vergiler de eklenecek sekilde, döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere;
(i) manevi tazminat olarak 10,000 EUR (on bin Euro); ve
(ii) masraf ve harcamalar için 1,500 EUR (bin bes yüz Euro) ödenmesine;
(b) yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, basit faizin uygulanacağına karar verir;
4. Basvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İngilizce olarak hazırlanmıs ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddeleri uyarınca 10 Nisan 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmistir.
Stanley Naismith Françoise Tulkens
Yazı İsleri Müdürü Baskan
* Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dıs İliskiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire
Baskanlığı tarafından Türkçeye tercüme edilmis olup, gayri resmi tercümedir.

Son Güncelleme: 08.07.2013 14:24
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol